Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
5 (1 oy)

Mucizeyi Görüp Buzağıya Dönmek

Bakara Suresi 51-54. Ayetler


Bismillâhirrahmânirrahîm.


İsrailoğulları’nın Firavun’un zulmünden nasıl kurtarıldığını, denizin nasıl yarıldığını ve Allah’ın onları nasıl nimetlerle kuşattığını gördük.


Şimdi ise çok çarpıcı bir şey oluyor.


Bunca mucizenin ardından insan yine dönüp başka bir şeye tutunabiliyor.


Rabbimiz şöyle buyuruyor:


“Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.” (Bakara, 51)


Düşünelim...


Deniz yarılmış.


Firavun’un zulmünden kurtarılmışsın.


Allah’ın yardımını gözlerinle görmüşsün.


Ama Musa biraz uzaklaşınca, kalbin başka bir şeye bağlanıvermiş.


İnsanın zaafı galiba tam da burada ortaya çıkıyor: İnsan gördüğü mucizeyi bile zamanla sıradanlaştırabiliyor.


Allah’ın kendisini nasıl kurtardığını unutuyor; sonra yeniden bir güvence arıyor.


O gün onların önünde bir buzağı vardı.


Peki bugün bizim buzağılarımız neler?


Para mı?

Makam mı?

İnsanların beğenisi mi?

Güç mü?

Bir insan mı?


Kendimizi güvende hissetmek için Allah’ın yerine koyduğumuz, kalbimizi bağladığımız herhangi bir şey mi?


Belki de buzağı yalnızca bir heykel değildir.


Kalbin Allah’tan başka bir şeye teslim olmasıdır.


Sonra Rabbimiz şöyle buyuruyor:


“Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi affetmiştik.” (Bakara, 52)


Ne kadar büyük bir rahmet...


İnsan hata ediyor, sapıyor, kendine zulmediyor ama Allah kapıyı kapatmıyor.


Affediyor.


Üstelik ayet, affın ardından “şükredesiniz diye” buyuruyor.


Demek ki affedilmek, sadece geçmişin silinmesi değil.


Aynı zamanda insana yeni bir başlangıç verilmesi.


Peki biz bize verilen bu ikinci şansları nasıl kullanıyoruz?


Allah bizi kaç defa bir sıkıntıdan çıkardı?


Kaç defa hiç ummadığımız bir kapı açtı?


Kaç defa düştüğümüzde kaldırdı?


Ve biz, biraz zaman geçtikten sonra bunların kaçını hatırlamaya devam ediyoruz?


Sonra Musa’ya verilen Kitap ve Furkan hatırlatılıyor:

“Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.” (Bakara, 53)


Furkan...


Hakkı batıldan ayıran ölçü.


İnsan yalnızca mucizeye muhtaç değil.


Doğruyu yanlıştan ayırabileceği bir ölçüye de muhtaç.


Çünkü insanın problemi bazen gerçeği görmemek değil; gördüğü gerçeği bir süre sonra kendi nefsine göre yeniden yorumlamaktır.


İşte vahiy burada devreye giriyor.


Kalbin şaşırdığı yerde ölçüyü gösteriyor.


Sonra 54. ayet geliyor.


Musa kavmine dönüp şöyle söylüyor:


“Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Bakara, 54)


Buradaki "nefislerinizi öldürün” ifadesi insanı durduruyor.


Tövbe yalnızca, “Pişmanım.” demek değil. Bazen insanın kendi içinde bir şeyi öldürmesi gerekiyor.


Bir tutkuyu...


Bir kibri...


Bir bağımlılığı...


Bir alışkanlığı...


Allah’ın önüne koyduğu bir sevgiyi...


Belki de insanın tövbesi, sadece geçmişte yaptığı bir yanlıştan dönmesi değil; onu o yanlışa götüren kendisindeki tarafı değiştirmesidir.


Çünkü insan aynı kalıp sadece özür dilerse, bir süre sonra aynı yere geri dönebiliyor.


Bu yüzden ayetin bize sorduğu soru çok canlı:


Ben gerçekten tövbe mi ettim, yoksa sadece yaptığım şeyden mi pişman oldum?


Aradaki fark çok büyük.


Çünkü tövbe insanı değiştirmeye başladığında anlam kazanıyor.


Bugün bizim de kendi “buzağılarımız” olabilir.


Bazen Allah bizi bir sıkıntıdan çıkarır, sonra rahatlayınca O’nu unuturuz.


Bazen bir hastalıktan kurtuluruz, sağlığımızı kendimizden biliriz.


Bazen maddi bir darlıktan çıkarız, sonra rızkı vereni değil rızkın kendisini önemseriz.


Bazen bir insanın sevgisine öylesine bağlanırız ki, onun kaybı Allah’ın rızasını kaybetmekten daha korkutucu hale gelir.


İşte insanın kendisine sorması gereken soru belki de budur:


Ben Allah’ın beni kurtardığı şeyden sonra nereye dönüyorum?


Ve daha da önemlisi:


Kalbimde Allah’ın yerini almaya başlayan bir şey var mı?


İsrailoğulları’nın hikâyesi bize çok uzak bir geçmişi anlatıyor gibi görünse de, insan kalbinin hikâyesi değişmiş değil.


Mucizeler değişiyor.


Buzağıların şekli değişiyor.


Ama kalbin bağlanma biçimi aynı kalıyor.


Rabbimiz ise hem hatamızı gösteriyor hem de dönüş kapısını açık bırakıyor:


Tövbe et. Nefsini düzelt. Ölçüyü yeniden eline al.


Çünkü insanın kurtuluşu hiç düşmemesinde değil; düştüğünde nereye döndüğünde.


Ya Rabbim,


Bizi Sana verdiğin nimetleri çabuk unutanlardan eyleme.


Bizi sıkıntıda Sana yalvarıp rahatlıkta Seni unutanlardan muhafaza eyle.


Kalbimizin Sana ait olması gerekirken, Senden başka şeyleri ilahlaştıracak kadar onlara bağlanmaktan bizi koru.


Bize hakkı batıldan ayıracak Furkan şuurunu nasip eyle.


Hata ettiğimizde yalnızca pişmanlık duyan değil, nefsimizi düzelterek Sana gerçekten dönen kullarından eyle.


Kalbimizde Sana ait olması gereken yeri hiçbir şeye verme.


Bize verdiğin nimetleri unutmayan, affını sıradanlaştırmayan ve her dönüşümüzde Sana biraz daha yaklaşan kullarından eyle.


Âmin.

Allah’a emanet olun.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Mucizeyi Görüp Buzağıya Dönmek

mesut-tutunculer mesut-tutunculer