
‘’sokağın
sıvası dökük duvarlarına
karanlığın
övgüsünü kuşlardan dinliyorum
kuşlar
her gece örüyorken yeniden şehrin kaderini
anlarım
ki yarısı seni sevmekle geçmiştir ömrümün’’ (Alıntı)
Bir rengin
doğasında saklı iken kabrim bir de ölümün rüyasında ve işte tekbir getiren
ateşi önce Zühre bildim sonra da yalnızlığın zümresi.
Mavidendi öncesinde
şehrin semada saklı yüzü semiren bir duygu bir renk belki de: vakitlerden o
akit öncesiz ömürlerin güncesi solgun bir zafer silik bir el yazısı en çok da
hatırşinas bir kavram iken sevginin tok sesi.
sen hiç
büyümeyen çocukluğum
sen varlığım yokluğum
sen gün be gün artan karanlığıma
tanrının bahşettiği nurum
Ölümü irdeleyebilirdim
bendeki bu aşk olmasa en çok da büyüyen hilali en aza indirgemek adına ruhumun
köpüren sessizliğini ve de yalnızlığı giyinip de kutsanmış hecelerden
arınabilmenin güncesi.
Bir batında
doğduk madem matemin gölgesinde büyüyen bir zafer çığlığı…
Bir de b/atıl
düşlerin hezeyanına konduk artık bir düş gibi nazı niyazı eksilmezken mevsimin
ve işte o kapı aralığında yüzümüze gülümseyen Aralık nasıl ki tek hamlede daldı
içeri.
İçerlediğimden
filan da değil hani sadece içime yaslandığım.
İçerikli bir
hayatı dondurmak adına en çok da çocukluğumun sesinde saklı iken tüm hayatım.
Yeni güne ve kışa merhaba: azat edilesi bir
rota olsa bile gam, hanemize hoş geldin ey, mübarek Aralık…