Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Velhasıl

VELHASIL


( Bazen insan sevdiğini kaybettiğinde değil, onun yanında kendini kaybettiğini anladığında uyanır. Velhasıl, yıllarını bir ilişkiye verip zamanla kendini unutan bir kadının geçmişiyle yüzleşmesini ve yeniden kendine dönme çabasını anlatan bir hikâyedir.)


Öyle güzel gülüyordu ki insan o gülüşe bakınca kötü bir şey düşünemiyordu. Ben de düşünmedim. Ona inandım. Beni sevdiğine inandığım gibi, o da benim kendisine inanmama güveniyordu belki.


O konuşuyordu, ben inanıyordum. Söylediği her sözün arkasında bir anlam arıyor, her güzel cümlesinde kendime bir yer buluyordum. Ben bu ilişkiyi yaşatmaya çalışırken onun içinden çoktan çıkıp gittiğini anlayamamışım.


Geceleri onu düşündüğümde, onun da beni düşündüğünü sanırdım. İnsan sevince karşısındakinin de kendisi gibi olduğunu sanıyor. Ben de öyle yaptım. Onu özlediğimde özlendiğimi, merak ettiğimde merak edildiğimi düşündüm. Meğer insan bazen gerçeği görmek yerine inanmak istediği şeye tutunuyormuş.


Onu sağlam bir dal sanmıştım. Yorulduğumda tutunurum, başım sıkıştığında yanımda bulurum diye düşünmüştüm. Ama ne zaman ona yaslansam biraz daha yalnız kaldım. Aynı evin içinde, aynı hayatın içinde, kendime sığınacak bir yer bulamadığım zamanlar oldu.


Yıllar geçti. Ben ondan vazgeçemedim. Gençliğim geçti, günlerim geçti, içime attığım şeyler birikti. Kimseye anlatmadım çoğunu. Belki anlatsam biri karşıma geçip, “Sen ne yapıyorsun?” diyecekti. Belki o zaman ben de kendime soracaktım. Ama insan yaşarken bazı şeyleri başkasına anlatamadığı gibi kendine de itiraf edemiyor.


Hep bir sebep buldum kalmaya. Bazen geçmişimizi düşündüm, bazen güzel bir günümüzü. Bazen de bir sabah uyanıp her şeyin eskisi gibi olacağını sandım. Ben hâlâ bizi kurtarmaya çalışıyordum. Nerede yanlış yaptığımı düşünüyor, neyi değiştirirsem her şey düzelir diye uğraşıyordum. Meğer ben tek başıma iki kişilik bir ilişkiyi ayakta tutmaya çalışıyormuşum. Onun çoktan bıraktığı bir şeyi bitmesin diye hâlâ ben taşıyormuşum.


Zamanla, bana bakışları bile ağır gelmeye başladı. Bir şey anlatırken yüzüme öyle bir bakardı ki keşke hiç konuşmasaydım derdim içimden. Sonra susardım. İçime atardım. Bir süre sonra da sanki suçlu olan benmişim gibi kendimi açıklamaya çalışırdım. Ne zaman böyle hissetsem biraz daha geri çekildim. Söylemek istediklerimi söylememeyi, kırıldığımı belli etmemeyi öğrendim. Belki de en çok o zaman kaybettim kendimi.


Geceleri odama çekilip onu düşündüğüm çok oldu. Bazen sesini hatırlıyor, bazen birlikte geçirdiğimiz günlere dönüyordum. Hatta hiç yaşayamadığımız şeyleri bile özlüyordum. Onunla bir gün oturup uzun uzun konuşmayı, birlikte bir yere gitmeyi, hiçbir şey istemeden yan yana durabilmeyi... Belki de en çok, bir zamanlar olacağını sandığım hayatı özlüyordum.


Sonra bir gün oturup kendime sordum: Ben bu kadar yıl neyi bekledim? Neden hep onu anlamaya çalıştım da bir kere olsun beni anlıyor mu diye sormadım? Bunca zaman geçmişti. Ben hâlâ onun ne hissettiğini düşünürken o bir kere olsun iyi miyim, kötü müyüm diye merak etmemişti. Ne yaptığımı, geceleri nasıl uyuduğumu, içimde nelerle uğraştığımı bilmiyordu. Belki de bilmek istemiyordu.


İşte o zaman canımı yakan şeyin yalnızca onu özlemek olmadığını anladım. İnsan birinin hayatında bunca yıl kalıp sonra hiç yaşamamış gibi hissedince başka türlü kırılıyor. Ben onu içimde taşırken o beni çoktan hayatından çıkarmış gibiydi.


Ona kızdım. Hâlâ hatırladıkça içimin daraldığı zamanlar oluyor. Ama kendime de kızıyorum. Bunca şeyi gördüğüm hâlde neden kaldım diye soruyorum. Neden sustum, neden kendimi hep erteledim, neden bir gün olsun ben de mutlu olayım demedim? Belki çok sevdim, belki gitmekten korktum. Belki de bir gün değişir diye kendimi kandırdım. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, artık aynı yerde olmadığım.


Şimdi onu merak etmiyorum desem her şeyi unuttum sanılmasın. İnsan yaşadıklarını bir günde silemiyor. Ama artık nereye gittiğini, kimin yanında olduğunu, ne yaptığını düşünüp kendimi yiyip bitirmiyorum. Çünkü uzun zaman sonra ilk kez onun ne yaptığıyla değil, benim ne yaşadığımla ilgilenmeye başladım.


Kendime dönmeye çalışıyorum şimdi. Uzun zamandır ihmal ettiğim ne varsa yavaş yavaş hatırlıyorum. Neye kırıldığımı, neye üzüldüğümü, aslında neleri hak ettiğimi... Bunları bile yeniden öğreniyorum. Meğer insan başkasını mutlu etmeye uğraşırken kendini ne kadar kolay unutabiliyormuş.


Sonunda şunu anladım: Ben onu kaybettiğim gün değil, onun yanında kendim olmaktan vazgeçtiğim gün bir şeyleri kaybetmişim. Belki de en çok buna üzülüyorum. Ona verdiğim yıllara değil yalnızca, o yıllarda kendimden esirgediklerime de...


Artık ona söyleyecek çok sözüm yok. Ne hesap sormak istiyorum ne de dönüp bir şeyleri düzeltmesini bekliyorum. Geçmişi değiştiremeyeceğimi biliyorum. Keşke bazı şeyleri daha önce fark etseydim, keşke kendimi bu kadar ihmal etmeseydim diyorum bazen. Ama geçmişe kızarak da bugünü tüketmek istemiyorum.


Velhasıl, ben artık ondan kalanları toplamıyorum. Onunla geçen yıllarda unuttuğum kendimi arıyorum. Belki geç kaldım, belki çok yoruldum ama ilk defa nereye gideceğimi başkasına göre değil, kendime göre belirlemek istiyorum.


Çünkü insan bazen birini kaybettiği için değil, onun yanında kendini kaybettiğini anladığı gün uyanıyor.


SİLEZYA

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Velhasıl

Silezya Silezya