Sakın Okumayın
"Bilgi sahibi
olunmadan fikir sahibi olunmaz."
Okumak, doğduğu
andan itibaren birçok eğitim süreci geçiren insan için en kolay ve en etkili
öğrenme yoludur. Sahip oldukları bilgilerin % 60’ını bu yolu kullanarak edinen
gelişmiş ülke toplumları, günümüzde daha fazla okuma alışkanlığına sahip
olmanın sağladığı avantajları her alanda yaşamaktadırlar. Geri kalmış
toplumların karşılaştıkları sorunların birçoğunun kaynağında ise eğitimsizlik
yer almaktadır. Bu toplumlarda kişiler, okuyarak geçirebilecekleri zamanları
çoğunlukla yararsız uğraşlarla geçirmektedirler. Oysa okuma alışkanlığı
öncelikle mutlaka kişilerin kendisi için edinilmesi gereken bir alışkanlıktır.
Okuyarak olayların
ve gelişmelerin iç yüzünü öğrenip öncelikle kendimize olan güvenimizi
arttırmalıyız. Bu bizin aynı zamanda düşünce ufkumuzu da geliştirecek bize
zengin bir bakış açısı sağlayacaktır. Okuyan kişiler zengin kelime dağarcığına
sahip olacakları için, hikmetli ve etkileyici konuşarak hitap ettikleri
kişilerde etki de uyandırırlar. Bu da insanlarla ilişkileri güçlendirmekte,
iletişimi kuvvetlendirmekte kişiye daha sosyal bir karakter kazandırmakta ve
olaylar karşısında aktif özne durumuna getirmektedir. Yani düşünce kapasitemiz
ve kültür düzeyimiz tahmin edemeyeceğiniz kadar artmaktadır.
Televizyon
karşısında amaçsızca, kanal kanal dolaşarak boşa geçirdiğimiz zamanları, kitap
okuyarak geçirebilmek için kendimizi zorlamalıyız. Bunun yanı sıra otobüs,
tren, taksi ve uçak gibi ulaşım araçlarında seyahat ederken zorunlu olarak
geçen zamanlarımızı da kitap okuyarak değerlendirebiliriz. Yanımızda okuyacak
bir materyal mutlaka bulundurmalıyız. Herhangi bir bekleme alanında ilk
yapacağınız iş okuma materyalimizi gözden geçirmek olmalıdır.
Türkiye`de Okuma ve
İzleme Oranlarına ait değişik istatistikler mevcuttur. Ancak genel olarak kitap
okuma oranımızın % 5 civarında olduğu tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak
dergi okuma oranımız % 4 Gazete okuma oranımız ise % 22 civarındadır. Ancak
Televizyon izleme oranımız % 95’dir ve ortalama 5 saate yakın bir süremiz TV
başında geçmektedir. Oysa bu oran kitap okumak için yılda 6 saattir.
Günümüz toplumunda,
kitap için harcanacak kaynağın çok olduğunun düşündürülmesi, insanları kitap
okuma alışkanlığından gün geçtikçe daha da uzaklaştırmaktadır. Oysa içki,
sigara, kumar ve sınırsız eğlence hayatı gibi zararlı alışkanlıklara çok rahat
bir şekilde gereken maddi kaynak ayrılmaktadır. Üstelik bu miktar, kitaba
verilecek olanın kat kat fazlasını bulabilmektedir. Onun için hiçbir bahane
üretmeden kitap alıp, çevremizi teşvik için kitap hediye etmeliyiz. Evimizde
kendi kütüphanemiz olmalı ve bunu bir kültür mirası olarak sonraki nesillere
devretmeliyiz.
Konuşmak ve
düşünmek için kelimelere ihtiyaç duyarız... Günlük konuşma kapasitemizin
150–200 kelime olduğu düşünüldüğünde anlatmak istediklerimizi karşıya yeterince
anlatamama, karşılıklı olarak anlaşamama gibi bir durumla karşı karşıya
kalırız. Bunun önüne geçebilmenin yolu çok okumaktan geçmektedir. Bu
istatistikî sayılara dikkat ettiğimiz zaman aslında ne demek istediklerimiz
yeterince anlaşılacaktır.
Japonların bir
karşılaştırmasına göre kişi başına yılda 4 kitaptan az kitap düşüyor ise
okunmuyor, 4–10 az okunuyor, 10–20 okunuyor, 20 kitabın üzerinde kitap okuyan
bir kişi çok okuyor sınıfına alınmaktadır. Deniz Kavukçuoğlu 29 Ekim 2006
tarihli Pano köşesinde şöyle demiştir. “Japonya’da bir yılda 4 milyar 200
milyon kitap basılırken, Türkiye’de ise 23 milyon 500 bin kitap basılarak
nerdeyse Japonya`da bir günde basılan kitap sayısı kadar kitap bizde bir yılda
basılan kitap sayısına eşittir.” Bu rakamın aradan geçen 6 yıl içinde çok
değiştiği kanaatinde değilim.
Kalkınmış ülkelerde
kişi başına 7–8 kitap düşerken, Türkiye’de kitaptan söz edilememektedir.
İstatistikler Türkiye’de her yüz kişiden sadece 4-5’inin kitap okuduğuna işaret
etmektedir. Yine Japonya’da bir kişi yılda 25 kitap okurken, bizde 6 kişi yılda
bir kitap okuyor. Kitap okuma sayısı kütüphane sayısı kıraathane sayısı ile
karşılaştırıldığı zaman çok çok gerilerde olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Ovidus
“Gençliğini kitapla beslemeyen ulusların sonu acıdır.” diyor.
Ülkemizdeki okuma
oranı ile ilgili bir diğer açıklama Tınaz Titiz tarafından yapılmıştır.
Toplumun düzenli kitap okuma oranı % 0, 01 yani on binde bir. Oysa bu oran
Amerika’da % 12, İngiltere ve Fransa’da % 21, Japonya’da % 14’tür.
Ülkemizde,
inanamayacaksınız ancak kitap toplum yaşamında 235. Sırasında bulunurken,
toplumun % 75’i kitap okumamış, % 402I ise hiç kütüphaneye gitmemiştir.
Kütüphaneye gidenlerin önemli bir kısmı da okul kitabı veya ders kitabı için
gitmiştir.
Yine İTO’nun
araştırmasına göre ülkemizde halkın satın alma sıralamasında kitap satın alma
116. sırada geliyor.
Türkiye`de yüksek
öğrenim görenlerin oranı 1965`e göre 14 kat arttı. Ama Yüksek Öğrenim
mezunlarının kitap okuma oranı 1965`in de altında kalmıştır. Bu konuda yapılan
bir araştırma üniversitelilerin okumadığını göstermektedir. Prof. Dr. Çağatay Özdemir`in "Türkiye’de
Öğretim Elemanları" çalışmasında üniversitelilerin % 16`sı hiç kitap
okumadığı, % 72’si 1–2 kitap okuduğu, % 11’i 3–5 kitap okuduğu, % 1,4’ünün de
beş kitaptan fazla okumadığı tespit edilmiştir.
Dünyada iyi kitap
okuru olarak sayılmak için yılda minimum 10–20 kitap arasında okuyor olmuş
olmak gerekiyor. Bu durumda öğretim üyelerinin bile çok az okuduğu ortaya
çıkmaktadır. Yapılan bazı anket çalışmaları, çoğu üniversiteli gündüz zamanın
önemli bir kısmını İnternet üzerinden gazete okuyarak geçirdiği veya diğer konu
dışı alanlarda gezindiği ön plana çıkıyor. Gazeteci yazar Özdemir İnce:
“Üniversite hocaları okuduklarını papağan gibi tekrarlıyorlar.” demektedir.
Öğrenciler
açısından okumayı ilginç hale getirmek, merak uyandırmak, istekli hale getirmek
gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde kitap okumak hepimiz için resmen
"korkulu rüya" haline geldi. Oysa bizim eserimiz olan Çalıkuşu
Rusya'da 10 milyon adet basılıp okunurken bizim ülkemizde bu kitabın
varlığından bile haberdar olmayan insanlarımız vardır. Hep kitapların çok
pahalı olduğundan şikâyet edip dururuz. Oysa bizim ülkemizde kitaba verilen
para yarım doların bile altındayken Norveç’teki bir insan ortalama 137 dolar
Belçikalı 100 Güney Koreli 39 dolar ödemektedir. Dünya ortalaması bile 1,3
dolar civarındadır. Oysa Ülkemizde sigara ve alkollü içeceklere ayda ortalama
31 lira harcanmaktadır. Eğitim ve sağlık hizmetlerine ayrılan para ise 14'er
liradır.
Ankara
Üniversitesi’nin yaptığı “İlköğretim Okulları Ders Kitaplarında Kelime ve
Kavramlar” konulu araştırmada çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır. A.B.D. Ders
kitaplarında 71.618, Almanya’da 70.400, Japonya’da 44.224, İtalya’da 31.762,
Fransa’da 30.193, Arabistan’da 13.576 Ülkemizde 7.260 kelime kullanılmıştır.
İnsanlar sözcüklerle düşünür ve sözcüklerle üretirler. Dolayısıyla
karşılaştığımız sözcüklerin ne kadar az olduğu gerçeğiyle aslında toplumda neden
sadece 200-300 kelime ile konuşuyoruz sorusuna da bir cevap verilmiş
olmaktadır.
Yine Türkiye'de bir
kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın 300 katını bir Norveçli, 210 katını bir
Amerikalı, 87 katını bir İngiliz ve Japon ayırıyor. Dünya ortalaması bile bizim
ayırdığımız zamandan 3 kat fazla kitap okumaya zaman ayırırken biz. "Öğrenciyiz, kitap alacak paramız yok, işten geldik yorgunuz, TV ‘de dizi var,
kitap okunur mu? vb." gibi mazeretle ısrarla okumamaya devam ediyor ya da
erteliyoruz. Eğitim camiasının % 10 yakını hiç kitap okumazken bu konuyla
ilgili yapılan araştırmada % 40’ı bu konudaki soruya cevap vermemiş % 30’a
yakını kitap okuduğunu söylemiştir.
Ez cümle:
Epiktetos'un bir
lafı vardır. "Bir insana bildiğini zannettiği bir şeyi
öğretemezsiniz"... İşte bu nedenle biz kitap okumayız, her şeyi bildiğini
zanneden insanlardan oluşan bir toplumun tabi ki kitap okumaya da ihtiyacı
yoktur…
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.