Bütün Renklerin Uykusu
Sana yürürken göğsümde durulmayan bir genişlik bu,
şehrin bütün uğultusunu tek gecede yutan ilk kar gibi.
Beyaz derken sevgilim, donuk bir mermer tınısı değil kastım,
içinde kırmızı bir hevesin çırpındığı, mavinin sustuğu,
sarının kekremsi şefkatini gizleyen ağır bir sessizlik.
İçimizin en lekesiz, en çıplak sabahı belki de,
bir çocuğun durup dururken gülmesindeki saflık.
Biz seninle yollardan geçtik, hikayemiz kırık döküktü,
toz çöktü omuzlarımıza, camdan heveslerimiz ilk rüzgarda çatladı.
Ne zaman elini avucuma alsam,
gökyüzü boşalıyor içime, baştan kuruluyor sanki dünya.
Hesapsız, kitapsız, gölgesiz bir meydandayız şimdi,
ne dünün geç kalmış pişmanlığı ne yarının telaşı.
Yalnızca şu an, iki ruhun birbirine tutunurken çıkardığı berrak ses.
Sevmek, eline bir fırça alıp karanlığı kapatmak değilmiş.
Tüm renkleri en koyu, en parlak yerinden yakıp,
en sonunda o yalın, o çıplak beyaza uyanabilmekmiş.
Korkularımızın üstünü örten kalın bir sis gibi,
suç ortağı bir anne kucağı gibi belki de.
Işığın ilk kırıldığı, kırılıp da sustuğu yer burası,
bütün renklerin birbirine sokulup uykuya daldığı...
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.