Dört Mevsim
Martın son günüydü.
Annem, mutfak camını açtı.
İçeri bir serçe girdi,
bir de ıslak toprak kokusu.
Balkondaki sardunya
kış boyunca tuttuğu nefesi bıraktı.
Annemin parmakları
küçük bir dalın üstünde durdu.
Ben o gün
dünyanın yeniden başladığını gördüm;
bir kadının tırnak aralarındaki toprakta.
Haziran geldi.
Güneş, perdelerin ucunu tutuşturdu.
Annem karpuzu ikiye böldü.
Kırmızı bir akşam
mutfak masasına yayıldı.
Ben kapıyı çarpıp çıktım.
Arkamdan seslenmedi.
Yalnızca ayakkabılarımın yanına
bir bardak su koydu.
Gece döndüğümde
bardaktaki su ısınmıştı.
Annem uyuyordu.
Kapının altından sızan ışık
ayağımın ucunda durdu.
Eylülün ilk yağmurunda
saçlarına bir yaprak takıldı.
Çıkarmadım.
O yaprakla birlikte
yüzündeki çizgileri seyrettim.
Bir otobüs camında
kendi yansımamı gördüm.
Annemin gözleri vardı bende.
Arkamda, koltuğunda oturan kadın
birden küçüldü.
Kasımda,
çekmeceden eski bir hırka çıkardı.
Dirseklerinde iki solgun ada,
ceplerinde yıllardır unutulmuş
bir düğme ve üç kuruş.
Hırkayı omzuma bıraktı.
Benim omuzlarım genişlemişti.
Onunkiler,
bir evin çatısını taşıyan
iki ince kiriş gibi duruyordu.
Aralık gecesi
camda buzdan bir çiçek açtı.
Annem uyurken
nefesi odanın karanlığında
küçük beyaz bulutlar çizdi.
Elini tuttum.
Parmakları avucumda
eski bir anahtar gibi soğuktu.
Dışarıda kar,
sokak lambasının altında
yavaşça silinen bir film.
İçeride annem.
Yüzünde bütün yazlar,
kirpiklerinde sonbahar,
avuçlarında henüz gelmemiş
bir ilkbahar.
Sabah olunca
camdaki buz çözüldü.
Annem uyandı.
Pencereye baktı.
Ben de baktım.
Bahçede,
karın içinden
tek bir yeşil filiz çıkmıştı.
Annem gülümsedi.
O an
dört mevsim birden
odanın içine girdi.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu