Hangi Taş Daha Büyük Bize Onu Atın
Şiir o kadar evrensel bir dil ki kıyısından köşesinden geçmeyeni bulamazsınız. Herkesin ceketinin iç cebinde, bir köşesi parçalanmış kâğıda yazılmış sevda sözcüklerini görebilirsiniz. Ya da sevgiliye söylenmek için ezberlenmiş birkaç satırı hissedebilirisiniz rüzgârın içinde. Bazen devletin en büyüğünün dilinde bazen de dağlarda bir çobanın yüreğinde çağıldar şiir. Bir şehidin ardından ağıt olurken, bir bayrağın içinde renk olur şiir. Ben o yüzden Mehmet Emin Yurdakul’un söylediği şu sözü çok önemsiyorum:
‘Şairleri susmuş bir millet sevenleri toprak olmuş bir çocuk gibidir.’ Sahi ya öyle midir diye çok düşündüm ve en sonunda doğruluğuna inandım. Şairlerin haykıranları olduğu gibi gizli kalmayı seçenleri de vardır. Bu kişiler yazdıklarını hiç yayınlamadıkları gibi gazetelere ve ekranlara da çıkmazlar.
Son zamanlarda şiir sitelerinin artması şair ve şiir sayısındaki artışı da beraberinde getirdi. Bu tür siteleri güzel bir şekilde kullanarak kendisini geliştirenler olduğu gibi, yazdıklarını veya karaladıklarını tartışmasız dünyanın en güzel şiiri kabul ederek mevcut ortamı lehlerine çeviremeyenler de vardır. Çünkü bu tarz kişiler ne okumaktan ne de anlamaktan yana nasiplenmişlerdir.
Bir de birkaç kitabı olan ancak kendilerini önemli ve iltifat edilmesi gereken şairler gurubu olarak görenler var. Amaçları öğretmek ve gönüllere ulaşmak olmayıp herkes beni tanısın herkes beni bilsin ve hatta herkes beni nasıl bilmez olarak gören grup... Bu grup, bu tarz siteleri, burada yazanları, yorumları gereksiz görür, şiirini ekler, kimseyi okumaz, yorumlamaz, kimseye şiir adına en ufak bir yardımda bulunmaz, yol göstermez… Ama ister ki herkes o dünyalar harikası şiirlerini ve yazılarını okusun ve yorumlasın…
Bugün şiir kitaplarının az okunuyor ve az satılıyor olmasının en önemli nedeni, şairler grubu denilen grubun enaniyet zırhından kurtularak etraflarında sevenler grubu oluşturamamasıdır, diye düşünüyorum. Bu bencillik o kadar had safhadadır ki tenezzül buyurarak kendi yazdıklarının dışındakileri müsvette ve şiirden anlamayanların karalamaları görebilecek kadar ilerlemiştir. Neden televizyonda ve birkaç radyo programına çıkanların haricinde şairlerin fan kulübü ve hayran topluluğu yok. Neden şairler kendilerinin etrafında şekillenmesini istedikleri kişilerle ilgili bir çalışma yapmazlar. Neden şairler hep Ebu-zer gibi yalnızlık kalıplarının içinde dolanıp durular. Hani susmayacaktık. Hani haykıracaktık. Örnek verdiğimiz, hayranı olduğumuz Necip Fazıllar, Nazım Hikmetler böyle mi yaşamışlardı. Kocaman bir hayır.
Şiirlerimizle kitleleri büyüleyemiyoruz, ekranlara ya kimsenin izlemediği saatte ya da kimsenin izlemediği kanalda çıkıyoruz, gazetelerde köşemiz yok, yazdığımız kitapları hatır gönül belasına satıyoruz ama hala öyle dar fikirlerin içindeyiz ki bir türlü onu aşamıyoruz. Kimsenin şairleri taktığı falan yok… Peki, kimse bizi takmıyorsa sorun ne o zaman? Sorun şudur ki; bulundukları kademeleri ve yerleri küçümsemek… Üzgünüm ama tepeden inmeyle veya keşfedilmeyi beklemeyle bir gün ünlü olmayı hayal edenler ancak kendi buğday ambarında gören aç tavuklara benzerler.
Bu tür edebiyat sitelerini sahiplenmeyenlere sesleniyorum. Buralar sizin çalışma alanlarınızdır. Bu siteler kişiyi okumaya, yazmaya ve öğrenmeye mecbur tutan yerlerdir. Bu siteler çevrenizin ve şiirlerinizin gelişmesine ve insanlar tarafından okunmasını sağlayan mekânlardır. Bu siteleri önemser ve gerekli değeri verirsek ciddi anlamda ilerleriz diye düşünüyorum. Burası kendi sitemiz olduğu için söylemiyorum, başka sitelerde de yazarken en çok yorum yapan ve en çok yorum alan kişiydim. Bu sitelerin bendeki katkısı inanılmaz oldu. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şiir adına ne öğrendimse bu sitelerden öğrendim.
Çok kırılgan bir yapımız var. Birileri bizi eleştirsin, birilerine canımız sıkılsın, birileriyle sorunumuz olsun … Velev ki şiirimize yıldız verilmesin, yazımız güne gelmesin… Hemen ilk işimiz tası tarağı toplayıp “Eyvallah ben gidiyorum.” oluyor. Ekliyor “Beni ve yazılarımı sonsuza kadar silin.” Silelim, tamam. Peki bu acziyet nereye kadar ve neden? “Eeee o sitede falancı varsa ben yokum. Yazılarıma yıldız vermediniz, falancı şiire verdiniz ben bir daha yazmayacağım…” El insaf!.. Yani şöyle bir etrafınız bakın ailenizde bile anlaşamadığınız kişiler mevcut değil mi? İşinizde ve çevrenizde anlaşamadığınız onlarca insan yok mu? Ya toplumda… Ne yapıyoruz o zaman, ailemizi mi terk ediyor, işimizi yarım mı bırakıyor, çevreyle bağı mı kopartıyoruz? Hayır… Yoksa hayatta bu kadar kötü varken yaşanmaz deyip “Eyvallah” öteki dünyaya mı gidiyorsunuz?… Allah korusun elbette hayır… Eeee sorun ne o zaman? Sorun şu ki biz farklılıkları ve ayrılıkları hep kendimize tehdit olarak alıyor ve öyle savunma geliştiriyoruz. Anlamıyor ve sürekli anlamlandırıyoruz. Kurguluyoruz. Sonra bu kurguladığımıza genel geçer bir doğru gibi biz de inanıyoruz. Kendi yaptıklarımızı dünyanın en iyi işi olarak görüp “Ya aslında o da iyiydi…” diyemiyoruz.
Değerli dostlar söyleyeceklerim çok affınıza sığınayım. Ancak burnundan kıl aldırmayan, bildiği varsa söyleyip paylaşmayan, yapıcı ve yönlendirici eleştiriden hoşlanmayan, farklı düşünceleri tehlikeli ve suç sayan kişileri sevmiyorum. Eğer hakaret yoksa alay yoksa küfür yoksa ülkenin bağımsız bütünlüğüyle ilgili sıkıntı yoksa terör yoksa buyurun meydan sizin.
Kişi yazı ekliyor eklediği yazsına sahip çıkmıyor, insanlar kendisini okumuş, yorumlamış kişilere dönüp de bakmıyor. Yıllardır yazdığı halde virgül nereye konur, -de nedir -mi nedir bilmeyenler var… Kardeşim yazıları öksüz ve yetim bırakacaksan, kendini geliştirmek için zerre kadar bir şey öğrenmeyeceksen buraya neden ekliyorsun diye sorası geliyor insanın... En azından nezaketen kendisini okuyanları okumaz mı? Ya da kişilere faydalı olmak adına kişileri okumaz mı, yönlendirmez mi? Biliyorsa ve yüreği yetiyorsa düzeltmez mi? Tamam yorum kalitesindeki sıkıntının farkındayım ve bence yorumlar da en az şiirler kadar özenli olmalı… Peki, sen ne yaptın bu konuyla ilgili? Örnek yorumlar yaptın da insanlar örnek almadı mı? Bir güzellik sundun da insanlar talip olmadı mı? Bunların hiçbirisi yok. Ekleyecek, çıkacak sonra da soracak “Kimse beni okumuyor, kimse beni yorumlamıyor… Zaten bu sitede iş yok…”
Bazıları da kimse beni okumasın ve yorumlamasın derdindeler açıkçası onlara da hayretler ediyorum. Eeee kardeşim eğer öyleyse bu tür paylaşım sitelerinde ne işin var git evine… Bulunmaz maden gibi insanların seni keşfetmelerini bekle…
Evet değerli dostlar. Ben bu sitelerden çok şey öğrendim. Şiir yazmayı da, hikâye yazmayı da, roman yazmayı da deneme yazmayı da… Bu siteler bana gönüllü öğretmenler oldu. Dostlar edindim. Kendimi tanıttım. Ve keyifle geçirebileceğim zamanları hep bu sitelerde buldum. Beni yazmaya bu siteler sevk etti.
Sadece kendi gibi düşünenlere yorum yapıp diğerlerini yok saymamayı da bu sitelerden öğrendim. Şiiri okumadan altına sadece tebrikler yazmamayı da bu sitelerden öğrendim. Şiir adına yardım isteyenlere bildiklerimi anlatmak adına iletişim kurmayı da bu siteler öğretti bana…
Çok basitte olsa kişilerin yazdıklarını önemseyin. Siz bilemezsiniz onun ilerde ne harika eserlere imza atacağını. Ben ilk yazdığım şiirleri okuyunca gülüp geçiyorum. Herkes bu merhalelerden geçecektir diye düşünüyorum. Onlara destek sunsak ne çıkar. Ama bazı kişilerin böyle bir kaygısı yok. Çok da umrunda bile değil. Şiirini yazıyor, üye olduğu onlarca site var ekliyor, sonra zaten eklemek için geçirdiği zaman kadar var olan zamanını sadece kendisi için, şiir eklemek için tüketiyor. Başkaları ne demiş ne dememiş umurunda bile değil. Fıkrada olduğu gibi “Dünyada ünlü iki şair var.” demişler Necip Fazıl’a “Diğeri kim?” demiş. Keşke hep böyle olsa, ama değil değerli dostlar.
Birçok kişiden “Zamanım yok!” sözünü duyuyor ve işitiyorum. Hayatta en nefret ettiğim sözlerden biridir. “Zamanım yok!” sözü. Hâlbuki düşünse ne kadar gereksiz şeylerle iştigal ediyoruz, anlayacak ne demek istediğimi. Sitemizde tıklayarak zirvelere çıkmış popüler yazılar var bakıp görebilirsiniz. Ancak kişinin sitede yorum sayısı bir elin parmağı kadar değil. Mesela kendimi örnek vereyim. On bine yakın yorum yaptım. Kim olduğuna bakmadan yaptım.” denilebilir ki “Sen sitenin yöneticisisin yapacaksın elbette.” Hayır değerli dostlar tam tersi olması gerek değil mi aslında? Bunu böyle deyince de hemen “Bak bak kendisine yorum istiyor.” diye anlıyorlar. O kadar ön yargılarımız var ki kıramıyoruz maalesef… Amacım insanları yazmak adına yüreklendirmek… Amacım kişileri onore etmek…
Bir de yazdığımız yer çok önemli. Hani bir söz vardır “Canavarları taviz ana doğurmuştur, yarın göz açtırmayacak olanlar bugün göz yumduklarımızdır.” diye. Çok katıldığım bir sözdür bu. Örnek vermek istiyorum “Bir edebiyat sitesinde yazıyordum. Allah’a hakaret eden, inancımızla dalga geçen bir yazı vardı. Altına baktım. Başörtülü ve inanan bir sürü kişinin yorumu vardı. Yine bölücülük kokan yazının altında da onlarca “Ben milliyetçiyim.” diyenlerin yorumu olduğu gibi. Özellikle bu amacı güden siteler var. Güne gelen, taçlandırılan yazılar ve bunları seçen kişiler belli ideolojiyi önceleyip diğerlerini yok sayan zihniyetteler. İçinde bulunduğum için söylüyorum. Yani biliyorum. Yazılan şiirlerin birçoğu genel toplumun kurallarıyla çelişen, inançlarla, milli ve manevi duygularla dalga geçen, küfür eden siteler… Orada yazı yazan, onlara destek verenlere bakıyorum da kendilerini vasıflandırıp bir yerde konumlandıran kişiler. Yani canavarları büyütenler. Maddi ve manevi destek verenler. Şimdi bu örneği verdim diye hemen akla şu soru gelecek “Eeee sizin site dindar ve milliyetçi bir site mi?” Çünkü böyle bir örnek verince hemen alacağınız cevap da bu oluyor. Değerli dostlar burasının çok iyi anlaşılmasını istiyorum. Biz kişi kendisini nasıl ifade ediyorsa onu öyle kabul eden; hakaret etmeden, dalga geçmeden, küfür etmeden, bölücülük yapmadan istediği yazıyı yazabilme özgürlüğüne inanan bir siteyiz… Yeri geldiğinde Necip Fazıl yeri geldiğinde Nazım Hikmetiz…
Bizi kopya edip çoktan dağılan, bizim içimizden onlarca kişiyi kandırıp kendi sitelerine üye yapıp daha sonra yarı yolda bırakan siteler oldu. Kim kaybetti? Biz hala yolumuza emin adımlarla devam ediyoruz. Edeceğiz de... Göreceksiniz sizlerin desteğiyle yakın bir gelecekte Türkiye’nin en ünlü edebiyat sitesi olacağız. Çünkü niyetimiz temiz, çünkü amacımız belli…
Yazı yazdığınız ve destek verdiğiniz yere iyi bakın, o siteyi kuranların niyetlerini iyi okuyun. Dilim varmıyor söyleyeceğim onlarca şey var ancak edebimden di-ye-mi-yo-rum… Gözlerime ve sözlerime bakın ne demek istediğimi anlarsınız…
Zaman zaman bizler de hatalar yapıyoruz. Haklısınız. Emin olun bilerek ve isteyerek yapılan hatalar değil… Kimseye bir ön kabulümüz olmadığı gibi ön yargımız da yok. İletişim kurduğumuz an sorunların büyük bir bölümünü çok rahatlıkla halledebiliriz… Burası bizim evimiz. Kimimiz evimizin tozunu alacak, kimisi mefruşatı halledecek, kimisi alışverişe gidecek, kimisi misafirleri ağırlayacak kimisi de yardım edecek… Ev olan yerde çanak da kırılacak ancak hep birlikte yapılması gerek ne ise yapacağız…
Eğer yüreğimizden yüreğinize köprüler kurabilmişsek ne mutlu bize… Eğer sevgilerimizi ve dostluklarımızı büyütmüş, ayrılıklar ve düşmanlıkları yok etmişsek ne mutlu bize…
“Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz…”
Saygı ve muhabbetlerimi sunarım…
- Yorumlar 22
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.