Memlekete Yağan Yağmur
Akşam camdan dışarı baktığımda,
gecenin gökyüzüne örtüldüğünü sanıyordum;
meğer insan bazen karanlığı seyretmiyor,
karanlık usul usul içine çöküyormuş.
Bir ateş böceği yanıp söndü karanlıkta,
memleketin yaz geceleri düştü aklıma.
İnsan en çok da böyle anlarda anlıyor;
bazı ışıklar yolunu değil,
geride bıraktığın hayatı gösteriyor.
Cebimde eve yetmeyen bir maaş,
göğsümde hiçbir ülkeye sığmayan bir özlem vardı.
Eşim şimdi hangi pencerenin önünde,
çocuklarım çoktan uyudu mu acaba?
Ben burada ekmek parası kazanırken,
onların büyüyüşü geçiyor içimden;
bir babanın en çaresiz yanı,
çocuklarının çocukluğuna uzaktan bakmasıymış.
Bir de annem var...
Sesini her duyduğumda içime bir sükûnet çöküyor,
sanki cennet, telefondaki o birkaç dakikaya sığıyor.
Ellerini öpemiyorum ya,
işte en çok o koyuyor içime;
insan dünyanın bütün yollarını yürüyüp
annesinin dizinin dibine varamayınca
kendini ne kadar uzak hissediyormuş Allah'tan ve hayattan.
Bazen eve dönmeyi bile özlemiyorum,
evdeki kendimi özlüyorum.
Çocuklarımın gözünde kocaman bir adam,
eşimin yanında yorgunluğunu unutabilen bir eş,
annemin duasında hâlâ küçücük bir evlat olduğum
o eski hâlimi...
Bu gece yine başımı cama yaslayacağım.
Dışarıda yağmur yağarsa sevineceğim;
kimse bilmeyecek,
ben memleketin üstüne yağıyor sanıp
biraz daha ağlayacağım.
Çünkü gurbet dediğin yalnızca uzaklık değil;
bir sofrada eksik kalan baba,
kapı sesine kulak veren bir eş,
büyürken fotoğraflardan öpülen çocuklar
ve evladının yolunu gözleyen bir anne demek.
İnsan burada ömrünü kazanıyor belki,
ama her ay biraz daha anlıyor:
Bazı ekmekler helalinden kazanılır da
bedeli insanın en güzel yıllarıyla ödenir.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu