Aşk Ne mi Benden Sorun Bir de
''Herkes gibi yaşasaydım
eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
rolmaya, ‘dar çevre yitikleri’nde önem kazanmaya…
Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir “ben”e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde…Bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
Ömür hanım?''(Alıntı)
Takriben bin yaşında aldatılmışlığım ve bir o kadar yaşım.
Dehşetengiz mısralar diliyorum evrenden ve Tanrının beni çok sevip bağrına b/asmasını öyle ki ağrıma giden terk edilişlerin yasını tutacak ç/ağları çoktan geçtim yasım ise demlendikçe bünyem daralıyor hal de böyle oldu mu koşullar değişmediği oranda ben değişiyorum.
Mizacımı tetikleyen yaralarım var misal bir de yamalarım.
Bazen yama tutmuyor yüreğin sökükleri bense iğneyi bir daldırıp bir çıkarıyorum sanki yüreğimin okyanusunda balık avlıyorum ve yummadığım kadar gözlerimi karanlığın aldatısında çekincelerimi yoğuruyorum hamur gibi ve gün sonunda ya şiire dönüşüyorum ya bir nesre ama esiri olmadığım kadar dünyanın da akıbetinden şüphe duyuyorum doğrusu.
Günler çekmecemde.
Geceler yastık altı.
Bir dervişe öykünüyorum ve serkeş tınısında sessizliğin evrelere b/ölünüyorum.
Sessizlik…
Hem sevdiğim hem sevmediğim.
Kalabalıklar ise haz etmediğim ama içim çok kalabalık ruhum ve belleğim hele ki alt belleğimin çekmecelerini boşalttım mı evren infilak edercesine.
O yüzden peyderpey boşaltıyorum saklı tuttuklarımı:
Zamansız gidişlerin çetelesini tutmaktan da vazgeçtim üstelik.
Geri dönmelerinin imkân dâhilinde olmadığı kadar benim gitmem de söz konusu değil hani.
Saatler ve de:
Akrep yelkovanın sırtını sokuyor yelkovan ise nazlıca ölüyor sonra diyorlar ki:
Zamanın öldürdük.
Aslında zaman bizi öldürürken ve kardeş kardeşe düşman iken ne olur ki akrep soksa yelkovanı ne olacak ki yelkovan kuyusunu kazsa dakikaların ve zaman cidden ölüyor tıpkı ölen insanlık gibi ve de öldüren.
Muştalanmış yaftalar mezarlığı misal artık kim kimi uğurluyorsa.
Akıbeti belli olmayan aşklar tuzağı ve kadın adama şehvet dolu gülüşlerle bakıyor:
Hani, nerede tek taşım? Demesine de gerek yok adam dünden zengin paraya para demeyen.
Adına aşk diyorlar aslında diyorlarmış söyleyenlerin yalancısıyım asla da merak etmiyorum.
Aşkın kıtalar aştığı bir zamandan geliyorum beni.
Sonra diğer asra ayak basıp çekincelerimi hepten gömdüğüm.
Değişen kavramlar silsilesi.
Aşkın tuzağı aşka uzaklığım oysaki aşka âşık aşka aşina bir rengim ben hatta rengârenk.
Siyahı refüze etmesem de kara olmayan bir cildim ve berrak bir hafızam var ve kayıt ediyorum geçen zamanı ve yaşadıklarımı ve de yaşamadıklarımı.
Çekmeceler doluyor.
Kalem şişiyor.
İnfilak etmemek adına yazıyorum.
Elbet adına aşk diyorlar aslında ben diyorum ve kalemimi ve aşkı hiçbir şeye değişmem tek taşa da şaşı gözlere de çünkü baktığım görüyorum gördüğümü içime çekiyorum ve içime çektiğimi yazıyorum ve de bunu adına aşk diyorum sadece aşk…
Aşk ne mi?
Benden sorun bir de…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.