Böyle Mi Olacaktı 1. Bölüm
Ne yazık ki; mektubumun
direkt muhatabı ve somut hiç kimse yok.
Ya da eğer kabul
ederlerse, hiç tanımadığım, görmediğim o saf ve pırıl pırıl yüreklere her kim
iseler ve her nerede iseler ki biliyorum çok uzaktalar, içimdeki tüm sevgiyi ve
selamımı sunuyorum.
Onlara vermek istediğim
o kadar çok şey vardı ki… Ve aktarmayı dilemiş olduğum tüm bilgi birikimim
insanlığıma ek olarak. Ama ne yazık ki…
Farklı yollarla ve
sayısız yazımla hep bir şeyler dile getirmek ve tüm gerçekleri yansıtmak
istedim bu güne kadar. Anlayan anladı ve okuyan da okumayan da sağ olsun.
Kimine göre şanslı bir
insanım. En azından belli imkânlar dâhilinde bir şeyler yaptım ve zamanında
elim ekmek de tuttu. Öncelikle ailemin ve tabii ki devletimin de desteği
sayesinde. Bu açıdan kendimi hep borçlu hissettim.
İşin psikolojik boyutu
an itibariyle hiç mi hiç önem arz etmemekte. Zira önemli olan hayal
kırıklıklarım ya da belli başlı sıkıntılar değil. Önem arz eden tek şey,
zamanında yaşanan bazı talihsizlikler sonucu bu gün bulunduğum noktada olmam.
Çünkü elimde sihirli bir değnek olsaydı yurdumun en ücra köşesinde, en
ulaşılmaz noktasında öğretmenlik yapmak isterdim.
Şanslı olup olmamak ya
da bilinçsiz yapılan seçimler bir noktadan sonra pek de işe yaramıyor. Kader
denen mefhum bir kere devreye girdi mi, ne yaparsanız yapın ya da ne kadar
zorlasanız da şartları, tespit edilmiş o nihai noktaya er ya da geç
varıyorsunuz.
Kimine göre aptal
kimine göre çılgın kimine göre de hayalperest olabilirdim.
Fakat ne yalan
söyleyeyim, ideallerim ve hayallerim hep belirleyici olmuştur ömrüm boyunca.
Belki de beni dimdik ayakta tutan tüm bu istek ve inançlarımdır.
Kimi vardır; baba mesleğini
sürdürür. Kimi vardır seçimini kendi yapar, pek çok konuda hem de. Ve kimi
vardır, tesadüf eseri bilinmezliklerle dolu bir yola adımını atar ve el
yordamıyla bulur yolunu: İstese de istemese de yoluna devam etmek zorundadır.
Hepimizin kanıksadığı
değerler var elbette ki: İnançlarımız, doğrularımız ve isteklerimiz; hatta
kendimize bile kolay kolay itiraf edemediğimiz nice duygu ve emel.
Yaptığımız meslek
seçimi o kadar önem arz etmekti hayatımızda, özellikle ilerleyen yıllarda… Hele
ki bilinçli ve istikrarlı bir seçimde bulunmuşsak değmeyin keyfine.
Lise yıllarında en
büyük hayalim iyi bir hukukçu olmaktı. Ne yazık ki; ilk tercihim olan bu bölüm
için sözel puanım yeterli gelmedi. Ama neticede iyi bir puanla çok farklı bir
bölüme yerleştirilip, farklı bir branşa yöneldim. Doğruyu söylemek gerekirse,
son anda yapmıştım tercih sıralamamı, hem de çok sevdiğim bir arkadaşımın
yardımı ile. Ne büyük aptallık…
O günlerde ve hala da
önem arz etmesi itibariyle, iyi bir bölüme girmek ve açıkta kalmamaktı tek
kaygım.
Popüler bir bölüm idi
girdiğim fakülte. Eh, havalı da bir ismi olunca, sonuçlar açıklandığında
ailecek çok mutlu olduk. Fakat hala farkında bile değildim, kazandığım bölümün
benimle uzaktan yakından bir alakası olmadığını… Kazanmıştım ya, gerisi ne
derece önemli olabilirdi ki…
Popüler ve üstelik iş
sahası da geniş. İtiraf etmem gerekirse; dört yıl boyunca benden beklenen
görevi en iyi şekilde ifa ettim. Sonuçta okulu bitirmek zorundaydım. İkinci bir
seçeneğim yoktu. Ola ki, her şeyi yarım bırakayım, büyük ihtimalle akabinde
evlatlıktan da reddedilirdim.
Şaka bir yana, ben
görevimi tamamlamıştım. Mutlu ya da mutsuz olmamın ne önemi olabilirdi ki.
Netice itibariyle, özel sektörde yerimi aldım.
Mutluluk ne olabilirdi
ki: Para kazanmak, sevmediğin bir işte kariyer yapmak ya deli gibi çalışıp, sabahlamak…
Üç seçeneği de değerlendirdim ama elimden geldiği kadar. Ara sıra da iş
değiştirdim. Bankacılık oldukça zirve yaptığı için, bir bankadan diğerine
geçmek zor değildi. Ama sadece isimleri farklıydı bankaların ve etrafımdaki
insanların kimlikleri. Ben yine bendim. Arayışım bir türlü sonlanmadı.
Yanlış ata oynamıştım. Yoksa
ben miydim deli gibi koşturan…
Gereken yerde
olmadığımı biliyordum her ne kadar henüz kendime itiraf edememiş olsam da…
Sabrettim, para kazanmak keyifliydi ama saadet getirmiyordu para.
Ve ani bir karar verip,
kararttım gözümü. Her şeyi elimin tersiyle ittim. Hayatımın kalanına böyle
devam edemezdim. İçimdeki ses fısıldamıyordu, artık avaz avaz bağırıyordu.
Biraz geç kalmış olsam da, her şeye sıfırdan başlayacaktım. Öğretmenlik
yapmalıydım, yapacaktım da…
Yolun oldukça
başındaydım ve gençtim de üstelik. Azmimle, içimdeki istekle yoğun bir tempoda
geçecek olan pedagojik formasyon kursuna kayır yaptırdım. Gerçek anlamda
öğreneceğim çok şey vardı bu formasyon sürecinde. Pedagojinin öneminden tutun
da sayısız derse kadar, kapsamlı bir öğretim süreci anlayacağınız…
Ve öğretmen olmak
uğruna yeniden öğrenciliğe dönmüştüm. Çalıştığım dönem edindiğim birikimim beni
bir süre daha idare ederdi.
Tam anlamıyla: Fiyasko,
görecektim bunu. Yanlış hesap Bağdat’tan döner misali…
Zamanın hükümeti
üniversite mezunlarına yeni ve ek bir şans tanımıştı. Atamam ya İngilizce
öğretmeni olarak yapılacaktı ya da sınıf öğretmeni olacaktım.
Ne fark ederdi ki benim
için… Yeter ki, öğretmenlik yapayım, üstelik şehir dışı neresi olursa olsun.
Sadece öğrencilerim ve
ben…
İlk müracaatlara
yetişemediğim için bir müddet bekledim. Sonuçta bir hak tanınmıştı: İlk ya da
ikinci başvuru ne fark edecekti ki…
Ve il milli eğitime teslim
ettim evraklarımı. Hiç olmadığım kadar mutlu ve ümit dolu olduğum daha dün gibi
hatırımda…
Bu arada sayısız okulda
ücretli İngilizce öğretmeni olarak çalışıyordum. Gerçi kuş kadar para idi
aldığım ya da ara sıra alamadığım… Bankanın o rahat ve sıcacık koltuğunda
oturmuyordum ya… Varsın üstüm başım tebeşire bulansın ya da etrafımdakilerin
dediği gibi komik paralar alayım. Bırakın ders ücreti almamı ben üstüne para
vermeye bile razıydım. Zaten çocuklarımla aramızda kurduğumuz iletişim, onların
yüzünde gördüğüm o tertemiz ve öğrenmeye aç bakışlar yetiyordu da artıyordu
bile…
Devam edecek…
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.