Soğuk Cephe
Odanın basıncı düşüyor.
Duvarlar, kimse fark etmeden,
biraz daha yaklaşıyor birbirine.
Seni içimde sakladığım yer
eskiden de dardı belki,
ama insan bazı yokluklara
ancak nefes alamayınca inanıyor.
Göğsümdeki bu ağırlığı
önce havaların değişmesine yordum.
Pencereleri kapattım,
perdeleri çektim,
geceyi başka bir şeymiş gibi yaşadım.
Oysa fırtına dışarıda değildi.
Adını söylemeye dilimin varmadığı
bir yerde, seninle başlıyordu.
Camın buğusuna parmağımla
eğri bir çizgi çekiyorum.
Bir zamanlar haritalara bakıp
uzaklıkları ölçebileceğime inanırdım.
Şimdi biliyorum:
Bazı mesafeler kilometreyle değil,
insanın elini uzatıp
vazgeçtiği yerde başlıyor.
Rüzgâr batıdan doğuya esiyor.
Kaldırımda kuru yapraklar sürükleniyor,
birbirlerine çarpıp yeniden ayrılıyorlar.
Ben, seninle aramızdaki o hareketsiz havada,
bir nefesi bile paylaşamadan
her gün biraz daha azalıyorum.
Kimse görmüyor bunu.
Dışarıdan bakınca
hâlâ aynı insanım.
Gökyüzünde bulutlar birikiyor.
Gri kümülüsler,
sanki birazdan yarılıp açılacak,
şehrin üstüne çöken bütün kiri
bir yağmurla alıp götürecek.
İnsan bazen gökten bile
bir şeylerin düzelmesini bekliyor.
Ama senin yokluğun
içimde öyle bir alçak basınç ki
yağmur bile nereye düşeceğini şaşırıyor.
Çatılara, sokaklara değil;
dönüp dolaşıp
kalbimin en karanlık kuyusuna yağıyor.
Orada hiçbir şey yeşermiyor.
Yalnızca su birikiyor,
bir de söyleyemediğim şeyler.
Biz aynı enlemin iki ucunda
birbirine bakmayı öğrenememiş
iki uçurumduk belki.
Güneş ikimizin de yüzüne vururdu,
aynı gün doğardı üzerimizde,
aynı akşam çekilirdi pencerelerimizden.
Ama gölgelerimiz,
ne kadar uzarsa uzasın,
bir türlü birbirine değmezdi.
Şimdi odamda eski bir barometre varmış gibi
izliyorum içimdeki düşüşü.
Cıva, ince bir camın içinde
usul usul aşağı inerken
ben de bir zamanlar kendim sandığım
o yüksek şeylerden düşüyorum.
Gururumun kaleleri,
kimseye eğilmeyen yanlarım,
kendime verdiğim bütün sözler
senin ardından gelen soğuk cephede
sessizce yıkılıyor.
Bir zamanlar yıkılmamayı
güçlü olmak sanırdım.
Meğer insan bazen
ayakta kaldığı hâlde de çöküyormuş.
Meğer bazı gidişler
kapıyı kapatıp gitmiyor;
evin içindeki havayı da
yanında götürüyormuş.
Mevsim değişiyor.
Bunu kuşlardan önce anladım.
Sabahları pencerenin önünde
bir süre daha uzun durmamdan,
çayın soğuduğunu fark etmeyişimden,
geceleri nefesimi dinlememden.
Göç eden yalnızca kanatlar değilmiş.
İnsan da birinin ardından
içindeki gökyüzünü terk ediyormuş.
Ve ben şimdi,
bu odada,
kimseye görünmeden öğreniyorum:
Bir insanın yokluğu
önce sesini alıyor evden,
sonra ışığını,
en son da havayı.
Geriye yaşamak kalıyor.
Ama bazen yaşamak dediğin,
ciğerlerine dolan havanın
artık sana ait olmadığını
her nefeste yeniden anlamak.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu