Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Haksızlığın Korosu

Bir ülkede hakikat ölmez hemen; önce sesi kısılır, sonra adı değiştirilir.


Bir adam vardı, komşusunun hakkını cebine koydu. Eve dönerken başını dik tuttu; çünkü sokakta kimse yüzüne tükürmemişti.


Oysa bazı suçlar mahkeme salonlarında başlamaz, insanın kendi vicdanına çektiği küçük, beyaz bir perdede başlar.


Adam perdeyi çekti.


Sonra bir bilgin geldi; koltuğunun altında kitaplar, dilinin ucunda bin yıllık kelimeler, gözlerinin dibinde ise görmemek için eğitilmiş bir karanlık.


Haksızlığa bir isim buldu önce: Zorunluluk.


Sonra zulme bir elbise biçti: Düzen.


Bir insanın sofrasından eksilen ekmeğe hesap kitap anlattı, bir annenin gözündeki yaşa tarihî şartlar dedi.


Ve ne tuhaftır, bir insanı yaralamak için kullanılan el kanlıyken bile onu savunan bir ağız tertemiz kalabiliyordu.


Çünkü bazıları hakikati aramaz, inandıkları adamın yanlışını doğru gösterecek bir cümle arar.


Sonra yöneticiler geldi.


Kapıları yüksekti, gölgeleri meydanlardan büyüktü. Bir karar verdiler; birilerinin ömründen yıllar eksildi.


Aşağıda bir çocuk büyüdü, babasının neden sustuğunu anlayamadan. Bir kadın her gece sofraya gelmeyecek birini bekledi. Bir adam, hakkını aradığı için kendi memleketinde yabancılaştı.


Yukarıda ise bir kürsü vardı.


Kürsüdeki adam konuştu: 


“Biz bu ülke için yaptık.”


Kalabalık başını salladı.


Bir başkası sordu: 


“Peki, bu insanların başına gelenler?”


Kalabalıktan bir ses yükseldi: 


“Onlar da biraz hak etti.”


İşte o an, zulüm yalnızca yapanın elinde kalmadı; onu alkışlayan binlerce avuca bölündü.


Birileri gözlerini yere indirdi, çünkü gerçeği biliyorlardı. Birileri gözlerini kapadı, çünkü gerçeği görmek pahalıydı. Birileri de gözlerini göğe kaldırdı; yaptıklarının hesabını yeryüzünde vermemek için.


Ve hakikati söyleyenler çıktı aralarından.


Sesleri bazen titriyordu, çünkü cesaret dediğin şey korkunun hiç uğramadığı bir kalp değil, korkuya rağmen açık bırakılan bir kapıdır.


“Bu yanlıştır,” dediler.


Onlara yalancı dediler.


“Bu insanın hakkıdır,” dediler.


Onlara düşman dediler.


“Burada zulüm var,” dediler.


Onlara nankör dediler.


Sonra kelimeler yer değiştirdi.


Hırsızın adı becerikli oldu, korkaklığın adı sağduyu, itaatin adı sadakat, suskunluğun adı olgunluk.


Ve bir gün, hakikati söyleyen adamın adını suçluların yanına yazdılar.


Suçu işleyenler rahatladı.


Çünkü insan bazen yanlış yaptığını bilmediği için değil, yanlışına şahitlik edecek kalabalığı bulduğu için kendini masum sanır.


Bir yalanı tek başına söylemek zordur. İki kişi söyleyince şüphe başlar. Bin kişi söyleyince hakikat kendinden şüphe etmeye zorlanır.


İşte en büyük felaket budur:


Bir toplumun terazisi bozulduğunda ağır olan suç değil, suçu gösteren parmak olur.


Bilgin, bilgisini vicdanından ayırdığında kitaplar çoğalır ama aydınlık azalır.


Yönetici, gücünü hakikatin üstüne koyduğunda saraylar yükselir ama memleket alçalır.


Sıradan insan, başkasının hakkını kendi rahatına değiştiğinde zulüm artık uzaktaki bir tahtta oturmaz; herkesin evine küçük bir sandalye çekip oturur.


Ve alkışlar…


Ah, o alkışlar.


Bazen bir insanın çöküşünü zafer marşı gibi duyurur dünyaya.


Bir gün gelecek, meydanlar boşalacak. Kürsüler tozlanacak. O bilginin cümlelerini kimse hatırlamayacak, o yöneticinin portresinden duvarın rengi kalacak.


Ama bir annenin bekleyişi bir yerlerde hâlâ sürecek.


Bir çocuğun boğazında babasından miras kalmış bir soru duracak.


Ve belki o gün, yıllarca yanlışın yanında durmuş biri gecenin ortasında uyanacak.


Kimse görmeyecek onu.


Ne alkışlayanlar olacak yanında ne de haklı çıkaracak bir kalabalık.


Yalnızca kendi sesi.


İnsanın en uzun mahkemesi bazen kimsenin girmediği bir odada kurulur.


Orada unvanlar işe yaramaz. Kitaplar savunma yapamaz. Kalabalıklar gelip elini tutamaz.


İnsan, kendisinden kaçırdığı hakikatin tam karşısına oturur.


Ve belki ilk kez anlar:


Bir yanlışı bin kişinin savunması, onu hakikat yapmaz.


Yalnızca bin kişinin aynı karanlıkta birbirinin yüzünü göremediğini gösterir.


Çünkü hakikat, çoğunluğun ayağa kalkmasıyla büyümez; tek bir insanın, herkes otururken ayağa kalkmasıyla görünür olur.


Ve zulmün en çok korktuğu şey onu alkışlamayan bir kalabalık bile değildir.


Bir gün, kendi sesine inanmaktan vazgeçmeyen tek bir insandır.


Çünkü o insan konuştuğunda duvarlar hemen yıkılmaz belki.


Saraylar bir gecede çökmez. Hırsızlar sabaha karşı itiraf etmez. Dün alkışlayanlar ertesi gün utanmaz.


Ama karanlığın ortasında küçücük bir şey değişir:


Artık herkes karanlıkta değildir.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Haksızlığın Korosu

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık