Yerim Böyle Sanatı Hatta İçine Bile Ederim 1 Bölüm
YERİM BÖYLE SANATI. HATTA İÇİNE BİLE EDERİM. 1. BÖLÜM
Bugün biraz sanattan ve sanat eserlerini yorumlamaktan konuşacağım.
Yahu durun. Hemen itiraz etmeyin ‘’Sen sanattan ne anlarsın?’’ Diye.
Ben anlamıyorum zaten. Anlayanların ne anladıklarını ve bizlere ne anlattıklarını anlatacağım.
Neyse başlayayım yazmaya ne anlatmak istediğimi anlayacaksınız zaten.
******
Efendim, İtalya’da Maurizo Cattelan adında bir sanatçı var. Adam heykel sanatçısı olarak biliniyor ama Migel Angelo veya Leonardo da Vinci gibi bir mermer kütlesini yonta yonta heykel haline getiren bir heykel sanatçısı değil. Bu apayrı bir şey fotoğraflardan da hemen anlayacağınız üzere. ( Kendisi : 1 No’lu fotoğraf ),
1960 Doğumlu bu kişinin anası bir temizlik işçisi, babası da bir kamyon şoförü imiş.
Sanatla ilgili hiç bir eğitim almamış.
Mizahı çok seven ve hayatta her şeye karşı hem mizah hem de muhalif bir tavır takınan Maurizo Cattelan’ın ilk ve dünyaca ses getiren eseri de ne olmuş biliyor musunuz?
2 No’lu fotoğrafa bakın o zaman… Hah işte o gördüğünüz ve günümüzde aşağı yukarı herkesin yaptığı o hareketin fotoğrafı Maurizo Cattelan’ı tüm dünyaya tanıtmış.
Maurizio Cattelan "El kalbi" (ters el kalbi işareti) olarak bilinen bu ilk eserini "Family Syntax" (Aile Sözlüğü / Aile Sentezi) adıyla 1989 yılında fotoğraf olarak üretti.
Millet geliyor bu sanat eserinin(!) başına ve başlıyor ahkam kesmeye: ‘’ Aman ne kadar anlamlı, ne kadar güzel, sevgiyi en güzel ifade eden hareket. Sevgi denen kavramın sanatsal bilmem nesinin bilmem nesi…’’
Yahut da ‘’ Görüyor musunuz sinyor/veya sinyorina? Bu müthiş eserde sanatçı, Romeo’nun Jülyet’e olan aşkının sürrealist izdüşümünden hareketle yaptığı çıkarım sonucunda spesifik ve ampirik edinimler edinmiş. ‘’
Bir taraftan salak salak fotoğrafa bakarken öte taraftan fotoğrafa bakıp bakıp sanatsal konuşmalar ve dahi çıkarımlar yapan üstadların ne demeye çalıştıklarını çözmeye çalışıyorsunuz ama bence nafile bir uğraş. (‘’ Bence ‘’ nin altını bir daha çizelim zira ben sanattan anlamıyorum. )
O değil de bir Allah’ın kulu da demiyor: ‘’ Korelilerin ‘’ Seni seviyorum ‘’ işaretinden araklanmış bir şey işte. Abartmaya gerek yok.’’
Herif bir anda meşhur oluyor vesselam.
Düşünün ki benim dokuz yaşındaki torunum bile ‘’ Dedeeeeee’’ dedikten sonra ‘’Seni seviyorum ‘’ diyeceğine bu işareti yapıyor.
Bir kaç gün önce televizyonda seyrettim: Tokat Belediyesinin düzenlediği Uluslararası Ersan Turan Kick Boks Organizasyonunda iki bayan sporcu birbirlerinin ağzını, burnunu dağıttı. Her ikisinin de kaşı açıldı. Kan revan içinde kaldılar. Maç bitti. Sonra gördüğünüz o seni seviyorum işareti yaptılar. Nasıl sevgiyse artık.
{Bu arada gerek devletimizin gerek Tokat Belediyesinin bayanları böyle yarı çıplak ve kasksız, herhangi bir güvenlik önlemi olmaksızın dövüştürmesine, bu vahşete nasıl izin verdiğini da anlayamıyorum doğrusu. }
Neyse efendim. Herif meşhur oldu ya, artık ne yapsa sanat… Uçsa da sanat, sı.sa da sanat.
1997’de adı Tiramisu olan ölmüş bir yarış atı buldu bizim Maurizo Cattelan. Atı aldı, bir güzel tahnit edip içini doldurdu ve meydana getirdiği bu muhteşem esere ‘’ Novecento ‘’ ( Dokuzyüz ) adını verdi ve götürüp İtalya’nın Torino kentindeki Castello di Rivoli Müzesinin tavanına astı.( 3 No’lu fotoğraf )
Yahu o değil de, o müzeye yanında bir minicik bir süs köpeğiyle girmeye kalksan ne görgüsüzlüğünü bırakırlar ne hanzoluğunu ama herif müzeye at soktu. Hem de ölmüş at soktu ama kimsenin itirazı olmadı. Dahası millet, tavandan aşağı sarkan ölmüş ata bakıp bakıp sanatçının 20. Yüzyılın yükünü, yorgunluğunu ve tarihi trajedilerini simgeleyen melankolik bir eser yarattığından dem vurdu. Atın ayaklarının yere basmaması da çaresizliği, tarihsel bir çıkmazı simgeliyormuş…
Bana göre sadece ve sadece tavana asılmış, doldurulmuş bir at, sanattan anlayanlara neler anlatmıyor ki? Hatta bazı eleştirmenlerin yanında dursanız onlar anlatırken, ‘’ Kahrolsun, Faşizm, Kahrolsun sömürü düzeni. ‘’ Diye bağırarak müzeden dışarı fırlamanız işten bile değil.
Ama Maurizo Cattelan’ın muhteşem (!) eserleri bu kadar değil elbette. Adam bir kere gazı aldı ya. Ardında da bir sürü sanat eleştirmeni ve sanattan anlayan insan olunca ‘’Lan dur. Şu Papaya da bir dokunayım.’’ Dedi.
Adam aldı zamanın Papası II. Jean Poul’u, kırmızı bir halı üzerine koydu. Papa hazretleri boylu boyunca uzanmış vaziyette.
Neden boylu boyunca uzanmış?
Çünkü üzerine bir meteor düşmüş.
Sonra onu da tavana astı. (4 No’lu fotoğraf )
Peki bu heykelin bir adı var mı?
Olmaz mı? Heykelin adı ‘’ Nova Ora ‘’ yani ‘’ Dokuzuncu Saat. Hani Hz. İsa saat dokuzda ölmüştü ya işte ona izafeten.
Peki bu heykelde ne demek istiyordu sanatçı?
Demek istiyordu ki ‘’Papa da olsan fark etmiyor. Neticede sen de ölümlüsün. Bir bakmışsın kafana gökten bir meteor düşmüş, beklemedik bir anda nalları dikmişsin.’’
Bir yerde bizim ‘’ Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, güvenme zenginliğine bir kıvılcım yeter’’ Atasözümüzün verdiği mesajı veriyor.
Yahu o değil de bizde ‘’ Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var.’’ Gibi bir muhteşem öz deyiş var ve bunun heykelini yapmak kimsenin aklına gelmemişken herif, papanın üzerine meteor yağdırıp bal mumundan heykelini yapıyor iyi mi?
Papa hazretleri de ‘’ Ulan oğlum beni göktaşı ile uyarmana gerek yok. Mehmet Ali Ağca az daha tahtalıköye gönderiyordu. O bakımdan her türlü ani ölüme hazırım ‘’ Filan demiyor. Demeyince de millet bu muazzam sanat eserini seyretmek ve dahi bu şaheser hakkında ahkam kesmek için koşuyor İsviçre'nin Basel kentindeki Kunsthalle Basel’e. [ İlk burada 1999’da sergilendi bu balmumu heykel. Daha sonra sergilenmediği yer kalmadı adeta. ]
Adam dünyaca ünlü ya artık, 2010 Yılında İtalya Milano Belediyesi ‘’ Senden şehrimiz için şöyle anlamlı, muhteşem, herkese parmak ısırtacak bir heykel rica edebilir miyiz? Ücret neyse öderiz’’ Diyor. Mauro Cattelan ‘’ Para önemli değil. Yaparım ama tek şartım var. Yapacağım heykel, Milano Borsasının tam karşısına dikilecek.’’ Diyor ve şartı kabul edilince de 2010 yılında Fotoğrafta gördüğünüz heykeli dikiyor Milano Borsasının önüne. ( 5 No’lu fotoğraf )
Efendim, adı L.O.V.E ( yani aşk ) olan bu heykel bize ‘’ Küresel finans kapitalizmine, ekonomik düzene, faşist geçmişe ve dini fanatizme karşı isyankar bir meydan okumayı’’ anlatıyormuş.
Yahu tamam küresel finans kapitalizmine, ekonomik düzene, faşist geçmişe ve dini fanatizme o parmak işaretini yapmasını anladık da heykelin adı neden L.O.V.E ? Aşkla ne alakası var o parmağın? Hani Amasya’da dikilmiş olsa anlayacağız. Neticede ‘’Amasya’nın parmağı ( Bardağı değildir aslı ) biri olmazsa biri ‘’ ama Milano ve Borsa ve daha da önemlisi aşk ne alaka?
Neyse başta da dedim ya ben ne anlarım sanattan.
‘’ Hocam ! Anlatıp duruyorsun tamam da ‘’ Yerim böyle sanatı, hatta içine bile ederim ‘’ bayağı ağır değil mi.’’ Diyenler olmuştur.
Hemen söyleyeyim sanatı yiyen de içine eden de ben değilim. Bu eserlere (!) milyon dolarlar verenler bu sanat eserlerini hem yiyor hem de içine ediyorlar.
Nasıl mı?
Gelecek bölümde inşallah.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.