Köklerin Hatırladığı Gece
Dağın omzunda akşam ağır ağır kapanırken,
bir insan durur taşların arasında;
elleri cebinde, yüzü rüzgâra dönük,
sanki dünyaya ilk kez bakıyormuş gibi susar.
Karşısında yaşlı bir ardıç vardır,
gövdesi yıldırımların eski yazısıyla yarılmış.
Ne geçmişini anlatır ne de yaralarını saklar;
ağaçlar bilir:
bazı acılar iyileşmez,
yalnızca gövdenin bir parçasına dönüşür.
İnsan eğilir, avucuna bir avuç toprak alır.
Toprakta köklerin karanlık yürüyüşünü hisseder;
görünmeyen, sabırlı, derin bir hareketi.
Bir şey büyümektedir aşağıda,
güneşin ulaşamadığı bir yerde.
O an anlar:
Kendi içinde taşıdığı bütün yıkıntılar
Bir ormanın başlangıcıdır.
Uzakta dere, taşların arasından geçerken
hiçbir yere yetişmek için acele etmez.
Suyun hafızası yoktur belki,
ama geçtiği her kayayı değiştirir.
İnsan suya bakar
ve kendi yüzünü görür;
bulanık, kırılmış, akıntının elinde parçalanmış.
Bir yaprak düşer omzuna.
Ölü değildir henüz.
Üzerinde yaz sonunun sarı ışığı,
damarlarında toprağa dönmenin sessiz bilgisi vardır.
İnsan yaprağı kaldırmaz.
Bırakır.
Bazı şeyleri kurtarmanın yolu
onları düşmekten alıkoymak değil,
düştükleri yerde neye dönüşeceklerini
bekleyebilmektir.
Gece bütünüyle iner sonra.
Dağların yüzü silinir,
ağaçlar karanlığın içinde
kendi köklerine çekilir.
Gökyüzünde tek bir yıldız kalır.
İnsan başını kaldırır,
fakat yıldızı aramaz.
İlk kez yukarı bakmak yerine
ayaklarının altındaki toprağı dinler.
Ve derinden, çok derinden,
henüz filizlenmemiş bir şeyin
sessizce çatladığını duyar.
Şafak henüz yoktur.
Ama dünya,
karanlığın içinde
onu çoktan hazırlamaya başlamıştır.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.