Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Nasıl Alırdınız Kahvenizi




Düş takvimleri, birer uzvum adeta içine düşülesi bir okyanusun minvalinde seğiren gözler gibi iklimlerin, hani o kararsız iklimlerin ikilem yüklü gövdelerinden dökülen yapraklar gibi belki de sökük ruhların defolu sevinçlerinde saklı tutulan gizin latife yapan sesinden savrulan bir gemi gibi hangi limana sığınacağını da bilemeyen serkeş bir gölge benzeri.

Mutlak kaygıları var insanların şairlerinse mutlak ve muktedir olan imgeleri var.

Bazen sürtük bazen sökük bazen sürüngen misali kopçası k/ayıp düşlerin beti benzi atmış resimlerin ait olmadığı bir albüm ve coğrafya benzeri.

Külünden filan da doğmuyor hani insan:

Ölüyor ve yitiyor.

Elbet bedeni âlemde gerçek olan bu.

Ya, ulvi ve uhrevi anlamda olan nedir?

Ne öldüm ne de ölen birinin dirildiğini gördüm ama duygularım pek bir debdebeli sanırım görmek istediklerimi görüyorum görmek istemediklerimi asla.

Peyderpey tükenen bir şeyler de var insan doğasında:

Sür-git sevgi misal.

Sev, sev nereye kadar?

Aynı insanı mı yoksa farklı mizaçları mı?

Ya da bizim görmek istediğimiz midir bizi sevdiren?

Akabinde sevindiren demek isterdim ama refüze edilen bir yürek nasıl durduk yere sevinçlere boğulabilir ki?

Ve kaygı eşiği insanların elbet kişiden kişiye değişen.

Kalıtım filan da değil hani çünkü aynı anne-babadan doğan kardeşlerin kaygı eşiği ve bakış açısı o kadar farklı ki…

İstemsiz sevenler.

Kasıtlı kasıtsız nefret edebilenler.

İki kardeşin aynı insanı sevebilmesi ise sadece bir ütopyadan ibaret.

Duyguların minvalinde taş sektiren biz insanlar.

Duygular ah, duygular başımıza iş açanlar yine de genelleme yapma gibi bir hataya düşmeyeceğim çünkü duygusuz ve göçebe ruhlarla dolu soyut bir çağda yaşıyoruz hele ki teknolojinin esir aldığı ve de paranın gücü.

Düşünceler de ayrı bir hegemonya.

Hele ki yok mu o alt bilinç?

Farkına dahi varmadan alt belleğe gömdüklerimiz ve ansızın hâsıl olup dil sürçmesine dahi yol açıp nasıl da insanı zor durumda bırakabilmekte.

Hele ki çocukluktan kalan acı anılarınız var ise bir türlü unutamadığınız ama unuttuğunuzu sandığınız ve işte bir anda ruhtan ve bellekten firar eden düşünceler.

Bizler.

Biz gibi olmayanlar.

Ama birlik başlığı altında dip dibe iç içe yaşadığımız farklı mizaçtaki insanlar.

Ailemizden biri belki de.

Ya da kapı komşumuz.

Ya da iş arkadaşımız.

Farkındalık da kazandı mı insan nasıl da yorarlar sizi ve cidden boğarlar da.

Her şeye rağmen sosyal birliktelik ve de psikolojinin kıskacında bir şeylerden ödün verip bu iletişimi sürdürmek zorundayız öyle ki kendimizi dahi kollayıp koruyamadan ve de ruhumuzu kodlayamadan çünkü bizler bir toplumun öğeleriyiz mecburen bir şeyleri görmezden gelip kendimizi yorup bir şeyleri de içimizin değirmeninde öğütürken ve soruyoruz da gelenlere:

Nasıl alırdınız kahvenizi/kalbinizi?

Az şekerli mi yoksa sade mi?

Sade başlığı altında ise sunulurken onca versiyonu bir acı kahvenin de hatırı kırk sene iken ve de kırkladığımız kadar iç âlemimizi ve duygularımızı…



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Nasıl Alırdınız Kahvenizi

GÜLÜM ÇAMLISOY GÜLÜM ÇAMLISOY