Hırkanın Astarı
Kumaş aynı kumaş, biliyorum,
fakat iplik artık parmak uçlarımda pas tadı bırakıyor.
Göğsümüzde taşıdığımız o eski mihenk taşı
şimdi gece yarısı raylara bırakılan ağır bir sessizlik.
Bilmek, sırtına o kambur hırkayı geçirmekmiş meğer,
şah damarına batan paslı iğnelerle dikilmiş.
Yarım kalmaz fenerin ışığı, sadece yön değiştirir;
ve insan, karanlıkta kendi gölgesinin ittiği bir uçurumdur.
Göz bebeklerinde biriken bu sis, yangından mı yoksa sisten mi?
Hakikat; tırnakların kırılana dek buz tutmuş toprağı kazmaktır.
Yarım bırakılmış her cümle, fırtınanın ortasında
bizi açık denizde değil, tam da limanın kapısında batırır.
Ağzından çıkan o kelime, tetiği çekilmiş bir tohum:
Ya alnına gölge veren bir çınar olur büyüyünce,
ya da şakağına dolanan zehirli bir sarmaşık.
Çünkü her zihin, dibinde soğuk bir namlu saklayan kuyudur.
Erdemsiz akıl, bir cerrahın elindeki kör jilettir;
keser ama iyileştirmez, parlar ama etrafı çürütür.
Bilginin o çiğ ışığı, kör bir çocuğun avucuna bırakılan
ve eti yakmadan sönmeyen bir yıldız gibi taşınmalıydı.
Güç dediğin, ehlileşmemiş o atın sağrısından sızan kandır;
gem vuramazsın ona, ancak kırbaç izleriyle yüzleşebilirsin.
Şimdi dizlerinin üzerine çök ve topraktaki derin yarıklara bak;
bilgi ancak kendi ağırlığıyla ezilmeyi göze alanlara yoldaş olur.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.