Fareye Rakı İçirmişler Kediye Brah Çağırmış
Uzun yıllardır Gaziantepteyim. Gördüm ki Gaziantep’in kendine
özgü bir konuşma tarzı var. Tıpkı bizim Karadeniz insanının konuştuğu gibi. Bu konuşma tarzında bazen derin derin düşünürsünüz
bazen de mesajı alır gidersiniz. Anlamak için birkaç kez tekrar edilmesinin
gerektiği durumlar da olur.
Yıllar önce öğretmen olarak Şanlıurfa’ya tayinim çıkmıştı. Yatılı İlköğretim Okuluna gitmek için bir dolmuşa binmiştim. Dolmuştaki muavin bir şeyler söylüyordu. Yaklaşık olarak yarım saat dinledikten sonra dayanamadım yanımdakine sordum.
“Bu adam ne diyor.” Adam yüzüme tuhaf tuhaf baktı ve:
“Karaköprü Eyübiye!” diyor dedi. İşte
onun gibi Gaziantep’te de konuşma dilinde birbirinden farklı sözcüklerin kullanışına şahitlik
edersiniz ve anlamak için de bir hayli zorlanırsınız. Mesela Antepliler:
Bayat: boyat, Bahan: mahana, Kurcalamak: kurdalamak, Çorak:
şorak, Dut ağacı: tut ağacı, Yemek: yimek, Ufak: uvak, Gırtlak: hırtlak, Değil:
del, Çim: çem, Jandarma: cenderme, Kar: gar, Lezzet: nezzet, Komşu: konşu, Nem:
lem, Kova: kuva, Çözmek: çezmek, Paytak: maytak, Kerpeten: kelpeten, Sikke:
zigge, Şalgam: çelem, Tırmalamak: cımalamak, Dokunmak: dohanmak, Küfe: kufa,
Oklava: oklağa, Tüy: tüv, Yüzük: yüssük sözcüklerinde olduğu gibi sesleri değişik söyleyerek konuşurlarken anlam olarak da hiç bilmediğiniz anlamlarda
farklı sözcükleri kullanmaktadırlar. Örneğin:
Bahdeniz-maydanoz, merdiven-süllüm, patlıcan-balcan, kercetmek-taklit
etmek, sokranmak = söylenmek, zogumlenmek = sinirlenmek, angeslek=bilerekten,
kasten, ariş=asma, çotura=büyükçe bidon, dırabızın=merdiven korkuluğu, ehven=kalitesiz,
Hayce=Hatice, Hösün=Hüseyin, şabşak=bir litrelik plastik sürahi, yazı=kavun,
karpuz tarlası veya üzüm bağı, yılkı=at ve eşekler için söylenir, eğin= yer, aglak=oturulmayan
terkedilmiş yer, ağış=yüksek, böğ=örümcek, bıldır= geçen yıl, kömü= define, nece
=hangisi, silig= temiz yakışıklı, urug= tane anlamlarına gelmektedir. Daha bunun gibi yüzlerce kelime daha vardır. Yine
Gazianteplilerin kendine has yeminleri vardır:
Aha şu çay kimi ganım agsın kine…Uşaklarım döşümde baazlansın
kine…Mabalın boynuma !!! Ben heç eyle ham hanek edermiyim yav… La yalan
söyleysem yurdum yuvam daalsın , han evim harap olsun. Daha ne deym ağam… Dinim
hakkı uçun beyle beyle oldu… Yalan söyleysem sabaha çıkmıymm… Şu nameti son
yiyişim ossun ki… Yalanım varsa şordan şoora getmek nasip olmasın… Laa eğer
üfürüysem nikahım getsin, artı ne deym saaa…Gardaşım sallıysam , rahmatlık anam
gabrinde dombalak aşşın , taam mı? örneklerinde olduğu gibi. Yine bazıları Tüm
Ülkede kullanılan ama Gaziantep’in kendisine has deyimleri de vardır. Onlardan
bazıları ise:
Adam sandık eşeği, altına açtık döşeği; baktık adam değilmiş,
altından çektik döşeği. Adamın alacası içinde, hayvanın alacası dışında olur.
Adı kulağına değmiş. Ağ giyen ağa gerek. Ağır ol batman döv. Ağzında ayran
durmaz olmak. Ağzını döşürmek. Ahrazın dilinden sahibi anlar. Aklı yılık.
Akraba akrabayı atmış yar başında tutmuş. Al Allah kulunu, zapteyle delini. Alma
ahı indirir şahı. Alnına gün doğmak. Altın kepeğe muhtaç. Ammi oğlu attan
indirir. Analık usta, yumağı ufak yapar;ç ocuklar usta ekmeği çift kapar. Anamın
aşı, tandırımın başı. Anbel beter. Antebin daşı havara, al borca yaz duvara.
Antepli´nin ikisi bir yere çok, birisi az. Arasada dinlenir, Gala altında
sadaka verir. Arı satmış, Namusu tellala vermiş. Arka gerek arka, ya utana ya
korka. Arpa ekmeğini yir, şecaatten geri galmaz. Arsız adama söz neylesin,
kokmuş ete tuz neylesin. Aşa dökülen yağın zararı olmaz. At kaçmaz, et kaçar.
Ata arpa yiğide pilav. Ata dost gibi bakıp, düşman gibi binmeli. Atım tepmez,
itim kapmaz deme. Avrat malı, kapı mandalı. Ayağıma yer edeyim, gör sana neler
edeyim. Azıcık aşım ağrısız başım.
Babanın ağ itine kara mı dedik. Babasının yediği koruktan
oğlunun dişi kamaşır. Bargın badaşık mı? Bartıl kapıdan girerse iman tağadan
çıkar. Baş ağır, kulak sağır. Baş kahıncı. Başı göl, ayağı sel. Başına
buturamak. Bayram etiylen it tavlanmaz. Bayram geçtikten sonra yüzün ağ olsun.
Bed beniz kalmamak. Beleş olsun da, deve depiği olsun. Beli berk olmak. Beş
kuruşluk eşeğin üç kuruşluk sıpası olur. Bıldır ölmüş bir eşek, gelin bu yıl
ağlaşak. Bıroh çağırmak. Bıvt demeye dudak gerek. Bir dahra vakti, bir mahra
vakti Urum, Şam bir olur. Biti kanlanmak. Boynunun kökünü görmek.
Caminin pisiğini biz mi öldürdük. Cenah geçinmek. Cıncık
kırığı gibi adam. Cin cücüğü gibi çağırmak. Çapıt çirişi mi?. Çirtim çirtim
çirtinmek. Çobanın gönlü olursa teke’den teleme çıkarır. Çocuğa iş, peşine düş.
Çok görmüş, çoban oynatmış. Dadanan ile kudurana dafar olmaz. Dadandırma kara
gelin, dadanırsa yine gelir. Dağ dayısı, tavşan ammisi. Daldan eğme mi? Kökten
sürme mi? Dambır dumbur nerede, deli gız orada. Dananın gazzığı gopmak. Delikli
taş yerde kalmaz. Devenin derisi eşşeğe tay olur. Dışı hayhaylı, içi vayvaylı.
Direzin sökmek. Doğdu guyruk kalmadı goruk. Düğüm
çalmak.
Efini patlamak. El eli yur elde döner yüzü yur. Elden
ayrıksı. Elden ayrıksı olmak. Elefesiz olma. Eli udumlu. Elim boş, yüzüm kara.
Elinden gabuklu goz yenmez. Eliniz artığı. Emek yerde kalmaz. Er günüzken.
Erindiğinden Ermeniye dayı demek. Erinenin oğlu kızı olmaz. Eşeğine gücü yetmez
kürtününü döver. Eşşeken eşek çamura bir kere çöker. Et deyi kaptın balcan
börkü çıktı. Evde var eşiklik, hamama gitme eşeklik.
Fareye rakı içirmişler, kediye brah çağırmış. Fıhara
hırhızlığa çıkmış ay ilk aaşamdan doğmuş.
Gafılın kadaya uğramak. Ganı vebalı boynuna. Gel şu malı baa
sat dersen bahalı olur. Gelen ağam giden paşam. Gıcı gibi. Gidişmiyen yerini
kaşımak. Gitti ağalar paşalar, İtlere kaldı köşeler. Gurkun cücüğü güzün
sayılır.
Hamalı hamıslı, bizim it bizden namıslı. Haneğin uluğu.
Haşılı yumuşak işi mi kalıyor. Havlayan it ısırmaz. Hazırcaya hamıt Hedede
sedede geçmemek. Himi bir olmak: (Görüşü bir).
Ingılımış, berk yapış. İrisini ipe, ufağını çöpe düzdü.
İşini bilde işleme. İşleyen değirmenin boğazında durmak. İşmar avarası. İt iti
yemiş kuyruğuna gelince bu da bizdenmiş demiş. İyi kişinin kemiği erir, adı
kalır.
Kafamın tasını attırma. Kafanın don kazanı gibi olması.
Kafayı tuzlamak. Kanı Kan ile yumazlar, Kanı su ile yurlar. Kapıyı kırarsan
odun çok olur. Karrah etmek. Kaz gibi uçtun, Tavuk gibi düştün. Kazanda
bişirir, kapağında yer. Kel gız dezesinin saçıynan övünür. Kepir hış yatmak.
Kısas kıyamete kalmaz. Kilci eşeği gibi suratını sallandırma. Koça boynuz yük
değil. Köpeksiz köye düşmüş eli değneksiz gezmek. Körden gözlü, topaldan
ayaklı, deliden deli (doğar). Kulağın tözüne vurmak. Kurt komşusunu talamaz.
Lorunu peynirini görmemek.
Mahana şahana. Mal malamatı örter. Mamuru mest etmek. Marda
bazar. Mart buzağısı gibi bakmak. Mart yağar nisan övünür, nisan yağar insan
övünür. Mercimeği yanın yuvarlamak. Nazlı hanımın büzme çarığı. Ne deve
yürüsün, ne çan seslensin. Ne ölü görmüş ağlamış, ne düğün görmüş oynamış. Ne
Şam’ın şekeri, ne Arabın yüzü.
Oglan dogurdum oydu beni, kiz dogurdum soydu beni. Oğlan
olsun, deli olsun, ekmek olsun, kuru olsun. Okta sapanda durmamak. Olgaç oglan
pisinden belli olur. Olursa yedi çıra yakar, olmazsa karanlıkta yatar. Ortalığı
tahne pekmez etmek. Ot kökünün üstüne biter. Öğünme çördük çöp, seni de gördük.
Öksüz öldü, kanı sındı. Ölmüş eşek nallı olur. Ölüsü gününde, tavuğu pininde.
Ömrümü gününü yemek. Önüyle kapıy, Arkasıyla tepiy. Övünü tayını bellisiz. Özü
dövmemek.
Pabucuna taş kaçmak. Paran börgünü (böğrünü) mü deliy. Paranın
gittiğine bakma, işinin bittiğine bak. Parası olanın, balı Bağdat'tan gelir.
Sadakayı saraydan çıkarmamak. Safra sındırmak. Sakalı
sabunlanmak. Sakalından keser, bıyığına ular. Samsa nerde yediysen azını orda
gohut. Sandıktaki sırtına sepetteki boğazına. Say say da yerine taş koy. Sen
ekilirken ben göcektim. Sıçra nalın parlasın. Süyükten yitmek. Şalvarı yok
uçkuru üç batman.
Tarma taht. Tas yitmiş (yitti), curunu başına kaldır. Tavşan
yamaca geçti. Tazı eski ama çulu değişmiş. Tembele iş buyur, saa yol göstersin.
Tohum torba kalmamak. Toku gönülleme zor olur. Tölebine gelmek. Tuz ekmek
olsun. Tuz havlası gibi sallanmak.
Umdum umdum, geri yumdum. Una dökülen yağın zararı olmaz.
Uşağı işe sal, ardı sıra sen get. Ut küşüm etmek. Üstüne gök gürlememiş. Üveye
etme özde bulursun, geline etme kızda bulursun. Üzümün iyisi dene, karinin
iyisi nene olur.
Vara varası, dura durası. Ver yiyeyim, ört yatayım, bekle
canım çıkmasın. Yağan yağmur sene yele yetmez. Yağmur yağsa yaş değmez, dolu
(döğüş) olsa tas değmez. Yahşi yiğit, yareninden belli olur. Yanık yerin otu
tez biter. Yemeni ile yürüdüm de, haphapla kaçmam mı kaldı? Yeri a’aaam anan aş
pişirmiş. Yılanı sen tuttun, gözüne ben bakayım. Yiğidin sözü demirin kertiği.
Yitiği olan anasının koynunu arar. Yüreği kalak kalak yağ bağlamak. Yüzüne gül
suyu. Zabın alıcısı. Zaman ve ahval böyle fena ve aksi gittikçe. Zebellağ gibi.
Zembil zümbül demeden bağı kesip kurtulmak. Zengine hatır için, fıkaraya Allah
için. Zibillikte yatar, padişahı düşünde görür. Zubbu zeytin meydanda kalmak.
Zurnada peşrev olmaz.
Gaziantep ağzı, tarihin en eski şehirlerinden birisi olan
Gaziantep’in kendine özgü onlarca zenginliğinden sadece birisi. Bu renkli şehri
tanımak ve anlamaya çalışmak kazanılmış önemli bir merhaledir diye düşünüyorum.
Eğer yolunuz birgün bu şehre düşerse bu sözcüklerden veya deyimlerden birisini
duyarsanız şaşırmayınız…
- Yorumlar 8
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.