Büyük Şehir Belediyelerinin en önemli
kazıklarından birisidir "Halk Otobüsleri"... Kamu Hizmeti alamayız, zira daha çok
minibüsçülük zihniyetinin hakim olduğu
bir uygulamadır. İnsanlara kucak
kucağa yolculuk yaptırılır ve tabii ki, sapıkların hiç birisinin kucağı boş
kalmaz. Bir de, "ördek avı" diye bir adı vardır bu zihniyetin.
"Yollarda yolcu kalmasın, arkalara doğru ilerleyin beyler!"
çığırtkanlığında fetbaz bir şoför, durak olmayan yerlerden de müşteri (pardon,
ördek) toplayarak bir durup bir kalkar...
Öykümüz de işte bu
dur kalklardan birinde başladı.
Mavi beyaz halk
otobüsümüz caddenin en sağındaki şeridinde şehir içi hız limitlerini aşmadan
ağır ağır ilerliyordu; dersiniz ki, acaba otobüse değil de kağnıya mı bindik?
Öyle yani...
Caddeye çıkılan sokaklardan birinden el
sallaya sallaya koşturan vatandaşı gören şoför
bastı frene! Tabii ki, kucaklaşan kucaklaşana! Benim nasibime de
arkamdan kucaklandığım bir babayiğit kucağı düşmez mi! Neyse, daha fazlasını
kurcalamayalım!
Koşup gelen vatandaş
kapı boşluğunda istifli bedenlerin arasına sızmayı başarınca otobüs yeniden
hareket etti. Gelin görün ki, daha bir dakika geçmemişken, son anda bindirilen
bu vatandaşın kafasına da koca bir kadın çantası indirildi. Çantayı adamın
kafasına indiren kadın, altmışlarını yaşayan, dirheme vursan kırk kilo çekmez,
kibrit çöpü gibi biriydi. Pantalonun paçaları içlerinde bacak yokmuşçasına
foldur foldur sallanıyordu. Sırtındaki erkek gömleğini andıran sol ilikli
gömleğinin önünde memeyi andırır bir şişkinlik de göremezdiniz; sanki meme
kanseri olmuş da aldırmıştı onları... Kadının yüz yirmi beş desibellik sesi,
stereo hoparlörlerde patlayan gitar, org, bas, davul karışımı bir orkestra
gürültüsü gibi otobüsü zangırdattı.
"Ellerine hakim
ol, hayvan herif!"
Herkes, o sesin bu
vücuttan çıkıp çıkmadığını merak ederek kadına bakmaya başladı.
İtham edilen son
yolcu korktu, mosmor kesildi. Kem küm ederek, ben bir şey yapmadım türünden bir
şeyler söylemeye çalışıyordu, ama dinleyen kim?
Kadın, şoföre dönüp,
onu da azarlamaya başladı. "Bu sapık herif popomu çimdirdi! Niye alıyorsun
bu sapık herifleri otobüse, kardeşim!"
Şoför, dedim ya,
fetbazın birisi, "hangi popoyu? Senin arkanda popo mu var?"
deyiverdi.
Bu espri ben dahil,
olayı izleyen herkesin pek hoşuna gitti. Otobüsü bir kıkırdama sesi sardı.
Kadının kırışmış
amerikanbezi suratından alevler sıçramaya başladı. "Ne demek arkanda popon
mu var demek! Elbette var! Beğenemedin mi?"
"Beğenemedim!"
"Terbiyesiz!"
"Terbiyesiz
babandır!"
Kadın taciz
edilmekten çok şoförün bu tavrına öfkelenerek, koca çantayı bu kez de onun
kafasına doğru savurdu, ama şoför anasının gözü dedik ya, kafayı kolayca
kurtarıp, otobüse bir kazık firen daha çekti. Otobüs olduğu yere çakılıp
kalırken arkamdaki babayiğit de beni bir kez daha kucağına almaz mı? Bu seferki
bir hayli sert olunca, "ohha!" deyiverdim.
Adamcağız,
"pardon!" diyerek toparlanmaya çalışırken,
"Pardon çıkalı
beri, ayılar otobüslere doluştu!" diyerek kızmayı sürdürdüm.
Adam, bir ya sabır
çekip, "orucum kardeş, bozdurma bana orucu şimdi!" diyerek benden
uzaklaşmaya çalıştı. Kendi arkasındaki yaşlı adama, "amca, geç benim
yerime! Yer değişelim," diye ricada bulununca, yaşlı adamdan red cevabı aldı.
"O ipne bana da
bulaşır sonra, kusura bakma evlat!"
İbne dediği bendeniz
oluyorum! Okuldayken İsmail Hakkı olan adımı evraklara 'İ.Hakkı' şeklinde
kaydettikleri için arkadaşlarımın bu kaydı "İbne Hakkı" diye
yorumlayarak beni kızdırmaya çalışmalarından bu yana geçen yirmi senede ilk kez
biri bana 'ibne' demişti. İhtiyarın ithamını duymazlıktan gelerek, önümde
dikilen genç kızın omzuna dokunup, "bacım, mümkünse yer değişelim
seninle!" dedim.
Genç kız merak
ederek, "Neden?" diye sorunca,
Saf saf, "bu
herif otobüsün her ani freninde beni kucağına alıyor," dedim.
Bu sözümden sonra
kız yer değişmeyi kabul eder mi?
"Senin popon
benimkinden daha mı kıymetli?" diyerek beni reddetti.
Kaderime razı
olarak, babayiğidin önündeki yerimde mecburen dikildim, kaldım; fakat arkamı
azami titizlikle kollamayı da planlamayı ihmal etmedim.
O arada fetbaz
şoförümüz de, el frenini çektikten sonra, adeta, 'süperman'laşarak kadına doğru
bir uçtu, fakat, kadına erişemeden aradaki insan duvarında asılı kaldı.
Kadın onun kafasını
hemen burnunun ucunda görünce ikinci hamlesini gerçekleştirerek çantayı bu defa
tam yerine isabet ettirdi. Bir yandan
da, "hadi gel aşağılık herif! Gel de göreyim seni!" diye bağırarak
cazgırlığa devam ediyordu.
Zavallı şoför et
duvarının arasına inemiyordu bir türlü, öyle havada asılı bir iki yumruk
salladı kadına, ama havayı dövebildi sadece.
Kadın, kadın değil
tüy siklet boks şampiyonu sanki, öyle bir direkt çıktı ki şoförün burnuna,
kanamaya başlayan burun omuzlarında askıda kaldığı adamların üstüne başına kan
sıçratmaya başladı. Sanki onu omuzlarına alan altındaki adamlarmış gibi,
"indirin ulan beni aşağıya!" diye bağırmaya başladı.
Adamlar ne
yapsınlar, şoförü elden ele dolaştırarak inebileceği bir boşluk bulma gayretine
giriştiler. Tüysıklet kadın boksör bu dengesiz halden yararlanarak şoförün iki
gözüne iki yumruk daha geçirdi. Sanırdınız ki, adamın gözlerini elindeki bir
fırçayla mora boyadı; anında kan oturdu adamın gözlerine!
Şoför, tepelerden bir süre dolaştırıldıktan
sonra şoför mahalline kadar götürülüp koltuğuna. Bu kez taktik değiştirerek
otobüsü hızla hareket ettirip sürmeye başladı.
"Hop! İnecek
var hemşerim!" bağırışları arasında otobüs durakları geçiliyor, inmek
isteyenlerin inmesine izin verilmiyordu.
"Dursan ya,
len, şoför!"
"Duramam
hemşerim! Bu karıdan davacıyım!"
"Bize ne
davacıysan be! Bizi indirdikten sonra ne pok yiyeceksen ye!"
"Olmaz
hemşerim! Siz de şahitlik yapacaksınız!"
"Hayda...
Ayıkla pirincin taşını!"
Çarşı karakolunun
önünde gene
kazık bir firen! Bu defa da arkayı kollama derdiyle kendimi boş bıraktığımdan,
üstüme hamle eden oruçlu babayiğitle birlikte önümdeki genç kızın üstüne
çullandık! Allahtan ben kızın hafif arka güzergahında kalıp, ön güzergahına
babayiğit denk geldiğinden kızın cevabi tokadına o maruz kaldı. Ama ne tokat!
Tokadın çıkarttığı "şırrak!" sesi o gürültü patırtı içinde bile
ortalığı inletti. Tam babayiğidin yediği tokadın keyfini sürmeye başlamıştım
ki, kız kıvrak bir grekoromen güreş oyunuyla önümdeyken arkama dolanıverdi. Tam
iki puanı alacaktı ki, elini pantolonumun cebine daldırarak hile yaptı.
Pantolon cebine el daldırmak bu kadar mı çaktırmadan yapılır yarabbi!
Samimiyetle söylüyorum elin _ya da, el parmaklarının_ cebime girip çıktığını
hissetmedim bile! Cepten para çektirme konusundaki tecrübemden dolayı kargaşa
başladığı andan itibaren gözlerim (bilinçli olarak değil) iç güdüsel olarak
sürekli paralarımın bulunduğu pantolon cebimin üstünde takılı olduğundan, kızın
elinin o iki saniyelik anda cebimden paraları çekip avucunun içinde kamufle edişini
gördüm. Hemen yapıştım bileğine! Bükerek hem kızı, hem kolunu önüme alıp sıkı
sıkı sarıldım.
"Cebimden
paralarımı çekiyordu bu kız! Yakaladım! Gördün değil mi kardeş?" diyerek
oruçlu babayiğidi şahit tutmaya çalıştım ama, o bir şey görmediğini söyleyerek
şahitliği ret etti. "Ulan, yalan
söyleme! Orucun bozulur bak!" diyerek gördüğünü itiraf ettirmeye çalıştım.
Bir taraftan da kız elimden kurtulmaya çalıştıkça kolunu daha çok bükerek
canını acıtıyordum ki,
"Yavaş
ulan! Kolumu kıracaksın pezevenk! Bırak kolumu," diye küfürler
savurmaktaydı.
Oruçlu
babayiğit bir kez daha, ben bir şey görmedim, diye ısrar edince, "yemin et
ulan!" diye çıkıştım. "Yalan yere yemin etme, oruçlu ağzınla
çarpılırsın, ona göre!"
"Valla
billa bişi görmedim ben!"
"Yuh!
Yalancı! Allah baba seni bi taş etsin de gör gününü!" Bizi seyretmekte
olan bir kaç kişiye yöneldim hemen. "Siz gördünüz b u kızı paralarımı
yürütürken yakaladığımı, değil mi kardeşler?"
Bunu
sorduğum herkes anında sırtını dönmeye başladı.
Bari
ben de paralarımı geri alayım, diye düşünerek kızın avucunu açmak istedim.
Kız
açmamak için direnirken, "bırak ulan paralarımı! İmdat! Yardım edin bana
abiler, ablalar, bu herif gasp yapıp paralarımı çalıyor!" diye bağırmaya
başlamasın mı?
Aman
Allah'ım! Hem de gasp etmekle suçluyor beni! En az on beş sene hapis demek bu!
"Ne
gaspı lan! Cebimden çektiğin paralarımı geri alıyorum ben!"
"Nerden
senin oluyormuş, benim paralarım onlar!"
"Bıraksana
kardeşim! Kızcağızın paralarını almaya utanmıyor musun?"
Oruçlu
babayiğit beni tutup bir çekti, kız anında boşa çıktı.
Kızın
hemen avucundaki paraları sayması gözümden kaçmadı. Tabii, paralar benim
dediğine göre kaç lira olduğunu da bilmesi gerekiyordu.
Paramın
hepsi dört yüz yirmi liraydı, onunla dalga geçerek, ona, "saymaya uğraşma boşuna! Ben
deyivereyim, hepsi dört yüz yirmi lira!" diye seslendim.
"Attın
ama, tutturamadın! Burada üç yüz lira var! Gördün mü, kaç lira olduğunu bile
bilmiyorsun daha; bir de benim diyorsun," diyerek sallaya sallaya
etraftakilere üç tane yüz liralığı göstermeye başladı.. Bir taraftan da,
"gördünüz mü, abiler, ablalar, gaspçıyı!" diyerek şahit toplamaya
çalışıyordu. O arada yüz yirmi lirayı nasıl yok ettiyse helal olsun
Bana
şahitlik yapmamak için kıçlarını dönenlerin hepsi, başladılar, "gördük,
evet," demeye.
Kendi
kendime, "poku yedin oğlum İ.Hakkı!" diye söylenmeye başladım.
Karakolun
içinden çıkıp gelen bir düzine polis refakatinde tek sıra karakola sokulmaya
başladık.
Baş
komiser kalabalığı karşısında görünce şoföre, "niye getirdin
bunları?" diye sordu.
Şoför,
"bu karı beni vazife başındayken dövdü komiserim! Görüyorsunuz halimi!
Davacıyım ondan! Bunlar da şahidim," diyerek tüy sıkletten davacı olunca,
Tüysıklet
de ondan ve çimdik attığını isnat ettiği adamdan davacı olduğunu söyledi.
" Ben de bu ikisinden davacıyım baş komiserim! Bu adam popoma çimdik attı.
Bu şoföre dedim li, bu adam popoma çimdik attı, dedim. Bu şoför de dediki, sen
de çimdiklenecek popo mu var da atsın sana çimdik, dedi." Baş komisere
poposunu uzatıp, " siz söyleyin baş komiserim, bu popo değil de, ne?"
Baş
komiser kadının haline gülmemek için, ciddiyetini muhafaza etmeye
çalışarak, koridorda ayakta dikilen
yolcuları sorgulamaya başladı. Meğer o kısa yolculukta insanlar bir birleriyle
savaş yapmışlarda haberimiz olmamış.
Baş
komiser kime sorsa, biri diğerini göstererek,
"Bu
bana pandik attı! Davacıyım!"
"Bu
beni mıncıkladı! Davacıyım!"
"Bu
beni öptü! Davacıyım!"
diyordu.
Yanı başımdaki
yankesici kız, "ben de senden davacı olayım mı, he?" diye fısıldayınca,
ona yalvararak, dil dökmeye başladım:
"Aman bacım,
gözünü seveyim, paralar ananın ak sütü gibi helal olsun! Davacı olmayalım
birbirimizden!"
Kız merhametli
kızmış. "Tamam bu defalık affediyorum seni!" diyerek beni on beş sen
e mahpusluktan kurtardı.
Oh be!