Osmanlı Toplumunda Bayramlar Ve Özel Günler8 Bölüm Nusayri İnançları
OSMANLI TOPLUMUNDA BAYRAMLAR VE
ÖZEL GÜNLER—8. BÖLÜM/ NUSAYRİ
İNANÇLARI
Bu bölüme geçmeden önce bana face bookta özelden sorulan bir sorunun cevabını vereyim.
Bir arkadaş sordu: ‘’ Hocam Osmanlı’da bayramları anlatırken her din ya da etnik kökene sadece bir bölüm yer verirken Nusayrileri neden bir kaç bölüm olarak ele alacağını söyledin?’’
Hemen cevap vereyim: Nusayrileri bir kaç bölüm olarak ele alacağız zira Nusayrilerin bizlere anlattığı Nusayrilik ile benim pek çok kaynaktan elde ettiğim bilgilere dayanarak bulduğu Nusayrilik çok farklı.
Şimdi önce bu iddiaları daha sonra da Nusayrilerin bu konuda neler dediğini aktaralım.
NUSAYRİLERDE TANRI İNANCI :
İddialar:
Nusayrîlere göre Ali, zahirde(görünüşte) imam ise de bâtınî olarak( gerçekte) Tanrıdır. Ezelîlik, sonsuzluk, günahları bağışlama, tövbe edenlerin tövbesini kabul etme, yardım isteğine cevap verme, rızık verme gibi ilahi sıfatlara sahiptir. Ali b. Ebi Tâlib’in ilahi niteliğini belirten öğreti, Nusayriliğin pek çok metninde ve özellikle de Nusayriliğe kabul ritüellerinde kullanılan ahitnamelerde ifade edilmektedir.
Nusayrîler, Ali’nin Tanrı olduğuna, ne doğurup ne de doğrulduğuna, erkek ve kız kardeşten, baba ve anneden münezzeh olduğuna, yemeyip içmediğine, her zaman ve mekânda var olduğuna, hayat sahibi olup yerlerin ve göklerin yaratılmasından önce de sonra da var olduğuna inanırlar ve O’nu “nurların nuru” olarak kabul ederler. Bu durum tamamı 16 sureden ibaret olan Nusayrilerin kutsal Kitabü’l Mecmû’da; “Ey Ali b. Ebû Tâlib! Ey her arzu edenin sevip dilediği, ey ulûhiyeti( ilahlığı ) ezeli olan, ey bütün yaratılmışların aslı! Sen bizim gizli ilahımız, açık imamızsın” tarzında çok net bir şekilde açıklanmaktadır. ( Kitab-ı Mecmu- 2. Sure: / Sure adı: Veliyi Yüceltme---KİTABU'L. MECMU'U'NUN TERCÜMESİ Prof. Dr. Ahmet TURAN )
Aynı şekilde Yine Kitabu’l Mecu’nun 4. Suresinde ‘’ Ali’den başka ilah olmadığına şehadet ederim’’ Cümlesi yer almaktadır.
Nusayrilere ait pek çok tabloda Ali-Allah ibaresini görmek mümkündür. Hatta Nusayri olmayan Alevi bir arkadaşım bile Ali adının Allah’ın adı olduğunu söylemişti.
Nusayrilere göre, Hz. Ali ölmemiştir, nurlar âlemindeki makamına gitmiştir, çünkü O evvel ve ahir olandır, ondan öncesi ve sonrası yoktur. O, bu dünyadaki bedeni bırakmak istediği için İbn Mülcem’i getirtip beden olan Ali’yi öldürtmüştür. Bu yüzden İbn Mülcem suçsuzdur.
Nusayrîlerin Tanrı olarak kabul ettiği Ali, tarih boyunca Habil, Aristo, Hz.Yuşa ve en son olarak da Ali b. Ebû Tâlib’in kişiliğine bürünmüş ve tecessüm etmiştir. ( Nusayriler de Klasik Aleviler de kişinin öldükten sonra ruhunun bir başka bedende yeniden dünyaya geleceğine inanırlar. Bu yüzden de bizzat şahit olduğum bildiğim üzere en azından klasik Aleviler ölenin arkasından ‘’Devri daim olsun.’’ Derler. )
Nusayrîlere göre Hz.Ali, kendi nurundan Hz.Muhammed’i yaratmıştır. Hz.Muhammed de Selman-ı Farisî’yi yaratmıştır. Hz. Ali, “mânâ”dır; Hz.Muhammed de “isim”dir; Selman ise “bâb”dır. Bu inanış, ayn-mim-sin (A-M-S) harfleriyle sembolleştirilmiş ve kelime-i şahadette; “Ben şahadet ederim ki Ali b. Ebû Tâlib’ten başka ilah yoktur, övülmüş Muhammed’den başka hicap yoktur, kendisine dönülen Selman el-Farisî’den başka bâb yoktur.” şeklinde ortaya konulmuştur.( Klasik Alevilikte de Hz. Ali ve Hz. Muhammed elbette çok önemlidir ama Selman-ı Farisi de bir o kadar değerli ve önelidir. )
Hz. Ali için “Arılar Emiri” (Emîr en-nahl) sıfatını da kullanan Nusayrîlere göre Tanrının zahir âlemde insan şeklinde görünmesinin sebebi, insanları doğru yola daha kolay iletebilmektir. Nitekim Cebrail adlı melek insanları iyi yola teşvik için insan suretine büründüğü gibi şeytan da insanları kötülüğe sevketmek için insan suretine bürünürler. Yani bu çok normal bir durumdur.
Peki Nusayriler ne diyor?
Mesela Nusayri Şeyhlerinden Mahmut Reyhanî, Hz. Ali’nin konumuyla alakalı olarak şunları söylemektedir: “Hz. Ali ölüyü diriltmiş, Güneşi geri çevirmiştir, bu olayları Hz. Ali’ye Allah diyenler kendi açılarından yorumlarlar. Cenab-ı Allah istediğine bu kudreti verir, bu kudret için de en uygun kişi Hz. Ali’dir, Ali Allah’tır demek bir mübalağadır, biz Ali Allah’tır demeyiz, ancak Hz. Ali’nin olağanüstü güçleri vardır, onun evliyalık derecesi çok yüksektir.”
Görüldüğü gibi Hz. Ali’nin Allah olduğunu söylemeyenler bile söyleyenler için ‘’ Küfre düşmüşlerdir.’’ Demiyor. Onun yerine ‘’ Mübalağadır.’’ Diyor.
GİZLİLİK- SIR
Maalesef Nusayrileri en anlaşılmaz kılan konu bu sır konusudur. Önce bu konudaki iddiaları ele alalım:
İddia:
Nusayrilikte sır tutma çok önemlidir o bakımdan Nusayriliğin sır kabul ettiği hususlar kadın ve çocuklara açıklanmaz. ( Antiparantez belirtelim: Nusayriler kadın ve hayvanların ruhu olmadığına inanırlar. O sebeple sır kadınlara açıklanmaz ve kadınlar namaz kılmazlar ( Namaz oldukça farklıdır. O konuya da geleceğiz. )
Onlara göre gizlilik, batın ehlinin özelliğidir. Zahire göre hüküm vermek, karanlık ve zulmet ehline özgüdür. Sırra sahip olmak önemli bir meziyettir ve sırları ifşa edenleri öldüklerinde toprak kabul etmeyecek ve hayvan suretine dönüşeceklerdir.
Bu durum tabii ki kendilerini koruma içgüdüsünün bir sonucudur zira Nusayriler içinde bulundukları özellikle Sünni toplumlarda kabul görmemiş ve sık sık baskılara uğramışlardır. Ayrıca her ne kadar bazı farklılıkları olsa da Şia’da da vardır sırları saklama. O bakımdan çoğu kez Sünni Müslümanlarla birlikte camiye gidip namaz kıldıklarına şahit olunmuştur. Yani Nusayrilerde takiyye de söz konusudur.
Peki Nusayriler ne diyor sır konusunda?
Nusayriler tarihleri boyunca hep başkalarının egemenliği altında, gördükleri baskı ve zulüm nedeniyle gizlenerek, saklanarak yaşamışlardır. Dini inançlarını, gelenek, göreneklerini ve kimliklerini gizlemişlerdir. Bu nedenle “Gizlilik” ve “Sır”ın yaşamlarında önemli bir yeri vardır. Gizlilik bugün eskisi kadar yaygın olmasa da hala sürmektedir. Yakın zamana kadar hemen tüm ailelerin çocuklarına ilk öğrettikleri şeylerden biri kimseye Arap Alevi olduklarını söylememeleridir.
Burada tabii ki insanın aklına bir sürü soru geliyor ki en önemli soru: Saklayacak bir şeyleri olmasa bu kadar sır dolu bir toplum olmazlar. Demek ki saklanacak bir şeyleri var. Bunlar ne saklıyorlar?
MELEK VE ŞEYTAN İNANIŞLARI
İddialar:
İslam tarihinin ilk dönemlerinde yaşamış birçok şahsiyeti melek olarak nitelendiren Nusayrîler, Hz Ali’nin yanında yer almış kişileri de melek olarak kabul ederler. Ayrıca Hz. Ali’nin eşi ve çocukları da tıpkı kendisi gibi tanrısal varlıklar kabul edilir. Onlar, insan görünümlü olsalar da tanrısal nurdan bir parçadırlar. Bu sebeple söz konusu kişilerin insan olarak nitelendirilmesi asla uygun olmayıp, bunda ısrar edenleri kâfir olarak addederler.
Öte taraftan Sünni Müslümanların saygı gösterdiği bazı kimselere karşı da kin ve düşmanlıkla hareket ederler. Bu bağlamda Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Talha, Sa’d, Muaviye gibi sahabilerle Ahmed el-Bedevî, Ahmed er-Rifâî, Abdülkadir Geylânî gibi velileri şeytanın sembolleri olarak değerlendirirler ve onlara lanet ederler.
Nusayrîler, gökteki yıldızların da melek olduğuna, bilinen yedi gezegenin de yedi büyük meleğin sembolü olduğuna inanırlar. Örneğin Zuhal yıldızı, Mikail (a.s.)’dır, dünyadaki karşılığı da Seyyid Mikdad’dır.
Bu konuda Nusayriler ne diyor?
Bu konuda bizzat kendilerinin yazdığı veya söylediği bir şeye ratlamadım ancak Sünni Müslümanların değer verdikleri Hz. Ebubekir- Ömer- Osman- Ayşe’ye ve daha nicelerine küfrettikleri bir gerçektir nitekim Hz. Ömer’in öldürüldüğü günü bayram olarak kutladıkları gibi Hz. Ömer’in katili Firuz’un( Ebu Lü’lü) İran’daki( İran’ın Keyşan şehrinde ) mezarına gidip ona dua ettikleri bir gerçektir.
BÂB İNANCI
“A-M-S( Ali- Muhammed- Selman ) ” formülündeki üçüncü harf, Selman-ı Farisi’nin simgesidir. Nusayrîler, onu “Seyyid Silmen” diye isimlendirirler. O, Tanrıya giden yolun girişi olup Hz. Muhammed’e ancak onun vasıtası ile ulaşılabilir.
Aslında Seyyid Silmen, insan olmayan bizzat Hz. Muhammed tarafından yaratılmış kutsi bir varlıktır.
Nusayriler ne diyor?
Günümüz Nusayrî yazarları, Selman-ı Farisi’nin beşer üstü özelliklerini reddetmekte, hatta onun bâb ve hicâb olduğu şeklindeki inançların da hayal mahsulü olduğunu ileri sürmekte, bir bakıma inançlarının aşırılıklarını tashih etmeye çalışmaktadırlar. Bu durum, genel İslamî anlayışa uygun düşmeyen, hatta İslam dininin temel akidesiyle uyuşmayan aşırılıkların tashihi olarak görülebileceği gibi, bazı yazarların ileri sürdüğü şekilde takiyye olarak da değerlendirilebilmektedir.
BEŞ EYTAM ( BEŞ YETİM )
Nusayrîlik’te bâb olan Selman’ın manevi çocukları ve dünya işlerinin düzenleyicileri olarak kabul edilen “eytâm/ yetimler” adı verilen bir grup vardır. Bâb’ın yarattığı bu beş eytâm’ın her birinin ayrı vazifeleri bulunmaktadır. Buna göre doğadaki olayları ve depremi Mikdad b. el-Esved; yıldızları Ebu Zerr el-Gifarî; canlıların yaşamlarını Abdullah b. Revâha; rızık ve hastalıkları Osman b. Maz’un ve son olarak ruhların cesetlere gönderilmesini de Kanber b. Kadân ed-Devsî idare etmektedir. Beş Eytâm’ın mahiyeti hususunda yapılan açıklamalardan biri de bunların aynı zamanda beş büyük yıldız oldukları şeklindedir. Bunlardan her biri, kendi nurunu bir öncekinden almaktadır.
Bizzat Nusayrilerin bu konuda ne dedikleri hakkında bir kayıt bulamadım.
CENNET-CEHENNEM İNANCI:
Nusayrîlikte tenasüh inancı olduğundan cennet ya da cehennemin sembolik olduğu kabul edilmektedir. Ruhların pek çok defa dünyaya gelmesi, sürekli bir yükselme ya da düşüşü akla getirmektedir. İyi ruh, pek çok sefer dünya hayatında sınandıktan sonra nihayetinde ulvi bir nura dönüşecektir. Aynı şekilde kötü bir ruh da nihayetinde karanlıklara düşecektir. Bu durumun cennet veya cehennem olarak isimlendirildiği anlaşılmaktadır.
Bu konuda da bizzat Nusayrilerin ne dediği konusunda bir kayıt bulamadım.
TENASÜH İNANCI ( RUHUN BAŞKA BİR BEDENDE TEKRAR DÜNYAYA GELMESİ - REANKARNASYON )
Bu konuda Nusayrilik hakkında araştırma yapanlar ne diyorsa Nusayriler de onu diyor.
Günümüz Nusayrî inanç önderleri, tenasüh inancının varlığını kabul ederler. Hatta Nusayrî Şeyhlerinden Eskiocak, bu inancın Kur’an-ı Kerim’den kaynaklandığını bazı örneklerle açıklamaya çalışır. Bu bağlamda o, “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.” (et-Tîn 95/4-5) ve “Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik.” (A’raf 7/ 166) gibi ayetleri tenasüh inancına delil olarak gösterirler.
Bu arada antiparantez belirtelim ülkemizde öldükten sonra bir başka bedende tekrar dünyaya geldiğini iddia eden insanların en fazla olduğu ilimiz aynı zamanda Nusayrilerin de en çok yaşadıkları Hatay ilimizdir.
*************
Diğer inançlar- gelenekler ve bayramları ile Nusayrilik konusuna devam edeceğiz.
Bu bölüme geçmeden önce bana face bookta özelden sorulan bir sorunun cevabını vereyim.
Bir arkadaş sordu: ‘’ Hocam Osmanlı’da bayramları anlatırken her din ya da etnik kökene sadece bir bölüm yer verirken Nusayrileri neden bir kaç bölüm olarak ele alacağını söyledin?’’
Hemen cevap vereyim: Nusayrileri bir kaç bölüm olarak ele alacağız zira Nusayrilerin bizlere anlattığı Nusayrilik ile benim pek çok kaynaktan elde ettiğim bilgilere dayanarak bulduğu Nusayrilik çok farklı.
Şimdi önce bu iddiaları daha sonra da Nusayrilerin bu konuda neler dediğini aktaralım.
NUSAYRİLERDE TANRI İNANCI :
İddialar:
Nusayrîlere göre Ali, zahirde(görünüşte) imam ise de bâtınî olarak( gerçekte) Tanrıdır. Ezelîlik, sonsuzluk, günahları bağışlama, tövbe edenlerin tövbesini kabul etme, yardım isteğine cevap verme, rızık verme gibi ilahi sıfatlara sahiptir. Ali b. Ebi Tâlib’in ilahi niteliğini belirten öğreti, Nusayriliğin pek çok metninde ve özellikle de Nusayriliğe kabul ritüellerinde kullanılan ahitnamelerde ifade edilmektedir.
Nusayrîler, Ali’nin Tanrı olduğuna, ne doğurup ne de doğrulduğuna, erkek ve kız kardeşten, baba ve anneden münezzeh olduğuna, yemeyip içmediğine, her zaman ve mekânda var olduğuna, hayat sahibi olup yerlerin ve göklerin yaratılmasından önce de sonra da var olduğuna inanırlar ve O’nu “nurların nuru” olarak kabul ederler. Bu durum tamamı 16 sureden ibaret olan Nusayrilerin kutsal Kitabü’l Mecmû’da; “Ey Ali b. Ebû Tâlib! Ey her arzu edenin sevip dilediği, ey ulûhiyeti( ilahlığı ) ezeli olan, ey bütün yaratılmışların aslı! Sen bizim gizli ilahımız, açık imamızsın” tarzında çok net bir şekilde açıklanmaktadır. ( Kitab-ı Mecmu- 2. Sure: / Sure adı: Veliyi Yüceltme---KİTABU'L. MECMU'U'NUN TERCÜMESİ Prof. Dr. Ahmet TURAN )
Aynı şekilde Yine Kitabu’l Mecu’nun 4. Suresinde ‘’ Ali’den başka ilah olmadığına şehadet ederim’’ Cümlesi yer almaktadır.
Nusayrilere ait pek çok tabloda Ali-Allah ibaresini görmek mümkündür. Hatta Nusayri olmayan Alevi bir arkadaşım bile Ali adının Allah’ın adı olduğunu söylemişti.
Nusayrilere göre, Hz. Ali ölmemiştir, nurlar âlemindeki makamına gitmiştir, çünkü O evvel ve ahir olandır, ondan öncesi ve sonrası yoktur. O, bu dünyadaki bedeni bırakmak istediği için İbn Mülcem’i getirtip beden olan Ali’yi öldürtmüştür. Bu yüzden İbn Mülcem suçsuzdur.
Nusayrîlerin Tanrı olarak kabul ettiği Ali, tarih boyunca Habil, Aristo, Hz.Yuşa ve en son olarak da Ali b. Ebû Tâlib’in kişiliğine bürünmüş ve tecessüm etmiştir. ( Nusayriler de Klasik Aleviler de kişinin öldükten sonra ruhunun bir başka bedende yeniden dünyaya geleceğine inanırlar. Bu yüzden de bizzat şahit olduğum bildiğim üzere en azından klasik Aleviler ölenin arkasından ‘’Devri daim olsun.’’ Derler. )
Nusayrîlere göre Hz.Ali, kendi nurundan Hz.Muhammed’i yaratmıştır. Hz.Muhammed de Selman-ı Farisî’yi yaratmıştır. Hz. Ali, “mânâ”dır; Hz.Muhammed de “isim”dir; Selman ise “bâb”dır. Bu inanış, ayn-mim-sin (A-M-S) harfleriyle sembolleştirilmiş ve kelime-i şahadette; “Ben şahadet ederim ki Ali b. Ebû Tâlib’ten başka ilah yoktur, övülmüş Muhammed’den başka hicap yoktur, kendisine dönülen Selman el-Farisî’den başka bâb yoktur.” şeklinde ortaya konulmuştur.( Klasik Alevilikte de Hz. Ali ve Hz. Muhammed elbette çok önemlidir ama Selman-ı Farisi de bir o kadar değerli ve önelidir. )
Hz. Ali için “Arılar Emiri” (Emîr en-nahl) sıfatını da kullanan Nusayrîlere göre Tanrının zahir âlemde insan şeklinde görünmesinin sebebi, insanları doğru yola daha kolay iletebilmektir. Nitekim Cebrail adlı melek insanları iyi yola teşvik için insan suretine büründüğü gibi şeytan da insanları kötülüğe sevketmek için insan suretine bürünürler. Yani bu çok normal bir durumdur.
Peki Nusayriler ne diyor?
Mesela Nusayri Şeyhlerinden Mahmut Reyhanî, Hz. Ali’nin konumuyla alakalı olarak şunları söylemektedir: “Hz. Ali ölüyü diriltmiş, Güneşi geri çevirmiştir, bu olayları Hz. Ali’ye Allah diyenler kendi açılarından yorumlarlar. Cenab-ı Allah istediğine bu kudreti verir, bu kudret için de en uygun kişi Hz. Ali’dir, Ali Allah’tır demek bir mübalağadır, biz Ali Allah’tır demeyiz, ancak Hz. Ali’nin olağanüstü güçleri vardır, onun evliyalık derecesi çok yüksektir.”
Görüldüğü gibi Hz. Ali’nin Allah olduğunu söylemeyenler bile söyleyenler için ‘’ Küfre düşmüşlerdir.’’ Demiyor. Onun yerine ‘’ Mübalağadır.’’ Diyor.
GİZLİLİK- SIR
Maalesef Nusayrileri en anlaşılmaz kılan konu bu sır konusudur. Önce bu konudaki iddiaları ele alalım:
İddia:
Nusayrilikte sır tutma çok önemlidir o bakımdan Nusayriliğin sır kabul ettiği hususlar kadın ve çocuklara açıklanmaz. ( Antiparantez belirtelim: Nusayriler kadın ve hayvanların ruhu olmadığına inanırlar. O sebeple sır kadınlara açıklanmaz ve kadınlar namaz kılmazlar ( Namaz oldukça farklıdır. O konuya da geleceğiz. )
Onlara göre gizlilik, batın ehlinin özelliğidir. Zahire göre hüküm vermek, karanlık ve zulmet ehline özgüdür. Sırra sahip olmak önemli bir meziyettir ve sırları ifşa edenleri öldüklerinde toprak kabul etmeyecek ve hayvan suretine dönüşeceklerdir.
Bu durum tabii ki kendilerini koruma içgüdüsünün bir sonucudur zira Nusayriler içinde bulundukları özellikle Sünni toplumlarda kabul görmemiş ve sık sık baskılara uğramışlardır. Ayrıca her ne kadar bazı farklılıkları olsa da Şia’da da vardır sırları saklama. O bakımdan çoğu kez Sünni Müslümanlarla birlikte camiye gidip namaz kıldıklarına şahit olunmuştur. Yani Nusayrilerde takiyye de söz konusudur.
Peki Nusayriler ne diyor sır konusunda?
Nusayriler tarihleri boyunca hep başkalarının egemenliği altında, gördükleri baskı ve zulüm nedeniyle gizlenerek, saklanarak yaşamışlardır. Dini inançlarını, gelenek, göreneklerini ve kimliklerini gizlemişlerdir. Bu nedenle “Gizlilik” ve “Sır”ın yaşamlarında önemli bir yeri vardır. Gizlilik bugün eskisi kadar yaygın olmasa da hala sürmektedir. Yakın zamana kadar hemen tüm ailelerin çocuklarına ilk öğrettikleri şeylerden biri kimseye Arap Alevi olduklarını söylememeleridir.
Burada tabii ki insanın aklına bir sürü soru geliyor ki en önemli soru: Saklayacak bir şeyleri olmasa bu kadar sır dolu bir toplum olmazlar. Demek ki saklanacak bir şeyleri var. Bunlar ne saklıyorlar?
MELEK VE ŞEYTAN İNANIŞLARI
İddialar:
İslam tarihinin ilk dönemlerinde yaşamış birçok şahsiyeti melek olarak nitelendiren Nusayrîler, Hz Ali’nin yanında yer almış kişileri de melek olarak kabul ederler. Ayrıca Hz. Ali’nin eşi ve çocukları da tıpkı kendisi gibi tanrısal varlıklar kabul edilir. Onlar, insan görünümlü olsalar da tanrısal nurdan bir parçadırlar. Bu sebeple söz konusu kişilerin insan olarak nitelendirilmesi asla uygun olmayıp, bunda ısrar edenleri kâfir olarak addederler.
Öte taraftan Sünni Müslümanların saygı gösterdiği bazı kimselere karşı da kin ve düşmanlıkla hareket ederler. Bu bağlamda Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Talha, Sa’d, Muaviye gibi sahabilerle Ahmed el-Bedevî, Ahmed er-Rifâî, Abdülkadir Geylânî gibi velileri şeytanın sembolleri olarak değerlendirirler ve onlara lanet ederler.
Nusayrîler, gökteki yıldızların da melek olduğuna, bilinen yedi gezegenin de yedi büyük meleğin sembolü olduğuna inanırlar. Örneğin Zuhal yıldızı, Mikail (a.s.)’dır, dünyadaki karşılığı da Seyyid Mikdad’dır.
Bu konuda Nusayriler ne diyor?
Bu konuda bizzat kendilerinin yazdığı veya söylediği bir şeye ratlamadım ancak Sünni Müslümanların değer verdikleri Hz. Ebubekir- Ömer- Osman- Ayşe’ye ve daha nicelerine küfrettikleri bir gerçektir nitekim Hz. Ömer’in öldürüldüğü günü bayram olarak kutladıkları gibi Hz. Ömer’in katili Firuz’un( Ebu Lü’lü) İran’daki( İran’ın Keyşan şehrinde ) mezarına gidip ona dua ettikleri bir gerçektir.
BÂB İNANCI
“A-M-S( Ali- Muhammed- Selman ) ” formülündeki üçüncü harf, Selman-ı Farisi’nin simgesidir. Nusayrîler, onu “Seyyid Silmen” diye isimlendirirler. O, Tanrıya giden yolun girişi olup Hz. Muhammed’e ancak onun vasıtası ile ulaşılabilir.
Aslında Seyyid Silmen, insan olmayan bizzat Hz. Muhammed tarafından yaratılmış kutsi bir varlıktır.
Nusayriler ne diyor?
Günümüz Nusayrî yazarları, Selman-ı Farisi’nin beşer üstü özelliklerini reddetmekte, hatta onun bâb ve hicâb olduğu şeklindeki inançların da hayal mahsulü olduğunu ileri sürmekte, bir bakıma inançlarının aşırılıklarını tashih etmeye çalışmaktadırlar. Bu durum, genel İslamî anlayışa uygun düşmeyen, hatta İslam dininin temel akidesiyle uyuşmayan aşırılıkların tashihi olarak görülebileceği gibi, bazı yazarların ileri sürdüğü şekilde takiyye olarak da değerlendirilebilmektedir.
BEŞ EYTAM ( BEŞ YETİM )
Nusayrîlik’te bâb olan Selman’ın manevi çocukları ve dünya işlerinin düzenleyicileri olarak kabul edilen “eytâm/ yetimler” adı verilen bir grup vardır. Bâb’ın yarattığı bu beş eytâm’ın her birinin ayrı vazifeleri bulunmaktadır. Buna göre doğadaki olayları ve depremi Mikdad b. el-Esved; yıldızları Ebu Zerr el-Gifarî; canlıların yaşamlarını Abdullah b. Revâha; rızık ve hastalıkları Osman b. Maz’un ve son olarak ruhların cesetlere gönderilmesini de Kanber b. Kadân ed-Devsî idare etmektedir. Beş Eytâm’ın mahiyeti hususunda yapılan açıklamalardan biri de bunların aynı zamanda beş büyük yıldız oldukları şeklindedir. Bunlardan her biri, kendi nurunu bir öncekinden almaktadır.
Bizzat Nusayrilerin bu konuda ne dedikleri hakkında bir kayıt bulamadım.
CENNET-CEHENNEM İNANCI:
Nusayrîlikte tenasüh inancı olduğundan cennet ya da cehennemin sembolik olduğu kabul edilmektedir. Ruhların pek çok defa dünyaya gelmesi, sürekli bir yükselme ya da düşüşü akla getirmektedir. İyi ruh, pek çok sefer dünya hayatında sınandıktan sonra nihayetinde ulvi bir nura dönüşecektir. Aynı şekilde kötü bir ruh da nihayetinde karanlıklara düşecektir. Bu durumun cennet veya cehennem olarak isimlendirildiği anlaşılmaktadır.
Bu konuda da bizzat Nusayrilerin ne dediği konusunda bir kayıt bulamadım.
TENASÜH İNANCI ( RUHUN BAŞKA BİR BEDENDE TEKRAR DÜNYAYA GELMESİ - REANKARNASYON )
Bu konuda Nusayrilik hakkında araştırma yapanlar ne diyorsa Nusayriler de onu diyor.
Günümüz Nusayrî inanç önderleri, tenasüh inancının varlığını kabul ederler. Hatta Nusayrî Şeyhlerinden Eskiocak, bu inancın Kur’an-ı Kerim’den kaynaklandığını bazı örneklerle açıklamaya çalışır. Bu bağlamda o, “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.” (et-Tîn 95/4-5) ve “Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik.” (A’raf 7/ 166) gibi ayetleri tenasüh inancına delil olarak gösterirler.
Bu arada antiparantez belirtelim ülkemizde öldükten sonra bir başka bedende tekrar dünyaya geldiğini iddia eden insanların en fazla olduğu ilimiz aynı zamanda Nusayrilerin de en çok yaşadıkları Hatay ilimizdir.
*************
Diğer inançlar- gelenekler ve bayramları ile Nusayrilik konusuna devam edeceğiz.
Osmanlı Toplumunda Bayramlar Ve Özel Günler8 Bölüm Nusayri İnançları başlıklı yazı Sami Biber tarafından
09.12.2021 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.