Issız Sokak
Sürgünün en büyüğü,
insanın kendi içindeki gurbettir bilirim;
Dağlar ararsın aşılmadık,
Yollar ararsın yürünmedik .
Oysa ayaklarında görünmez prangalar,
Ruhunda çağların yükü,
Yürürsün işte,
O sarp ve çileli yolda.
Bakın!
Şu sıçrayan gözyaşlarınız,
Kendi tutsaklıklarınıza çarparak kanayan yaralarınızı
Mahfeden sızısından gayri nedir ki?
Daha ne kadar yanacak
Ve bu ateşle insanlığı ne kadar yakacaksınız?
Yüreğinizin o kavruk kokusunu,
Sizi bekleyen hüzünlü dağlardan
hâlâ duyabiliyor musunuz?
Gece suskun,
Gökyüzü üstüne yıkılır,
Yeryüzü dar gelir,
Sığmaz olursun kabuğuna.
Bir türkü tutturursun dağlara karşı,
Sözleri dünden kalma;
Her kelimesi bir ayrılığın nişanesi,
Her nağmesi ta derinden sızlayan bir sancı.
Sonra anlarsın ki,
Kaçış yok,
Dünyanın öbür ucuna gitsen de nafile.
Gittiğin her yer yine kendinsin,
Hayallerin bile ayak bağı olur yorgun ruhuna.
Ne bir hane kalmış sığınacak,
Ne bir omuz,
Gecenin ortasında yapayalnızsın.
Yasaklar başlar burada;
düşlerinizin namusu tutsaktır artık.
İnandığınız ve ikame ettiğiniz o soğuk inançlarla,
Tutuklanıp kurşuna dizilirsiniz şafak vakti.
His dünyasının en ücra dibinde benliğinizle,
Hapishane ile o keskin çizgide,
Nice karakterleri, yiten yüzleri
Seyredersiniz birer birer.
Bir liman ararsın fırtınasız, sığınacak,
Adını unuttuğun o gençlik hayali gibi.
Denizler mavi değil sanki,
Gidenler geri dönmez,
Kalanlar mahzun;
Sessizliğin ta merkezinde büyür öfkelerin,
Kimse duymaz seni ,
İçindeki hıçkırığı
Issız bir sokaktasın
Kör lambalar altında ararsın kendini,
Hangi yöne baksan yabancı bir yüz.
Zaman, kum saatinde değil,
Göğsünün kafesinde,
Her saniyeyle biraz daha eksilir ömür,
Ve her nefes, bir veda gibi çöker yüreğine ;
Ne arkaya bakmaya yüzün var,
Ne ileriye adım atmaya.
Kalem bir kılıç gibi bellenir elinde,
Bükülmez boynu yasakların…
Çünkü var olmak
Bu cellatlar çağında
En büyük başkaldırıdır hayata.
Karanlığın ortasında yakılan küçük bir kandil misali,
Diri tutar insanı o ölümsüz hatıralar,
O mahzun bakışlar.
Bu şehirde eksilmez ömür,
bilakis çoğalır, zenginleşir, kök salar.
O engin tekkeden ,mavi denize,
O başkaldırı, isyanından ,kaldırım taşlarına kadar,
Sayamadığım nice rengi,
Aynı çile tezgahında sabırla dokursunuz.
Ruhun pasını silen bir kutsal yürüyüştür sizinkisi.
Bir ömür boyu hangi sokağına varsanız ,
Yeniden dirileceğiniz bir yerdir orası.
Ve nihayet,
Diner içindeki o deli fırtına,
Tonlarca ağırlık kalır geriye,
Yürüdüğün yollar biter,
Dağlar çoktan aşılmıştır.
Prangaların çözülmüş
Çünkü bilirsin artık;
İnsanın öz vatanı,
Yine kendi yüreğidir
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.