Hatırlamadan Verilen Onay
Bir açık dünya şiiri — kader, unutuluş ve özgür irade üzerine
Dünyaya gelmeden önce bir ekran vardı.
Gökyüzü değildi bu.
Henüz yıldızların adını koymamışlardı.
Henüz annesinin yüzü bir çocuk için
dünyadaki en güvenli yer olmamıştı.
Yalnızca bir ekran.
Ve ekranın karşısında bir insan.
Henüz doğmamıştı,
ama önünde bir hayat duruyordu.
Bir harita açıldı.
Dağlar, denizler, şehirler…
Hiç görmediği insanların yüzleri.
Bir gün seveceği kadın.
Bir gün toprağa vereceği adam.
Bir hastane koridoru.
Bir çocuk kahkahası.
Gece yarısı çalacak bir telefon.
Bir masanın üzerinde unutulmuş anahtarlar.
Ve yıllar sonra dönüp baktığında
bütün hayatını ikiye bölecek
o küçücük karar.
Hikâyenin tamamı oradaydı.
Başlangıcı da.
Sonu da.
Kazandığı şeyler,
kaybettikleri,
bir daha asla göremeyeceği insanlar,
kendi elleriyle açacağı yaralar.
Hiçbir şey saklanmamıştı.
Ekranın altında bir seçenek belirdi:
OYUNA GİRMEK İSTİYOR MUSUN?
İnsan uzun süre baktı.
Belki korktu.
Belki merak etti.
Belki de henüz yaşanmamış bir hayatın
uzaktan bakıldığında ne kadar güzel göründüğünü
henüz bilmiyordu.
Sonra kabul etti.
Bir düğmeye bastı.
Ve bütün bildikleri silindi.
Uyandığında ağlıyordu.
İlk nefesini bir hastane odasında aldı.
Birileri gülüyordu.
Birileri ağlıyordu.
Birileri onun yüzünde kendilerine benzeyen
küçük bir ayrıntı arıyordu.
Kimse ona bir şey sormadı.
Kimse,
"Buraya gelmeyi kabul etmiş miydin?"
demedi.
Kimse,
"Bir zamanlar bu hayatın tamamını görmüştün,"
diye fısıldamadı.
Hafızası temizlenmişti.
Harita duruyordu,
ama oyuncu nerede olduğunu bilmiyordu.
Kurallar yerindeydi.
Sınırlar çizilmişti.
Bazı kapılar açılabiliyor,
bazıları açılmıyordu.
Ve dünyanın görünmeyen geliştiricisi,
oyunun içine bazı emirler bırakmıştı.
Yalan söyleme.
Haksızlık etme.
Bir başkasının canını kendi çıkarın için hiçe sayma.
İnsan bunları duydu.
Fakat kimse ona
bu kuralların neden var olduğunu
kendi hayatının bütününü göstererek açıklamadı.
O artık yalnızca bir oyuncuydu.
Hatırlamadığı bir hikâyenin içinde,
hatırlamadığı bir kabulün sorumluluğunu taşıyordu.
Çocukken gökyüzüne bakıp
neden burada olduğunu sordu.
Cevap gelmedi.
Büyüdü.
Haritayı keşfetti.
İlk kez âşık olduğunda
bunun hikâyede yazılı olup olmadığını merak etmedi.
Çünkü sevdiği insanın elini tutarken
önceden verilmiş bir kararı değil,
kendi kalbinin sesini duyuyordu.
İlk kez birine ihanet ettiğinde de
gökyüzünde bir işaret belirmedi.
Sadece karşısındaki insanın yüzü değişti.
İşte oyun buydu.
İnsan, her kararında
önünde duran seçeneklerden birini seçiyor,
seçtiği yolun kendisini nereye götürdüğünü
ancak yürüdükçe öğreniyordu.
Bazen doğru yolu seçiyor,
ama yine de kaybediyordu.
Bazen yanlış yolu seçiyor,
uzun yıllar boyunca kazanıyordu.
Bazen masum bir insanın başına
hiçbir suçu yokken felaket geliyordu.
Ve insan bütün bunlara bakıp
kaderin adaletsiz olduğuna hükmediyordu.
Oysa hikâyenin tamamını bilmiyordu.
Belki de en büyük yanılgısı buydu:
Bilmediği bir hikâyenin içinde yaşarken
hikâyenin yalnızca kendi gördüğü sahnelerden ibaret olduğunu sanmak.
Yıllar geçti.
Bir gün bir oyun satın aldı.
Kutuyu açtı.
Ekranı çalıştırdı.
Karakterini seçti.
Bu kez farklıydı.
Oyunun tanıtımını izlemişti.
Ana hikâyeyi biliyordu.
Karakterin başına gelecekleri,
gideceği şehirleri,
karşılaşacağı düşmanları öğrenmişti.
Sonunu bile biliyordu.
Yine de oyuna girdi.
Hikâyeyi bilmek,
onu yaşamış olmak değildi.
Bir karakterin öleceğini bilmek,
onun ölümünde hissedeceğin boşluğu öğretmiyordu.
Bir şehrin yıkılacağını bilmek,
son kez o şehrin sokaklarında yürümenin
ne anlama geldiğini anlatmıyordu.
Ve bir seçimin kötü biteceğini bilmek,
o seçimi yaparken duyacağın korkuyu
önceden yaşatamıyordu.
Oyuncu oynadı.
Bazen ana görevleri tamamladı.
Bazen dağlara tırmandı,
bazen haritanın ucundaki küçük bir eve girdi.
Bazen hiçbir ödül vermeyen bir yabancıya yardım etti.
Çünkü oyunun hikâyesini bilmekle
karakterin hayatını yaşamak arasında
kimsenin tek cümleyle kapatamayacağı
bir uçurum vardı.
İnsan o akşam ekranı kapattı.
Uzun süre karanlık ekrana baktı.
Sonra kendi hayatını düşündü.
Ve ilk kez,
içinde açıklayamadığı bir ürperti duydu.
Ya ben de bir zamanlar bu hikâyeyi gördüysem?
Belki bir gün,
insan son nefesini verirken
her şey geri gelecekti.
Bir hastane odası.
Bir çocukluk bahçesi.
Bir türlü söyleyemediği söz.
Bir zamanlar kapısını çalmadığı ev.
Bir yabancının gözlerinde bıraktığı korku.
Hepsi, unutulmuş bir kayıt dosyası gibi
yeniden açılacaktı.
Ve insan,
hayatının sonuna kadar aradığı sorunun
cevabını hatırlayacaktı:
Ben buraya neden geldim?
Belki o zaman
oyuna girmeden önce gördüğü ekranı anımsayacaktı.
Kendi yüzünü.
Kendi kabulünü.
Kendi parmaklarının bastığı düğmeyi.
Ve belki şöyle diyecekti:
"Demek biliyordum."
Sonra başka bir soru gelecekti.
Daha ağır.
Daha derin.
"Öyleyse neden unuttum?"
Belki unutmak,
seçimlerin gerçek olabilmesi içindi.
Sonunu hatırlayan bir insan
her kararını korkuyla verebilirdi.
Ödülünü bilen iyilik,
iyilikten çok bir yatırıma dönüşebilirdi.
Cezasını bilen insan,
vicdanından değil, korkusundan kaçınabilirdi.
Ama hiçbir şey hatırlamayan biri,
karanlıkta seçim yapmak zorundaydı.
Kendisine bakılmadığını sandığında da.
Kimsenin öğrenmeyeceğini düşündüğünde de.
İyiliğin karşılığını alamadığında da.
İnsan işte o zaman
kendisini ele veriyordu.
Tanrı'nın önünde değil yalnızca.
Kendi kararlarının içinde.
Fakat bir sorun vardı.
İnsan, düğmeye bastığını hatırlamıyordu.
Başına gelen acıların önceden gösterildiğini bilmiyordu.
Kabul ettiği hayatın hangi şartlarda başlayacağını,
hangi imkânlarla yaşayacağını,
hangi yaralarla mücadele edeceğini hatırlamıyordu.
Bir çocuğun açlığını,
bir annenin evladını kaybetmesini,
daha ilk adımında ezilen bir insanın
hangi gerekçeyle kabulde bulunduğunu
kimse bilmiyordu.
Ve işte bu yüzden
bütün hikâyeyi tek bir cümleyle çözmek mümkün değildi.
"Sen kabul ettin,"
demek kolaydı.
Ama unutmuş birine
kabulünün hesabını sormak,
ona hem hafızasını hem de itiraz hakkını
geri vermeden adaleti açıklamıyordu.
Belki de son kapının ardında
yalnızca bir mahkeme yoktu.
Belki orada,
insanın ilk kez bütün hikâyeyi görebileceği
bir ekran vardı.
Başlangıcını.
Sonunu.
Kendisinin göremediği bütün ihtimalleri.
Başka insanların hayatlarına dokunduğu anları.
Küçücük sandığı kararların
başka dünyalarda açtığı büyük yaraları.
Ve belki yargılanmadan önce
insana ilk kez bütün kayıtları gösterilecekti.
İnsanın ne yaptığını görmekle
neden yaptığını anlamak aynı şey değildi.
Adalet, ikisini de bilmek zorundaydı.
Ekran açıldı.
İnsan karşısında kendisini gördü.
Bir bebek.
Bir çocuk.
Bir genç.
Bir yaşlı.
Bütün karakterler aynı bedene aitti.
Bir zamanlar korktuğu adam,
bir zamanlar sevdiği kadın,
bir zamanlar kendisinden yardım isteyen yabancı…
Hepsi hikâyenin içindeydi.
Ve en sonunda,
doğumundan önce gördüğü o eski ekran belirdi.
Aynı harita.
Aynı hayat.
Aynı soru.
OYUNA GİRMEK İSTİYOR MUSUN?
İnsan bu kez düğmeye bakmadı.
Kendi hayatına baktı.
Sonra,
bir zamanlar yaptığı seçimin nedenini
ilk kez bütün ağırlığıyla anladı.
Belki pişman oldu.
Belki başını eğdi.
Belki de kaybettiklerini geri getiremeyeceğini
ilk kez gerçekten kabul etti.
Çünkü artık hikâyeyi biliyordu.
Ama bu kez,
hikâyenin içinden geçmek zorunda değildi.
Yalnızca onu anlaması gerekiyordu.
Ekranın son satırı belirdi:
OYUN TAMAMLANDI.
Altında iki kayıt vardı.
Biri,
insanın başına gelenleri anlatıyordu.
Diğeri,
insanın başkalarına yaptıklarını.
İlk kayıt kaderdi.
İkincisi ise
bütün hayatı boyunca verdiği cevap.
Ve insan,
belki de ilk kez,
ikisini birbirine karıştırmadan
kendi hikâyesine bakabildi.
Dünya hâlâ dönüyordu.
Yeni bir çocuk ağlıyordu bir doğum odasında.
Yeni bir oyuncu gözlerini açıyordu.
Hikâye önünde duruyordu.
Kabul çoktan verilmişti.
Ama hafıza,
her zamanki gibi,
sessizce siliniyordu.
Ve yeni insan,
henüz bilmediği bir dünyaya bakarken
içinde açıklayamadığı bir his taşıyordu.
Sanki bir yerden gelmişti.
Sanki bir şeyleri unutmuştu.
Sanki çoktan tanıdığı bir hikâyeye
ilk kez başlıyordu.
Gökyüzü hiçbir şey söylemedi.
Dünya haritasını açtı.
YENİ OYUN BAŞLATILDI.
Oyuncu: İnsan.
Hafıza: Sıfırlandı.
İrade: Etkin.
Hikâye: Gizli.
Onay: Daha önce verildi.
Son kayıt: Bilinmiyor.
Ve belki insanın bütün ömrü,
bir zamanlar verdiği bir sözü hatırlamadan,
o sözün ne anlama geldiğini
öğrenmekten ibaretti.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu