Kırık Saat 1
KIRIK SAAT 1
Saat tam üçü on iki geçiyordu. Ali, dükkânın kepengini indirmek üzereyken vitrindeki eski saatin birden çalıştığını fark etti. Yıllardır durmuş olan saat, önce küçük bir tıkırtıyla hareket etmiş, ardından akreple yelkovan ağır ağır ilerlemeye başlamıştı. Ali elindeki anahtarı bıraktı ve vitrinin önünde durdu. Saati ne zaman tamir ettiğini hatırlamaya çalıştı ama böyle bir şey yapmadığını biliyordu. Saat üçü on iki geçiyordu.
Bu saatin onun için neden önemli olduğunu yıllardır kimseye anlatmamıştı.
Dükkânı kapattıktan sonra eve gitmek yerine vitrinin önünde oturdu. Yağmur başlamıştı. Sokağın karşısındaki lambanın altında su birikintileri oluşuyor, geçen arabaların tekerlekleri kaldırıma ince bir su tabakası bırakıyordu. Ali cebinden telefonunu çıkardı. Ekranda birkaç cevapsız arama vardı. Hiçbirini geri aramadı.
Çünkü akşamüstü dükkâna gelen yaşlı adamın söyledikleri hâlâ kulağındaydı.
“Bu saati tanıdınız mı?”
Ali o zaman saatin kapağına bakmış, üzerinde yıllardır silinmiş sandığı küçük çizikleri fark etmişti.
“Bu saat babamındı,” demişti.
Yaşlı adam başını sallamıştı.
“Biliyorum.”
Ali'nin yüzündeki ifade değişmişti.
“Beni nereden tanıyorsunuz?”
Yaşlı adam cevap vermeden cebinden katlanmış bir kâğıt çıkarmıştı. Kâğıdı Ali'ye uzatırken yalnızca, “Bunu okumadan önce annenle konuş,” demişti.
Ali kâğıdı almamıştı.
“Annem yıllar önce öldü.”
Yaşlı adam bir süre susmuş, sonra dükkânın kapısına yönelmişti.
“Öyleyse artık konuşmanın zamanı gelmiş demektir.”
Ve gitmişti.
Ali o günden sonra ilk kez babasını düşünmüştü.
Babası öldüğünde Ali on yedi yaşındaydı. Cenazeden sonra evde kalan eşyaların çoğu satılmış, bir kısmı dağıtılmış, geriye yalnızca birkaç fotoğraf ve bu saat kalmıştı. Annesi saati yıllarca salonun duvarında tutmuş, fakat Ali her baktığında babasının yüzünü hatırladığı için sonunda saati söküp dükkânın arka raflarından birine kaldırmıştı.
Saat o zamandan beri çalışmıyordu.
Şimdi ise kendi kendine yeniden başlamıştı.
Ali ayağa kalktı ve vitrinin kilidini açtı. Saati eline aldığında arka kapağın gevşemiş olduğunu gördü. Kapağı kaldırdı.
İçeride küçük bir kâğıt vardı.
Kâğıdın üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
“Babanın ölümünün ardındaki gerçeği öğrenmek istiyorsan, eski eve git.”
Ali'nin eli soğudu.
Eski ev...
Yıllardır gitmediği o ev, şehrin dışındaki tepede duruyordu. Çocukluğunun geçtiği, babasıyla son kez konuştuğu ve annesinin yıllarca hakkında tek kelime etmediği evdi.
Ali kâğıdı cebine koydu.
Dükkânı yeniden kilitledi.
O gece eve gitmedi.
Arabaya binip şehrin dışına doğru sürdü.
Yol boyunca yağmur hiç dinmedi. Camdaki damlalar farların ışığında birbirine karışırken Ali'nin zihninde yıllardır cevap bulamadığı sorular yeniden ortaya çıkıyordu. Babası gerçekten geçirdiği bir kazada mı ölmüştü? Annesi neden o gece hastanede saatlerce ağlamıştı? Ve yaşlı adam babasını nereden tanıyordu?
Bir süre sonra eski evin bulunduğu tepe göründü.
Ali arabayı yolun kenarına çekti.
Evin ışıkları yanıyordu.
Bu mümkün değildi.
Ev yirmi yıldır boştu.
Ali arabadan inmedi. Birkaç dakika boyunca uzaktan eve baktı. Sonra içeride hareket eden bir gölge gördü.
Bir insan vardı.
Ali'nin kalbi hızlandı.
Kapıyı açtı ve yağmurun altında eve doğru yürümeye başladı.
Tam merdivenlere geldiğinde içeriden bir ses duydu.
“Geç kaldın Ali.”
Ali olduğu yerde durdu.
Bu sesi tanıyordu.
Yirmi yıl önce son kez duyduğu babasının sesiydi.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.