Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
21.10.2026 · 12 · 0 · Tahmini 4 dk okuma
PDF olarak indir

“Ketenpere'ye Yağmur Yağıyordu” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Ketenpere'ye Yağmur Yağıyordu

Ketenpere'ye Yağmur Yağıyordu

KETENPERE'YE YAĞMUR YAĞIYORDU


Üniversiteye çok yakın öğrenci yurdunda kalan dört arkadaş bu sabah erken kalkmışlardı. Tamer işletmede, Enver mühendislik, Eşref edebiyat, Şeref ise görsel sanatların bir bölümünde okuyorlardı.

Havada yağdı yağacak bir durum vardı. Bu sabah kahvaltılarını okulun yemekhanesinde değil de, markete yakın çay ocağında simit, peynir ve çayla yapacaklardı.


Odalarından çıkıp asansöre yöneldiler. Yurttan çıkıp yola koyuldular. Yolda yağmura yakalandılar. Bir tek Tamer'in şemsiyesi yoktu. Birkaç gün önce hava açılınca tramvayda unutmuştu. Yeni bir şemsiye almayı ihmal etmişti. O günlerde hava hep güneşliydi.


Tamer en büyük şemsiye kimdeyse O'nun yanına sokuldu. Fazla ıslanmamıştı.

Marketten simit ve peynir aldılar. Karşı sıradaki çay ocağına gidip bir masaya oturdular. Gelen çaylar ve sohbet eşliğinde kahvaltılarını yaptılar.


Tamer birkaç dakikalığına arkadaşlarından ayrılarak karşıdaki markete geçti. Kasiyerden büyük boy bir poşet istedi.

Kasiyer kız, raflarda etiket düzenlemesi yapan arkadaşına seslendi.


— Hulki bey, az gelir misin?


Hulki bey işini gücünü bırakarak kasiyere doğru bir kaç adım attı. Tamer Hulki beye yaklaştı, nazik bir tonla seslendi.


— Hulki bey, dışarıda şiddetli bir yağmur var büyükçe bir poşetiniz varsa verir misiniz. Ücreti neyse öderim.


— Öyle şey olur mu? Ücret istemez. Depoda hiç kullanılmadık tertemiz çöp poşetlerimiz var. Olur mu?


— Olur olur. Neden olmasın. Ne demiş atalarımız; “Yağmur yağdı böyle oldu”


— Haklısınız. Bir de “Kavgada yumruk aranılmaz” demişler. Sizi tenzih ederim. Bekleyin hemen alıp geleyim.


Hulki bey depodan yarı insan boyundaki sarı renkli bir poşetle geldi.


— Buna iki göz, iki kulak, birer burun ve ağız delikleri açtık mı, işlem tamam diyebiliriz.


Hulki bey kasiyer kızdan aldığı bir makasla gözler, kulaklar, burun ve ağız yerlerine gelecek şekilde Tamer'in kafasını ölçüp biçerek altı delik açtı.


Tamer, sarı poşeti kafasına geçirdi. Etrafını rahatça görebiliyor, kulaklarıyla duyabiliyor, burnuyla nefes alabiliyordu. Artık başı ıslanmayacaktı.Teşekkür ederek hızla marketten ayrıldı. Koşar adımlarla arkadaşlarına yetişti. 


Yolda giderken kendi sınıfından arkadaşlarına denk geldi. Kimi gülümsüyor kimi başını çevirip kıkır kıkır gülüyordu. Çok samimi olduğu bir kaç arkadaşı da dalga geçmekte adeta birbirleriyle yarış ediyorlardı.


– Gulyabaniye dönmüşsün kardeş. Yeni tişörtün hayırlı uğurlu olsun. İyi günlerde eskit emi.


– Kukuletalı karnavalcılara benzemişsin. Başka bir festival bulamadın mı?


Daha neler söylediler neler.



Okulları Ketenpere mahallesindeydi. Ketenpere mahallesine şiddetli bir yağmur yağıyordu. Köprüsünden geçtikleri Kerkenez Deresi taşmıştı. Neredeyse dört arkadaşı sürükleyip denize götürecekti. Korkuluklara tutunup karşı kıyıya geçtiler.


Orman kenarına kurulmuş okullarının dış kapısından içeri girdiler.


Kerkenez Deresi, otomobilleri, insanları, çöp konteynerlerini, ev eşyalarını önüne katmış hızla denize doğru sürüklüyordu. 


Dere yatağına yapılmış gecekondular, dubleks-tripleks yapılar dahi yan yatmış, çamura batmış durumdaydılar.  


​Öğrenciler amfilerinin pencere önlerine yığılmışlar camlarından, film, ya da dizi izler gibi yağmurun ve fırtınanın yaşattığı şiddeti endişeyle izliyorlardı.  


​Mega kent, mega köye dönmüştü. Hesapsız kitapsız yapılan bir yapılaşma kenti tanınmaz bir hale getirmişti. Doğa adeta intikamını alıyordu.


​Aynı pencereden bu faciayı seyreden bir öğretim üyesi şöyle diyordu:  


​Arkadaşlar. Aklıma gelmişken söyleyeyim. Lokman Hekim'e atfedilen güzel bir söz vardır. Yetkililer ve etkililer de bilir bu güzel sözü: "Şu dört şeyin küçüğü olmaz: Su, Ateş, Hastalık ve Düşman".


Metrekareye düşen yağmur miktarı 200 kilogramı aşmıştı. Böylesine bir olay, seksen dört sene önce olmuştu.


“Bu da gelir, bu da geçer” demekle insanlar teselli bulmuyordu.. Her felaketin ardından yazılı ve görsel basında ah vah edip yorum yapmalar, derde derman olmuyordu. Çare tedbir almaktaydı. Gereken kurallara bir an önce uymaktı

Lokman Hekim’in sözleri çoğu zaman kaale alınmamıştı. Bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıkmıştı.


Pikniklerde söndürülmeyen mangal közleri.

Ormanlık yerlerde atılan cam şişeler,

Yanan ormanlarımız, Yanan ağaçlar ve hayvanlar,

Dere yataklarında yapılan binalar,

Ve küçümsediğimiz düşmanlara karşı aymazlığımız.

Sel taşkınlarında yitirdiğimiz canlar,

Hastaneye gitmeye üşendiğimiz anlar,

Depreme dayanıksız binalar.

Çok katlı apartmanların giriş katlarında kesilen, yok edilen kolonlar.


Aklımızı başımıza getirmek için bütün bu olaylar ara sıra mantar gibi bite dursun. Ayılmak için bu yağışlar, toprak kaymaları ve heyelanlar da bir derstir bizim için.


Ketenpere'ye yağmur yağıyordu, Kerkenez Deresi'nde, insanlar birbirine tutunuyordu, sürüklenen otomobillerin üstüne çıkıyorlardı boğulmamak için.


Binlerce görevli çaba sarfediyordu insanlarımızı kurtarmak için. Konteynerler, otomobiller, ev eşyaları gözden kayboluyor, meçhul bir yöne doğru gidiyorlardı, belki de bizden kurtulmak için, içten içe seviniyorlardı belki de. Kim bilir.

Ketenpere'ye Yağmur Yağıyordu.


Mehmet Sadık Medin

20 Ekim 2026 - ŞİŞLİ

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Ketenpere'ye Yağmur Yağıyordu

Ketenpere'ye Yağmur Yağıyordu

Sadık Medin Sadık Medin