Hayırlı Kandiller Diliyorum Tüm İslam Alemine
Bir b/ölü aşk kaç eder sahi dumanı
üstünde tüterken yalnızlığın ferinden de firar etti mi şair?
Bir örüntü belki de yaşamak.
Yoksa bir görüntüden mi ibaret şair?
Nevası.
Nidası.
Susmazken nazı niyazı…
Ruhunun çaputu ve sökülmüş menteşesi
sözcüklerle dikili bir mintan ve işte ve işte:
Aşkın reçinesi yetmedi mi?
Aşkın reçetesi nasıl da İlahi bir
sızı.
Metruk yürekler sokağında yaşarken
insanlar…
Metruk haneleri meczup yüreğiyle de
sevmişken şair.
Manen zengin madden yitik.
Aşkın kulu kölesi ruhunda saklı o
rabıta ve Rabbine sevdalı koşarken yine O İlahi Dergâha…
Ah, hacizli düşler bulvarı.
Yetimsiz yitimsiz.
Yatıya kalmış hüzün caddesi.
Sahi…
Bir mesire yeri midir yalan cihanın
çalıntı iklimi?
Şair ise ne yitik ne yatık.
Şair aşka âşık ve şiire.
Çalınmış olsa bile yaşama sevinci
ölüm var mademki işin ucunda…
Matemi sarılı düşlerle.
Mabedi sarılı aşkla.
Rabbine sadık varsın olsun bir
naaştan ibaret.
Şair ve külliyesi.
Külünden doğdu doğacak bak bir şiir
daha.
Gülün serzenişi ve ruhu bentler aşan
nasıl da t/aşkın bir fani ve evet, şair sevdiği kadar şen sevdiği kadar
pervasız ve de patavatsız…
Emir nasıl ki büyük yerden mademki
bir kere sadece bir kere:
‘’Yaz’’ dedi mi ki yüce Rabbi…
Yıllar yılı değil sözcükler şairi
kovalayan.
Bir damla suda boğulurken insan.
Ve bir kaşık suda çalkalarken ağzını
şiirini nezdinde saklı nice imge…
Ah, belki de bir sarkıt ya da dikit
nasıl ki şair saklı aşkın künyesinde.
Renkler alabildiğine coşkulu gel gör
ki şair siyahı bir kere sevdi mi…
Hele ki kara gecenin duyulmazken o
ayak sesi ama duyan biri var illa ki:
Kara gecede kara karıncanın ayak sesi
gitmişken kulağına Sağır Sultanın gel gör ki öncesinde ve de illa ki tanık olan
bilen ve duyan sadece Rabbin mekânı.
Şeceresi çizik dolu bir külliye.
Aşkın da şah damarı.
Şair, ah dahi etmezken bir Allah’ın
kuluna ve şiire sevdalı…
Emir büyük yerden yaşam da ölüm de.
Hicreti şairin ve insanların
kibrinden kininden yaka silken elbet şairin fermanı.
Bir nida değil sadece.
Bir fısıltı dahi değil…
Yüreğinin sesi ve bunu tek duyana müteşekkir
ve…
Daha çok insan duysun diye Rabbi de
emretti ise ‘’yaz’’ diye.
Şair yazgısına razı canı yansa da.
Yazmanın verdiği kıvanç ve o ateş bir
kere düştü mü ki kalbine…
Ve sözcüklere.
Ve aşka otağı kuran şair endamıyla ve
hiçliği ile ve dinmeyen coşkusunda saklı aşkın ateşi ile…
Nazı da niyazı da dinmezken ve de
şair en Yüce Rakıma en Yüce Mertebeye gözünü dikmişken ve de gözünden akan yaşı
silerken sadece ve sadece ulu Rabbi…
Hicran coğrafyasında ahkâm keserken
yüreğim.
Göğün muteber yerleşkesi ben nasıl ki
bir bulut gibi s/üzülüyorum ve yorgun kalbimin sönük neşesi…
Makamsız şarkılar gibiyim ve evet,
benim tek bir makamım dahi yok mekânım da mizacımda saklı ne var ne yok çalındı
benden.
Sandım ki çalınandı şarkılar.
Gördüm ki:
Elde var sıfır.
Acının hegemonyası aşkın kırık çıtası
ve kırgın yüreğim…
Zümresi duyguların bense bir Zühre
Yıldızı hem ne olmuş ki mehtaba sevdalandıysam…
Güneşim de bol miktarda balçık
üzerimde ama alnım ak ve elimin kiridir günden arda kalan hüznün de solgun
sureti…
Bin bir v/eda ile salınan hayallerim
ve ruhumdaki sızı.
Anne ikliminde açan tek bir çiçeğim
ben ve beni sadece annem, Gül diye çağırır ne de olsa yüreğimin yarısı yas
yarısı yaş ve nemli sözcüklerden inşa ettiğim cennetim şiirlerim ve hüzünlü
yüreğim.
İbraz ediyorum günü ihbar ediyorum
Rabbime içimde saklı külü…
Sözcüklerin de külliyesi ihtar
ettiğim zalimin neşesi.
İltifat etmeden yaşıyorum ve inkâr
etmeden ama itiraz dilekçemi sundum bir kere Yüce Makama…
Dedim ya:
Ben makamsız bir şarkıyım.
Erebileceğim çok mertebeyi de
hayatıma dâhil etmişken…
Unvanlarım ve ben hayallerin sefil
tanrıçası ve arkası gelmeyen ne çok şey dünde kaldı.
Kimliğim mi?
Öncelikle evlat.
Ve öğrenci.
Öğretmen.
Destursuz ithamlar ve zanlar ve
takılan sıfatlar bir de çalınan kuyruğum:
Meclisten asla geçmeyen kanun
hükmünde kararname ve soruyorum yüce Rabbime:
Sahi, ben kimim?
İlan ediyorum içimdeki nakkaşı.
İbraz ediyorum yazdığım binlerce
fermanı.
İtibar ediyorum insanlara hem saygı
hem sevgi eşliğinde…
Kimse de gütmesin artık beni:
Ne çobanım ne koyun.
Asılı kaldığım o kancanın ucundan
savrulan mutum.
Alacalı bulacalı giysiler de giymem
hem ben ve bilmezler ne kadar muhafazakâr olduğumu.
Rengim beyaz.
Başkomutanım Atatürk.
Hayran olduğum tek insan yolundan
gittiğim:
Peygamber Efendim ve soyundan
geldiğim Aziz Mahmut Hüdai Hz.
Defalarca bıçaklandım ama kanım
dinmezken canım yana yana mürekkep yerine kanımla yazdığım şiirlerim ve
yazılarım.
Akacak kan damarda değil kalemde
durmuyor.
Ve işte bir vurgun daha yedim
sürtüştüğüm cihan sürmanşet duygular sürmenaj olmuş yalancı karanlık yürekler.
Aşkın atar damarı.
Acının hengâmesi.
Ruhumun kanaviçesi.
Dinmeyen poyraz.
Üşüyorum delicesine.
Seviyorum pervasız ve patavatsız ama
içimde öylesine bir yara ve de sevgi var ki iyi niyetimi yitirmediğim kadar da
bekliyorum sıramı savacağım günü:
Ben bu dünyaya kazık kakmayacağım
belki de bu yüzden s/onsuzluğu mırıldanıyorum kalemimle yolculuk yaparken
aslında cenneti yaşıyorum bir de annemin varlığında nasıl ki cennet annemin
ayaklarının altında.
Ben kimim?
Kindar ve nefret dolu kibirli
varlıkların tozunda değil aşkın saltanatında yâdımda saklı ne varsa ve koştuğum
İlahi Dergâh?
Üşenmeden severken ve yazarken
üşümemek elde mi?
Hayırlı Kandiller diliyorum tüm İslam
Âlemine…
- Yorumlar 4
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.