Şanlı Osmanlı Arması Ve Kâbeli Bozkurtlu Orak Çekiçli Türkiye Cumuriyeti Armas
ŞANLI
OSMANLI ARMASI VE KÂBE’Lİ,
BOZKURTLU ORAK ÇEKİÇLİ TÜRKİYE CUMURİYETİ ARMASI
Bizim ülkemizdeki vatandaşların çok çok önemli bir bölümü Osmanlı Armasını çok çok kutsal bir şey zanneder. Aslında hiç de öyle değildir. Bunu az sonra anlatacağım.
İkinci husus: Yine bizim vatandaşlarımızın neredeyse tamamı Osmanlı Armasının tarihinin çok çok eskilere, en azından Fatih Sultan Mehmet dönemlerine dayandığını zannederler ki bu da çok yanlıştır.
Osmanlı’da arma meselesinin kısa özeti şöyle:
1853 deki Kırım Savaşından sonra bu savaşta yanımızda olan devletlerden Fransa; Osmanlı Padişahı Abdülmecit’e Fransa’nın en büyük onur madalyası olan Légion d`Honneur Nişanı verir. Ancak ‘’Eyvah, Osmanlı’yı Fransa’ya kaptırıyoruz’’ Diye korkan İngiltere Kraliçesi Victoria da harekete geçer ve Padişah Abdülmecit’e ‘’ Diz bağı Nişanı ‘’ Adı verilen bir nişan vermek ister. İstemesine ister ama önemli bir sıkıntı vardır: İngiltere’nin bu nişanı verebilmesi için geleneklerine göre Osmanlı Devletinin armasını alıp St, George kilisesinin duvarına asması gerekmektedir.
Kraliçe Victoria ‘’ Mecitciğim ! Sizin armayı bana yolla da sana bir nişan göndereyim tatlım’’ Diye mektup yazınca bizim Padişah ‘’ Len zilli, bizde arma ne gezer. Yolla İngiltere’den bir usta da bize bir arma yapsın’’ Der.
Bunun Üzerine Victoria Hatun, Osmanlı ülkesine Charles Young adlı arma ustasını gönderir ve bu herif Osmanlı Devleti için bir arma tasarlar.
Tasarlanan arma çok beğenilir ve Osmanlı Devleti arması olarak kullanılmaya başlanır.
Padişah II. Abdülhamit döneminde armaya bazı eklemeler yapılarak son şekli verilir. Sultan V. Mehmet Reşat ve VI. Vahdettin bu armayı tamamen yok etmese de kullanmazlar. Arma yerine sağında ve solunda Türk bayrakları olan kendi resimlerini kullanırlar.
Yani efendim şanlı Osmanlı Armamızın tarihi o kadar eski olmadığı gibi tasarımı da yerli ve milli değildir her ne kadar milli sembollerimizle bezenmiş olsa da…
Şimdi de gelelim Türkiye Cumhuriyetinin arması meselesine.
29 Ekim 1923 de Türkiye'de Cumhuriyet ilan edilmiş böylece Osmanlı Devleti tamamen tarihe karışmıştı. Ancak o tarihlerde hâlâ resmi devlet kurumlarında ve okullarda Osmanlı arması bulunmaktaydı.Oysa Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile bu armalar hükümsüz kalmıştı.
Devlet 02.11.1924 de Hükumet binalarındaki tuğra ve saltanat resimlerinin, 31.05.1925 tarihinde ise Hükumet binaları yanında mekteplerden arma ve saltanat tuğralarının kaldırılması ile ilgili önemli kararlar aldı ve bu armalar, tuğralar tek tek sökülmeye başlandı. Sadece milli saraylarda bulunan armalar ile tarihi değer taşıyan eserlerdeki arma ve tuğralara dokunulmadı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti şanına yaraşır bir armadan mahrumdu. İşte bu eksikliği fark eden Milli Eğitim Bakanlığı ( O zamanki adıyla Maarif Vekaleti ) Türkiye Cumhuriyetinin armasını meydana getirmek üzere bir yarışma tertip etti ve ilk etapta 9 Eylül 1925 de yarışmanın şartnamesini hazırladı.
Bir kitapçıkta toplanan bu şartname 1926 yılının Nisan ayında kamuoyuna sunuldu.
On maddeden oluşan şartname özetle Cumhuriyet armasının şeklini oluşturacak sembollerin tercihen Türk tarihinden alınması gerektiğini ve bu sembollerin heraldik bir biçimde bütün armalarda bulunan çizim esaslarına uygun olarak ve basit tarzda stilize edilmesi gerektiğini belirtiyordu.
Yarışmaya ilgi oldukça fazlaydı. Özellikle asker kökenliler ve öğretmenler en fazla ilgi gösterenlerdi.
Yarışmanın jürisi Mimar Kemal, heykeltıraş Hasan Yontan, ressam Kamil İsmail Yeğen,ressam İbrahim Çallı ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Kâzım Özalp, Recep Peker, Cemil Uybadın,Tevfik Rüştü Aras ve Mustafa Necati gibi önemli isimlerdi.
Yarışmaya katılan eserler 1926 Yılının Kasım Ayında tek tek incelendi ve sonuçta heyet ilk üçe giren eserleri belirledi:
Buna göre Ressam Namık İsmail'in eseri birinci, Muhsin Rıfat'ın eseri ikinci ve İstanbul Erkek Lisesi Öğretmeni Lütfi Beyin arması üçüncü seçildi.
İşin aslına bakılacak olursa ilk üç eser de yarışma jürisinin içine sinmemişti ama içlerinden en uygunu olan Namık İsmail'in eserini -üzerinde değişiklikler yapması kaydıyla- birinci seçmişlerdi.
Peki ne vardı Namık İsmail'in hazırladığı armanın ilk halinde?
Var olan şey şuydu: Başaktan bir çerçeve, çerçevenin içinde bir ay, ayın ortasında bir bozkurt başı ve bozkurt başının üstünde yıldız. Hepsi bu kadar...
Namık İsmail işte bu eseri üzerinde daha sonra tadilat yaptı ve düzenlenmiş yeni şekliyle arma 1927 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin arması olmaya layık görüldü.
Peki bu yeni arma nasıldı?
Bu sefer arma diğer pek çok devletin arması gibi bir kalkanın içine alınmıştı. Kalkanın rengi Türk Bayrağının rengi olan kırmızıydı. Bu kırmızı ana zeminde beyaz ay ve yıldız bulunmaktaydı. Böylece armada Türk Bayrağı resmedilmişti. Beyaz hilalin hemen altında başı sola dönük beyaz bir kurt vardır ki bu da malum Türklerin Ergenekon'dan çıkışını ifade etmekteydi. Kurtun ayakları altında kısa bir mızrak vardı.Bu kısa mızrak Türklerin en eski savaş silahını ifade etmekteydi.( Aslında herbe denilen bu kısa mızrak hiç bir zaman Türk'ün asıl silahı olmamıştı.)
Armanın alt tarafındaki İstiklal madalyası elbette İstiklal Savaşını ifade etmekte, Arma içindeki TC Harfleri ise yeni bir Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetini ifade etmekteydi.
Armanın etrafı feyiz ve kudretin sembolü olan başak ve meşe dalları motfleriyle süslenirken üstteki meş'ale de ilim ve irfanın yayılması idealini işaret etmekteydi.
İkinci olan eser Muhsin Rıfat'a aitti ve onun armasında en üstte Arap harfleriyle '' Türkiye Cumhuriyeti'' yazısı, onun altında bir bozkurt vardı ancak bozkurtun içine de Atatürk'ün başı bozkurt şeklinde yerleştirilmişti. Bozkurtun altında insan-kurt karışımı bir büst resmi yerleştirilmişti ki bu da Atatürk'ü simgeliyordu.Etrafa ışıklar saçan ay ve yıldız ile armanın her iki tarafında yer alan başak ve meşe dalı figürü armayı tamamlayan diğer sembollerdi.
Şimdi tabii ki merak ediyorsunuz ''Kabe, bozkurt, orak ve çekiç ne alaka diye''
Efendim bu saydığım simgelerin hepsi üçüncü olan armada yani Lütfü Beyin hazırladığı armada yer alıyordu
Bu semboller hangi amaçla armaya konmuştu bilmiyorum ama tahminen Kabe Türklerin Müslüman olduklarını, bozkurt Ergenekon'dan çıkışı, at, Türklerin at sırtında üç kıtaya hakim oluşunu, gemi de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olduğunu, dolayısıyla denizlerimize de hakim olmamız gerektiğini ifade ediyordu.
Peki orak ve çekiç?
Orak ve çekiç Sovyet Rusya bayrağında yer alan sembollerdi aslında. Bu armada her ne kadar Rus bayrağında olduğu gibi birlikte kullanılmayıp ayrı ayrı resmedilmiş olsa da Sovyetler Birliğinin rejimi olan komünizmle bir ilgisi var mıydı acaba?
Evet, 1928 yılında açılışı yapılan Taksim Zafer Anıtında iki Rus generali olan Mihail Vasiliyeviç Frunze ve Klement Voroşilov'a yer verildiğine göre demek oluyor ki bu yıllarda Rusya ile bir yakınlaşma vardı ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin armasında da aynen Taksim Zafer Anıtında olduğu gibi Rusya'ya olan bu sevginin resmedilmiş olması zamanın politikasına uygundu. Yani armadaki orak ve çekiç işçi ve köylüyü ( ya da emek ve emekçiyi) simgelemekten çok Sovyet Rusya'ya bir jest olarak düşünülmüş olmalıydı. Bu armada ayrıca Kabe üzerinde bir tuğ, kalkanın iki yanında Türk bayrağı,kalkanın ortasında başak motifi ve başağın içinde ay yıldız yer almaktaydı.
Evet, 1927 Yılında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin arması belirlendi. Ancak belirlenen bu arma bir kanunla Türkiye Cumhuriyetinin resmi arması olamadı. Hiç bir zaman, hiç bir yerde kullanılmadı her nedense.
Şimdi gelelim zurnanın zort dediği yere.
Birleşmiş Milletlerin devlet olarak kabul ettiği 203 devletten sadece ikisinin bir devlet arması yokmuş. Bu devletlerden biri Dominik Cumhuriyeti, diğeri de Türkiye Cumhuriyeti imiş.
2015 Yılında Ak Patili otuz iki millet vekili Türkiye Cumhuriyetinin de bir arması olması gerektiği yönünde TBMM ye bir kanun teklifi vermişler. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonunda görüşmeye açılmış.
Görüşmelerde CHP li Rıza Türmen “Türkiye toplumunun halkının benimsediği bir sembol var, o da ay yıldızdır. Toplum buna ihtiyaç duymuyor. Türk Bayrağı Kanunu da zaten ‘devletin sembolü olan bayrak’ ifadesini kullanıyor.” Diye görüş belirtmiş. Yani taraftar değil bir armaya.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay: ''Türkiye’nin arması, al bayrağı ve T.C. ibareleridir. Bu teklif eğer fantazi değilse cumhuriyeti dönüştürmenin yeni bir adımıdır, yeni bir hamlesidir. Al bayrak neyinize yetmiyor?'' Demiş.
MHP milletvekili Faruk Bal ise, armada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AKP’yi simgeleyen herhangi bir unsur olmasını kabul etmeyeceklerini belirtmiş.
MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu: ''Bunların hepsi gündem değiştirmeye yönelik girişim. Arma olsa ne olur olmasa ne olur. Türkiye ismi bir armadır, bayrağımız zaten bir armadır.'' Demiş.
En ilginç çıkış ise komisyona katılmasalar da HDP Milletvekili Hasip Kaplan'dan gelmiş.
Hasip Kaplan ''Türk '' ve ''Türk bayrağı- Türkiye Cumhuriyeti '' Kelimelerini ağzına almadan şöyle bir görüş belirtmiş:
''Türkiye’nin arması bayraktır. Bu tür geçmişten bağlantı kurarak sembollere sığınmanın hiçbir anlamı yok. Devlet arması için bayrak yeterlidir. Bunlar yakında halifeliği de isterler.''
Sonuç: Araya giren 2015 Genel seçimleri sebebiyle bu arma konusu askıya alınmış. Halen askıda mı yoksa tamamen gündemden çıktı mı bilmiyorum.
Bana soracak olursanız değerli Hocam Yusuf Halaçoğlu gibi düşünüyorum. Arma olsa ne olur olmasa ne olur. Türkiye ismi bir armadır, bayrağımız zaten bir armadır. Bugüne kadar bir armamız olmadı da boyumuz mu kısaldı? Ya da olursa boyumuz mu uzayacak?
Bizim ülkemizdeki vatandaşların çok çok önemli bir bölümü Osmanlı Armasını çok çok kutsal bir şey zanneder. Aslında hiç de öyle değildir. Bunu az sonra anlatacağım.
İkinci husus: Yine bizim vatandaşlarımızın neredeyse tamamı Osmanlı Armasının tarihinin çok çok eskilere, en azından Fatih Sultan Mehmet dönemlerine dayandığını zannederler ki bu da çok yanlıştır.
Osmanlı’da arma meselesinin kısa özeti şöyle:
1853 deki Kırım Savaşından sonra bu savaşta yanımızda olan devletlerden Fransa; Osmanlı Padişahı Abdülmecit’e Fransa’nın en büyük onur madalyası olan Légion d`Honneur Nişanı verir. Ancak ‘’Eyvah, Osmanlı’yı Fransa’ya kaptırıyoruz’’ Diye korkan İngiltere Kraliçesi Victoria da harekete geçer ve Padişah Abdülmecit’e ‘’ Diz bağı Nişanı ‘’ Adı verilen bir nişan vermek ister. İstemesine ister ama önemli bir sıkıntı vardır: İngiltere’nin bu nişanı verebilmesi için geleneklerine göre Osmanlı Devletinin armasını alıp St, George kilisesinin duvarına asması gerekmektedir.
Kraliçe Victoria ‘’ Mecitciğim ! Sizin armayı bana yolla da sana bir nişan göndereyim tatlım’’ Diye mektup yazınca bizim Padişah ‘’ Len zilli, bizde arma ne gezer. Yolla İngiltere’den bir usta da bize bir arma yapsın’’ Der.
Bunun Üzerine Victoria Hatun, Osmanlı ülkesine Charles Young adlı arma ustasını gönderir ve bu herif Osmanlı Devleti için bir arma tasarlar.
Tasarlanan arma çok beğenilir ve Osmanlı Devleti arması olarak kullanılmaya başlanır.
Padişah II. Abdülhamit döneminde armaya bazı eklemeler yapılarak son şekli verilir. Sultan V. Mehmet Reşat ve VI. Vahdettin bu armayı tamamen yok etmese de kullanmazlar. Arma yerine sağında ve solunda Türk bayrakları olan kendi resimlerini kullanırlar.
Yani efendim şanlı Osmanlı Armamızın tarihi o kadar eski olmadığı gibi tasarımı da yerli ve milli değildir her ne kadar milli sembollerimizle bezenmiş olsa da…
Şimdi de gelelim Türkiye Cumhuriyetinin arması meselesine.
29 Ekim 1923 de Türkiye'de Cumhuriyet ilan edilmiş böylece Osmanlı Devleti tamamen tarihe karışmıştı. Ancak o tarihlerde hâlâ resmi devlet kurumlarında ve okullarda Osmanlı arması bulunmaktaydı.Oysa Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile bu armalar hükümsüz kalmıştı.
Devlet 02.11.1924 de Hükumet binalarındaki tuğra ve saltanat resimlerinin, 31.05.1925 tarihinde ise Hükumet binaları yanında mekteplerden arma ve saltanat tuğralarının kaldırılması ile ilgili önemli kararlar aldı ve bu armalar, tuğralar tek tek sökülmeye başlandı. Sadece milli saraylarda bulunan armalar ile tarihi değer taşıyan eserlerdeki arma ve tuğralara dokunulmadı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti şanına yaraşır bir armadan mahrumdu. İşte bu eksikliği fark eden Milli Eğitim Bakanlığı ( O zamanki adıyla Maarif Vekaleti ) Türkiye Cumhuriyetinin armasını meydana getirmek üzere bir yarışma tertip etti ve ilk etapta 9 Eylül 1925 de yarışmanın şartnamesini hazırladı.
Bir kitapçıkta toplanan bu şartname 1926 yılının Nisan ayında kamuoyuna sunuldu.
On maddeden oluşan şartname özetle Cumhuriyet armasının şeklini oluşturacak sembollerin tercihen Türk tarihinden alınması gerektiğini ve bu sembollerin heraldik bir biçimde bütün armalarda bulunan çizim esaslarına uygun olarak ve basit tarzda stilize edilmesi gerektiğini belirtiyordu.
Yarışmaya ilgi oldukça fazlaydı. Özellikle asker kökenliler ve öğretmenler en fazla ilgi gösterenlerdi.
Yarışmanın jürisi Mimar Kemal, heykeltıraş Hasan Yontan, ressam Kamil İsmail Yeğen,ressam İbrahim Çallı ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Kâzım Özalp, Recep Peker, Cemil Uybadın,Tevfik Rüştü Aras ve Mustafa Necati gibi önemli isimlerdi.
Yarışmaya katılan eserler 1926 Yılının Kasım Ayında tek tek incelendi ve sonuçta heyet ilk üçe giren eserleri belirledi:
Buna göre Ressam Namık İsmail'in eseri birinci, Muhsin Rıfat'ın eseri ikinci ve İstanbul Erkek Lisesi Öğretmeni Lütfi Beyin arması üçüncü seçildi.
İşin aslına bakılacak olursa ilk üç eser de yarışma jürisinin içine sinmemişti ama içlerinden en uygunu olan Namık İsmail'in eserini -üzerinde değişiklikler yapması kaydıyla- birinci seçmişlerdi.
Peki ne vardı Namık İsmail'in hazırladığı armanın ilk halinde?
Var olan şey şuydu: Başaktan bir çerçeve, çerçevenin içinde bir ay, ayın ortasında bir bozkurt başı ve bozkurt başının üstünde yıldız. Hepsi bu kadar...
Namık İsmail işte bu eseri üzerinde daha sonra tadilat yaptı ve düzenlenmiş yeni şekliyle arma 1927 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin arması olmaya layık görüldü.
Peki bu yeni arma nasıldı?
Bu sefer arma diğer pek çok devletin arması gibi bir kalkanın içine alınmıştı. Kalkanın rengi Türk Bayrağının rengi olan kırmızıydı. Bu kırmızı ana zeminde beyaz ay ve yıldız bulunmaktaydı. Böylece armada Türk Bayrağı resmedilmişti. Beyaz hilalin hemen altında başı sola dönük beyaz bir kurt vardır ki bu da malum Türklerin Ergenekon'dan çıkışını ifade etmekteydi. Kurtun ayakları altında kısa bir mızrak vardı.Bu kısa mızrak Türklerin en eski savaş silahını ifade etmekteydi.( Aslında herbe denilen bu kısa mızrak hiç bir zaman Türk'ün asıl silahı olmamıştı.)
Armanın alt tarafındaki İstiklal madalyası elbette İstiklal Savaşını ifade etmekte, Arma içindeki TC Harfleri ise yeni bir Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetini ifade etmekteydi.
Armanın etrafı feyiz ve kudretin sembolü olan başak ve meşe dalları motfleriyle süslenirken üstteki meş'ale de ilim ve irfanın yayılması idealini işaret etmekteydi.
İkinci olan eser Muhsin Rıfat'a aitti ve onun armasında en üstte Arap harfleriyle '' Türkiye Cumhuriyeti'' yazısı, onun altında bir bozkurt vardı ancak bozkurtun içine de Atatürk'ün başı bozkurt şeklinde yerleştirilmişti. Bozkurtun altında insan-kurt karışımı bir büst resmi yerleştirilmişti ki bu da Atatürk'ü simgeliyordu.Etrafa ışıklar saçan ay ve yıldız ile armanın her iki tarafında yer alan başak ve meşe dalı figürü armayı tamamlayan diğer sembollerdi.
Şimdi tabii ki merak ediyorsunuz ''Kabe, bozkurt, orak ve çekiç ne alaka diye''
Efendim bu saydığım simgelerin hepsi üçüncü olan armada yani Lütfü Beyin hazırladığı armada yer alıyordu
Bu semboller hangi amaçla armaya konmuştu bilmiyorum ama tahminen Kabe Türklerin Müslüman olduklarını, bozkurt Ergenekon'dan çıkışı, at, Türklerin at sırtında üç kıtaya hakim oluşunu, gemi de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olduğunu, dolayısıyla denizlerimize de hakim olmamız gerektiğini ifade ediyordu.
Peki orak ve çekiç?
Orak ve çekiç Sovyet Rusya bayrağında yer alan sembollerdi aslında. Bu armada her ne kadar Rus bayrağında olduğu gibi birlikte kullanılmayıp ayrı ayrı resmedilmiş olsa da Sovyetler Birliğinin rejimi olan komünizmle bir ilgisi var mıydı acaba?
Evet, 1928 yılında açılışı yapılan Taksim Zafer Anıtında iki Rus generali olan Mihail Vasiliyeviç Frunze ve Klement Voroşilov'a yer verildiğine göre demek oluyor ki bu yıllarda Rusya ile bir yakınlaşma vardı ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin armasında da aynen Taksim Zafer Anıtında olduğu gibi Rusya'ya olan bu sevginin resmedilmiş olması zamanın politikasına uygundu. Yani armadaki orak ve çekiç işçi ve köylüyü ( ya da emek ve emekçiyi) simgelemekten çok Sovyet Rusya'ya bir jest olarak düşünülmüş olmalıydı. Bu armada ayrıca Kabe üzerinde bir tuğ, kalkanın iki yanında Türk bayrağı,kalkanın ortasında başak motifi ve başağın içinde ay yıldız yer almaktaydı.
Evet, 1927 Yılında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin arması belirlendi. Ancak belirlenen bu arma bir kanunla Türkiye Cumhuriyetinin resmi arması olamadı. Hiç bir zaman, hiç bir yerde kullanılmadı her nedense.
Şimdi gelelim zurnanın zort dediği yere.
Birleşmiş Milletlerin devlet olarak kabul ettiği 203 devletten sadece ikisinin bir devlet arması yokmuş. Bu devletlerden biri Dominik Cumhuriyeti, diğeri de Türkiye Cumhuriyeti imiş.
2015 Yılında Ak Patili otuz iki millet vekili Türkiye Cumhuriyetinin de bir arması olması gerektiği yönünde TBMM ye bir kanun teklifi vermişler. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonunda görüşmeye açılmış.
Görüşmelerde CHP li Rıza Türmen “Türkiye toplumunun halkının benimsediği bir sembol var, o da ay yıldızdır. Toplum buna ihtiyaç duymuyor. Türk Bayrağı Kanunu da zaten ‘devletin sembolü olan bayrak’ ifadesini kullanıyor.” Diye görüş belirtmiş. Yani taraftar değil bir armaya.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay: ''Türkiye’nin arması, al bayrağı ve T.C. ibareleridir. Bu teklif eğer fantazi değilse cumhuriyeti dönüştürmenin yeni bir adımıdır, yeni bir hamlesidir. Al bayrak neyinize yetmiyor?'' Demiş.
MHP milletvekili Faruk Bal ise, armada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AKP’yi simgeleyen herhangi bir unsur olmasını kabul etmeyeceklerini belirtmiş.
MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu: ''Bunların hepsi gündem değiştirmeye yönelik girişim. Arma olsa ne olur olmasa ne olur. Türkiye ismi bir armadır, bayrağımız zaten bir armadır.'' Demiş.
En ilginç çıkış ise komisyona katılmasalar da HDP Milletvekili Hasip Kaplan'dan gelmiş.
Hasip Kaplan ''Türk '' ve ''Türk bayrağı- Türkiye Cumhuriyeti '' Kelimelerini ağzına almadan şöyle bir görüş belirtmiş:
''Türkiye’nin arması bayraktır. Bu tür geçmişten bağlantı kurarak sembollere sığınmanın hiçbir anlamı yok. Devlet arması için bayrak yeterlidir. Bunlar yakında halifeliği de isterler.''
Sonuç: Araya giren 2015 Genel seçimleri sebebiyle bu arma konusu askıya alınmış. Halen askıda mı yoksa tamamen gündemden çıktı mı bilmiyorum.
Bana soracak olursanız değerli Hocam Yusuf Halaçoğlu gibi düşünüyorum. Arma olsa ne olur olmasa ne olur. Türkiye ismi bir armadır, bayrağımız zaten bir armadır. Bugüne kadar bir armamız olmadı da boyumuz mu kısaldı? Ya da olursa boyumuz mu uzayacak?
Şanlı Osmanlı Arması Ve Kâbeli Bozkurtlu Orak Çekiçli Türkiye Cumuriyeti Armas başlıklı yazı Sami Biber tarafından
22.09.2019 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.