Kanatlarımı Takmadım Henüz
Küs çiçeklerimi ayırdım
bir köşeye ve elimle dizdim tüm notaları, sol yanımda kocaman bir es’e verdiğim
değerin ölçütü iken sessizlik.
Sesten ibaret ve
hükmünde yerkürenin usulca saydım adımın harflerini ve naif bir tını eşliğinde
çömeldim açık çekmecenin başucuna.
Irgat isyanlardan
ibaret ne varsa körelttiğim ve kör düğüm bellediğim adı olmayan resimlere
takıldı gözüm. Bir gözüm yüksekte ve diğeri bir kurum tanesinden ibaret acıya
yenik düştü.
Açık pencereleri rüzgâra
teslim ettim, kapalı yüreğimi Allah’a havale ettim ve boşadığım üzünçler iken
halen pelesenk olmuş ruhuma, büyük bir titizlikle suladım boş saksıları.
Boş ve loş bir odadan
ibaret olmasa da çeyiz yüklü gençlik coşkum, çalıp çırptığım hüzünlere dâhil
olmak varmış kısmetimde.
En saçma ve en yoksun,
bir rivayetten ibaret ve bir geleceği olmayan pervane kanatlarım güçsüz ve
sıkkındı. Öldü ölecek, dememe ne hacet yine de yaşama tutunan bir o kadar
istikrardan yoksun yine de yarını kazırken zihnime son bir gayretle yaklaştım
ışığa.
Nice gel-gitten
muzdarip ve sonu olmayan bir halka kadar boş avucuma ektiğim tohumları
serpmiştim nasılsa ve uyuya kalan son nifak tohumlarını da ektiğimden beri
rüştü ispatlanmamış bir sancıyı konduramazken teraziye, kefeleri birbirine
nasıl da uzak…
Kanatlarımı takmadım
henüz ve takınmadım en aksi halimi. Aksimden devşirdiğim düş kahramanlarına
olan düşkünlüğümden olsa gerek azar azar eksiliyorum gecenin karanlığına
sığındığım bir med-cezire esir düşmüşken.
Çok da olmadı hani yola
düşeli. Yoldan çıkmamak adına düştüğüm hangi yolsa ve hangi düşkün illetse
takınmadığım, takılı kaldığım bir kancayı mademki mesken bellemişim, sorun
değil sürenin izafi değişkenliğinde, kaç milyon saniye sonra yok olacağım.
Varlığımı sorgulamak
haricinde ne yapıyorsam kader kadar ısrarcı hiçbir dosta tanık olmadım.
Zannımca, diye başladığım cümlelerde verdiğim kaçıncı kayıp özne ise adını
saklı tuttuğum, sakıncalarını görüp, yeniden asılıyorum en bıçkın aşka. Demedim
farz et hatta beni görmediğini. Görüntüden ibaret ne bir cümle ne de bir
taahhütname altına imzamı atmadığım.
Atmadığım başka şeyler
de var. Mesela, ıslak ellerimi kuruladığım o küflenmiş bez parçası ve altını
değiştirdiğim çocuk sevinçlerimin iç burkan kurgusu. Kurmalı bir bebekten farkı
ne ola ki o ıslak düşlerin pervasızlığında, bir dokunuşla yok ettiğim
iksirinden ibaret iken aşk kadehi ile tokuşturduğum kırık kahve fincanım.
Karaladığım mı
karalandığım mı?
Yaşadığım mı
yansıtamadığım ezeli ve göreceli tutanaklara sığdıramadığım yalancı şerhlerle
dolu onca çarpık beyanat?
Sorularını çaldığım bir
sınav olsa keşke adına hayat denen ve boykot etsem bilmediğim ne varsa. Hatta
sınavı geçersiz sayılsa çalışmadığım nereden geliyorsa kaderin ibresi kadar
belirsiz iken hayat çizelgesi.
Göreceli isyanlarda
büyüyen insan nefsine dair hiçbir sakıncalı cümlem yok.
Şevkimi kıran üç beş
nidaya rast gelmenin getirdiği hayal kırıklığına saplanmışken ve üzerimden
atamadığım ama her nasılsa ifşa etmemin de mümkün olmadığı.
Anlaşılan, rugan
çizmeler fena sıktı ellerimle mütemadiyen parlatma gayreti içerisinde ve her
nasılsa korkarak adımlarken.
Adımı dahi
hatırlamadığım, adımlarımı sıklaştırma gayreti içersindeyken çetrefilli bir
ömrün en dokunaklı kıyısından sesleniyorum, sessizlik nidaları kadar çığırtkan
bir iç sesin en telaşlı öfkesini sindirdiğim ve sindiğim bir kuytuda
sonlandırırken maceramı. Ve bir gün sonrası velhasıl, demek akıl karı olmasa da
çoğunun gözünde en sükût bildiğim köşe iken aklımın köşegenlerinden
soyutlayamadığım ama tek somut veri iken yüzümdeki o bariz hüzün dalgası ki bir
nidadan öte ve ısmarladığım mutluluğa yelken açmışken düş perhizimin
iniltilerine karışan aç ve susuz ifşası şu yürekten arda kalan bir çapak kadar
varlığı yokluğu belli olmayan.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.