“Şüphesiz, Safa ile Merve ALLAH (cc)’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâ’be’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse şüphesiz, ALLAH (cc) onu bilir, karşılığını verir.”(Bakara-158)
Yüce dinimiz İslam’ın beş temel esasından biri de hac ibadetidir. Hac ibadeti hem mali, hem de bedeni bir ibadet olduğu için biraz farklıdır.
Hac ibadeti hicretin dokuzuncu senesinde farz kılınmıştır. En büyük özelliği Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on gününde yapılabilmesidir. Mekke-i Mükerreme ve Ka’be-i Muazzama eksenli bir ibadet olduğu için diğer ibadetlerden biraz farklıdır. Yani hac ibadetini yerine getirmek isteyenler tayin edilen zamanda Mekke’de ve Kâbe’de bulunup şartlarını yerine getirmek zorundadır.
Hac ibadeti için kutsal bölgelere giden ve buraları ziyaret edip havasını teneffüs eden kardeşlerimizin maneviyatları biraz yükselir. Dinîi duygularında bir kuvvetlenme meydana gelir. Arzu ederiz ki kardeşlerimizin bu güzel halleri bir ömür boyu devam etsin.
Hazret-i Peygamber (sav) “Şartlarına riayet ederek hacc ibadetini yerine getirenler, üzerlerinde bulunan kul hakları hariç anasından doğduğu günkü gibi tertemiz olur.”(Buhari-Müslim) buyurmuştur. Şartlarına uygun olarak haccettiğimiz zaman günahlarımızdan temizleneceğimize inanıyoruz. Ama hacca giden bir Müslüman için asıl amaç hacca gitmeden her türlü günahı işleyip de o mübarek beldelere günah kirlerinden arınmaya gitmek olmamalıdır. Önemli olan o kutsal bölgelere gitmeden evvel hayatımızı İslam ve Kur’an çizgisinde devam ettirip oralara “Anasından doğduğu günkü gibi tertemiz” gitmek olmalıdır.
Hacca gidecek olan kardeşlerimiz yolculuğa çıkmazdan evvel, komşuları, akrabaları, arkadaşları vs. ile helalleşmeye çalışırlar. Bu iyi bir davranıştır ama “Arkadaş ben hayırlı yola gidiyorum, hakkını helal et.”demekle hak helal olmaz. Özellikle samimi ilişkilerde bulunmuş insanlar arasında önemli haklar meydana gelmiştir. Onların helalleşmesi “Helal et!” demekle olmaz. Öncelikle hak ortaya konulur, alacak ve verecekler güzelce maddi yönden halledilir. Sonra da hukuk helalleşilir. Yoksa sen beni dolandırmış, çoluk çocuğumun nafakasını gasp etmişsin, sonra da hakkını helal et diyorsun. Ben helal etsem bile nafakaları gasp edilen çocukların hakkını helal etmiş sayılamıyorum. İslam hukukunda böyle bir helalleşme yoktur.
Hacı adaylarının dünyevi elbiselerini çıkarıp ihram denilen ahireti hatırlatıcı elbiselere bürünmeleri ile manevi duyguları iyice kabarır ve kendilerini hac ibadetinin akışına iyiden iyiye kaptırırlar.
Hac yolculuğu ve ibadeti esnasında çekilen sıkıntılar ve meşakkatler hacı adaylarına zorluklara karşı dayanma gücü kazandırır. Hac ibadetini eda edebilmek için mümkünse bedenimizin ve sağlığımızın yerinde olduğu gençlik zamanlarımızda gidelim ki, o mübarek ibadetin şartlarını yaşlılıktan kaynaklanan hiçbir sıkıntıyı çekmeden yerine getirebilelim. İhtiyarlık hallerinden dolayı diğer insanlara da sıkıntı çektirip kalp ve gönül kırgınlıklarına yol açmayalım.
Hac ibadeti insanların içinde ve gönüllerinde taşıdıkları dünya malına olan bağımlılığı azaltarak fakir fukaraya karşı merhamet duygularını geliştirir. Hacca giden insanın içinde dünya ve mal sevgisi kalmamalıdır. Sadece ibadet aşkı ile oralarda bulunmalı insan ve Hac ibadetini en güzel şekilde yerine getirip kendini affettirmeye çalışmalıdır. Yoksa ucuz Çin malları, halı, takke, zemzem ve hurma peşinde koşmamalı insan oralarda. Komşulara, akrabalara, damatlara, gelinlere hediye paketleri hazırlamak için o kıymetli vakitlerini boşa heder etmemeli insan. Çünkü siz o mukaddes beldelere ucuz Çin malları, takke, tesbih, oyuncak ve boncuk toplamaya gitmediniz. Ömrünüzün ibadetini etmeye, hayatınızın tevbesini etmeye gidiyorsunuz, o halde ibadet ediniz. İbadet sayılmayan şeylerle uğraşmayınız.
Hac ibadeti dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanların birbirleriyle tanışmalarına ve kaynaşmalarına ortam hazırlar. Haccın farz olmasının sebeplerinden birisi de budur. Dünyanın değişik iklim ve coğrafyalarında yaşayan ve İslam dini açısından zengin sayılan Müslümanlar senede bir defada olsa bir araya gelecekler ve sıkıntı içinde olan diğer Müslümanların sıkıntılarını gidermeye çalışacaklar. Birbirlerinin hallerinden haberdar olacaklar. Asıl amaç budur ama…
Böylesine yeryüzünde sıkıntı çeken Müslüman ülkelerin sıkıntılarını giderecek ve onların ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan kalkınmalarını sağlayacak bir hac organizasyonuna henüz şahit olamadık.
Böylesine kutsal bir amaca yönelik özel anlamlar içeren hac organizasyonları yapılsaydı, ya da Müslümanlar gerçekten birbirilerinin dertleriyle ilgilenselerdi, bugün Irak’ta, Filistin’de, Çeçenistan’da ve Doğu Türkistan’da günde yüzlerce Müslüman katledilip, İslam coğrafyası kan gölüne çevrilemezdi.
Hediyelik eşya, takke, boncuk, hurma, zemzem ve ucuz Çin malı sevdasına kapılan Müslümanlarımız akıllı davranıp hac mevsiminde bile olsa birbirlerinin dertleriyle ilgilenselerdi, İslam âlemi bugünkü durumundan çok ama çok daha iyi bir durumda olacaktı.
Hac ibadetinin mal ve beden ile yapılabilen bir ibadet olmasındaki hikmet, sanırım, Müslümanların dünyanın her yerine İslam’ın ve Kur’an’ın hâkim olması; tüm insanlığın rahata, huzura ve mutluluğa kavuşması için malı ve canı ile her şeyini ortaya koyması anlamına geliyor…