Daha Ne Olsun
DAHA NE OLSUN
8 Ekim 2026
Marmaris Kalesi'nin tarihini düşününce insan, bu taş duvarların kimleri görüp kimlere tanıklık ettiğini merak ediyor. Tarihi çok eskilere uzanan kale, bugün bildiğimiz görünümüyle Osmanlı döneminin izlerini taşıyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1522'deki Rodos seferi sırasında askerî üs olarak kullanıldığı anlatılıyor. Bir zamanlar savunma amacıyla kullanılan bu yapı, şimdi avlusunda ve odalarında geçmişin izlerini taşıyan bir müze. Taş duvarların arasından geçerken yalnızca bir kaleyi değil, farklı çağların birbirine bıraktığı izleri de geziyoruz.
Müzenin salonlarında Tunç Çağı'ndan başlayıp Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine uzanan eserler sergileniyor. Antik yerleşimlerden gelen buluntular, amphoralar, kaplar, taş eserler ve sütun parçaları insanı geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Bir zamanlar insanların kullandığı kaplar, denizlerin taşıdığı amphoralar, taşlara işlenmiş izler... Her biri kendi döneminden bugüne ulaşmış birer haberci. Üstelik bu müzede yalnızca Marmaris'in değil, Knidos ve çevredeki başka antik yerleşimlerin de izleri var. İnsan ister istemez düşünüyor; bugün birkaç fotoğraf çekip geçtiğimiz bu mekânlar, kim bilir kaç insanın hayatında nasıl bir yer tutuyordu?
Benimse tarih kadar, hatta belki tarihin içine karışan kendi hikâyemiz kadar ilgimi çeken başka bir mesele var: Kalenin merdivenleri! Dizlerimle aramın pek iyi olmadığı malum. Bir basamağı çıkarken ötekini düşünmek zorundayım. İşte tam bu sırada Ares devreye giriyor. Engin, bir eliyle beni, öteki eliyle annesini tutuyor. İki kadını birden merdivenlerden çıkarmaya çalışan savaş tanrımız, bugün kılıcını kuşanmış değil; ellerimizi bırakmadan bize destek oluyor.
Merdivenleri çıkarken Engin'in hangi tanrıyla ilişkilendirilebileceğini düşünüyorum. Sanat, şiir, müzik ve güzellikle ilişkilendirilen Apollon da aklımdan geçiyor ama yok, benim canım kocama o pek uymazdı. Engin asker. Öyleyse Ares olmalı! Yunan mitolojisinin savaş tanrısı Ares ile aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit'in birbirleriyle ilişkilendirilen iki karakter olduğunu da hatırlıyorum. Mitolojide onların hikâyesi aşkın ve savaşın yan yana gelişini anlatır. Bizim hikâyemizdeyse savaş tanrısı, Afrodit'in ve annesi Hera'nın elinden tutmuş, merdivenleri güvenle çıkmalarına yardım ediyor.
İşte o an, insanın kocasına yeniden yeniden âşık olası geliyor. Benim Ares'im savaş meydanlarında değil, hayatın küçük sınavlarında belli ediyor kendini. Bazen bir merdivende uzatılan elde, bazen insanın zorlandığı bir anda yanında durmakta... Kahramanlık dediğin her zaman kılıç kuşanmak değil ki! Ben Afrodit olarak, asker kocamın bu zarif hâline bir kez daha hayran kalıyorum. Hem insanın sevdiği adamın elini tutması başka, onun senin elinden tutması bambaşka. Hele iki kadının elinden birden tutuyorsa, o gün Ares'e verilecek madalya hazırdır!
Hera'ya gelince... Sevgili kayınvalidem, Olimpos'un kraliçesi, yeni Facebook hesabından tebaasına gülümseyerek bakmakla meşgul. Mitolojiden haberi yok; anlatmaya da niyetim yok. Yazar olan gelininin hayal gücünü anlaması mümkün değil. Zaten söylesem ne değişecek? Belki kendisini Hera olarak kabul eder, belki de “Benim neyim eksik?” diye sorar. Bizim evin Olimpos'unda zaman zaman savaşlar çıkar ama bugünlük barış hâkim. Ares iki kadının elinden tutmuş, Afrodit'in dizleri de kendisine şükrediyor. Tarihî kaleyi gezdik, geçmişe dokunduk, bir de kendi aile destanımızdan bir sahne yaşadık. Daha ne olsun?
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu