Troya'nın Külü
Ey ilham perisi, Akhaların yüreklerini yakan o günü anlat bana!
Üç ulu tanrıça, sinesinde hile taşıyan altın elma için yarışa tutuştuğunda,
Genç Paris, aşkın göz kamaştıran vaadini seçti ve koptu can alıcı düğün.
Koca Akha topraklarının sarayından, kuğu boyunlu Helena çalındı,
Ve o günden sonra başladı Troya halkı için denizlerin ötesinden gelen isli sürgün.
Karanlığın bağrında tek başına duran Kassandra, feryat etti kurşuni geceye,
"Görüyorum!" dedi, "Alevler saracak Priamos’un kentini, kızıl bir ölüm dolacak mermer evlere!"
Fakat ölümlüler kördü; kulak vermediler tanrıların dudaklarından dökülen bu acıya,
Çünkü kaderin ipliğini ören Moira’lar, hükmü çoktan kesmişti, söze lüzum yoktu artık.
Dalgaları yaran bin parça tunç alınlı gemiyle Akhalar yola çıktı,
Gümüş anaforlu Skamandros’un önünde, kibirli çadırlar göğe dikti gözlerini.
Geniş Troya ovası, yiğitlerin kanıyla sulanacak dev bir meydan oldu,
Kaderin zarlarını o gün, Olimpos’un dumanlı doruklarında tanrılar attı fani dünyaya.
Tam on yıl boyunca sürdü bu dizginlenemez, bu amansız kapışma,
Gökten yağan oklar güneşi kapladı, zeytin dalları kurudu, söndü barış umudu.
Susuz toprak aç bir canavar gibi kan içerken, surlar diz çökmedi düşmanın önünde,
İnsanoğlu kendi hırsıyla kör olmuştu, daldı bu dipsiz ve can alıcı savaşa.
Surların üzerinde oklardan ve mızraklardan, gece adeta kanlı bir gündüze döndü,
Sivri tunçlar göğüsleri yardı, dizlerinin bağı çözüldü nice şanlı yiğidin.
Geniş kalkanlar birbirine çarptıkça sarsıldı koca Akdeniz’in dalgaları,
Troya’nın toprak kokan evlatları, kutsal vatanlarını korumak uğruna can verdi.
Peleus oğlu şanlı Aşil, öfkesine yenilip küstü kendi şanına,
Girmek istemedi tunç zırhlı yiğitlerin arasına, kapandı karanlık çadırına.
O, savaştan elini çekince Akha ordusu bozguna uğradı dalgaların kenarında,
Çünkü tanrısal bir hınç yürümüştü kahramanın sinesine, kimse dindiremiyordu.
Sadık Patroklos, kuşanıp giyiverdi Aşil’in ölümsüz zırhlarını,
Fakat rüzgâr kanatlı Hektor, tek bir mızrak darbesiyle yıktı Akhaların umudunu.
Kara haber Aşil’in çadırına ulaştığında, kükredi o aslan yürekli kahraman,
Ve yeminiyle, intikam ateşiyle yarıp geçti gecenin en koyu katlarını.
Olimpos’un parlak tahtından tanrılar da indi ölümlülerin toprağına,
Savaş arabasını süren Ares’in öfkesiyle nehirler kızıl birer yılana döndü.
Işık saçan Apollo oklarını fırlattı, ak kollu Hera korudu kendi soyunu,
Gökyüzünün mülkü sarsıldı o an, korkudan bütün yıldızlar söndü.
Bulutları devşiren Zeus son hükmünü verdi, ulu dağlar yerinden koptu,
Yeri sarsan Poseidon, üç dişli yaba gücüyle Akha safını yardı geçti.
Gökten inen o ilahi hiddet yakıp kül etti fani canları,
Olimpos’un ordusu, ölümlülerin kaderini baştan yazdı o dehşet anında.
Gümüş işlemeli zırhlar parladı kanlı şafak sökerken ovada,
Troya’nın koruyucusu Hektor, vatanı için son kez bastı kutsal toprağa ayak.
Surların kapısında, tanrılara kafa tutan o iki dev karşılaştı,
Kader tanrıçası tarttı ruhları altın terazisinde ve durdu o koca zaman sayacı.
Keskin kılıçlar çarpışırken göğün kubbesinde koptu koca bir kıyamet,
Kargısını savurdu Aşil; Hektor’un tunç gövdesine çöktü ansızın sonsuz bir sükût.
Yenilmez kahramanın darbesiyle toprağa düştü Troya’nın en büyük yiğidi,
Ve o an şehrin burçlarının üstünü sardı kül rengi bir umutsuzluk bulutu.
Kocası ölen Andromahi, yüksek surlardan bakıp yoldu gür saçlarını,
Babasız kalan küçük yavrunun, gonca gülleri soldu daha açmadan.
Gözyaşları tozlu toprağa karışıp çamur oldu Hektor’un arkasından,
Koca kentin bağrına, asırlar boyu dinmeyecek bir sızı yerleşti o sabah.
Yaşlı ve kederli Kral Priamos, o karanlık gecede gizlice Aşil’in çadırına gitti,
Hıçkırıklar içinde, aslanlar gibi böğürerek oğlunun ölüsünü diledi katilinden.
Diz çöktü evlatlarını öldüren o devin önünde koca saray çınarı,
Savaşın acısıyla, dünyanın en güçlü ve en kederli iki yüreği eridi o odada.
Onca acıdan sonra Paris çekti yayının kirişini, hedef aldı karanlığın içinden,
Gümüş yaylı Apollo yön verdi o sinsi ve zehirli oka gökyüzünden.
Yenilmez denilen o tanrısal dev, tek ölümlü yeri olan topuğundan vuruldu,
Koca Aşil bile kurtulamadı ölüm tanrısı Thanatos’un soğuk pençesinden.
Tam on yıl geçti aradan, lakin yıkılmadı Priamos’un dik duran kalesi,
Sonunda binbir hileli Odysseus, kurnazlığıyla yön verdi bu kanlı zafere.
Devasa bir yalancı at bıraktılar köpüklü denizin sahiline,
Akha gemileri çekilirken uzağa, aldatılan şehir daldı sahte bir zafere.
Yüreklere kuşku düştü bir an, lakin kader çoktan ağlarını örmüştü,
Dehşetli kehanetleri duymayan kulaklar sağır, görmeyen gözler kördü.
Surlardan içeriye, tanrıların tapınağına dek çektiler o tahta canavarı,
Kentin tüm dar sokakları, meşaleler altında zafer çığlıklarıyla yankılandı.
Rahip Laokoon, öfkeyle fırlattı ağır mızrağını atın budaklı böğrüne,
"Akhalara güvenmeyin, hediye getirseler bile!" diye haykırdı kentin yüzüne.
Fakat denizden çıkan devasa iki yılan, boğdu o koca devi ve çocuklarını,
Troya halkı bunu tanrıların bir işareti saydı, boynunu eğdi bu kör düğüme.
Tatlı şaraplar su gibi aktı, koptu saraylarda büyük şenlikler,
Surların önünde kurbanlar kesildi, derin bir gaflete düştü yorgun erler.
Gece yarısı şenlik bittiğinde, şehri sardı ölümün sessiz ve puslu gölgeleri,
O sinsi tuzağı, yaklaşan felaketi hiç fark etmedi uykuya dalan gözler.
Gece en koyu vaktine gelince, atın gizli kapıları açıldı birer birer,
Karnından sökün edip çıktı sinsi Akha erleri karanlığın içine.
Gaflet uykusunda bastırıldı Troyalılar, kanlı kılıçlar biçti şanlı erleri,
Alevler göğe yükseldi, yangının kızıllığıyla boyandı yeni doğan şafak.
Ulu Kraliçe Hekabe, feryat etti yanan mermer tahtının yıkıntıları arasından,
Troya'nın soylu kadınları, dövünerek vurdu kendi bahtsız kaderlerine.
Gencecik kız evlatlar götürülürken zalimce esaret gemilerine,
Koptu kan ağlayan yürekler, arkalarında bıraktıkları şanlı öz yurtlarından.
Soylu Aeneas, alevlerin arasından sırtladı ihtiyar babasını,
Küçük oğlunun elinden tutup çekti yangınların uzağına.
Arkasında koskoca bir Troya, küle dönmüş bir tarih olarak yok olup giderken,
O, yeni bir yurt kurmak, şanını yeniden canlandırmak için yola çıktı açık denizlere.
Küller kaldı geriye o görkemli günlerden, mermer sarayların ışığı söndü,
Koca bir medeniyetin gururlu yüzü, tozlu toprağa ve unutulmaya döndü.
Yıllar sonra, kör bir ozan ölümsüz dizelerle yazdı bu savaşı dilsiz taşlara,
Ve Troya’nın şanlı adı, o günden sonra tarihin göğünde sonsuza dek parladı.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.