Yıllardan hangisiydi
hatırlamıyorum ama mevsimlerden bahardı. Bir bahar mevsiminde İstanbul’da ne
işim vardı onu da
hatırlamıyorum. Ama İstanbul’daydım işte İstanbul’da yaşamamama rağmen...
Kadıköy’den Ümraniye istikametine doğru yol
alıyordum. O eski kırmızı renkli belediye otobüslerinden birinde en arkadaki
koltukta oturmaktaydım.
Evet...Bir
bahar akşamıydı ve ’Bir bahar akşamı rastladım size. Sevinçli bir telaş içindeydiniz.’
Otobüs daha birinci durakta durmuştu ki bir dilber-i
rânâ, te’sir etti acayip şekilde bana. ‘’Yine bir günihal aldı bu gönlümü. Sim ten, gonca fem.’’ of anam of...Of ki offff. ‘’Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.’’
Mübarek Yüce Rabbim tarafında özel olarak imal edilmiş
sanki.
‘’Gülünce gözlerinin içi gülüyor.’’
Gözümü ondan alamıyorum ve de yalvarıyorum Rabbime ’ Ne olursun Allah’ım benim
yanıma otursun’. İlk kez bir duama bu kadar acil cevap geliyor. ’O
gül endam bir ipek şala bürünsün yürüsün.’ gelip tam da yanımdaki boş yere oturuyor. ’Gönlüme gir, doğ
güneşim’ diyorum kendi kendime.
O Güzeller güzeli kız yanıma oturduktan sonra yavaş yavaş gözleri süzülmeye
ve başı öne doğru eğilmeye başlıyor Belli ki çok yorgun ’Başın öne
eğilmesin, aldırma gönül aldırma ’ diyorum.
Aman ya Rabbim o ne güzel sapsarı saçlar. ’Sarı saçlarını deli
gönlüme, bağlamışlar çözülmüyor Mihriban’ Adı Mihriban olabilir mi?
Ya kirpiklere ne demeli? Gel de çağlama ’Kirpiklerin ok ok eyle. Vur
sineme öldür beni’ diye.
Başı iyice öne eğiliyor. Gözlerini tamamen
kapadı. ’Uykuda mısın sevgili yârim ?’ Hafif bir dirsek
dokunuşu yapıyorum. Gözlerini açıyor.
-Çok uykunuz var galiba?
-Hıııı
-Nereye gidiyorsunuz?
-Ümraniye’ye?
-Hımmm çok güzel. Ben de oraya gidiyorum. Adınız ne?
-Mehtap
Diyor ve tekrar uyumaya başlıyor. Şoföre sesleniyorum:
- Aheste çek kürekleri Mehtap uyanmasın.
Şoför sövüyor bana galiba ama sanki ’Merak etme abi ‘’Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık.’’ demiş gibi geliyor.
Ah be Mehtap ‘’Benzemez kimse sana tavrına kurban olayım. ‘’Resmen bir görüşte aşık oldum kıza. ‘’Seviyorum işte var mı diyeceğiniz?’’
Otobüse bindiğimizden beri öne öne doğru giden Mehtap’ın başı bu sefer yaya
yana doğru kaymaya başlıyor. Yani tam benim omuzuma doğru. ’Geçmesin
günümüz sevdiğim yasla. O güzel başını göğsüme yasla’ diyorum. O da
beni duyuyor adeta ve başı artık omuzumla göğsüm arasında bir noktada.
Kızcağız resmen göğsümde uyuyor.
Ömrü hayatımda ilk kez bir yabancı benim göğsümde uyuyor resmen. Kıpırdasam
bir dert. Millet tacizci sanacak. Kıpırdamasam içimdeki kıpırdanmalara nasıl
engel olacağım onun derdi var. Öylece heykel gibi oturuyorum ya bu sefer de
Emel Sayın sanki kulağımın dibinden bağırıyor ’ Mum gibi durma
öyle...’ İyi de ben bir yaşlı kurt ( Bazıları kart da diyor ) o ise daha kuzu. Bu sefer sol
taraftan şeytan da karışıyor muhabbete ’ Gönül oyunu bu. Çarpar
adamı. Yaşa maşa bakmaz gönül oyunu ’ diyor.
’Bu ne sevgi ah...Bu ne ızdırap’ Of ülen offfff. ‘’Batsın bu dünya’’
‘’Uzun ince bir yoldayım.’’ Gidiyorum gece gece. Derken ‘’Yaban gülüm çalı kuşum’’ uyanıyor.
-Çok afedersin amca seni bayağı rahatsız ettim galiba. Çok özür dilerim.
Başımdan aşağı bir kova soğuk su dökülüyor adeta. Amca ha? Amca...
‘’Artık sevmeyeceğim. Bütün kabahat benim’’ ve dahi ‘’Ölürsem kabrime gelme istemem..’’
Belediye otobüsünde kasetçalar mı var
yoksa bana mı
öyle geliyor? Tam
o anda kulaklarımda Zeki
Müren’in sesi:
Mevsimlerden ilkbaharken
Gönüllere aşk dolarken
Sevenler hep eş ararken
Neden benden kaçıverdin
Seni sordum yıldızlara
Seni sordum yalnızlara
Seni sordum kuşlara
Ucan kuşlara
Hani beni seviyordun
Yalnız benle gülüyordun
Yokluğumda özlüyordun
Neden benden bıkıverdin
Leylaklarla acıyordun
Mutluluklar saçıyordun
Seni sevdim biliyordun
Neden bana küsüverdin
İsmini hep anar oldum
Hiç dinmeyen acı duydum
Gidişinle harap oldum
Neden benden kaçıverdin