Oysa Ne Çok İnsan Vardı
Oysa Ne Çok İnsan Vardı
Sabah, yüzüme dokunmadan geçti bugün,
bir başka sabahın iziydi belki
penceremde unutulan o solgun aydınlık.
Elimde tuttuğum şey
bir içecekten çok
geçmişe açılan küçük bir kapıydı sanki.
Dudaklarıma değdikçe
çocukluğumdan bir ses geldi,
sonra sustu.
İnsan bazen
bir sokağın başında kalır öylece;
gidecek yeri vardır da
dönmeye cesareti yoktur.
Kalabalıkların içinden geçtim,
kimse omzuma değmedi.
Oysa ne çok insan vardı
birbirine yetişen,
birbirine benzeyen,
birbirini bekleyen...
Ben hiçbirine yetişemedim.
Uzaklarda bıraktığım bir ev vardı,
kapısı hâlâ açılır mı bilmem.
Bir pencerenin önünde
adımı hatırlayan biri var mıdır,
onu da bilmiyorum.
Bazen insanın memleketi
bir haritada bulunmaz;
bir annenin sesinde,
eski bir sandığın kokusunda,
duvarda asılı duran
solmuş bir fotoğrafta saklanır.
Ben bugün
o fotoğrafın içinden geçtim sanki.
Sonra gökyüzü değişti.
Birdenbire çoğalan sesler
içimdeki sessizliği bastırmaya çalıştı.
Ben sustum.
Çünkü bazı şeyler
söylendikçe küçülür.
İçimde büyüttüğüm o uzaklık
bir adım daha yaklaştı bana.
Elimi uzatsam
dokunacak kadar yakın,
ardından kaybolacak kadar uzak...
Ve anladım:
İnsan bazen
bir yere değil,
kendine dönemiyor.
Akşam çökerken
şehir bütün ışıklarını yaktı.
Ben ise
içimde yıllardır açık duran
tek bir ışığı kapatamadım.
Bir kapı vardı içimde,
yıllardır kimse çalmıyordu.
Anahtarını kaybetmedim,
sadece açmaya
korktum.
Çünkü bazı odalarda
insan kendisiyle karşılaşır.
Ben,
duvarlarda asılı kalan
eski bir sesin peşinden yürüdüm.
Her adımda
başka bir mevsim çıktı karşıma.
Bir çocuk vardı içimde,
elleri ceplerinde,
dünyaya hâlâ inanıyordu.
Ona yetişmek istedim.
Yetişemedim.
Aramıza yıllar girmişti;
ben büyümüştüm,
o beklemekten yorulmuştu.
Bir akşam
gölgemi önümde gördüm.
Benden önce gidiyordu.
Seslendim.
Dönmedi.
İşte o zaman anladım;
insan bazen
kendi hayatının gerisinde kalıyor.
Ne kadar koşarsa koşsun
bazı günlere yetişemiyor.
Bazı vedalar
bir insanın ardından kapanmıyor,
içinde açık kalıyor.
Ve sen
her sabah yeniden uyanırken
aynı eksikliği
başka bir yüzle karşılıyorsun.
Bir sokak geçiyorsun,
bir koku duyuyorsun,
uzaktan bir kapı kapanıyor...
Birden
yıllar önce bıraktığın yer
içinde yeniden kuruluyor.
Kimse bilmiyor.
Kimse anlamıyor.
Sen de anlatmıyorsun.
Çünkü bazı yaraların
adı yoktur.
Sadece
insanın konuşurken
bir yerde durup
neden sustuğunu anlarsın.
Gece ilerliyor.
Şehir yavaşça çekiliyor kendinden.
Ben hâlâ aynı yerdeyim.
Elimde geçmişten kalma
küçük bir ihtimal,
cebimde dönmeye
yetmeyecek kadar az cesaret,
kalbimde ise
kimsenin bilmediği
uzun bir yol...
Yürüyorum.
Nereye vardığımı sormadan.
Belki de bütün mesele budur:
İnsan bazen
varacağı yeri değil,
yolda kim olduğunu
öğrenir.
Sonra bir gün
hiç beklemediğim bir yerde
bir ses duydum.
Öyle yüksek değildi.
Kalabalığın arasından
sadece bana değen
ince bir sesti.
Başımı çevirdim.
Bazı karşılaşmalar vardır,
insan onları yaşamadan önce
eksikliğini bilmez.
Sen oradaydın.
Ne geçmişten söz ettin,
ne de benden bir şey sordun.
Sadece baktın.
Ben yıllardır
kendime bile anlatamadığım
onca şeyi
o bakışın içinde buldum.
Garipti.
İnsan bazen
bir yabancının yüzünde
kendi evinin kapısını görür mü?
Gördüm.
Bir anlığına
zamanın bütün hesapları bozuldu.
Dün,
yarın,
yarım bırakılmış cümleler...
Hepsi sustu.
Sen yürüdün.
Ben olduğum yerde kaldım.
Ardından bakmadım.
Çünkü bazı insanlar
arkalarından bakılarak değil,
içinde taşınarak kaybedilir.
O gün eve dönerken
sokaklar aynı değildi.
Ağaçların gölgesi
daha uzun,
akşam daha yumuşaktı.
İçimde yıllardır kapalı duran
bir pencere
kendiliğinden açılmıştı.
İçeri ne girdi,
bilmiyorum.
Belki umut değildi.
Umut demeye
henüz cesaret edemediğim
bir şeydi.
O gece
ilk defa geçmişi düşünmeden
geleceğe baktım.
Ve kendi kendime sordum:
Bir insan
hiç tanımadığı birini
neden bu kadar eski bulur?
Cevabı yoktu.
Belki de bazı karşılaşmalar
tanışmak için değil,
hatırlamak içindir.
Ben seni
o gün tanımadım.
Sanki yıllardır
bir yerlerde bekliyordun da
ben
geç kalmıştım.
— Siz hep böyle mi bakarsınız insanlara?
Şaşırdım.
— Nasıl bakıyormuşum?
Gülümsedi.
— Sanki bir şey söyleyecekmişsiniz de
son anda vazgeçmişsiniz gibi.
İlk defa o zaman
gözlerimi kaçırmadım.
— Belki de söyleyecek bir şeyim yoktur.
— İnsanların söyleyecek sözü bitmez.
— Benimkiler biraz eskidi.
Kaşlarını kaldırdı.
— Söz de eskir mi?
— Bazıları eskir.
— Peki, ne yapılır eskimiş sözlerle?
Bir an düşündüm.
— Saklanır.
— Neden?
— Atmaya kıyamazsın.
Güldü.
— Siz biraz garipsiniz.
— Bunu daha önce de söylediler.
— Kötü bir şey mi?
— Hayır.
— Sevindim.
— Neye?
— Garip insanlar daha çok hatırlanıyor.
Bu kez ben güldüm.
Belki de uzun zamandır
ilk defa içimden gelerek.
Bir sessizlik oldu.
Ama rahatsız edenlerden değildi.
İki insanın
aynı cümleyi düşünmeden
aynı suskunlukta buluşması gibiydi.
Sonra sordu:
— Burada kimi bekliyorsunuz?
— Kimseyi.
— O zaman neden bekliyorsunuz?
Sorunun kolay olduğunu sandım.
Değilmiş.
— Bilmiyorum.
Başını hafifçe eğdi.
— İnsan bilmediği şeyi bu kadar uzun bekler mi?
— Bekliyorsa
demek ki biliyordur.
— Ne biliyordur?
— Bir gün geleceğini.
Bu kez o sustu.
Gözlerinde
az önceki gülümsemeden başka
bir şey belirdi.
Belki merak.
Belki hüzün.
Belki de benim adını koyamadığım
o eski duygu.
Gitmek için bir adım attı.
Sonra durdu.
— Yarın da burada olacak mısınız?
İçimde bir yer
yıllardır ilk defa
aceleyle ayağa kalktı.
Ama belli etmedim.
— Bilmem.
Gülümsedi.
— O zaman ben de bilmiyorum.
Ve gitti.
Arkasından bakmadım.
Bu defa
gitmesini istemediğim için değil;
kalmasını isteyecek kadar
çok şey hissettiğimi
kendime bile söylemeye korktuğum için.
O gün anladım:
Bazı insanlar hayatımıza
kapıyı çalarak girmez.
Bir cümle bırakır,
sonra gider.
Sen bütün gece
o cümlenin içinde yaşarsın.
Mehmet Aluç
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.