BALIKESİRDE BİR KADIN 13
15 Ocak 2025
Ben kitap kapakları gibi açmak istiyorum ihmâl ettiğim yüreğimi.
Sıranın en arkasında oturmayı bırakıp güneşi avuçlamak sonra da sağanak halinde yağan yağmurda ıslatmak istiyorum ellerimi. Yorgundum sadece yorgun Cemal Süreya'nın dediği gibi. "İnsan bazen sadece yorgun hissediyor. Küs, yalnız ya da aşık değil."
Bugün kendimi gerçekten yorgun hissediyorum. Sanki dizlerimin mecali yok gibi… Ama buna rağmen gezilerimden geri kalmak istemiyorum. Balıkesir’de ulaşım rahat, ancak ulaşım araçları oldukça pahalı. Bir dolmuşa biniyorum, yirmi lira… Hele aktarmalı gideceksen, her iki yönüyle birlikte bu daha da artıyor. İşte böyle olunca “cebinde akrep var” deyimine uyduğumu kabul ediyorum.
TTM’de inip yavaş adımlarla yürüyorum. Salih Tozan Konser Salonu’nun yanındaki banklara doğru ilişiyorum. Kendime şöyle diyorum: “Biraz gelen geçene bak.” İnsanları izlemek her zaman huzur verici bir şey... Derken, birden Ankara’da, Karamürsel Mağazası’nın önündeki banklarda da aynı şeyi yaptığımı hatırlıyorum. Bir an için zaman duruyor gibi oluyor, sonra kıkırdıyorum. Geçmişin o küçücük anısı şimdiki halime dokunuyor. Zaman nasıl da su gibi akıp geçiyor, değil mi? Ama bazı şeyler hep aynı kalıyor.
Bu tür anlarda kendimi farkındalığın içinde buluyorum. Hem geçmişe hem bugüne aynı anda dokunabiliyorum. Bu da insana biraz teselli veriyor galiba.
Kısa sürüyor bu duygusallığım. Bir anda neşeyle etrafımı izlemeye başlıyorum. Yazacağım ilginç hikâyeler arıyorum. Gözüm hemen çevredeki insanlara takılıyor.
Bir tarafta, karısına “Yerin kulağı var, aman biraz yavaş konuş,” diyen bir bey amca var. Gözlerindeki tedirginlik, sözlerine ek bir vurgu yapıyor sanki. Diğer bankta ise şımarık insanlardan kendini soyutlamış gibi duran, gayet tertipli giyinmiş bir delikanlı oturuyor. Duruşunda bir kararlılık var.
Az ileride, annesinin aksine giden küçük bir oğlan dikkatimi çekiyor. Ama o da sonunda annesinden yediği zılgıtla pes edecek gibi duruyor. Bu sahne, aralarındaki tatlı gerilimi ele veriyor.
Bir yandan telefonda konuşan bir hanım kız gözüme çarpıyor. İş ortağının harcama limitini aşmasına göz yumar gibi davranıyor, ama yüz ifadesi ve tavırlarıyla bu konuda gereken uyarıyı daha sonra yapacağını belli ediyor.
Gözlem yapmak ne kadar keyifli! Her bir hareket, her bir yüz ifadesi bana anlatacak yeni bir hikâye gibi geliyor.
Bugün Balıkesir’de kasvetli bir hava var. Sanki bu karanlık, insanlara da sirayet etmiş gibi. Gözlem yaparken fark ediyorum; yüzlerde bir ağırlık, hareketlerde bir durgunluk var.
Migros’tan alışveriş yaptığı belli olan, elindeki poşeti sıkıca kavramış, kamburu çıkmış ak saçlı bir adam dikkatimi çekiyor. Hafifçe eğilmiş duruşuyla kendi kendine mırıldanıyor. Poşeti işaret edip hayat pahalılığından dert yanıyor gibi görünüyor. Sözleri bana kadar gelmese de yüzündeki çizgiler ne dediğini anlatmaya yetiyor.
Biraz ötede, tumturaklı bir küfür savuran başka biri… Yaşlı bir öğretmen emeklisi olmalı, üzerindeki düzgün ama eskiyen kıyafetlerinden ve elindeki bastondan bunu çıkarıyorum. Duyduğu bir haber mi sinirlendirdi, yoksa günlük hayatın getirdiği sıkıntılar mı, bilemiyorum. Ama bu kasvetli hava, içindeki öfkeyi dışarı çıkarıyor gibi.
Balıkesir’in sessiz ve ağır havası, insanları da kendi iç dünyalarına çekiyor bugün. Sokaklarda dolaşırken bu karanlıkla dolu küçük hikâyeleri biriktiriyorum.
Çocuklar var, kuşlara yem atıyorlar. Onları ilgiyle izliyorum. Öyle masumlar ki, sanki dünyanın tüm sıkıntısından, derdinden uzaktalar. Masum kahkahalarıyla içimdeki ağırlığı alıp götürüyorlar, evden çıkmadan önceki yorgunluğumu bir anda yok ediyorlar.
Kıvırcık saçlı bir oğlanla turuncu saçlı, çilli bir kız dikkatimi çekiyor. Kuşların peşinden koşturup kahkahalara boğuluyorlar. O anda fark ediyorum, çocuklarımı ne kadar özlediğimi… Yıllardır gözümde tüttüklerini… Onları düşündükçe içimde bir dalga kabarıyor. Gözyaşlarıma ket vurmadan, sessizce ağlıyorum.
Bir an, o masum çocuk kahkahalarında kendi evlatlarımın sesini duyuyorum gibi. Sanki onlar da burada, kuşlarla oynuyorlar. Ama gerçeğe döndüğümde yalnızca özlemim var yanımda.
Bir annenin, evlatlarından ayrı olduğu yıllar boyunca yaşadığı özlemi, kalbindeki sessiz çığlıkları kimse fark etmiyor olabilir. Ama o, bu ayrılığın acısını içine gömerek, çevresine faydalı olmanın yollarını arıyor. “Bu hayata nasıl bir katkım olabilir?” düşüncesiyle her gün kendi felsefesini geliştiriyor, kendi sessiz hikâyesini yazıyor.
Belki de etrafındaki insanlar onun bu çabasını göremiyor, hissedemiyorlar. Ama ben biliyorum ki bir anne, her adımında evlatlarını düşünüyor. Ve bir gün, yazdıklarım ellerine geçtiğinde, tüm bu yılların anlamını, hissettiğim o derin duyguları daha iyi anlayacaklar.
Yazılarım benim sessiz çığlıklarım, belki de kendimi onlara en doğru anlatma yolum. Çünkü kelimeler, bir annenin yüreğinde saklı kalanları en güzel şekilde açığa çıkarır.
H. Çiğdem Deniz
(
Balıkesirde Bir Kadın 13 başlıklı yazı
çitlembik tarafından
16.01.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.