Babamın Ceketi
Babamın Ceketi
Babamın bir ceketi vardı. Kahverengiydi. Dirsekleri yılların sürtünmesinden parlamış, cebinin iç astarı birkaç kez değiştirilmişti. Annem ne zaman "Artık şunu bıraksan." dese, babam aynı cevabı verirdi:
"İnsan bazı elbiseleri giymeyi değil, hatırlamayı bırakır."
Çocukken bu sözü anlayamazdım. Babam kasabanın fırınında çalışırdı. Daha güneş doğmadan evden çıkar, biz uyanmadan ekmek kokusuna karışırdı. Akşam geldiğinde yüzü un içinde olur, elleri sıcaktan kıpkırmızı kesilirdi. Ama ne kadar yorulursa yorulsun, cebinden mutlaka iki sıcak simit çıkarırdı. Birini bana uzatır, diğerini annemin önüne koyardı.
Annem her seferinde sitem ederdi.
"Yine para vermişsin."
Babam gülerdi.
"Evde sıcak bir şey eksik kalmasın."
Yıllar geçti.
Önce ben büyüdüm, sonra babam yaşlandı.
Bir sabah aynanın karşısında saçlarını tararken beyazlarını fark ettim. Meğer ben çocukluğumu yaşarken, babam ihtiyarlığını sessizce örüyormuş. Emekli olduğu gün eve elinde küçük bir kutuyla geldi. İçinden yepyeni bir ceket çıktı.
Annem sevindi.
"İşte şimdi olmuş."
Babam eski ceketini katladı. Dolabın en üst rafına koydu.
Bir daha hiç giymedi. Aradan aylar geçti. Bir akşam elektrikler kesildi. Annem mum yakarken babam sessizce eski ceketi raftan indirdi. Tozunu silmedi. Kokladı. İnsan bazen bir kumaşı değil, yıllar önceki bir akşamı koklarmış; bunu ilk defa o gece öğrendim.
"Biliyor musun?" dedi.
"Bu ceketin cebinde hep un kokusu vardı. Eve gelirken size aldığım simitlerin sıcaklığı da kalırdı. Şimdi ikisi de yok."
Ne annem konuşabildi ne ben. Çünkü bazı cümleler cevap beklemez. Ertesi sabah babam hastaneye kaldırıldı. Doktorlar günlerce uğraştı. Biz günlerce umut ettik. Sonunda eve döndü. Ama bu kez yürüyerek değil... O gün annem dolabın kapağını açtı. Yeni cekete uzun uzun baktı. Sonra onu hiç ellemeyip eski kahverengi ceketi çıkardı.
Tabutun üzerine usulca örttü.
Kimse nedenini sormadı. Çünkü o ceket, babamın üstüne giydiği bir elbise değildi. Bizim çocukluğumuzdu. Aylar sonra annem evi toplarken bütün eşyaları dağıttı. Eski perdeler gitti. Koltuklar değişti. Mutfak yenilendi. Sadece o ceket olduğu yerde kaldı. Bir gün dayanamadım.
"Anne, bunu neden kaldırmıyorsun?"
Elini ceketin omzuna koydu.
"Evladım..." dedi.
"İnsan bazen bir eşyayı saklamaz."
Başını eğdi.
"Bir sesi kaybetmemek için yanında tutar."
O gün cekete ilk defa dikkatle baktım. Dirsekleri aşınmıştı. Düğmeleri gevşemişti. Ceplerinde hiçbir şey yoktu. Ama ben elimi içine uzatınca, çocukluğum hâlâ sıcacıktı.
O günden sonra ne zaman fırından yeni çıkmış ekmek kokusu duysam, dönüp arkama bakıyorum. Aklım hâlâ biliyor... Babam gelmeyecek. Ama kalbim, sokağın başında kahverengi ceketli bir adamı her gördüğünde, çocukluğumu bir kez daha eve uğrayacakmış gibi sanıyorum...
Mehmet Aluç
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.