Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Kapının Önündeki Sandalye

Kapının Önündeki Sandalye



Kapının Önündeki Sandalye


Kasabanın en eski sokağında, duvarları yer yer dökülmüş küçük bir ev vardı. Evin önünde her akşam aynı saatte dışarı çıkarılan tahta bir sandalye dururdu. Sandalyeye, beyaz sakallı, ince yüzlü bir adam otururdu. Kimse onun adını tam olarak bilmezdi. Kimi Hasan derdi, kimi Salih. Çocuklar ise ona yalnızca “İhtiyar” diye seslenirdi. O da buna kızmaz, başını kaldırıp hafifçe gülümserdi. İnsan belli bir yaştan sonra adını değil, kendisine seslenen birinin olup olmadığını önemsiyordu belki de.


Her akşam güneş, karşıdaki evlerin kiremitlerine eğilirken ihtiyar sandalyesine oturur, sokağın başına bakardı. Sanki birini bekliyordu.


Bakkalın çırağı ekmek taşırken onu görür, selam verirdi.


“Yine mi bekliyorsun, dede?” diye sordu bir gün.


İhtiyar gözünü sokağın başından ayırmadan cevap verdi:


“Beklemiyorum.”


“Öyleyse neden hep oraya bakıyorsun?”


Adam bir süre sustu.


“İnsan bazen gelmeyecek olana da bakar.”


Çırak bu sözden pek bir şey anlamadı. Gençti. Gençlik, her gidenin dönebileceğine, her kırılanın onarılabileceğine inanır. Bazı kapıların bir kez kapandığını henüz bilmez.


İhtiyarın yıllar önce bir oğlu varmış. Kasabadan ayrılmış, büyük şehre gitmiş. Önceleri mektuplar göndermiş. Sonra mektuplar seyrekleşmiş. Bir zaman sonra tamamen kesilmiş.


Kasabalılar, oğlunun babasını unuttuğunu söylerdi.


Oysa unutmak kolay bir kelimeydi. Bir insanın başka bir insanı neden aramadığını kim bilebilirdi? Belki utancından, belki yoksulluğundan, belki de dönecek yüzü kalmadığından. İnsanlar başkalarının sessizliğine hemen bir anlam bulur; kendi sessizliklerinin sebebini ise yıllarca çözemez.


Bir sonbahar akşamı yağmur başladı.


Sokak kısa sürede boşaldı. Dükkânlar kapandı, çocuklar evlerine koştu. İhtiyar yine sandalyesindeydi.


Bakkal dışarı çıkıp seslendi:


“Amca, içeri gir. Islanacaksın.”


İhtiyar elini kaldırdı.


“Biraz daha oturayım.”


“Bu yağmurda kim gelecek?”


Adam bu kez sokağa değil, bakkala baktı.


“Kimsenin gelmeyeceğini bilmek, beklemeye engel değil evlat.”


Yağmur hızlandı. Sandalyenin tahtaları karardı. İhtiyarın omuzlarından su damlıyordu. Fakat kalkmadı.


O gece eve geç girdi.


Ertesi akşam sandalye kapının önüne çıkarılmadı.


Bir sonraki akşam da çıkarılmadı.


Üçüncü gün bakkal, ihtiyarın evine gitti. Kapıyı komşular açtı. İhtiyar gece uykusunda ölmüştü. Yüzünde, uzun zamandır görmedikleri kadar sakin bir ifade varmış.


Kapının yanındaki küçük masada sararmış bir zarf duruyordu. Zarfın üzerinde oğlunun adı yazılıydı. İçindeki mektupta yalnızca birkaç cümle vardı:


“Ben iyiyim oğlum. Sen de iyi ol. Dönmek istersen kapı açık. Dönemezsen de bil ki seni beklediğim için sana kızgın değilim.”


Mektup hiç gönderilmemişti.


Belki adresi bilinmiyordu. Belki ihtiyar, göndermeye cesaret edememişti. Belki de bazı mektuplar sahibine ulaşmak için değil, insanın içinde biriken yükü biraz olsun hafifletmek için yazılır.


O günden sonra sandalye uzun süre kapının önünde kaldı.


Kimse üzerine oturmadı.


Çocuklar koşarken ona çarpmamaya dikkat etti. Bakkal her sabah dükkânını açtığında sandalyeye bakıp selam verdi. Sokağın başından geçen yabancılar ise onun neden orada durduğunu hiç bilmedi.


Fakat bazı eşyalar, sahipleri öldükten sonra da beklemeyi sürdürür.


Çünkü insan gider.


Bekleyiş kalır.


Mehmet Aluç

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Kapının Önündeki Sandalye

Kapının Önündeki Sandalye

kul mehmet kul mehmet