Çöp Ev Hikaye
Öteki ruhların hezimetine uğrayan yine utkuna tutkun yarım ağız sevdam.
Mezarında can çekişen değil de ölümün umarsızlığını sineye çeken.
Şimdim çalındı madem yeni güne uzanırım belki dokunulmazlığım belki dokunulmasına izin vermediğim.
Ölümü sahipleniyorum ne de olsa defalarca tatmış bu duyguyu ya da duygu ötesi varlığın titrek titrine bir buse kondururken ölüm meleği.
Satırlarda düşkün kelimeler hem nazire eden hem kendini kınayan hele ki işi gücü kendisi ise insanın en azından insanlığın kenarından geçmemiş kayıp güncelerini yok sayıyorum mahkûm kılındığım kadar mahrum bırakıldığım.
Kıtalara doluşan kirler.
Çöp evler.
Çöp adamım belki de yine içinin çöpünden binalar inşa eden.
Dünümü emekli etti Tanrı aslında daha da mesaiden yana taviz vermezdim.
Erkeğin elinin kiri, diyenlerin bir adım öncesiyim ne de olsa kadınım yine kadınlığıma kasıt değil de deliller sunan evrenin yüz karası pisliğini temizliyorum sabahın köründe düşüp yola yüzüme taktığım o maske.
Tanınmazlığın utkundayım belli ki mecalim kadar mealim de görünmezliğin dumura uğramış kinayesinde ben iki büklüm tozunu alıyorum ruhlarının sokakların.
Bir adama düşüyor yolum ama adam gibi adam.
Çöpleri bile tutkulu.
Çöpleri bile derli toplu.
Ama istifleneni görmeyip şeklen süpürüyorum önünü evinin. Her seferinde başını uzatıp selam çakıyor.
Lebi derya aşkların eridiği bir yürek ya da zanların tüketildiği ve ermekle erimek arasında gidip gelen.
Bayağı zaman geçti üzerinden ama unutmam ne mümkün.
Kanlı bir el çantası idi kapının önünde duran: evet, hem de yeni ve oldukça pahalı.
Kandan ırak olsun yeter ki yaralar deyip, aldım usulca ve açtım içini.
Kanlı bir mendildi içini işgal eden çantanın.
Sormadım da neden, diye. Soramazdım. Ne de olsa mahremiyeti kutsayan bir Yaratıcının kullarıyız gerçi çöplerde hep kirli çamaşırlara rast gelip görmezden geldiğim.
Ertesi gün bir cenazeye rast geldim.
‘’Kimlerden?’’
Bu sorunun muhatabı ben değildim yine de cevap verdim.
‘’Mekânı cennet olsun.’’
Kirli yüreği gözlerinden fışkıran esmer kadın söylendi yine sorunun ve cevabın muhatabı.
‘’Hadi, oradan. Kadının kime hayrı dokundu da mekânı cennet olacak?’’
Şaşırmamıştım ne de olsa ölüler hep mutlu eder ölü vicdanları.
Şaşırmış gibi de yapmadım.
‘’Şaşkaloz karı…’’
Kimdi ki bu sıfatın muhatabı?
Öykündüm ama masumiyetin ricasına yanıtsız kalmayıp.
‘’Ölülerin arkasından…’’demeye kalmadan…
‘’Git de sen devam et el-âlemin pisliğini süpürmeye.’’
Aşınan vicdandan yürek aşımına uğramış zehirli sözcükler…
‘’En azından sokakları temizleyebiliyorduk ah, bir de…’’
Demedim tabii ki ne de olsa sicilim zarar görebilirdi ne de olsa devlette çalışan bir memurdum susmaya mecbur ve suskun kalmaya yine de şu kadına iyi bir cevap vermek isterdim hani… neyse.
Ben devam ettim işime kaldığım yerden bir yandan da Fatiha okuyordum çantanın sahibesi rahmetliye.
Bir adam çıkageldi derken. Oydu işte.
Nasıl tanımazdım ne de olsa insanlar kolay kolay selam vermezdi yolu süpüren bir temizlik işçisine.
Göz ucuyla baktım. Belli ki rahmetlinin tek yakınıydı. Aksayan ayağına takıldı gözlerim. Onun sağ ayağı idi aksayan. Benimki ise soldu. Solum gibi tutuk, solum gibi yaralı… sol ayağım hep aksardı tıpkı seğiren sol gözümden dökülen o bir damla yaş gibi ama içime akıttım ben insanlığımı.
Cenaze evi gibi.
Hem sesli hem sessiz.
Zaman geçmişti aradan ve hala çöpleri düzenle yerleştiriyordu kapının önüne.
Derken büyümeye başladı içimdeki merak.
Kıtalar aşabilirdim hani içimdeki azgın yürekle.
Aslında masum.
Aslında kendi halinde.
Belki de delişmen olmaya muktedir ama sessizliği ile yaşamayı şeref bilmiş.
Merak duygumu yenemedim işte ve o gece iş dönüşü ama yolumun üstü de değildi hani.
Gittim ve çaldım kapısını.
Kapının önünde tomar tomar gazete yığılıydı. Tarihine gözüm ilişti en üsttekinin.
Aman Allah’ım, deyip bir ıslık çıktı ansızın dudaklarımdan.
Ne yani, bu adam yirmi yıllık gazeteleri mi saklıyordu evinde? Yok, yok kapının önünde…
Çok merak etmiştim doğrusu ve hala kapı açılmamıştı da.
İçeriden bir yanık kokusu geliyordu yoksa ev mi tutuşmuştu?
Derken kapı usulca açıldı.
Bir ayağında kırmızı diğerinde mavi bir terlik yine birbirinden bağımsız.
Elinde bir bıçak ve sırtında yırtık bir yelek.
‘’Merhaba’’
Dedim de biliyordum karşılığı olmayacağını.
Yanılmıştım oysa.
‘’Hoş geldin’’ dedi.
Hoş mu gelmiştim yoksa elim boş mu?
‘’Nereden başlayayım?’’ der demez ardına kadar açtı kapıyı. İçerisi bir felaketti. Değil ben tüm mesai arkadaşlarım bu evi günlerce temizleyemezdik yoksa temizlemesek de olur muydu?
Gülümsedi bizimki.
Gülümsedim ben de.
Bir çift terlik uzattı ne de evi kirletmeye hakkım yoktu.
Girdim içeri ve hikayemiz işte tam da burada başladı.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.