Kat İzi Düş İzi Yârin İzi…
Gün…
Aydın bir ihbarda bulunurken güneşin
fısıltısında uyuya kaldı hem şair hem ay hem de mevsim.
İç gıcıklayıcı isyanlar ve yorgun
tayfası mevsimin:
Şühedası dünün sevdası yârin ve geniş
cepheli yüreğin tek duası nasıl da tekil hanesinde saklı şairin ve tek/elinde
kalem çoğalan hasretinde ilham.
Hüzün ertesi yola düşen ölüm öncesi
meleklerin darbesi ve işte o isyanı bastıran şairin de damgası…
Duy yemişken bülbüller güllerin
seremonisi gülistan sağanağı yerkürenin ve insanların da çatlamış iken ar
damarı…
Bununla sakit olsun, diyebilmenin
verdiği huzur ve şükür duası.
Gel-geç rüzgâr.
Temposu dinmezken acıların.
Sökün eden o vaveyla köpüren denizin
bedduası.
Zifiri karanlığın teslimiyeti zinhar
yalan ölümün tek kurtuluş olduğu.
Ve kalemin insafa geldiği yetmedi
sözcüklerin aryası…
Duygular mezarlığı nasıl da temkinli
Tanrı ve mezar taşı hibe ettiği ne varsa şairin ve işte şifresi çözümlemeye
dair özlemin de küpeştesinde sere serpe gün ve ışıldağı ve racon kesen gölgeler
silsilesi.
Şimdimden mahrumum, sevgili Tanrım:
Andan değil anılardan hiç değil
anlamlandıramadığım ne varsa ve anlamsızlığın rüzgârında sekerken kalemim:
Varlığım varlığına armağan olsun.
Hüzün katsayım hazan öncesi ve
kalabalık bir güruh, mevsim tayin ederken yeni rotasını ve beklemede şair:
Şubat…
Ey, sevgili Şubat, sensin mazhar olan
bilinmezliğin sarkacına eklediğim bir hayal daha var mıdır kuracağım?
Kurmaca hayatların devindiği saydam
yüreğimin semirdiği ve yandan çarklı deyişler gün yüzü görse ne görmese ne,
şair?
İlhamın körüklediği ve kordan
hecelerin köze dönüşüp sonların değil sanrıların hiç değil, kalbinden sızan ne
varsa şairin yolcusu olduğu kadar bilinmezin ve işte şiirin aşka şirk koştuğu
şairinse yorgun ruhu ve tutulan nutku.
Kat izi.
Düş izi.
Yârin izi.
Yâdın izi.
Yara izi.
Ara name.
Yama izi.
Ama en çok da sevmişken gizi…
Hüzün girift bir çekmece ve hayli
bonkör duygular varsın olsun eşrafım yaralar.
Yağan yağmura duacı.
İçime çektiğim toprak kokusu.
Üstümde saklı yalnızlığın koru.
İç âlemim.
Dışa meylettiğim.
Ara verdiğim.
Hayatın kestiği racon ve sözcüklerin
sivri dili.
Dilemması dikenlerimin yaftası.
Afrası tafrası sevdanın.
Yarıladığım ömrün dünde kalan
yankısı…
‘’Bir
kuş gördüm gökyüzünde süzülen.
Sınırsızlığın içinde çocuksu bir heyecanla.
Oysa biz sınırsızı sınır bellemişiz kendimize.
Yakını
uzak, görüleni görülmeyen
Yürek camına kalın perde çekmişiz sanki, kör olmuş semâvâta.
Dile
dökülemeyen hisler tozlu gönül raflarında yıllanmış. Yıllanmış ama eskimemiş…(Alıntı)
Sus.
Suskunun peşinde sürüklenen rehavet
aşkın usundan ayrı bir sema bir iz bir vedanın benzeri.
Hiçliğin koşulsuz beratı nakaratı
peyda olan ansızın var olmanın verdiği hükmü ve bilinci yok pahasına seren
gönül tezgâhına…
Ummanlarda geçen hayatın kat izi
karekökü kodaman hayallerin bekçisi iken e o kör nokta.
Aşk.
Sadık kaldığımız bir ölçüt de değil
sadece uzayan bir makara.
Sözcüklerin akıbetinde saklı aşk.
Damarından dökülecek kana paye
vermeden pedallarına sıkı sıkı tutunmak hayatın.
Kordan acılar.
Hüzünse devasa bir sarkaç.
Renklerin müptelası, şafağın
karartısı ve işte gecenin bekası.
Hercai duygular.
Kat izi ölüm öncesi.
Ruhun frekansı kopan iplerin batıl
hikmeti ve atıl yürekler atıl sorular cevabını değil vermek ağırlamak bile
mümkün değilken sorunun bitiminde ve biteviye nükseden gamlı notalar.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.