Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
Altın Üye
06.07.2026 · 39 · 0 · Tahmini 5 dk okuma
PDF olarak indir

“Nakş I Ümmîd” şiirini çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Nakş I Ümmîd

sen firâk mührü dedin ya.

ben onu aldım.

kaburgamın en sessiz yerine bastım.


acıdı.

ama ses etmedim.


çünkü bazı acılar insanın namusudur.

geçmez.


geçsin diye değil zaten.

insan bazı şeyleri saklar.

bir ekmek kırıntısı gibi.

bir ceket cebinde.

bir eski türküde.

bir yarım kalan biz kelimesinin içinde.


bak ali hala şiir yazıyormuş.

demek ki bazı adamlar

susunca da yazıyor.

yazınca da susuyor.


ali de bizim gibi galiba.

bir duvar çatlağına bakıp

oradan memleket çıkarıyor.

bir çay bardağının dibinde

koca bir keder bekletiyor.

sonra kimseye göstermeden

içine döküyor.


ben de öyleyim.


sana söyleyemediğim ne varsa

gece gelip dizimin dibine oturuyor.

biri çocuk.

biri yorgun.

biri çok eski bir dağ.


hangi dağın gölgesinden çağırılsam

orası biraz daha karanlık.

hangi sokağa dönsem

içimden sürgün edilmiş bir çocuk bakıyor.


sonra bir mum yanıyor içimde.

cılız.

kızıl.

titreyen bir kalp atışı gibi.


duvarlara ilk gölgemi düşürüyor.

ben kendime bakıyorum.

kendim bana bakmıyor.


gece ağır ağır çözülüyor.

zaman bile kıskanıp yavaşlıyor sanki.

dünya usulca çekiliyor aramızdan.

ve ben anlıyorum.


ben sana yaklaşmıyorum aslında.

sen bana bulanıyorsun.


en çok da kırmızıdan.


bir ateş yakıldı içimde.

ne ısıttı beni.

ne de söndü.

sadece adını bildi.


ben o ateşle

ne ekmek pişirebildim.

ne ellerimi ısıtabildim.

sadece bekledim.

biraz kül oldum.

biraz çocuk.

biraz da sana doğru eğilen

yarım bir taş.


sen bir dağsın dedim içimden.

ben o dağın yamacında

ne yuvarlanabilen.

ne kalabilen.

bir şeyim.


adı yok.


belki sızı.

belki niyaz.

belki de insanın kendine bile söyleyemediği

o mahcup yer.


ali hala şiir yazıyormuş bak.

demek ki dünya tamamen bitmemiş.

demek ki kelimeler hala

yoksul bir sofrada ekmek gibi bölünebiliyor.

demek ki bir insan

çok yorulsa da

içinde bir harfi diri tutabiliyor.


ben de bir harf tuttum.

üşümesin diye.


ince uzun ve doğru, elif.


büyük değil.

gösterişli değil.

bir çocuğun avucunda sakladığı

kırık cam parçası kadar.


ışık vurunca

her şey biraz daha gerçek oluyor.

bazen de kırmızı oluyor.

mumun kenarında.

pencerenin buğusunda.

içimin geceye teslim olmayan

son sıcak yerinde.


sana büyük laflarla gelmem artık.

büyük laflar yoruyor insanı.

ben daha çok

kapının önünde duran

mahcup bir sessizlikle gelirim.


elimde biraz pişmanlık olur.

biraz çocukluğum.

biraz da Allaha bıraktığım

eski bir ağrı.


çünkü bazı yollar var.

varmak için değil.

kaybolmak için yürünüyor.


ben o yolda çok kayboldum.


çok içimde.

çok gecede.

çok sende.


bir pencere pervazında

bir çay bardağının içinde

bir dağ yamacında

küçük bir fırtına sakladım.


içsem dinmez.

döksen taşar.


sen gittin ya.

şehir biraz eksik sayılıyor artık.

sokaklar kendini yarım anlatıyor.

kediler bile daha sessiz geçiyor önümden.


ama bazen gece.

mum ışığının kızıllığında.

karanlık dünyama son bir sıcaklık fısıldıyor.


o zaman diyorum ki.

belki de her şey bitmedi.

belki de küllerin altında

adını bilen küçük bir köz kaldı.


annem olsaydı belki derdi ki.

evlat.

insan en çok beklerken büyür.


ben büyüdüm.

ama içimdeki çocuk hala

kapının arkasında saklanıyor.


bir tren geçiyor içimden.

düdüğü yarım.

istasyonu yok.

ne varış var.

ne dönüş.


sadece aynı cümle dönüyor duruyor.


biz.

biz.

biz.


ve ben o biz kelimesini

her gece kalbimin en kuytu yerine gömüyorum.

sabaha kadar başında bekliyorum.

kimse basmasın diye.


çünkü bazı acılar insanın namusudur.

geçmez.


ve bazı umutlar da öyledir.

bağırmaz.

kapı çalmaz.

kendini ispat etmez.


sadece kalbin ortasında durur.

yorgun.

sessiz.

ama hâlâ canlı.


benim içimdeki mühür bu işte.


nakş ı ümmîd.


firâkın üstüne basılmış.

kırmızının şahitliğinde.

mum ışığında titreyen.

küçük.

mahcup.

ama hala senden yana atan

bir mühür.


sen firâk dedin ya.

ben o kelimeyi alıp

mutfağın en karanlık çekmecesine koydum.


çünkü bazı kelimeler

insanın üstüne giydiği eski bir hırka gibi.

ne ısıtır.

ne atmaya kıyarsın.


gece kaburgalarına mühür basarken

ben de içimdeki çocuklara sayım yaptım.

biri eksik.

biri küsmüş.

biri hâlâ kapıda bekliyor.


dedim ki.

ey gönlüm.

bu kadar ağlama.

bak çay soğudu.

bak dünya dönüyor.

bak Allah hala sabahı getiriyor.


sen zannetme ki.

ben senden kalan izleri

zamanın avucuna bıraktım.


ben onları sakladım.

bir mendilin kenarına.

bir eski duanın arasına.

bir de adını anınca

elim ayağımın birbirine karıştığı

o mahcup yere.


sen gittin sanma.

gidenlerin hepsi gitmez.

bazısı insanın içinde

perde arkasında oturur.

ses etmez.

ama bütün evi o doldurur.


ben seni unutmadım.

unutmak büyük iş.

ben daha küçük işleri bile beceremiyorum.

mesela bir bardağı kırmadan yıkamayı.

mesela susarken dağılmamayı.

mesela iyiymiş gibi durmayı.


hasret dediğin şey de

öyle uzak yol falan değilmiş.

insanın kendi göğsünde

yerini bulamayan bir kuşmuş.


çırpındıkça

kalp kanıyor.


ama bak.

ben firakın karşısına

küçük bir mühür koydum bugün.


adı ümmîd.


çok büyük değil.

öyle saray kapısı gibi de değil.

bir çocuğun avucunda sakladığı

renkli cam parçası kadar.


ama ışık vurunca

her şeyi değiştiriyor.


sen ayrılık dedin.

ben içimden dedim ki.

belki.


sen gece dedin.

ben dedim ki.

sabah da var.


sen gözlerinin karasına yenileceğim dedin.

ben başımı eğdim.

çünkü bazı yenilgiler

insanı küçültmez.

sadece diz çöktürür.


ve ben.

bu defa diz çökmeyi

yenilmek sanmadım.


bir kapının önündeyim yine.

ama bu kez yalvarmıyorum.

sadece beklemeyi öğreniyorum.


nefsim susuyor biraz.

kalbim hâlâ acemi.

aklım desen.

zaten eski bir valiz.

içinde kırık taraklar.

yarım biletler.

ve sana giden yolların buruşmuş haritası.


ben seni bir ömür eksilten yerden değil.

bir ömür düşündüren yerden sevdim.


bunu kimse bilmesin.

bunu gece bilsin.

bir de rabbim.


eğer bir gün

firak mühürlerini sökerse göğsümüzden

el fettahın ince rahmeti.


ben sana

koşa koşa değil.

mahcup mahcup gelirim.


elimde büyük laflar olmaz.

biraz sükût.

biraz pişmanlık.

biraz da çocukluğumdan kalma

temiz bir yer.


ve derim ki.


bak.

bütün karanlıkların içinden

bir küçük mühür sakladım sana.


nakş ı ümmîd.


yani.

kalbe basılmış

en uslu umut.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Nakş I Ümmîd

erdmoztrk erdmoztrk