Gelin Geri Dönelim


Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin 80.bölümü

ya da kendi kanaatini söyleyiverseydi, 
zafer sevinci bu kadar açık olur muydu? 
bir mesaj ki 
kokuşmuş geleneği yırtan keskinliği 
törpülenmiş olmaz mıydı

gelin
o beklenmedik beyaz zemine baka baka 
hazreti peygamberin sessizliğine can kulağı olalım
susuşunu da okuyabilelim
elçinin yakıcı sancılarını söze dökmek için 
“Terk etmedi Rabbin seni, 
darılmadı da…” 
hitabının eşiğine suskunca 
baş koyan elçinin ıstıraplarını hissetmek için 
peygamberin sessiz çığlıklarını duymak için

Allah işitir diye 
susmanın da Allah'ı ciddiye almak olduğunu 
hesaba katmak için
Allah bilir diye sessiz kalmanın da 
Allah'ı zikretmek olduğuna aklımızı yatırmak için
bir daha dönelim mekke günlerine
gelin...


geriye dönmeyi sevmediği halde 
susuşu
her bir anın 
kainatın simasının gözbebeği insanın 
şuur kaybına tahammül edemeyecek kadar 
değerli olduğunu göre göre ses etmeyişi
Allah'ın sözünü önceleyen sabırlı bekleyişine
kulak verelim
gelin...

o acılı akşamlara dönelim 
karşısında sızlanarak konuşan
fısıltıları semayı delen
gözyaşları rahmeti taşıran 
hıçkırıkları 
göklü sözü dalgalandıran anneler için
gerisin geriye dönelim 
gelin

merhametin söz kesildiği yerde
suskusunda kalbinin duyuşlarını frenleyen elçi
günlerce yakıp kavuran 
nefesleri çaresizliğin alevlerinde 
kurutan bir sancılı sessizlikti
serzenişleri göğüsleyen 
bir acılı bekleyişti

şimdi…
Allah'ın sözünün sahihliği adına 
Allah'ın Elçisi'nin ne yaptığını 
bir kez daha hatırlayalım 
ısrarla sessiz kalmasaydı
şüpheye düşmez miydi
dereceli inişlerden 
ayetlerin netliğine 
gölge düşürmez miydi

ya da kendi kanaatini söyleyiverseydi 
zafer sevinci bu kadar açık olur muydu 
işte o suskunlar sayesinde 
sahih oldu Allah'ın sözü 
o yakıcı sessizliklerin 
dal uçlarında meyvelendi 
Allah'ın elçisinin öncelediği 
o mübarek söz
 
böyle böyle 
bulanıklıktan korundu göklü söz yağmuru 
şüphe erişmedi vahyin eteğine
tertemiz konuluverdi kur'an avuçlarımıza
süt beyaz bir sayfa oldu 
Allah'ın Elçisi'nin susuşu 
bize.

yüreğimizi yerinden oynatan kelimelere
bedeli sessizlikle ödenerek
sözsüz sancılara razı olunarak 
gece gündüz 
bıçak sırtında şikayetsiz 
bekleyerek…

bilinen en büyük zaferleri 
en şaşalı kazanımları 
yenmeyi de 
yenilmeyi de eşit gören 
soylu bir denklemin içinde yer aldı 
elçi.

tüm mesafeleri yok sayan
asil direnişin 
dikey duruşun izdüşümü 
göğe bakma durağı oldu susuşu

cümle kaybedişleri göze aldıran 
tarifsiz bir ganimeti bulmanın sevinci
görünmez bir serveti bilmenin 
sükunetine dönüştü
Allah’la olmak
Allah için olmak
Allah’a kalmak için

*
islam ordusu şeyheyn tepelerine geldiği zaman
resul-i ekrem durup ordusunu 
bizzat teftişten geçirdi
on beş kadar küçük yaşta çocuğu da geri çevirdi
içlerinde mücahitler safından ayrılmak istemeyen 
müşriklere karşı küçük yaşta da olsa 
savaşmak isteyenler vardı

bunlardan biri de rafi' bin hadic idi
ayağındaki mestlerin ucuna basarak 
resul-i ekreme uzun görünmek istiyordu 
sonradan bir sahabinin
ya resulallah rafi' iyi ok atar demesi 
ordudan ayrılmasını istememesi üzerine 
peygamber Efendimiz, onu da orduya aldı.

peygamberimiz (s.a.v.)'in ordusunu 
teftişi sona erdiği zaman
güneş de o günkü vazifesini bitirip 
guruba doğru kaymaya başlamıştı
az sonra bilal-i habeşi akşam ezanını okudu 
resul-i ekrem, mücahidlere namazı kıldırd. 
ayynı şekilde yatsı namazı da eda edildi. 

efendimiz geceyi burada geçirecekti
muhammed bin mesleme kumandasındaki 
elli kişilik bir devriye birliğini de 
orduyu muhafaza altında bulundurmak 
etrafı kontrol etmekle vazifelendirdi

sabaha yakın efendimiz  a.s.m.
ordusuyla birlikte şeyheyn'den ayrıldı 
uhud'a doğru yürüdü. 
artık her iki ordu da 
birbirini fark edebiliyordu
düşman karşıda görünüyordu

mücahitler cephesinde sabah ezanı 
göklere dalga dalga yayılıyordu 
saf bağlayan müslümanlar 
hz. resulullahın arkasında silahlarını çıkarmadan 
düşmanlarının gözleri önünde namazlarını eda ettiler
bu arada efendimiz tedbir babında
zırhının üzerine ikinci bir zırh
takkesinin üzerine ise miğfer giydi

artık iki ordu karşı karşıya gelmişti 
her biri harp nizamıyla meşgul oluyordu
oraya kadar çekine çekine 
korku içinde gelmiş bulunan 
abdullah bin übey bin selul ortaya atıldı
muhammed, rey ve görüş sahibi olmayan 
gençlerin sözünü dinledi
benim sözümü dinlemedi

ey ahali 
bir türlü anlayamıyorum
şuracıkta biz ne diye canımızı vereceğiz deyip 
kavminden ve münafıklardan 
üç yüz kadar askerle geri döndü

münafıkların ayrılmasıyla islam ordusu 
700 kişiden ibaret kaldı
kureyş ordusunun dörtte biri kadar
abdullah bin übey, münafıklardan bir grupla
islam ordusundan ayrılmakla kalmadı 
sair müslümanları da tesir altına almaya çalıştı 

kur'an-ı azimüşşanda 
bu hususla ilgili olarak şöyle buyrulur
‘Allah, sizden iki birliğin halini de işitip görüyordu ki
onlar dostları ve yardımcıları Allah olduğu halde
bir an bundan gaflet ederek dağılmaya yüz tutmuşlardı
halbuki müminler ancak 
Allah'a güvenip O’na tevekkül etmelidir’

münâfıklarla ilgili inen ayet
‘iki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen
Allah'ın izniyle idi
gerçek müminleri ayırt etmek içindi
münafıkları da müminlerden ayırıp 
ortaya çıkarmak içindi

onlara gelin 
Allah yolunda savaşın 
veya müdafaada bulunun denildi
onlar ise,eğer gerçekten bir savaş olacağını bilsek 
elbette sizin peşinizden gelirdik dediler
onlar o gün küfre imandan daha yakın idiler
onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler
Allah ise onların gizlediklerini hakkıyla bilir.’

muhayrık büyük bir yahudi alimi idi
medine'de bol serveti vardı
resul-i ekrem efendimizi 
mukkaddes kitaplardaki sıfatlarıyla tanırdı
kavminden çekindiği 
dininin tesirinden kendisini 
bir türlü kurtaramadığı için 
bu sıfatları açıklamıyordu

bu durumu uhud harbine çıkışa kadar devam etti
resul-i kibriya mücahitlerle 
uhud gazasına çıktığı sıradaydı
o ana kadar bildiğini açıklamayan 
muhayrık şöyle dedi

ey yahudi cemaati vallahi
siz muhammed'in peygamber olduğunu
ona yardım etmenin,
üzerinize düşen bir vazife 
yerine getirmeniz gereken bir hak olduğunu 
pekala bilirsiniz
 
yahudiler
bugün cumartesi günüdür
hiçbir şeyle meşgul olunmaz diye cevap verdiler
muhayrık, kılıcını ve harçlığını yanına aldı
akrabasından birisine

eğer, bugün öldürülürsem, 
mallarımın hepsi muhammed'indir 
o dilediğini yapmaya serbesttir
diyerek vasiyette bulundu 
gidip islam ordusuna katıldı
şehid düşünceye kadar da müşriklerle çarpıştı

bunun üzerine resul-i kibriya
ona şu iltifatta bulundu
muhayrık, yahudi ırkından, hayırlı bir kişidir
muhayrık'ın vasiyeti üzerine 
mülkleri efendimize kaldı

muhayrık'ın mallarını teslim alan efendimiz, 
onların hepsini vakfetti
medine'deki vakıfları umumiyetle 
muhayrık'ın mallarındandı

günlerden cumartesi idi
peygamberimiz (s.a.v.) atından indi 
yürüyerek sayıca az
iman ve cesarette büyük ordusunun saflarını 
bizzat kendisi tanzim etti
sağ ve sol kanadı düzene soktu
islam ordusunun arkasında uhud dağı vardı 
yüzü ise medine'ye doğru idi

resul-i kibriya 
oldukça mühim bir yer olan ayneyn tepesine 
elli muharipten teşekkül eden 
bir okçu müfrezesini 
vaziyet almak üzere vazifelendirdi

başlarına abdullah bin cübeyr'i tayin etti
vazifeleri, 
uhud ile ayneny tepesi arasındaki geçidi 
muhafaza etmek
düşmanın buradan islam ordusunu 
arkadan vurmasına fırsat vermemekti

resul-i ekrem okçulara şu emri verdi
düşmanı yendiğimizi görseniz de 
size haber vermedikçe,
adam göndermedikçe 
yerlerinizden asla ayrılmayınız
düşmanın bizi mağlup ettiğini görseniz de 
yine kesinlikle yerinizi terk edip 
yardımlarına koşalım demeyin

daha sonra okçulara şu emri verdi
kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi
ben size adam göndermedikçe 
asla yerinizden ayrılmayınız
resul-i kibriyanın emri ve talimatı
 böylesine net ve kesindi

iki ordu da artık harp nizamına girmiş 
karşılıklı bekliyorlardı
islâm ordusunda, 
zübeyr bin avvam zırhlı kuvvetlerin
hz.hamza  zırhsız askerlerin başında vazifeliydi

müşrik ordusunun sağ kol kumandanı halid bin velid 
sol kol kumandanı  ebu cehil'in oğlu ikrimeydi
süvari birliklerinin başında safvan bin ümeyye 
okçuların başında abdullah bin ebi rabia vardı

müşrik ordusu cephesinde 
gürültü ve şamatanın bini bir paraydı 
gönülleri intikam hırsıyla dolu kadınlar 
türküler, şarkılar söyleyerek 
defler çalarak müşrikleri coşturmaya çalışıyorlardı

islam ordusu cephesi ise 
dualar, tekbirler, aminlerle inliyordu
Allah'tan  yardım dileniyor 
nusretini ihsan etmesi niyaz ediliyordu

resul-i kibriya 
hitabesinde onları cihada 
Allah yolunda savaşa 
bu yolda sabır ve sebata
her şeye rağmen 
gayretle çalışmaya teşvik ediyordu

gönülleri imanla dolu, 
gözlerinden cesaret kıvılcımları sıçrayan mücahitler
bir an evvel 
hücum" emrini heyecanla bekliyorlardı
ya vurulup şehit olarak 
Allah'ın huzuruna çıkmak 
ya da müşrik topluluğunu yerle bir etmek için 
yerlerinde duramıyorlardı

taraflar birbirlerine oldukça yaklaşmışlardı
kureyş ordusunun sancaktarı 
talha bin ebi talha ortaya atılarak 
kendinden emin, mağrurane bir eda ile seslendi
benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar

karşısına Allah’ın aslanı hz. ali çıktı
varlığım kudret elinde olan Allah'a 
yemin ederim ki, 
seni kılıcımla cehenneme göndermedikçe 
seni bırakmayacağım diyerek 
hasmına şiddetli bir kılıç darbesi indirdi
başını çenesine kadar yarıp ikiye ayırdı

kureyş sancaktarının yere serilmesine 
peygamber efendimiz (a.s.m.) ve mücahitler 
son derece sevindiler 
bu sevinçlerini tekbirler getirerek izhar ettiler

talha yere serilince 
kureyş müşriklerinin sancağını 
kardeşi osman bin ebi talha aldı 
ona karşı da hz. hamza çıktı 
omuzundan kılıçla vurup kolunu kesti

bu sefer sancağı yine abdüddaroğullarından 
ebu sa'd bin ebi talha aldı
resul-i ekrem efendimiz
ebu sa'd'a karşı da 
hz. ali'yi çıkardı
çarpışmadan galip çıkan yine ali oldu

sancaktarlarının bir bir yere serildiğini gören 
kureyş müşriklerini bir dehşet ve korku sardı 
öyle ki, sancaklarının yanına bile 
kimse yanaşmaya cesaret edemiyordu
sonunda onu alkame kızı amre yerden alıp 
kureyşlilere teslim etti

artık iki tarafın da beklemeye tahammülü kalmamıştı
çarpışma, bir anda şimşek hızıyla başladı
kılıç şakırtısı, ok vınlaması, at kişnemesi 
deve böğürmesi ortalığı kapladı
Allah yolunda savaşmaya can atan mücahitler 
kahramanca savaşmaya başladılar

resul-i ekrem'in elinde bir kılıç vardı
üzerinde:
korkaklıkta ar, ilerlemekte şeref ve itibar var
insan korkaklıkla kaderinden kurtulamaz
mealindeki beyit yazılı idi

bu kılıcı benden kim alır diye sordu
birçok sahabi birden atıldı
ben, ben ya resulallah diyerek 
ellerini uzattılar
peygamberimiz (s.a.v.), 
bunu hakkını vermek üzere kim alır diye sordu

yine hararetle isteyenler çıktı
aralarında hz. ebu bekir, hz. ömer 
hz. zübeyr bin avvam da vardı
bu sırada korkusuz
gözünü daldan budaktan sakınmayan biri 
ortaya atıldı

ebu dücane'ydi bu
nedir onun hakkı, ya resulallah
resul-i ekrem, 
hakkı; eğilip bükülünceye kadar düşmana sallamandır
ebu dücane, ya resulallah 
ben onu, 
hakkını yerine getirmek üzere alıyorum 
hz. resulullahtan kılıcı teslim aldı

ebu dücane, 
elinde resul-i ekremin kılıcı, 
başında kırmızı sarığı olduğu halde 
müşriklere doğru çalımlı çalımlı yürümeye başladı
fahr-i alem efendimiz ashabına 
şu ölçüyü ders verdi
bu öyle bir yürüyüştür ki
Allah onu, şu yerin ,harp halinin dışında 
hiçbir zaman sevmez

ebu dücane, şimşek süratinde
düşman safları arasına girdi
kılıcını var kuvvetiyle hakkını vermek için 
sallamaya başladı
önüne geleni bir-iki darbede yere seriyor 
durmadan ilerliyordu. 

bir ara dağın eteğinde 
deflerle müşrikleri savaşa teşvik eden kadınların 
yanına kadar vardığını fark etti
orada biri müşriklere hiddetli hiddetli bağırıyor
onları vuruşmaya teşvik ediyordu

yanına yaklaştı, kılıcını kaldırıp vuracakken 
hasmından bir çığlık koptu
bu ebu süfyan'ın karısı hind'in çığlığı idi 
ebû dücane, ona vurmadı
kendisini o sırada gören hz. zübeyr bin avvam, 
sonradan, neden o kadına kılıç sallamadığını soracak 
ebu dücane şu cevabı verecektir
resulullahın kılıcına hürmetimden, 
o kadının kanına bulaştırmak istemedim

hz. hamza, elinde iki kılıç, 
ben Allah'ın arslanıyım diye diye 
bir öne bir arkaya dönerek kılıcını sallıyor
müşriklerin üzerine cesaretle saldırıyordu
mücahitlerin hepsi de düşmanla 
cesurca döğüşüyordu
kıyasıya mücadele veriyorlardı

şirk ordusu, 
mücahitlerin bu kahramanca döğüş 
çarpışması karşısında fazla dayanamadı 
kendilerini bir korku ve dehşet sardı
gerisin geriye kaçışmaya başladılar
müşrik kadınlar defler çalıyor
şarkılar söylüyor 
paniğe kapılıp kaçan askerleri geri çağırıyorlardı

cesaretin kaynağı imandan mahrum kalbe 
deflerin çalınması
şarkıların söylenmesi 
şiirlerin okunması bile fayda veremiyor
müşrik askerleri gerisin geri her şeylerini 
canlarını kurtarmak uğrunda 
terk ederek kaçıyorlardı


redfer

( Gelin Geri Dönelim başlıklı yazı redfer tarafından 15.01.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu