Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Sandı Anılarda Kaldı 1

Sandı Anılarda Kaldı 1

     Hatırla o birlikte hiç bitmesini istemeyip, beraber geçirdiğimiz zamanları. Damarlarımızda gezip dolaşan kanlarımızın, çocuk yüreklerimizde akışlarını, ırmak sularının debilerinin coşkun akışlarına benzettiğim geçişlerinde, biz o köyde tutkularla yaşarken, her günümüze; "Ne güzel an'dı" deyip gıptalar edip imrentiler duyacağımız zamanları, gitmelere mecbur bırakılıp, ayrılışlarla sonmu buldurduk?. Sen başka, ben başka evlerde; uykuların gelmediği bitmez gecelerde, yarınların oluvereceği günleri beklerken, bitmiş, tükenmiş, kavuşamayacak çaresizliker içinemi itildik?. Eski birlikte yaşadığımız yıllarda söylenen ağıtlar, türküler vardı bu köyde. Sen duymuştun, ben duymuştum ve halâ sen duyuyorsun ben duyuyorum. Türküler yanık okunurdu, dinlenirken etkileri olurdu, geçen günlerimize özlemler duyuracak, kalplerimize bitmesi, tükenmesi olmayan sevdalar yükleyip, seni bana, beni sana özlemlerle andıracak. "Kör akşamlar" dersiniz zifir gecelerin akıp giden ama size geçmeyen, durağan gelip, bitmeyen saatlere. Karanlığa alışırsınız. Gözleriniz aşklara gülmüştür. Geçmişlerde birlikte yaşadığınız beldeler sizi bağlayıp, tutmuştur varlığıyla. Defalarca yürüdüğünüz aynı yerler, aynı yollar şikayetler gerektirmemiş, kaç kez adımlarınızla, sayıları belirsiz, varılıp, gelinip yol alınmıştır. Güzel olanı biz yaşadık o köyde. Sabahın ilklerinde işler başlardı. Koyunlarla, kuzularla, malla, melalla, bağ bellemeleriyle, budamalarla. Tarlalar sürülür, tohumlar atılır, sürgülerle üzerleri örtülür, artık bi durak evlere çekilinir, yağışlar beklenirdi mevsim dönüşleriye. Sonbahar rüzgarları başlardı hafiften üşütücü. Ağaçlardaki yapraklar önce sararır, sonra rüzgarla birlikte düşüşleriyle, bir hüzün çökerdi tümden. İşte başladı hazan. Yağmurlar inerdi gün geçişleriyle. Arkasından daha sert rüzgarlar karlar getirirdi ve tümden bembeyaz olurdu evren. Cemreler düşerdi art arda. İşte geliyor İlkbahar, toprakta yeşil emareler. Yeşil başlayıp, sarıya döner arpa buğday başaklarıyla, atla, eşekle, inekle, buzağıyla, oğlak kuzuyla, kovalara sağılan sütlerle, yayıklarla üretilen tereyağlarıyla, vızıldayan arılar, harmanlarda ekinin hububata dönüşmesini gerektirir döğenlerle, beldanatlar, yabalar, atkı vs. kullanılan tarım aletleriyle harman zamanı başlardı. Teknoloji her şeyleri kolaylaştırdı ama insanıda tembelleştirdi. Anamın köyü Sandı'da; ileri yaşlarda, çocukları olmayan, bir tek ineğiyle, hayatını bu ineğine yazları ot toplayarak geçiren, kocasının ise köyün ineklerini güdüp, çobanlık yapan, bundan öte gelirleri, iratları olmayan bir karı koca tanırdım. İbrahim abi; sessiz,sadece işini yapar, Saliha abla; daha konuşkan, kocasına sorulan sorulara bile kendisi cevap verecek kadar car ama pek fazla köy ve köylüyle etlisi sütlüsü olmadan yaşayıp giden çiftlerdi. Köyde kendilerinden küçükler; Uzlu Aba, büyükler de; Uzlu derlerdi. Böyle denildiği için, isimleri bizler tarafından söylenmez, belleklerimizde yerleşmiş olan, geldikleri Uz köyüyle yadedilirlerdi. Uz; Konya/Bozkır'ın Kuzeybatısında, tepelerdeki Karacaardıç köylerinin aşağılarında, küçük bir köy. Altlarından Soğla gölüne dökülen bir dere geçer. Dere yanında 5-6 biraz yukarı tarafında da bir o kadar evin olduğu bir yerleşim yeri. Sanki çok büyük nüfus teşkil etmiş gibi o yöreliler dere kenarında kalan evlere aşağı, derenin üstündeki tepelerde olan yerleşim yerlerine yukarı Uz adını vermişlerdir. Tarlaları azdır, çoğunluk erkekler askerlik bitimi varlıklı olan kişilere tutmadır, ya başka köylere çobanlık hizmetleri için köylerini bırakıp gitmişler, yada gurbet ellere temelli yol alıp köylerini terk edip, gitmişlerdir. Sandı'ya; ben ve kardeşlerim, yaz tatillerinde çift çubuk, bağ, bahçe işlerinde hem dayıma yardımcı olmak, hemde ebem ve kuzenlerimle hasretler gidermek için gelirdik. Yaz bitimi okullar açılmasıyla, yaşadığımız kente dönülür, dönüşler mezara gider gibi hüzünlü olurdu. Köyde; köylünün, Uzlu olarak söyleyip, bu şekil tanınan kişilerden çobanın, isminin İbrahim olduğunu sonradan öğrendim. İbrahim kendi köylerine 5-6 km.uzaklıktaki bu köye, bir tanıdığının vesile olmasıyla çobanlık hizmeti için getirilmiştir. Kimsesi kalmamışken, eli ekmek tutmuş, bir işi, gücü olmuştur. Köylerinden, köyün güzel kızlarından Saliha'ya tutkundur. Çocukluğundan gençliğine kadar, Saliha göz takibinde olmuştur. Sandı'da çobanlığa başlamasıyla, köyün güdüm için teslim edilen ineklerini yayımlarda, genelde; tepelerdeki kendi köyü istikametine doğru sürer, orada otlatırdı. Buralara gelme nedeni Saliha ile iletişim kurabilmek, onu göz menzili içerisine alarak, haberleşebilme, iletişim kurabilme fırsatı elde edebilmektir. Saliha eşek önlerinde, anasıyla kıra, bayıra çıkmışsa, güdüm için önüne kattığı ineklere ho,ha diye bağırışları, üst perdelerden daha bir yüksek sesle olur, varlığını Saliha'ya duyurmak, bu bağırışlarla Saliha'nın kendisinin farkına varacakmı acaba diye dikkatini çekmektir. Ana kız ot işlemeye başladıkları zaman, ikilemlerde kalıp, biraz durgun, biraz çekimser, "Ne bahane etsemde yanlarına varsam acaba" duyguları ağır basması, ara, ara cayar gibi düşünceler taşımasına rağmen, sevdası ağır basmasıyla, inekleri daha çokta, onlar tarafına yönlendirerek, yürek gümbürtüleriyle yanlarına yaklaşır. Kızın anasına; "Kolay gelsin Dudu aba" der. Saliha İbrahim'in bu seslenişine kafasını kaldırmadan göz ucuyla İbrahim'i tehleyip bakarken, tebessüm eder. Dudu kadın doğrulur, ot işlemeyi bırakır. İbrahim Saliha'yı takiptedir. Bu tebessümü farkeder, içinden yürek çarpıntıları yüksek sevinç dalgaları oluşur. Dudu kadın doğrulurken; "Senmisin İbrahim, kolaysa başına gelsin" der. İbrahim "Aba otur istersen ben yapayım" diye cevap verir. Dudu kadınında hoşuna gitmiştir İbrahim'in işlerine yardımcı olma destekliği. Otlar kurumadan oraklarla biçilmeli, ev önlerine yada toprak damlara serilerek kurutulmalı, sonra döğenle samana dönüştürülüp, hayvanlara kışın yedirilmek için samanlıklara taşınmalıdır. Toros dağlarının denize nazaran arka yüzü olan bu kesimde, kışlar çok uzun ve sert geçmektedir. Tarlası, bağı, bahçesi olanlara mahsus değildir ot biçip toplamak. Tarlaları olmayan, az sayıda hayvan beslemeye çalışan ve hayvanlarına kışın gerekli yiyecekleri önlerine koyabilmek için daha çok fakir fukaraya mahsustur. Dudu kadının kocası İstanbul gurbetine çalışmaya, para kazanmaya gitmiştir. Bu havalenin hemen hemen tüm köylerinin yoksul erkekleri ve gençleri, daha evvel giden bir hemşehrilerini güvence olarak görüp, onların senede bir gelip köyde anlatımlarıyla İstanbul gurbetlerini kafalarına koyarak, bu aş, iş, umut kentine yol almışlardır. Çokları köylerine bir daha hiç dönmemiş, kimileri çocuklarınıda zaman içerisinde, başlarını sokacak bir yer temin ederek, köye bir daha gelmemecesine alıp gitmişler, kimileri hiç bir iş tutamamış, sokaklarda yatıp, kalkarak, bu hiçliğin içinde yok olup, silinip gitmişlerdir..14/Ağustos-2024 Şerafettin Sorkun/İstanbul'dan

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Sandı Anılarda Kaldı 1

Sandı Anılarda Kaldı 1

Şerafettin Sorkun Şerafettin Sorkun