Büyümek Ne Demek Acaba
Taşların çizgilerine basmamaya çalışıyorum.
Ayaklarım çok küçük, kutulara sığmıyor.
“Yan adım at, parmak ucuna kalk…”
diye fısıldıyorum kendi kendime.
Güneş boynumu yakıyor ama acelesi yok.
Kimse beklemiyor beni.
“Ne zaman büyüyeceksin…”
diyorlar hep.
Büyümek ne demek acaba?
Ağlamamak mı?
Yoksa çizgilere basmak mı?
Ortada bir ekmek parçası.
Tek lokmalık.
“Kimse almazsa ben alacağım,”
diyorum içimden.
Annem demişti:
“Ekmek ayak altında olmaz.”
Ama öpmek istemiyorum.
Özür dilemek gibi geliyor bana.
Suçu yok ki onun.
Sadece düşmüş.
Kaldırıyorum, kenara koyuyorum.
“Kurtardım seni,”
diyorum sessizce.
Kimse duymuyor.
Evde bir kutu var.
İçinde guruldayan bir şey.
Güvercin.
Ayağı yumruk gibi.
Ağabeyim diyor:
“Sakatlanmış.”
Ben çömeliyorum.
Göğsümde bir sıcaklık yayılıyor.
“Ona ben bakarım,”
diyorum.
Hiç bakmadım daha önce hiçbir hayvana.
Ama içimden bir ses:
“Bırakma onu.
Sen de küçüksün, o da.”
Sıcaklık damarlarıma iniyor.
Korkmuyorum.
Kutunun kenarına oturmuş bakıyorum kuşa.
İçimde garip bir şeyler oluyor.
Sıcaklık bir yana,
bir de korku var.
“Ya iyileşmezse?”
diye soruyorum kendime.
“Ya hep böyle yumruk gibi kalırsa ayağı?
O zaman ben de mi sakat kalırım ?”
Parmaklarım titriyor.
Dokunmak istiyorum ama
çekiniyorum.
Çünkü dokunursam
onun acısı bana geçer belki.
Göğsümde hem sıcak
hem soğuk bir ürperti var.
Sanki iki çocuk birden oturuyor içimde:
biri “Bak ona, sen de güçlüsün” diyor,
öteki “Kaç, henüz çok küçüksün” diye fısıldıyor.
İkisini birden susturamıyorum.
Günler geçiyor.
Yemini ben veriyorum, suyunu ben koyuyorum.
Gurultusu azaldı.
“Canı yanmıyor artık,”
diye düşünüyorum.
İsim verelim mi dedim.
Ağabeyim gülüyor:
“Gerek yok. Uçuracağız.”
İçimden:
“Uçmasın.
Kalırsa ne olur?
Ben büyüyünce o da büyür mü?”
Ama sesim çıkmıyor.
Çatıdayız.
Kanat sesleri zayıf.
Uzaklaşıyor.
Göğsümün ortası buz kesiyor.
“Kalbinin bir parçasını aldı götürdü,”
diyorum kendi kendime.
Gözlerim doluyor.
Ağabeyim karşımda:
“Ne zaman büyüyeceksin?”
diye gülüyor.
İçimden bağırıyorum:
“Ağlamazsam büyüyecek miyim?
Ağlamazsam…
gerçekten büyüyecek miyim?”
Güvercin gözden kayboldu.
Çatıda uzun uzun duruyorum.
Rüzgâr yüzümü yalıyor,
ama içimdeki soğukluk
rüzgârdan değil.
“Neden bu kadar üşüdüm?”
diye soruyorum kendi kendime.
Cevap geliyor içimden:
“Çünkü bir parçanı verdin.
Ve o parça geri gelmeyecek.”
Gözlerim doluyor ama
yaşları indirmiyorum.
Boğazım düğümleniyor.
Öfke karışıyor üzüntüye.
“Niye uçtu?”
diye kızıyorum sessizce.
Sonra hemen pişman oluyorum.
Çünkü uçmasını ben de istemiştim belki,
iyileşsin diye.
Şimdi ise
hem seviniyorum iyileştiği için,
hem de nefret ediyorum
gittiği için.
İçimde koca bir karmaşa:
sevgi, kayıp, öfke, pişmanlık…
Hepsi birden
küçük bedenime sığmaya çalışıyor.
Sığamıyor.
O günden sonra
düşsem bile ağlamıyorum.
Kâbuslardan uyanıp
karanlıkta sessizce bekliyorum.
Kalemim kırılsa
pencereye bakıyorum.
İç monoloğum hep aynı:
“Büyümek böyle bir şey olmalı.
Göğsündeki taşı hissetmemek.
Sıcaklığı da, soğukluğu da unutmak.”
Ama taş hâlâ orada.
Sadece konuşmuyorum onunla.
redfer
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu