Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Tok Bir Hayat

Otobüs akşamı taşıyordu.


Camların dışında

şehir, ışıklarını yeni yakmış bir ev gibiydi;

bazı pencerelerde yemek vardı,

bazılarında kavga,

bazılarında kimsenin dönmediği odalar.


İnsanlar yan yana oturuyordu

ama herkes kendi evine gidiyordu.


Bir koltuk ötede

küçük bir kız çocuğu vardı.


Ayakları yere değmiyordu.


Ayakkabılarının uçları

otobüsün her freninde

havada iki küçük salıncak gibi sallanıyordu.


Babası yanında oturmuştu.


Kız bir şey anlatıyordu.


Çok önemli bir şeydi belli ki.


Çünkü elleri de konuşuyordu.


— Baba, bugün öğretmen bana yıldız verdi.


Adam gülümsedi.


— Neden?


— Resmimi beğendi.


— Ne çizdin?


Kız biraz düşündü.


Sonra:


— Seni.


Adam güldü.


Öyle büyük değil.


İnsanın kendisine ait olmayan bir mutluluğu

başkasından ödünç alırken çıkardığı

küçük bir gülüştü bu.


— Benim neyimi çizdin?


— Her şeyini.


— Benim her şeyim ne?


Kız babasına baktı.


Bir çocuğun

bir yetişkine söyleyebileceği en basit

ve en ağır cevabı verdi:


— Babam olmanı.


Adamın yüzünde

bir anlığına bütün şehir söndü.


Sonra otobüs bir çukura girdi.


Kızın başı babasının omzuna çarptı.


— Acıdı mı?


— Biraz.


Adam kızının saçını düzeltti.


— Geçti mi?


— Geçti.


Çocukların bazı yaraları

ne kadar kısa sürüyor, diye düşündü adam.


Sonra kız yeniden konuştu.


— Eve gidince bana masal anlatacak mısın?


— Anlatırım.


— Dün yarısında uyuyakalmıştım.


— Biliyorum.


— Sen bitirdin mi?


— Bitirdim.


— Ben yokken mi?


— Sen uyuyordun.


Kız kaşlarını çattı.


— Ben uyurken masal bitmez ki.


Adam sustu.


Sonra:


— Haklısın.


Otobüs ilerledi.


Şehrin ışıkları camda

çocukların yüzüne vurup kayboluyordu.


Adam onları izliyordu.


Otuzlarının ortasında değildi daha,

ama artık gençliğin arkasından

kapıyı kapatmayı düşünmeye başlamıştı.


Bekârlık bazen özgürlük değildi.


Bazen

akşam eve geldiğinde

kimsenin “geldin mi?” dememesiydi.


Bazen buzdolabının

senden başka kimseyi tanımamasıydı.


Bazen bir pazar sabahı

uyanıp tavana bakmak

ve günün senden başka

hiçbir şey beklemediğini anlamaktı.


Adam ilk kez o akşam

evinin sessizliğini düşünmedi.


Başka bir ev düşündü.


Koridorda küçük ayak sesleri.


Mutfaktan gelen tabak sesi.


Kapının açılması.


— Baba!


Bir çocuk koşuyor.


Küçük eller

pantolonunun dizlerine sarılıyor.


Adam eğiliyor.


Saçlarını kokluyor.


Kız çocuğu.


Otobüsteki gibi.


Pijamaları biraz büyük.


Bir çorabı kaymış.


Elinde yarısı yenmiş bir elma.


— Bugün ne yaptın?


— Seni bekledim.


Adamın içinde

yıllardır kapalı duran bir oda

sessizce açıldı.


İçeri güneş girdi.


Bir masa vardı.


Dört sandalye.


Duvarın birinde

çocuğun yaptığı resimler.


Buzdolabında mıknatısla tutturulmuş

yamuk bir kâğıt:


Babam.


Adam o kâğıda baktı.


Kendini

ilk kez birinin hayatında

başrol gibi gördü.


Sonra bir kadın geçti hayalinden.


Yorgun bir akşam.


Mutfakta ışık yanıyor.


Kadın:


— Çay koydum.


Adam:


— Geliyorum.


Çocuk odasından ses:


— Baba!


— Ne oldu?


— Uyuyamıyorum.


Adam gülümsüyor.


— Gel.


Küçük bir beden

gecenin içinden çıkıp

onun kollarına giriyor.


Adam yatağın kenarına oturuyor.


Çocuğun başını okşuyor.


Dışarıda yağmur.


İçeride nefes.


Bir evin

dünyaya karşı kurduğu en küçük savunma.


Adam düşündü:


Benim de böyle bir evim olabilir.


Tam o sırada

içindeki başka biri konuştu.


Soğuk.


Düz.


Aceleyi sevmeyen.


Duyguların üzerine

cetvel koyan biri.


Olabilir.


Ama olmak zorunda değil.


Adam camdaki yansımasına baktı.


Yansıma konuşmaya devam etti.


Ya mutlu olmazsan?


Bir soru.


Arkasından başka bir soru.


Ya evlendiğin kadın

sandığın kişi çıkmazsa?


Bir başkası.


Ya sevgi azalırsa?


Sonra:


Ya çocuk hastalanırsa?


Ya faturalar masada birikirse?


Ya işini kaybedersen?


Ya evin içinde iki insan

birbirine yabancılaşırsa?


Adamın kafasında

az önceki sıcak evin duvarları

yavaş yavaş çatlamaya başladı.


Masanın üzerindeki tabaklar kalktı.


Çocuk sustu.


Kadın pencerenin önünde

arkasını döndü.


Adamın içindeki mantık

henüz gerçekleşmemiş felaketlere

anahtar teslim evler dağıtıyordu.


Sonra en sessiz yerden vurdu.


Çocuğa baktı.


Otobüsteki küçük kıza.


Bir gün büyüyecekti.


Ayakları yere değecekti.


Sonra kapıya ulaşacaktı.


Sonra başka bir eve.


Başka insanlara.


Başka bir hayata.


Adam bunu düşündü.


Küçük kızın

şimdiki elleri yerine

bir gün telefon tutan ellerini gördü.


Şimdiki:


— Baba.


yerine


— Baba, sonra konuşuruz.


duydu.


Çocukluğun

bir insanın yanında sonsuza kadar kalmadığını hatırladı.


Bir gün odanın kapısı kapanır.


Bir gün anahtar başka bir cebin içinde taşınır.


Bir gün sarılmak yerine

mesaj gelir.


Bir gün çocuk

babasının hayatındaki en yakın insan olmaktan çıkıp

uzakta yaşayan bir yetişkine dönüşür.


Adamın zihni

henüz doğmamış kızının

henüz yaşanmamış uzaklığını

şimdiden özlemeye başladı.


Ya seni sınırlarsa?


dedi içindeki ses.


Ya onun yüzünden istediğin yere gidemezsen?


Ya hayatını ona göre kurarsan?


Ya yıllarını verirsen

ve sonunda senden uzaklaşırsa?


Adam bir şey söylemedi.


Otobüs ilerledi.


Küçük kız hâlâ babasının yanında oturuyordu.


Henüz hiçbir şey kaybolmamıştı.


Ama adamın zihninde

gelecek çoktan cenaze kaldırıyordu.


Kız başını babasının omzuna koydu.


Adam ona baktı.


Bir insanın başka bir insana

bu kadar güvenebilmesi

ona garip geldi.


Sonra kendi çocukluğunu düşündü.


Kendi babasını.


Kendi evini.


Kendi sustuklarını.


İnsanın bazen

yaşamadığı şeylerden değil,

yaşadığı şeylerin tekrarından korktuğunu düşündü.


Otobüs bir durakta durdu.


Baba ayağa kalktı.


Kızın montunu düzeltti.


— İnecek miyiz?


— Evet.


— Eve mi?


— Eve.


Kız babasının elini tuttu.


Otobüsten indiler.


Adam camdan onları izledi.


Kız yürürken

bir kez dönüp otobüse baktı.


Sonra babasının elini daha sıkı tuttu.


Şehir onları yuttu.


Otobüs tekrar hareket etti.


Adam camda

kendi yüzünü gördü.


Az önce kurduğu ev

yoktu.


Kadın yoktu.


Çocuk yoktu.


Duvarlarda resim yoktu.


Mutfakta ışık yoktu.


Yalnızca kendisi vardı.


Ve kendisinin

haklı olma ihtimali.


Bu ihtimal

ona nedense mutluluk vermedi.


Ama güven verdi.


İnsan bazen

mutlu olmak yerine

yanılmamayı seçer.


Otobüs son duraklara yaklaşırken

şehir seyrekleşti.


Apartmanlar azaldı.


Işıklar birbirinden uzaklaştı.


Adam indi.


Eve doğru yürüdü.


Anahtarını çıkardı.


Kapıyı açtı.


İçeride hiçbir ses yoktu.


Lambayı yaktı.


Ayakkabılarını çıkardı.


Ceketini astı.


Mutfaktan geçerken

masaya baktı.


Tek sandalye.


Bir bardak.


Bir tabak.


Buzdolabının üzerinde

kimsenin çizmediği bir resim için

boş kalan beyaz bir mıknatıs.


Adam salona geçti.


Televizyonu açmadı.


Telefonuna bakmadı.


Pencerenin önünde durdu.


Camda yine kendisi vardı.


Bu kez arkasında

hiç kimse yoktu.


Bir süre öylece kaldı.


Sonra otobüsü hatırladı.


Küçük kızın ayaklarını.


Babasıyla konuşmasını.


“Ben yokken masal bitmez ki.”


deyişini.


Adam gözlerini kapattı.


Bir an için

evinin içine küçük bir ses doldu.


— Baba.


Gözlerini açtı.


Ses yoktu.


Ev yine sessizdi.


Adam mutfağa gidip

kendine bir bardak su koydu.


Suyu içti.


Bardağı tezgâha bıraktı.


Hayatı boyunca

kaybetmekten korktuğu şeylerin

hiçbirini kaybetmemişti.


Çünkü hiçbirine sahip olmamıştı.


Korktuğu yalnızlık

onu korumuştu.


Koruduğu hayat

onu yalnız bırakmıştı.


Gece ilerledi.


Şehrin ışıkları tek tek sönerken

adamın evinde yalnızca mutfak lambası kaldı.


Ve adam o gece

hayatında ilk kez

bir şeyin eksik olduğunu değil,


neyi eksik bıraktığını düşündü.


Sonra yatağına gitti.


Çift kişilik yatağın

kendi tarafına uzandı.


Öbür taraf

hiç kullanılmamıştı.


Belki de bütün mesele buydu.


Bazı insanlar hayatlarını

kaybettikleriyle ölçer.


Bazıları sahip olduklarıyla.


Adam uzun süre tavana baktı.


Ve sonunda

kendi kendine söyledi:


“Kaybettiklerim çoktu.

Kazandıklarım tok.”

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Tok Bir Hayat

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık