Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Külün Üstündeki Siyah 3 Bölüm

Bir canlının ölmesi için bazen yalnızca birkaç saniye yeterdi.


Onu yaşatmak içinse başkalarının bütün hayatı gerekebilirdi.


Kâr bunu, ormanın yanmaya başladığı sabah öğrendi.


Yangın gece yarısından sonra çıkmıştı. Önce ağaçların arasından ince bir duman yükselmiş, sonra rüzgâr dumanı dalların üzerine taşımıştı. Birkaç dakika içinde kuru otlar tutuşmuş, alevler birbirine uzanan dalları köprü gibi kullanarak ilerlemeye başlamıştı.


İnsanlar yangını uzaktan seyrediyordu.


Bazıları telefonlarıyla görüntü çekiyor, bazıları birbirlerine bağırıyor, bazılarıysa ateşin neden çıktığını tartışıyordu.


Kimse ormanın içindeki yuvaları düşünmüyordu.


Alevler ağaçlara tırmanırken hayvanlar kaçışıyordu. Tavşanlar çalıların arasından fırlıyor, sincaplar dallardan düşüyor, böcekler yanmış toprağın üzerinde yönlerini kaybediyordu. Gökyüzü, kanat sesleriyle dolmuştu.


Kâr sürüsünü toplamak için yükseldi.


"Batıya uçun! Dereye doğru!"


Ama dere artık eskisi gibi değildi. İnsanların yıllar önce kuruttuğu yatağın geriye kalan bölümünde su birikintileri vardı. Hayvanların çoğu için yeterli değildi.


Kâr bir kez daha bağırdı.


Bu defa kimseyi yönlendirmiyordu.


Yalnızca sesinin ateşten daha hızlı olmasını istiyordu.


Sonra onu gördü.


Küçük bir tilki, yanmış çalıların arasında yatıyordu. Arka bacağına kalın bir metal parçası saplanmıştı. Muhtemelen insanların ormana attığı eski bir çitin kırılmış bölümüydü. Hayvan kurtulmak için çırpınmış, metal bacağına daha da gömülmüştü.


Tilkinin kürkü is içindeydi. Soluk alırken göğsü güçlükle yükseliyordu.


Kâr, yakındaki bir dala kondu.


Tilki başını kaldırdı.


Göz göze geldiler.


Kâr tilkilerden korkardı. Birçok karga, tilkilerin pençeleri arasında son nefesini vermişti. Kâr'ın kardeşlerinden biri de yıllar önce bir tilki tarafından yakalanmıştı.


O günden beri tilkilerin yaklaşırken çıkardığı en küçük hışırtıya bile dikkat ederdi.


Şimdi önünde yaralı bir tilki vardı.


Savunmasızdı.


Kaçamıyordu.


Kâr isterse uzaklaşabilirdi. Hatta biraz daha beklese, yangın onun yerine karar verebilirdi.


Tilki dişlerini gösterdi.


Kâr geri çekildi.


Hayvanın gözlerinde öfke vardı. Korku da. Belki de her ikisi, aynı karanlıkta birbirine karışmıştı.


"Yardım etmeye çalışıyorum," demek istedi Kâr.


Ama tilkiler karga dilini bilmiyordu.


Kargalar da tilki dilini.


Doğa, bütün canlıları birbirine bağlamıştı; fakat birbirlerini anlamalarını garanti etmemişti.


Kâr yeniden yaklaştı.


Tilki hamle yaptı.


Keskin dişleri Kâr'ın kanadına değdi. Kâr havalanıp bir dala çarptı. Birkaç tüyü havada süzüldü.


Bir an için öfkeyle doldu.


Beni yaraladı. Onu burada bırakabilirim.


Sonra tilkinin arkasındaki alevler yükseldi.


Kâr, tilkinin is içindeki kürküne, hızla inip kalkan göğsüne ve bacağına saplanan metale baktı. 


Kendi kanayan kanadını unuttu. Yeniden aşağı indi, bu kez tilkinin gözlerine değil, doğrudan bacağına yöneldi.


Metal parçasını gagasıyla çekmeye çalıştı. İlk denemede başaramadı. İkinci denemede metal biraz oynadı. Tilki acıyla kıvrandı ve Kâr'a tekrar saldırdı.


Kâr geri çekilmedi.


Üçüncü denemede metal yerinden çıktı.


Tilki bir çığlık attı.


Kâr'ın gagası kana bulanmıştı.


Alevler yaklaşırken tilki ayağa kalkmaya çalıştı. Yaralı bacağı yere değdiği anda düştü.


Kâr, bir an onun başında durdu.


Sonra çığlık atarak havalandı ve yakındaki diğer kargaları çağırdı.


Birlikte tilkinin çevresine indiler. Onu taşımaları mümkün değildi. Fakat kanat çırparak dumanın içinde yol açtılar; yüksek seslerle diğer hayvanların dikkatini güvenli geçide çektiler.


Tilki sürünerek ilerledi.


Her birkaç metrede bir durdu.


Kâr da durdu.


Alevlerin arasından geçerken bir dal, tilkinin birkaç adım ötesine düştü. Sıcaklık tüylerini kavurdu. Kâr'ın sol kanadı yanmaya başladı.


Yine de uçtu.


Çünkü bazı yollar, geriye dönmek için fazla dar olur.


Gün doğduğunda yangın kontrol altına alınmıştı.


Orman, külle kaplı geniş bir araziye dönüşmüştü. Gövdelerin çoğu kararmış, dallar kırılmış, yuvalar kaybolmuştu. Bir zamanlar kuş sesleriyle dolan vadide yalnızca rüzgârın uğultusu vardı.


Kâr, dere yatağının yanına indi.


Yaralı tilki birkaç metre ötede yatıyordu. Nefes alıyordu. Bacağı kan içindeydi, ama gözleri açıktı.


Kâr kendini yorgun toprağa bıraktı.


Tilki ona baktı.


Bu defa dişlerini göstermedi.


Uzun süre birbirlerini izlediler.


Sonra tilki başını kaldırdı, yaralı bacağını sürüyerek ayağa kalktı ve ağaçların arasına doğru ilerledi.


Kâr arkasından seslenmedi.


Bir teşekkür beklemiyordu.


Zaten bir tilkinin kendisine teşekkür etmesi, yaşananların en önemsiz tarafı olurdu.


Önemli olan, tilkinin yürüyebilmesiydi.


Kâr, yanan kanadını gövdesine yaklaştırdı.


O gün bir canlıyı kurtarmıştı.


Ama aynı gün yüzlerce başka canlı ölmüştü.


Bu gerçek, kurtardığı tilkinin değerini azaltmıyordu. Yalnızca dünyanın, tek bir iyiliğin bütün kötülükleri silmesine izin vermeyecek kadar büyük olduğunu hatırlatıyordu.


Kâr artık şunu biliyordu:


Bir canlının yaşamını korumak, bütün yaşamı kurtarmak demek değildi.


Yine de o tek yaşam, korunmaya değerdi.


Üç gün sonra Kâr şehre döndü.


Elif'i bulması gerekiyordu.


İnsanların yangını neden çıkardığını öğrenmek istiyordu. Belki yangın bir kazaydı. Belki birilerinin ihmaliydi. Belki de ormanın yakılması, yapılacak inşaat için uygun bir bahaneye dönüşmüştü.


Kâr artık yalnızca öfkelenmek istemiyordu.


Ne olduğunu bilmek istiyordu.


Su kulesine vardığında Elif'i orada buldu. Kırmızı atkısı yeniden boynundaydı. Elinde bir gazete vardı. Yüzü solgundu.


Kâr yanına kondu.


Elif gazeteyi yere serdi.


Başlık büyüktü:


ORMAN YANGININDA MUCİZE: YANGININ NEDENİ ARAŞTIRILIYOR.


Altındaki fotoğrafta, siyahlaşmış ağaçların önünde duran bir adam vardı. Elinde mikrofon tutuyordu.


Elif yazıyı okumaya başladı.


"Yetkililer, yangının çıkış nedeninin henüz belirlenmediğini açıkladı. Bölgedeki doğal alanların yeniden düzenlenmesi ve ekonomik açıdan verimli projelerin geliştirilmesi için çalışmaların sürdüğü bildirildi."


Elif gazeteyi buruşturdu.


"Ekonomik açıdan verimli," diye tekrarladı.


Kâr ona baktı.


"Bir ormanı yakıyorlar. Sonra yanan yere ne yapabileceklerini düşünüyorlar."


Elif'in sesi titredi.


"Bazen insanların yaptığı şeyleri anlamıyorum."


Kâr, onun yüzüne baktı.


Elif devam etti:


"Babam da böyle. Önce bir şey oluyor. Sonra neden olduğunu düşünmek yerine, nasıl üstünü kapatacağını düşünüyor. Sanki bir şeyi açıklamak, onu düzeltmekle aynı şeymiş gibi."


Bir süre sessiz kaldı.


"Ben de öyle miyim acaba?"


Kâr başını yana eğdi.


"Bir şeyin yanlış olduğunu görmek yetmiyor. İnsanların çoğu bunu biliyor. Ama bildikleri şeyleri değiştirmek için hayatlarından bir şey vermeleri gerektiğinde…"


Cümlesi yarıda kaldı.


Kâr, Elif'in ne söyleyeceğini bekledi.


"…o zaman başka tarafa bakıyorlar."


Elif gazeteyi katladı.


"Ben de bazen başka tarafa bakıyorum."


Kâr'ın aklına yaralı tilki geldi.


O da ilk başta uzaklaşmıştı.


Kendini korumak istemişti. Öfkesine tutunmuş, geçmişte yaşadığı acıyı önüne koymuştu. Tilkinin kendisini anlamasını beklemişti.


Oysa yardım etmek için önce anlaşılmak gerekmiyordu.


Bazen insan, kendi içindeki karanlığı başkasının yüzünde görürdü. Sonra o karanlığı yok etmek için başkasını yok etmeye kalkardı.


Kâr, Elif'in yanına yaklaştı.


Elif elini uzattı.


Bu kez Kâr geri çekilmedi.


Aynı akşam, şehrin başka bir köşesinde bir çocuk kaldırımda yaralı bir güvercin buldu.


Babası acele ediyordu.


"Dokunma," dedi. "Hastalık bulaştırabilir."


Çocuk eğildi.


"Ama ölecek."


"Doğa böyle. Her hayvan yaşayacak diye bir şey yok."


Baba yürümeye devam etti.


Çocuk birkaç saniye yerinde kaldı. Sonra güvercini dikkatlice avuçlarına aldı ve babasının arkasından koştu.


Kâr, onları bir elektrik direğinin üzerinden izledi.


İnsanlar sık sık doğanın acımasız olduğunu söylüyordu. Bir hayvanın diğerini öldürmesini, açlıktan ölmesini, yaralı hâlde terk edilmesini doğanın kuralı olarak anlatıyorlardı.


Fakat doğanın acımasızlığını gerekçe gösterirken kendi seçimlerini unutuyorlardı.


Bir tilki avlanırdı çünkü yaşaması gerekiyordu.


Bir karga yuvasını savunurdu çünkü yavrularını korumak zorundaydı.


Bir kurt, aç kaldığında avına saldırırdı.


Ama insan, çoğu zaman hayatta kalmak için değil, daha fazlasına sahip olmak için öldürüyordu.


Sonra kendi açgözlülüğünü doğanın kanunlarıyla açıklamaya çalışıyordu.


Kâr, aşağıdaki çocuğu izledi.


Çocuk güvercini göğsüne bastırmıştı. Küçük elleri titriyordu. Babası hâlâ söyleniyordu.


Ama çocuk yürümeye devam etti.


Kâr o an Elif'i düşündü.


İnsanlık, tek bir yüz değildi.


Kimi yüzler öldürüyor, kimi yüzler kurtarıyordu. Kimi gözler gördüklerini unutuyor, kimi gözler gördükleri yüzünden geceleri uyuyamıyordu.


Bu, insanları aklamıyordu.


Aksine, onları daha sorumlu kılıyordu.


Çünkü bir insanın iyilik yapabildiğini görmek, kötülüğün kaçınılmaz olmadığını da gösteriyordu.


Bir şeyi değiştirmek mümkünse, hiçbir şey yapmamak yalnızca çaresizlik değildi.


Bazen tercihti.


O gece Kâr, sürüsüne döndü.


Kuzgun onu görünce yaralı kanadına baktı.


"Birini kurtardın," dedi.


"Bir tilkiyi."


Kuzgun başını salladı.


"Ve şimdi?"


Kâr, yanmış ormanı düşündü. Ölen genç kargayı. Toprağın altında bekleyen palamutları. Elif'in buruşturduğu gazeteyi. Güvercini taşıyan çocuğu.


"Şimdi ne yapacağımızı öğrenmemiz gerekiyor."


Kuzgun'un gözlerinde hafif bir parıltı belirdi.


"Yaşamı korumak mı?"


"Hayır. Önce neyi koruduğumuzu anlamak."


Kâr başını kaldırdı.


"Biz yalnızca kendi türümüzü korumaya çalışırsak, insanlardan farkımız ne olacak? Sadece kargaların yaşadığı bir dünya istiyorsak, insanlardan öğrendiğimiz tek şey onların yerine geçmek olur."


Sürü sessizleşti.


"Ben onların bizi öldürmesini istemiyorum. Ama onların ölmesini istemekle de yetinemem. Ormanların yeniden büyümesini, suların temizlenmesini, hayvanların korkmadan yaşayabilmesini istiyorum. İnsanlar olmadan bunlar daha kolay olabilir. Ama insanları yok etmek, doğayı korumanın tek yolu değil."


Genç kargalardan biri itiraz etti.


"Peki ya insanlar değişmezse?"


Kâr uzun süre cevap vermedi.


Sonunda şöyle dedi:


"O zaman onlara karşı duracağız. Yuvalarımızı savunacağız. Yaşamımızı koruyacağız. Ama bir canlının ölmesini, sırf düşmanımız olduğu için iyi bir şey saymayacağız."


Kuzgun gözlerini kapattı.


"İşte şimdi yaşamdan söz ediyorsun."


Kâr, bu sözün içinde bir teselli aramadı.


Çünkü yaşam, her zaman güzel değildi. Bazen yanmış bir ormanın içinde çırpınan yaralı bir hayvandı. Bazen bir annenin yavrusunu ararken çıkardığı sesti. Bazen de kendisine yardım eden canlıya saldıran korkmuş bir tilkiydi.


Yaşam, yalnızca korunmaya değer olan şeylerden oluşmuyordu.


Bazen korunmaya değer olanı, en çirkin hâlinde bile görebilmekti.


Kâr gökyüzüne baktı.


Şehir uzakta ışıldıyordu. Pencerelerin ardında insanlar yemek yiyor, televizyon izliyor, birbirlerine sarılıyor, tartışıyor, uyuyordu. Aynı şehirde birileri hayvanları öldürüyor, birileri yaralı kuşları evine götürüyordu.


İnsanlık, kendisini kurtaracak tek bir büyük kahramanı bekliyordu belki.


Oysa dünyayı kurtarmak, kimsenin fark etmediği küçük kararların toplamıydı.


Bir ağacı kesmemek.


Bir hayvanı ezip geçmemek.


Bir başkasının acısını kendi türünden olmadığı için önemsiz saymamak.


Ve gerektiğinde, nefret etmek için bütün nedenlerin varken bile, nefretin seni yönetmesine izin vermemek.


Kâr, başını kanadının altına soktu.


İlk kez, insanlığın sonunu düşünmeden uyumaya çalıştı.


Ama gece yarısına doğru şehrin merkezinden bir patlama sesi geldi.


Ardından sirenler yükseldi.


Gökyüzünün uzak bir köşesinde turuncu bir ışık belirdi.


Kâr başını kaldırdı.


Bu kez yanan bir orman değildi.


İnsanların yaşadığı bir mahalle yanıyordu.


Ve dumanın içinde, küçük bir çocuğun sesi vardı.


Kâr kanatlarını açtı.


Çünkü yaşam, kimin hatası yüzünden tehlikeye girdiğini sormak için beklemiyordu.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Külün Üstündeki Siyah 3 Bölüm

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık