Balıkesirde Bir Kadın 14
BALIKESİR'DE BİR KADIN 14 

16 Ocak 2025

Bugün, Şair Nigar’ın şu sözleriyle karşılaştım: ‘Çocuklarımı da her sevdiğim gibi bir sevda-yı mecnunane ile sevdim.’ Bu dizeler yüreğime dokundu. Çünkü ben de evlatlarımı, her anlarında onların yanında olamasam da, aynı yoğunlukla sevdim. Öyle bir sevda ki, mesafelerle tükenmeyen, zamanla azalmayan… Bugün, bu derin özlemin içimde nasıl filizlendiğini anlatmak istiyorum.”

Bugün uzun bir aradan sonra kahvaltı için Nutella aldım. Kavanozu açarken fark ettim, çocuklar evde olsaydı bu kavanoz bir gün bile dayanmazdı. Birbirlerine bakmadan kaşık kaşık yer, sofrayı kahkahalarıyla şenlendirirlerdi. Kek yaptığım günler aklıma geldi; çırpma kabına büyük bir iştahla bakar, sabırsızlıkla kabı parmaklarıyla sıyırırlardı. Şimdi o anları düşündükçe mutfaktaki şenliği, evdeki canlılığı ne kadar özlediğimi anlıyorum.

Düşünüyorum da, mağara duvarına ilk yazıyı yazan, ilk şekli çizen o homosapiense ben olabilir miyim? O da benim gibi, bir şeyleri anlatma, ifade etme çabasıyla mı yola çıktı? Belki özlemini, belki hayalini duvarlara kazıdı. Ben de bugün kalemle değil, duygularımla bir duvara yazıyorum. O duvar, zamanın ötesine geçip çocuklarımın anılarına dokunabilir mi?

Oğlumu her canı yandığında, genellikle düştüğünde, öper ve hemen sorardım: ‘Geçti mi yavrum?’ Cevabı her zaman aynıydı: ‘Geçti.’ Sonra yavaşça koynuma sokulurdu, sanki o küçük anlık teselli tüm dünyasını iyileştirirdi. Kızım ise oğlumun tam zıddıydı. Canı yandığında, bir öpücüğün yaralarını iyileştirmeyeceğine kesinlikle inanırdı. Onu nasıl teselli edeceğimi çoğu zaman bilemezdim. Ama yıllar geçip büyüdüğünde, o her geri çevirdiği öpücüğün aslında içindeki yaralara merhem olduğunu fark etti. Neden mi? Tabii ki bilim insanları bu konuyu araştırmış ve öpücüğün teskin edici gücünü ispatlamışlar.

Dediğim gibi, ikisi de birbirinden farklı çocuklardı. Kızım inadına dağınıktı. Odasının harp sonrasında oluşan eşya kargaşasını toparlamaktan o kadar yoruldum ki sonunda bir karar verdim: Hem sorumluluk vermek adına hem de geleceğe hazırlamak adına onu yaşamla baş başa bıraktım. Arkadaşları geldiğinde bu dağınıklığı o düşünecekti. Belki biraz sert bir yöntemdi, ama başka çare görememiştim. Yine de zaman zaman doğru mu yaptım diye düşünmeden edemiyorum. Sonuçta, iyi bir anne olmanın kesin kuralları yoktu ve nasıl daha iyi olabileceğimi öğreten bir okul da yoktu.

Tepkileri her zaman ayrıntılarda gizliydi. Ona bir şey yapmasını söylediğimde, örneğin ‘Hadi kızım, bir Nescafe yapıver,’ ya da ‘Kuzum, sofra kurmama bir el atıver,’ dediğimde, genelde küçük bir itirazla karşılaşırdım. Kendi dünyasından bakar ve bir savunma hazırlar, Ama anne, şu arkadaşım daha kahve yapmasını bile bilmiyor,’ derdi. Bu savunmalarında bir haklılık arayışı vardı, belki de bir ölçüde kendini rahatlatma çabasıydı. Ama ben, bu küçük diyaloglarda bile ona yaşamın sorumluluklarını öğretmeye çalışıyordum.

Gurbet elde yaşayan kişilerdik; olumlu yanları kadar zor zamanları da birlikte göğüs gerip yaşadık. Biz bir çekirdek aileydik ve birbirimize ihtiyacımız vardı. El birliği şarttı kanımca. Bu yüzden zaman zaman çıldıracak gibi olsam da, genç bir anne olmama rağmen olgun davrandığımı düşünüyorum. Ya da belki de sadece kendimi böyle avutuyorum. Gurbet, insana birçok şey öğretiyor; dayanmayı, sabretmeyi, küçücük anların kıymetini bilmeyi… Ama aynı zamanda yükleri paylaşmayı da zorunlu kılıyor.

Taşınmak bizim kaderimizdi. Yeniden ve yeniden bir hayat, bir yuva kurmak… Göründüğü kadar kolay bir şey değil. Her seferinde hem maddi hem de manevi bir yıkımı beraberinde getiriyordu. Yaşananların izi, taşınan kolilerin ağırlığından daha kalıcıydı. Aklımdan çıkmayan onca anın içinden birini seç deseniz, düşünmeden içim o yılların hisleriyle gözyaşlarına boğulur. Ancak biraz sakinlediğimde anlatabilirim. Çünkü her taşınma, bir vedaydı; geçmişe, dostlara, alışkanlıklara… Ve her başlangıç, bilinmeze doğru atılmış ürkek bir adımdı.

Kızım üç aylıktı, oğlum yedi yaşında. Bu sefer Malkara’da şehir içinde bir ev değişikliği yapacaktık. Her taşınma, kendine özgü zorlukları ve karmaşıklıkları getiriyordu. Küçücük kızım yeni doğmuştu, o uyurken odasını toparlamak, taşınma telaşıyla uğraşmak benim için daha da zorlaşıyordu. Oğlum ise bu durumu pek anlamamış gibiydi, ama zaman zaman benim telaşımı fark ediyor ve ‘Anne, neden yine taşınıyoruz?’ diye soruyordu. Ben de ona ‘Yeni bir ev, yeni bir hayat kuracağız,’ diyordum. Ama içimde, bu yeni başlangıçların yükünü taşımaktan yoruluyordum. Her taşınma, bir mücadeleydi ve yeni bir düzene alışmak zaman alıyordu.

Eski evimizi topladık, her şeyi düzenledik. Şimdi yeni evimizi temizleme zamanıydı. Geceleyin, gece karanlığında yeni yuvamıza gitmek… Kızımız pusetinde uyuyordu, oğlumuz da bizimle birlikte vakit geçiriyordu. Tabi ki bir süre sonra yoruldu zavallı evladım. O telaşla fark edemedim, dinlenebileceği bir örtü bile almamıştım. Hemen kızımın pusetine yazdığım örtüyü yere serdim. O, kendi kendine oynuyordu, sessizce… Biz de işe dalmıştık. Kontrol amaçlı yanlarına geldiğimde ise karşılaştığım manzara beni yıktı, bitirdi. Oğlum, secde varır gibi derin bir uykuya dalmıştı. Yorgunluktan neredeyse hiç kıpırdamıyordu. O an, içim parçalandı. Huzursuzluğumu, telaşımı fark edemediğim o saf uyku, benim gözlerimden saklı kalmıştı. O küçücük bedeni yerde, benim bile unuttuğum o örtüyle sarmalanmıştı.

Şu zamanlarda Ali Nesin’in Facebook hesabından paylaştığı anıları okuyorum, beni çok etkiliyor. Annesiyle yaşadığı çıkmazlara varan ilişkileri o kadar içten yazıyor ki… Okudukça, kendi annelik sürecimi ve ilişkilerimi sorguluyorum. Keşkelerim, hatalarım kadar, iyi yaptığım şeyler de var elbette. Mükemmel değilim… Belki hiçbir anne mükemmel olamaz. Ama bazen, o hatalarımı, eksikliklerimi düşündüğümde içim burkuluyor. Sonra, bu süreçte çocuklarıma olan sevgimle, onlara olan çabamla teselli buluyorum. İyi ki diyorum, yaptığım her hataya rağmen yanlarında olabildim. Ama yine de, o yazılardan sonra, kendi anneliğimi daha farklı gözle değerlendirdim. Herkes gibi, ben de hatalarımı gördüm, ama aynı zamanda iyiliklerimi de… Mükemmel değilim, ama her zaman en iyisini yapmaya çalıştım.

“En azından sevmeyi öğrettim, içim bu yönde rahat…”

H. Çiğdem Deniz 
( Balıkesirde Bir Kadın 14 başlıklı yazı çitlembik tarafından 1/16/2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu