Bir Kez Daha Yazıyorum İyi Okuyun Kurtuluş Savaşı Ama Bayağı Uzun Ol
BİR KEZ DAHA YAZIYORUM İYİ OKUYUN:
KURTULUŞ SAVAŞI....( Ama
bayağı uzun olacak.
Sıkılmak yok tamam mı?)
Bizim milletimiz masal dinlemeyi pek sevdiği için tarihi de masal gibi dinler o bakımdan da aklında sadece anlatılanlar kalır ama olayların tarihleri yani kronolojik seyir unutulur gider. Bu arada anlatılanlar da kulaktan kulağa aktarılırken şekil şemail değiştirir doğal olarak. Öyle olunca da maalesef tarih tarih olmaktan çıkar masala dönüşür. Oysa tarih biliminde kronoloji çok çok önemlidir. Önemlidir çünkü bugün hâlâ pek çok vatandaşımız mesela Nene Hatun’u Kurtuluş Savaşımızın efsane bir kahramanı olarak anlatır oysa Nene Hatun 1877-1878 Osmanlı Rus Harbinin ( 93 Harbi) bir kahramanıdır.
Kronoloji bilmediğimiz için de I. Dünya savaşı ile Kurtuluş Savaşını hep karıştırırız birbirine.
Şimdi soru ve cevaplarla devam edelim.
SORU: I. Dünya Savaşı deyince ne anlamalıyız?
CEVAP: 1914- 1918 Yılları arasında Osmanlı Devletinin de içinde bulunduğu savaşa I. Dünya Savaşı denir.
SORU: Kurtuluş Savaşı deyince ne anlamalıyız?
CEVAP: 1918 Yılında imzaladığımız Mondros Ateşkes Antlaşmasından 11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesine kadar ülkemizin işgaline karşı verdiğimiz mücadele dönemine Kurtuluş Savaşı denir?
SORU: Biz Gerek I. Dünya Savaşında gerekse Kurtuluş Savaşında Yedi Düvele karşı mı savaştık?
I. Dünya Savaşında İngiltere- Fransa- Rusya ve İngiltere yanında İngiltere’nin sömürgeleri olan Avustralya- Yenizelanda hatta Hint askerleriyle ve bu arada İngilizlerin kışkırttığı Araplara karşı savaştık. Tabii bu arada Ermeniler de boş durmadı. Yani Ermenilerle de savaştık. Kaç oldu? Yedi düvelden fazla değil mi?
Ancak Kurtuluş Savaşında durum değişti.
Kurtuluş Savaşımızda İngilizlerle hiç bir savaşımız olmadı. Ruslarla bırakın savaşı artık müttefiklerimizdi( Yani dosttuk )
Kimle savaştık peki?
Fransızlarla Güney illerimizde yerel halk savaştı ve oldukça önemli başarılar elde ettiler.
Doğuda Ermenilerle savaştık. Özellikle Kazım Karabekir’in – Mondros Ateşkes Antlaşmasına rağmen- terhis etmediği- 15. Kolordusu çok büyük başarılar elde etti.
Batıda ise Yunanlılara karşı savaştık.
Kaç etti? Üç... Yunanlıların en büyük destekçileri İngiltere olduğuna göre bir yerde onunla da savaştık yani etti dört. Bir de Ermeniler var etti beş.
Ama Türklerin yanında da Ruslar vardı- Hindistan Müslümanları vardı- Afgan Müslümanları vardı yani beş düvele karşı savaşmışız ama biz de yalnız değilmişiz.
SORU: Biz I. Dünya savaşını müttefiklerimizin yenilgileri yüzünden mi kaybettik? Yani palavracı tarihimizin dediği gibi Düşmanlarımız yenildiği için mi yenik sayıldık?
CEVAP: Kesinlikle hayır. Osmanlı Devleti I. Dünya savaşında 4 ana ve 5 ara cephe olmak üzere 9 cephede birden savaştı. Bu cephelerden Çanakkale ve Kut-el Amara Zaferleri dışında zaferimiz yok. Düşmanlarımız bizi eze eze yendiler. Kaldı ki Çanakkale’yi 1915 de silahla geçemeyen düşman 1918 de bir ateşkes antlaşmasıyla elini kolunu sallaya sallaya geçti. Yani Nihai zafer onların oldu.
Zaten Balkan Savaşlarında Sırbistan-Bulgaristan- Karadağ ve Yunanistan gibi daha düne kadar Osmanlı’nın şamar oğlanı olan dört devletçik karşısında perişan olan Osmanlı’nın I. Dünya Savaşında İngiltere- Fransa ve Rusya karşısında zafer elde etmesi hayal bile edilemezdi. Almanya sayesinde bir halt edeceğimizi sandık ama Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olduk.
GELELİM EN CAN ALICI ve CAN ACITICI SORUYA: Aslında Kurtuluş Savaşı diye bir savaş hiç olmadı düşmanlarımız bizden alacaklarını zaten almış oldukları için ‘’ Bu kadar yeter. Alacağımızı aldık.’’ deyip kendileri mi çekti gittiler?
CEVAP: Böyle bir iddia her şeyden önce Kağızman’da Ermenilere karşı canla başla savaşan Dedem Eyüp’ün kemiklerini sızlatır. Yunanlılara karşı yapılan savaşlarda karnından ve bacağından yediği süngü darbelerinin izini ölünceye kadar vücudunda taşıyan ilk üvey annemin babası Kıyam Çavuş’un kemiklerini sızlatır. 1974-1975 yılları arasında kısa bir süre yanında çalıştığım Bakırköy-Kartaltepe mahallesi muhtarı rahmetli Hacı Yusuf Nurel’in kemiklerini sızlatır. Halime Çavuşlardan tutun da Kara Fatmalara... Cepheye mermi taşımak uğruna kendi evladının donmasına seyirci kalmak zorunda kalan kahraman Türk kadınlarının kemiklerini sızlatır. Resimde gördüğünüz Son İstiklal Savaşı gazisi Yakup Çavuş’un kemiklerini sızlatır. ( Allah cümlesinden razı olsun. Kabirleri pür nur makamları cennet olsun.)
Bakın böyle bir iddiada şöyle müthiş bir çelişki de vardır:
Bu iddiayı dile getirenler söz konusu Lozan Antlaşması olduğunda aynen şöyle derler: ‘’ Düşman karşısında muazzam bir zafer kazanmışız. Yani Lozan’a zafer kazanmış bir millet olarak gitmişiz. Zafer kazanan bir millet toprak mı alır yoksa toprak mı verir?’’ Hatta ‘’ Kazandığımız muhteşem bir zafere karşılık bir sürü toprak verenlere bir sürü tavizlere boyun eğenlere hakkımı helal etmiyorum.’’ derler.
Eeee? Kurtuluş Savaşı diye bir savaş yoksa bu iddia sahipleri hangi savaştan ve sonunda kazanılan zaferden bahsediyorlar? Bu nasıl bir çelişkidir?
SORU: I. Ve II. İnönü Zaferi diye bir şey yok mudur?
CEVAP: Bize var olduğunu anlattılar. Biz de derslerimizde var olarak anlattık senelerce. İşin aslına bakacak olursanız tartışmalı bir konudur ama böyle bir zaferin olmama ihtimali olma ihtimalinden daha fazladır. Neden mi?
9-11 Ocak 1921 Tarihleri arasında I. İnönü Savaşını kazanmışız(!)
23 Mart-1 Nisan 1921 Tarihleri arasında II. İnönü savaşını kazanmışız(!)
10 Temmuz 1921- 24 Temmuz 1921 tarihleri arasında yapılan Eskişehir- Kütahya Savaşlarında mahv-ı perişan olup geri çekilmişiz ve Yunan birlikleri Ankara- Polatlı’ya kadar gelmiş. ( Eskişehir- Kütahya Savaşları TC. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Derslerinde hep es geçilir. )
Yani iki kez herifleri perişan etmişiz- canlarına okumuşuz ( Hatta Mustafa Kemal İsmet İnönü’ye ‘’ Siz orada sadece düşmanı değil aynı zamanda milletin makus talihini yendiniz.’’ Diye telgraf göndermiş ama üçüncü savaşı eze eze almamız gerekirken adamlar bizi ezmişler. Bu biraz mide bulandırıcı değil midir?
Doç. Dr. Ahmet Anapalı çok açık bir şekilde meydan okuyup ‘’Bana İsmet İnönü’nün kazandığı bir tek zafer gösterebilecek herhangi bir tarihçiye oturduğum daireyi vereceğim. Buyursunlar.’’ İddiasında bulundu ama bu iddiaya cevap veren olmadı henüz.
SORU: Mustafa Kemal Atatürk’süz bir Milli Mücadele yani Kurtuluş Savaşı anlatılabilir mi?
CEVAP: Kesinlikle anlatılamaz.
Neden mi anlatılamaz. Kısaca izah edeyim.
Bakın... Kazım Karabekir- Ali Fuat Cebesoy- Rauf Orbay- Refet Bele- Fevzi Çakmak- Cafer Tayyar Eğilmez- Ali İhsan Sabis... Uzamasın diye isimlerini tek tek yazmadığım yüzden fazla paşa...Ama bu paşalar içinde öyle biri var ki o isim çok önemli: Cevat ( Çobanlı) Paşa...
Mustafa Kemal Çanakkale’de henüz yarbay rütbesindeyken Cevat Paşa Çanakkale’de paşa ve Mustafa Kemal’in komutanı... Lakin gelin görün ki yukarıda isimlerini saydığım tüm bu paşalar 5 Ağustos 1921 de TBMM de Mustafa Kemal’e ‘’ Başkomutanımız sensin ‘’ Diyorlar ve ona sadece başkomutanlığı değil TBMM de toplanmış tüm yetkileri veriyorlar. Mustafa Kemal o tarihte tamamen sivil bir insandır oysa. Askeri ve hatta sivil tüm yetkileri elinden alınmıştır. Oysa Paşaların hepsi hâlâ Osmanlı Devletinin paşalarıdır ve bu paşaların hepsi( İçlerinde Mustafa Kemal’den rütbe ve kıdem olarak daha yüksek olanlar da vardır Cevat Paşa gibi) Mustafa Kemal’e ‘’ Başkomutanımız sensin.’’ Demişlerdir.
Hal böyleyken yani Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşının tüm paşalarının baş komutanı olduğu halde Kurtuluş Savaşını Mustafa Kemal’in adını bile anmadan anlatmak mümkün mü? Böyle bir saçmalık olabilir mi?
SORU: Milli Mücadeleyi yani Kurtuluş Savaşını Mustafa Kemal mi başlattı? O 19 Mayıs 1919 da Samsun’a ayak basmasaydı Bir Kurtuluş savaşımız olmayacak mıydı?
CEVAP: Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal başlatmadı. İzmir’de Yunan’a ilk kurşunu sıktığı iddia edilen Hasan Tahsin de başlatmadı. Milli Mücadele Mondros Ateşkes antlaşmasından hemen sonra başlamıştı ve mesela Hatay’ın Dörtyol ilçesinde Fransızlara ilk kurşun sıkılmıştı bile.
Mustafa Kemal diyelim ki Samsun’a çıkamasaydı?
18 Nisan 1919 da Trabzon’a ayak basmış olan Kazım Karabekir bu mücadelenin başına geçecekti. Yani bu mücadele hiç bir zaman başsız kalmayacaktı.
Mustafa Kemal’in yaptığı ne oldu peki?
Dağınık ve düzensiz kurtuluş çarelerini tek bir hedef etrafında toplamak oldu. Zira ondan önce herkes kendi yaşadığı bölgeyi kurtarma telaşındaydı.
SORU: Kurtuluş Savaşını Mustafa Kemal mi kazandı?
CEVAP: Savaşlar eğer zaferle sonuçlanmışsa o savaş ve kazanılan zafer ordunun başında olan kişinin zaferi olarak anılır. Bu biraz şuna benzer: Maçı Galatasaray kazanır ama zafer Fatih Terim’in olur. İstanbul’u Kahraman yeniçeriler- sipahiler- akıncılar- cebeciler- leventler vs kazanır ama İstanbul’u Feth eden Fatih Sultan Mehmet olur. Zafer Fatih Sultan Mehmet’in adıyla anılır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u Fethetti'' Denir Aynı şey Mustafa Kemal için de geçerlidir.
SORU: ‘’Bu nasıl bir Kurtuluş Savaşı ki Osmanlı Devletinin toprakları 4.5 Milyon kilometrekare iken elimizde kala kala cücük kadar/ 780 bin kilometre kare ) bir toprak kaldı?
CEVAP: Bu aslında mukarrer bir durumdu. Yani önceden kararlaştırılmıştı.
‘’Kim nasıl kararlaştırmıştı?’’ diyecek olursanız.
Böyle bir kararın. Yani Osmanlı İmparatorluğunun küçültülerek içinde sadece Türklerin ve Türk Milleti ile gönül bağı olan toplulukların yaşadığı sorunsuz bir devlet kurmak fikri ilk kez ne zaman kimler tarafından ileri sürülmüştü bilmek mümkün değil ama iki çok önemli belge bize bu konuda ip uçları verir.
Birincisi Ali Fuat Cebesoy Paşa’nın ‘’ Sınıf Arkadaşım Atatürk’’ adlı eseri.
Bu kitapta Ali Fuat Paşa şöyle bir şey anlatır:
‘’Mustafa Kemal Üçüncü Ordu karargâhında vazifeli idi, ben de hudutta Karaferye’de mıntıka kumandanı idim. Her hafta sonu Selanik’e gelirdim. O da zaman zaman bana gelirdi. Böyle bir akşamdı. Önceden hazırladığını dinlediğim haritayı beraberinde getirmişti: Bu, Hasta Adam Osmanlı’nın taksimini beklemeden, bizim, kan dökülmesine ve mukadder mağlubiyetleri beklemeden, şeklen sınırlarımız içinde olmasına rağmen asla ve hiçbir zaman bizim olmamış toprakları terk ettikten sonra temeli Türk olan bir devletin hudutlarını gösteriyordu. Yemen’i, Hicaz’ı, Filistin’i daha sonra 1911’de beraberce giderek müdafaa ettiğimiz Trablusgarp’ı asıl halkına bırakıyorduk. Bugünkü Suriye’de olan Halep, Irak’ta olan Musul bizimdi. Makedonya, On iki Ada, zaten o günlerde elimizde idi. Mısır gibi, hakimiyeti nazarileşmiş yerleri halkına bırakıyor, ama 1878’de İngilizlere emanet ettiğimiz Kıbrıs’ı alıyorduk.’’ ( Mutafa Kemal’in ideallerindeki Misak-ı Milli buydu.)
Dikkatinizi çekti mi bilmem. Bu harita Misak-i Milli Sınırlarımızın tıpkısının aynısıdır. (Bugünkü sınırlarımızdan değil yukarıdaki haritadan bahsediyorum...)
Yukarıdaki harita neyin nesi peki?
İşte o da 2. Belgede belirlenen harita. Yani 28 Ocak 1920 de Osmanlı Parlamentosunda oy birliği ile belirlenen harita.
Daha herkesin anlayacağı şekilde anlatayım:
28 Ocak 1920 de Osmanlı parlamentosunda hem Osmanlı Devletinin temsilcileri hem de Mustafa Kemal’in Ankara’dan gönderdiği Temsil Heyetinin temsilcileri demişler ki: ‘’ Bizim milli sınırlarımız işte budur. Bundan fazlasını kurtarmak istemiyoruz.’’ ( Belgesinin orijinalinin resmi de yukarıda)
Yani 1911 de Mustafa Kemal’in Ali Fuat Paşa’ya dediklerini 28 Ocak 1920 de Osmanlı Parlamenterleri oy birliği ile demişlerdir. ( evet tek bir fire vermeden oy birliği ile ) Dediklerini bir kez daha özetleyecek olursak: ‘’Yukarıdaki haritada gösterilen sınırlar bize yeter. Daha fazlasında gözümüz yok.’’ Demiş Devlet-i Âliye...
Padişah Vahdettin de Devlet-i Âliyenin başındaki yönetici ( Padişah) olarak ‘’ Bence de muvafıktır ( uygundur ) ‘’ Demiş bu belgeye.
Peki yukarıdaki sınırlar 4.5 Milyon Kilometre kare mi? Ne gezer efendim Olsa olsa en fazla 1 Milyon kilometre kare olur. Ya da az biraz daha fazla.
Padişah Vahdettin’in ‘’ Paşa! Bu ülkeyi kurtarabilirsin.’’ Derken kastettiği ülke işte budur.
‘’Kurtuluş Savaşı dediler- Lozan dediler elimizde cücük kadar bir devlet bıraktılar’’ Diyen arkadaşlarımız bunun bütün suçunu günahını Mustafa Kemal’in sırtına yüklemesinler lütfen. Bu durum çok önceden kararlaştırılmıştı ve buna maalesef Türkçülük deniliyordu. ( İçinde sadece Türklerin ve Türklerle gönül birliği içinde olan milletlerin yaşadığı bir Türkiye.) [ Bugün hala ülkemizde bir gazete ‘’ Türkiye Türklerindir’’ logosuyla yayınlanır. ]
Bugünkü Türkiye haritasında dikkat edilecek olursa o günkü Misak-ı Milli sınırları içinde olan bir kaç yer yoktur: Güneyde Halep- Musul- Erbil ve Kerkük Batıda ise Selanik- Kavala- Filibe- Varna... Yani 28 Ocak 1920 de Osmanlı Devletinin parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen Türk Devletinin haritası en fazla % 10 hata payı ile gerçekleşmiştir.
‘’O kadar kusur kadı kızında da olur.’’ mu demeliyiz yoksa ‘’Yahu madem savaşmışız tamamını gerçekleştirseydik.’’ mi demeliyiz kararı siz okuyanlara bırakırken bir istirhamım da olacak: Allah rızası için şu Osmanlı Parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen Misak-ı Millimizin metnine bir göz atın. Bakın bakalım hangi Osmanlı topraklarından vaz geçiyoruz? ‘’Vatan bir bütündür bölünemez.’’ Diyen o belgede Vatan diye kastedilen topraklar nereleridir? Mesela Ege adaları - 12 adalar bugün artık Mısır- Suriye- Filistin- Libya- Irak- Ürdün- Lübnan – Suudi Arabistan dediğimiz topraklarla ilgili neler denmiş? Ya da bir şeyler denmiş mi?
Evet şimdilik bu kadar. Kafalara takılan başka soru varsa sorun cevap vereyim:
NOT: Bu yazıyı 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yayınlayacaktım ama bazı özel sebeplerden dolayı biraz öne almak zorunda kaldım.
Bizim milletimiz masal dinlemeyi pek sevdiği için tarihi de masal gibi dinler o bakımdan da aklında sadece anlatılanlar kalır ama olayların tarihleri yani kronolojik seyir unutulur gider. Bu arada anlatılanlar da kulaktan kulağa aktarılırken şekil şemail değiştirir doğal olarak. Öyle olunca da maalesef tarih tarih olmaktan çıkar masala dönüşür. Oysa tarih biliminde kronoloji çok çok önemlidir. Önemlidir çünkü bugün hâlâ pek çok vatandaşımız mesela Nene Hatun’u Kurtuluş Savaşımızın efsane bir kahramanı olarak anlatır oysa Nene Hatun 1877-1878 Osmanlı Rus Harbinin ( 93 Harbi) bir kahramanıdır.
Kronoloji bilmediğimiz için de I. Dünya savaşı ile Kurtuluş Savaşını hep karıştırırız birbirine.
Şimdi soru ve cevaplarla devam edelim.
SORU: I. Dünya Savaşı deyince ne anlamalıyız?
CEVAP: 1914- 1918 Yılları arasında Osmanlı Devletinin de içinde bulunduğu savaşa I. Dünya Savaşı denir.
SORU: Kurtuluş Savaşı deyince ne anlamalıyız?
CEVAP: 1918 Yılında imzaladığımız Mondros Ateşkes Antlaşmasından 11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesine kadar ülkemizin işgaline karşı verdiğimiz mücadele dönemine Kurtuluş Savaşı denir?
SORU: Biz Gerek I. Dünya Savaşında gerekse Kurtuluş Savaşında Yedi Düvele karşı mı savaştık?
I. Dünya Savaşında İngiltere- Fransa- Rusya ve İngiltere yanında İngiltere’nin sömürgeleri olan Avustralya- Yenizelanda hatta Hint askerleriyle ve bu arada İngilizlerin kışkırttığı Araplara karşı savaştık. Tabii bu arada Ermeniler de boş durmadı. Yani Ermenilerle de savaştık. Kaç oldu? Yedi düvelden fazla değil mi?
Ancak Kurtuluş Savaşında durum değişti.
Kurtuluş Savaşımızda İngilizlerle hiç bir savaşımız olmadı. Ruslarla bırakın savaşı artık müttefiklerimizdi( Yani dosttuk )
Kimle savaştık peki?
Fransızlarla Güney illerimizde yerel halk savaştı ve oldukça önemli başarılar elde ettiler.
Doğuda Ermenilerle savaştık. Özellikle Kazım Karabekir’in – Mondros Ateşkes Antlaşmasına rağmen- terhis etmediği- 15. Kolordusu çok büyük başarılar elde etti.
Batıda ise Yunanlılara karşı savaştık.
Kaç etti? Üç... Yunanlıların en büyük destekçileri İngiltere olduğuna göre bir yerde onunla da savaştık yani etti dört. Bir de Ermeniler var etti beş.
Ama Türklerin yanında da Ruslar vardı- Hindistan Müslümanları vardı- Afgan Müslümanları vardı yani beş düvele karşı savaşmışız ama biz de yalnız değilmişiz.
SORU: Biz I. Dünya savaşını müttefiklerimizin yenilgileri yüzünden mi kaybettik? Yani palavracı tarihimizin dediği gibi Düşmanlarımız yenildiği için mi yenik sayıldık?
CEVAP: Kesinlikle hayır. Osmanlı Devleti I. Dünya savaşında 4 ana ve 5 ara cephe olmak üzere 9 cephede birden savaştı. Bu cephelerden Çanakkale ve Kut-el Amara Zaferleri dışında zaferimiz yok. Düşmanlarımız bizi eze eze yendiler. Kaldı ki Çanakkale’yi 1915 de silahla geçemeyen düşman 1918 de bir ateşkes antlaşmasıyla elini kolunu sallaya sallaya geçti. Yani Nihai zafer onların oldu.
Zaten Balkan Savaşlarında Sırbistan-Bulgaristan- Karadağ ve Yunanistan gibi daha düne kadar Osmanlı’nın şamar oğlanı olan dört devletçik karşısında perişan olan Osmanlı’nın I. Dünya Savaşında İngiltere- Fransa ve Rusya karşısında zafer elde etmesi hayal bile edilemezdi. Almanya sayesinde bir halt edeceğimizi sandık ama Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olduk.
GELELİM EN CAN ALICI ve CAN ACITICI SORUYA: Aslında Kurtuluş Savaşı diye bir savaş hiç olmadı düşmanlarımız bizden alacaklarını zaten almış oldukları için ‘’ Bu kadar yeter. Alacağımızı aldık.’’ deyip kendileri mi çekti gittiler?
CEVAP: Böyle bir iddia her şeyden önce Kağızman’da Ermenilere karşı canla başla savaşan Dedem Eyüp’ün kemiklerini sızlatır. Yunanlılara karşı yapılan savaşlarda karnından ve bacağından yediği süngü darbelerinin izini ölünceye kadar vücudunda taşıyan ilk üvey annemin babası Kıyam Çavuş’un kemiklerini sızlatır. 1974-1975 yılları arasında kısa bir süre yanında çalıştığım Bakırköy-Kartaltepe mahallesi muhtarı rahmetli Hacı Yusuf Nurel’in kemiklerini sızlatır. Halime Çavuşlardan tutun da Kara Fatmalara... Cepheye mermi taşımak uğruna kendi evladının donmasına seyirci kalmak zorunda kalan kahraman Türk kadınlarının kemiklerini sızlatır. Resimde gördüğünüz Son İstiklal Savaşı gazisi Yakup Çavuş’un kemiklerini sızlatır. ( Allah cümlesinden razı olsun. Kabirleri pür nur makamları cennet olsun.)
Bakın böyle bir iddiada şöyle müthiş bir çelişki de vardır:
Bu iddiayı dile getirenler söz konusu Lozan Antlaşması olduğunda aynen şöyle derler: ‘’ Düşman karşısında muazzam bir zafer kazanmışız. Yani Lozan’a zafer kazanmış bir millet olarak gitmişiz. Zafer kazanan bir millet toprak mı alır yoksa toprak mı verir?’’ Hatta ‘’ Kazandığımız muhteşem bir zafere karşılık bir sürü toprak verenlere bir sürü tavizlere boyun eğenlere hakkımı helal etmiyorum.’’ derler.
Eeee? Kurtuluş Savaşı diye bir savaş yoksa bu iddia sahipleri hangi savaştan ve sonunda kazanılan zaferden bahsediyorlar? Bu nasıl bir çelişkidir?
SORU: I. Ve II. İnönü Zaferi diye bir şey yok mudur?
CEVAP: Bize var olduğunu anlattılar. Biz de derslerimizde var olarak anlattık senelerce. İşin aslına bakacak olursanız tartışmalı bir konudur ama böyle bir zaferin olmama ihtimali olma ihtimalinden daha fazladır. Neden mi?
9-11 Ocak 1921 Tarihleri arasında I. İnönü Savaşını kazanmışız(!)
23 Mart-1 Nisan 1921 Tarihleri arasında II. İnönü savaşını kazanmışız(!)
10 Temmuz 1921- 24 Temmuz 1921 tarihleri arasında yapılan Eskişehir- Kütahya Savaşlarında mahv-ı perişan olup geri çekilmişiz ve Yunan birlikleri Ankara- Polatlı’ya kadar gelmiş. ( Eskişehir- Kütahya Savaşları TC. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Derslerinde hep es geçilir. )
Yani iki kez herifleri perişan etmişiz- canlarına okumuşuz ( Hatta Mustafa Kemal İsmet İnönü’ye ‘’ Siz orada sadece düşmanı değil aynı zamanda milletin makus talihini yendiniz.’’ Diye telgraf göndermiş ama üçüncü savaşı eze eze almamız gerekirken adamlar bizi ezmişler. Bu biraz mide bulandırıcı değil midir?
Doç. Dr. Ahmet Anapalı çok açık bir şekilde meydan okuyup ‘’Bana İsmet İnönü’nün kazandığı bir tek zafer gösterebilecek herhangi bir tarihçiye oturduğum daireyi vereceğim. Buyursunlar.’’ İddiasında bulundu ama bu iddiaya cevap veren olmadı henüz.
SORU: Mustafa Kemal Atatürk’süz bir Milli Mücadele yani Kurtuluş Savaşı anlatılabilir mi?
CEVAP: Kesinlikle anlatılamaz.
Neden mi anlatılamaz. Kısaca izah edeyim.
Bakın... Kazım Karabekir- Ali Fuat Cebesoy- Rauf Orbay- Refet Bele- Fevzi Çakmak- Cafer Tayyar Eğilmez- Ali İhsan Sabis... Uzamasın diye isimlerini tek tek yazmadığım yüzden fazla paşa...Ama bu paşalar içinde öyle biri var ki o isim çok önemli: Cevat ( Çobanlı) Paşa...
Mustafa Kemal Çanakkale’de henüz yarbay rütbesindeyken Cevat Paşa Çanakkale’de paşa ve Mustafa Kemal’in komutanı... Lakin gelin görün ki yukarıda isimlerini saydığım tüm bu paşalar 5 Ağustos 1921 de TBMM de Mustafa Kemal’e ‘’ Başkomutanımız sensin ‘’ Diyorlar ve ona sadece başkomutanlığı değil TBMM de toplanmış tüm yetkileri veriyorlar. Mustafa Kemal o tarihte tamamen sivil bir insandır oysa. Askeri ve hatta sivil tüm yetkileri elinden alınmıştır. Oysa Paşaların hepsi hâlâ Osmanlı Devletinin paşalarıdır ve bu paşaların hepsi( İçlerinde Mustafa Kemal’den rütbe ve kıdem olarak daha yüksek olanlar da vardır Cevat Paşa gibi) Mustafa Kemal’e ‘’ Başkomutanımız sensin.’’ Demişlerdir.
Hal böyleyken yani Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşının tüm paşalarının baş komutanı olduğu halde Kurtuluş Savaşını Mustafa Kemal’in adını bile anmadan anlatmak mümkün mü? Böyle bir saçmalık olabilir mi?
SORU: Milli Mücadeleyi yani Kurtuluş Savaşını Mustafa Kemal mi başlattı? O 19 Mayıs 1919 da Samsun’a ayak basmasaydı Bir Kurtuluş savaşımız olmayacak mıydı?
CEVAP: Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal başlatmadı. İzmir’de Yunan’a ilk kurşunu sıktığı iddia edilen Hasan Tahsin de başlatmadı. Milli Mücadele Mondros Ateşkes antlaşmasından hemen sonra başlamıştı ve mesela Hatay’ın Dörtyol ilçesinde Fransızlara ilk kurşun sıkılmıştı bile.
Mustafa Kemal diyelim ki Samsun’a çıkamasaydı?
18 Nisan 1919 da Trabzon’a ayak basmış olan Kazım Karabekir bu mücadelenin başına geçecekti. Yani bu mücadele hiç bir zaman başsız kalmayacaktı.
Mustafa Kemal’in yaptığı ne oldu peki?
Dağınık ve düzensiz kurtuluş çarelerini tek bir hedef etrafında toplamak oldu. Zira ondan önce herkes kendi yaşadığı bölgeyi kurtarma telaşındaydı.
SORU: Kurtuluş Savaşını Mustafa Kemal mi kazandı?
CEVAP: Savaşlar eğer zaferle sonuçlanmışsa o savaş ve kazanılan zafer ordunun başında olan kişinin zaferi olarak anılır. Bu biraz şuna benzer: Maçı Galatasaray kazanır ama zafer Fatih Terim’in olur. İstanbul’u Kahraman yeniçeriler- sipahiler- akıncılar- cebeciler- leventler vs kazanır ama İstanbul’u Feth eden Fatih Sultan Mehmet olur. Zafer Fatih Sultan Mehmet’in adıyla anılır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u Fethetti'' Denir Aynı şey Mustafa Kemal için de geçerlidir.
SORU: ‘’Bu nasıl bir Kurtuluş Savaşı ki Osmanlı Devletinin toprakları 4.5 Milyon kilometrekare iken elimizde kala kala cücük kadar/ 780 bin kilometre kare ) bir toprak kaldı?
CEVAP: Bu aslında mukarrer bir durumdu. Yani önceden kararlaştırılmıştı.
‘’Kim nasıl kararlaştırmıştı?’’ diyecek olursanız.
Böyle bir kararın. Yani Osmanlı İmparatorluğunun küçültülerek içinde sadece Türklerin ve Türk Milleti ile gönül bağı olan toplulukların yaşadığı sorunsuz bir devlet kurmak fikri ilk kez ne zaman kimler tarafından ileri sürülmüştü bilmek mümkün değil ama iki çok önemli belge bize bu konuda ip uçları verir.
Birincisi Ali Fuat Cebesoy Paşa’nın ‘’ Sınıf Arkadaşım Atatürk’’ adlı eseri.
Bu kitapta Ali Fuat Paşa şöyle bir şey anlatır:
‘’Mustafa Kemal Üçüncü Ordu karargâhında vazifeli idi, ben de hudutta Karaferye’de mıntıka kumandanı idim. Her hafta sonu Selanik’e gelirdim. O da zaman zaman bana gelirdi. Böyle bir akşamdı. Önceden hazırladığını dinlediğim haritayı beraberinde getirmişti: Bu, Hasta Adam Osmanlı’nın taksimini beklemeden, bizim, kan dökülmesine ve mukadder mağlubiyetleri beklemeden, şeklen sınırlarımız içinde olmasına rağmen asla ve hiçbir zaman bizim olmamış toprakları terk ettikten sonra temeli Türk olan bir devletin hudutlarını gösteriyordu. Yemen’i, Hicaz’ı, Filistin’i daha sonra 1911’de beraberce giderek müdafaa ettiğimiz Trablusgarp’ı asıl halkına bırakıyorduk. Bugünkü Suriye’de olan Halep, Irak’ta olan Musul bizimdi. Makedonya, On iki Ada, zaten o günlerde elimizde idi. Mısır gibi, hakimiyeti nazarileşmiş yerleri halkına bırakıyor, ama 1878’de İngilizlere emanet ettiğimiz Kıbrıs’ı alıyorduk.’’ ( Mutafa Kemal’in ideallerindeki Misak-ı Milli buydu.)
Dikkatinizi çekti mi bilmem. Bu harita Misak-i Milli Sınırlarımızın tıpkısının aynısıdır. (Bugünkü sınırlarımızdan değil yukarıdaki haritadan bahsediyorum...)
Yukarıdaki harita neyin nesi peki?
İşte o da 2. Belgede belirlenen harita. Yani 28 Ocak 1920 de Osmanlı Parlamentosunda oy birliği ile belirlenen harita.
Daha herkesin anlayacağı şekilde anlatayım:
28 Ocak 1920 de Osmanlı parlamentosunda hem Osmanlı Devletinin temsilcileri hem de Mustafa Kemal’in Ankara’dan gönderdiği Temsil Heyetinin temsilcileri demişler ki: ‘’ Bizim milli sınırlarımız işte budur. Bundan fazlasını kurtarmak istemiyoruz.’’ ( Belgesinin orijinalinin resmi de yukarıda)
Yani 1911 de Mustafa Kemal’in Ali Fuat Paşa’ya dediklerini 28 Ocak 1920 de Osmanlı Parlamenterleri oy birliği ile demişlerdir. ( evet tek bir fire vermeden oy birliği ile ) Dediklerini bir kez daha özetleyecek olursak: ‘’Yukarıdaki haritada gösterilen sınırlar bize yeter. Daha fazlasında gözümüz yok.’’ Demiş Devlet-i Âliye...
Padişah Vahdettin de Devlet-i Âliyenin başındaki yönetici ( Padişah) olarak ‘’ Bence de muvafıktır ( uygundur ) ‘’ Demiş bu belgeye.
Peki yukarıdaki sınırlar 4.5 Milyon Kilometre kare mi? Ne gezer efendim Olsa olsa en fazla 1 Milyon kilometre kare olur. Ya da az biraz daha fazla.
Padişah Vahdettin’in ‘’ Paşa! Bu ülkeyi kurtarabilirsin.’’ Derken kastettiği ülke işte budur.
‘’Kurtuluş Savaşı dediler- Lozan dediler elimizde cücük kadar bir devlet bıraktılar’’ Diyen arkadaşlarımız bunun bütün suçunu günahını Mustafa Kemal’in sırtına yüklemesinler lütfen. Bu durum çok önceden kararlaştırılmıştı ve buna maalesef Türkçülük deniliyordu. ( İçinde sadece Türklerin ve Türklerle gönül birliği içinde olan milletlerin yaşadığı bir Türkiye.) [ Bugün hala ülkemizde bir gazete ‘’ Türkiye Türklerindir’’ logosuyla yayınlanır. ]
Bugünkü Türkiye haritasında dikkat edilecek olursa o günkü Misak-ı Milli sınırları içinde olan bir kaç yer yoktur: Güneyde Halep- Musul- Erbil ve Kerkük Batıda ise Selanik- Kavala- Filibe- Varna... Yani 28 Ocak 1920 de Osmanlı Devletinin parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen Türk Devletinin haritası en fazla % 10 hata payı ile gerçekleşmiştir.
‘’O kadar kusur kadı kızında da olur.’’ mu demeliyiz yoksa ‘’Yahu madem savaşmışız tamamını gerçekleştirseydik.’’ mi demeliyiz kararı siz okuyanlara bırakırken bir istirhamım da olacak: Allah rızası için şu Osmanlı Parlamentosunda oy birliği ile kabul edilen Misak-ı Millimizin metnine bir göz atın. Bakın bakalım hangi Osmanlı topraklarından vaz geçiyoruz? ‘’Vatan bir bütündür bölünemez.’’ Diyen o belgede Vatan diye kastedilen topraklar nereleridir? Mesela Ege adaları - 12 adalar bugün artık Mısır- Suriye- Filistin- Libya- Irak- Ürdün- Lübnan – Suudi Arabistan dediğimiz topraklarla ilgili neler denmiş? Ya da bir şeyler denmiş mi?
Evet şimdilik bu kadar. Kafalara takılan başka soru varsa sorun cevap vereyim:
NOT: Bu yazıyı 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yayınlayacaktım ama bazı özel sebeplerden dolayı biraz öne almak zorunda kaldım.
Bir Kez Daha Yazıyorum İyi Okuyun Kurtuluş Savaşı Ama Bayağı Uzun Ol başlıklı yazı Sami Biber tarafından
23.08.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 9
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.