Loş Sokaklar


Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin 105.bölümü


kaçamaz insan
başkalarına dokunan acılar ona da dokunur
kaçılmaz olur
başkalarının sevinçleri de sevinci olur
en uzak köşelerdeki 
en küçük mutluluklar bulaşır ellerine

kuştüyünden yastıkları olur 
kanadı kırık kuşların yeniden cıvıldamasıyla
yuvaya dönen her ceylan yavrusu haberi
evine taşır insanı
hiç gitmeyeceği şehirlerde 
hiç tanımadığı sokakları 
pürneşe adımlar insan

hiç bilmediği pencere önlerinde 
açılan rengarenk çiçekler insanın sevincidir
saksılara dökülen sular 
önce onun yüreğini serinletir
hiç uğrayamayacağı odalarda
hiç tanıyamayacağı
tanısa bile belki hiç sevemeyeceği 
sevse bile 
belki ilgilenemeyeceği insanların huzuru 
insanın kalbinde göllenir
yüreğinin loş sokakları 
başkalarının mutluluklarıyla daralır 
ve genişler

kaçamaz insan
kapıları açıktır ötekilere 
kapatamaz gözeneklerini dışarıya
alışı vardır 
verişi vardır
umursamaz değildir
kalın kabuklarla sarıp sarmalayamaz kendini 
kendi olarak var oldukça
her yerine çizikler atar yeryüzünün kıpırtıları 
eksilmeler çoğalmalar
ölümler kalımlar
kurtulmalar yitmeler nabzına yürür 
damarlarını doldurur insanın

bana nelerin soğuk duvarlarına 
hapsetmeye kalksa bile kendini 
her aynaya baktığında gözlerinden utanır 
bahanelerin siperine girip 
sorumluluğunu unutmak istese de
yakalanır acılara
sobelenir utancına 

utanır insan gözlerinden 
aynada kendine bakan adamı 
tutar yakasından sessizce
bağırıp çağırmaz ama 
hesap sorar gizlice 
ya saklar yüzünü aynadaki adamdan 
ya gel-geç hazların makyajıyla 
avutur nefsini bir süreliğine
ama bir süreliğine
sonra yine utanır

ki utanabiliyor olması bile iyi haberdir
ya hiç utanamasaydı
ya vicdanıyla sıcak temasını hepten kaybetseydi 
vicdanının itirazını susturacak denli 
sağırlaşanların düştüğü yalnızlık kuyusuna 
kimse el uzatmasaydı
uzatsa bile uzanan eli bulamasaydı
yazık değil miydi 
geçip giden o koca ömre 

kibrini kibrinin çuvalında unutup da 
elini kolunu bağlayanlara ne demeli 
başkalarını rahatsız etmesi bile 
kendisini rahatsız edemeyecek kadar 
zulmün karanlığında yitmişler 
ne kadar acınasıdır 
kim bilir.

başkalarını görmeyen insan insansızlaşır
komşusunu dert edinemeyenin kalbi sokaksızlaşır 
şefkatini dışarı taşırmayan insan kalpsizleşir 
ötekilerin varlığını hesaba katmayan insan 
kendine yabancılaşır 
kendinden öte uzanamayan insanın 
varlığı azalır

başkasına hayrı dokunmayınca 
kendine de hayırsızlaşır
dediğince alemlere rahmet peygamberi
insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.
o çizgileri görmeyeli çok oldu
o çizgileri çizmeyenler
çizildiğini bilmeyenler 
çizmesini bilmeyenler
bin ömür geçse de o çizgilere göre 
hizalamayacaklar kendilerini

kumlar üstüne çizildi o çizgiler
kumlar gibi tozup duran
uçarı bir ömrün sınırları bilinsin diye 
çölde çizildi
çöl gibi uçsuz bucaksız hayallerin ayağına 
takılsınlar diye
yürüdükçe bitmeyecek 
yaklaştıkça kaçmayacak 
emel ufkunun eşiğinde nöbet tutsunlar diye

sonsuz çölün ortasında 
dört çizginin çevrelediği o daracık alana 
akıverdi bakanların gözleri
ve gönülleri... 
bakacak başka yer yoktu ki

sanki alemin tüm yıldızları düşmüş
ufuktaki güneşlerin hepsi batmış gibi 
o daracık yerden emmek ister gibiydiler 
gönüllerinin sürurunu.
çizen öyle biriydi ki
onun çizgisini aşana
çizgisinin dışına taşana kurtuluş yoktu

çizen öyle biriydi ki
onun işaret ettiği alan dışında varlık yoktu
onun işaret ettiği yerin dışında mutluluk bulunamazdı
onun bulunduğu halin dışında huzur aranamazdı
çünkü Allah'ın resulü (sav) ... çizdi 

kare biçiminde bir şekildi 
aslında çizgi kendisiydi
onun sayesinde hizaya geldi çizgilerin hepsi 
onun avuçlarında doğruldu eğrilerin hepsi
onun dilinin ucuna koştu 
dağınık noktaların cümlesi
öylece bir çizgide buluştu

onun dudağına değen hecelerle biçimlendi 
biçimlerin bin türlüsü
çizgilerin hepsi çizgisini ona borçlu
öyle bir çizgi o
tarihi ortasından kesen çizgi
zamanın akışını yumuşacık bir dokunuşla bölüveren 
eşsiz bir elmas bıçak gibi sözleri
berisindeki zifiri cahilliği bitiren 
sonrasında sonsuz mutlulukları 
bitimsiz huzurları 
başlatan kutlu sesiydi

istemekti
elde etmek istediğimiz her sonucu
Yaratıcı’nın belirlediği sonuca iliklemekti
mesela meyveyi ağaç dikerek istenirdi
rızaya riayet ederek istenirdi

yağmursuzluktan canı yanmış herkesin 
sesi istemeye yatkındır
yağmura ihtiyacını olan her garibin 
sözü Rabbine yakındır

insanın saflığına
yağmurun berraklığına 
duanın duruluğuna
yakarışın çocuksuluğuna sığınıp
yerden göğe yağan 
biricik yağmura ihtiyacı vardı insanın

istemek en büyük hasattır
eşsiz güzellikte bir farkındalıktır
yağmura ihtiyaç 
en çok fark edilen anda 
yağmuru yağdırana ihtiyaç
içtenlikle itiraftır
isterken insan 
Yaratıcısına yönelir
sahibine seslenir

incitmesiz bir lütuf
şiirsel bir eğiliş
sessiz ve manalı
gecenin en tenha anında
unutulmuş loş sokaklarında
bir merhamet fısıltısıdır istemek


*
peygamberimiz (a.s.m.) dini ve daveti umumidir
hitabı, bütün insanlığadır
diğer peygamberler gibi bir kavme 
bir kabileye, bir millete veya bir bölgeye münhasır değildir

Cenab-ı Hak, bir çok ayet-i kerimede 
bu hususu beyan buyurmuştur
‘de ki: ey insanlar ben sizin hepinize 
göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın 
gönderdiği peygamberim...’

hudeybiye sulhü sonrası en müsait bir zamandı 
anlaşma gereğince on yıl harp yapılmayacaktı
hicretin 7. senesi, muharrem ayı idi 
peygamber efendimiz, 
bir gün ashab-ı kiramı toplayarak şöyle buyurdu

Allah, beni bütün insanlara rahmet olarak gönderdi
islamı yayma hususunda bana yardımcı olun
havarilerin meryem oğlu isa'ya muhalefetleri gibi 
siz de bana karşı muhalefette bulunmayın

sahabiler
ya resulallah, biz sana bu hususta yardımcı olacağız
bizi arzu ettiğin yere gönder dediler
resul-i kibriya efendimiz
islama davet maksadıyla ashabından

rum kayseri heraklius'a
habeş necaşisi ashame'ye
iran kisrası hüsrev perviz'e
mısır firavunu mukavkıs'a,
yemame valisi havza bin ali'ye
gassan meliki haris bin ebi şemir'e 
elçiler bir gönderdi

gönderilen elçinin hepsi de 
gönderildikleri memleketlerin dillerini biliyorlardı
mektupları yazdığı sırada, sahabiler 
hükümdarların mühürsüz mektup okumadıklarını bildirince 
resul-i ekrem efendimiz
gümüşten bir mühür üzerine 
alt alta gelmek suretiyle 
şu şekilde imzasını da yazdırdı

Allah
resul
muhammed

kainatın efendisi bu yüzüğünü vefatına kadar takmıştır 
vefatından sonra sırasıyla 
islamın halifeleri takmışlardır
hz. osman'ın elinden eris kuyusuna düşerek kaybolmuştur
kuyunun bütün suyu çektirildiği halde
bir türlü bulunamamıştır

hicretin 7. senesi, muharrem ayı
resul-i kibriya efendimiz
ashabdan dihye bin halife el-kelbi'ye de 
bir mektup vererek ona da rum kayseri heraklius'u 
islama davet etmek üzere, göndermişti 

mektup şu mealdeydi
bismillahirrahmanirrahim
resulullah muhammed'den 
rum'un büyüğü hirakl'e

hidayet yoluna tabi olanlara selam olsun
bundan sonra, ey rum milletinin büyüğü 
seni  islama davet ediyorum
müslüman ol ki, selamette bulunasın
müslüman ol ki, Allah senin ecrini iki kat versin
eğer bu davetimi kabul etmezsen
yoksul çiftçilerin, bütün tebaanın günahı 
senin boynunadır

‘de ki, ey kitap ehli olan hıristiyanlar ve yahudiler
sizinle bizim aramızda müşterek bir söze gelin
Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim 
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım
Allah'ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim
eğer onlar yüz çevirirlerse, siz deyin ki, 
şahid olun, biz müslümanlarız…’

dihye (r.a.), rum hükümdarı heraklius'a 
resulullahın mübarek mektubunu ulaştırdı
mektup okunurken, 
hükümdarın alnında ter damlaları boncuk boncuktu

süleyman eygamberden sonra, ben böyle 
bismillahirrahmanirrahim diye 
başlayan bir mektup görmedim.
dedikten sonra
mektubu öpüp başına koydu

heraklius, etrafına
peygamber olduğunu söyleyen şu kişinin 
kavminden buralarda kimse yok mudur diye sordu
o sırada ticâret münasebetleriyle ebu süfyan 
kureyş'ten bazı adamlarla şam'da bulunuyordu
onu arkadaşlarıyla alıp 
şam'da bulunan kayserin huzuruna getirdiler

ebu süfyan şöyle anlatır
hirakl'in huzuruna girdik 
bizleri önüne oturttu ve tercüman vasıtasıyla 
peygamber olduğunu söyleyen bu zata 
neseben en yakın hanginizdir diye sordu
neseben en yakınları benim dedim.
beni önüne oturttular 
arkadaşlarımı da arkama

hükümdarla, ebu süfyan arasında 
sorulu cevaplı şu konuşma geçti
sizin içinizde, onun nesebi nasıldır
içimizde onun nesebi pek büyüktür
ecdadı içinde bir melik var mıdır
hayır…

peygamberlikten evvel, 
onu hiçbir yalan ile ittiham ettiniz mi
hayır…
ona kimler tabi oluyor
halkın ileri gelenleri mi, yoksa fakir kimseler mi
daha çok halkın zayıf ve fakirleri tabi oluyor

ona uyanlar artıyor mu, yoksa eksiliyor mu
eksilmiyor, bilakis artıyorlar
onlardan, onun dinine girdikten sonra
beğenmeyip dininden dönen var mı
hayır, yoktur.

kendisinin hiç sözünde durmadığı
ahdini bozduğu vaki midir
hayır…
biz şimdi onunla bir müddet için 
çarpışmayı bırakarak muahede yapmış bulunuyoruz
bu müddet içinde ne yapacağını bilmiyoruz
bu yoldaki ahdini bozmasından korkuyoruz

onunla hiç harp ettiniz mi
evet…
yaptığınız savaşlar nasıl neticelendi
harp hali aramızda nöbet nöbet olur
bazen o bize zarar verir, bazen biz ona

sizden, ondan önce peygamberlik iddiasında bulunmuş 
bir kimse var mıdır
hayır, yoktur…

o, size neler emrediyor
yalnız bir Allah'a ibadet etmeyi 
ona hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrediyor
atalarımızın tapmış bulundukları şeylerden de 
bizi nehyediyor

namaz kılmayı, doğru olmayı
kimsesiz ve fakirlere sadaka vermeyi
haram olan şeylerden sakınmayı
ahdinde durmayı
emaneti sahibine vermeyi 
akrabalarla ilgilenmeyi 
onları görüp gözetmeyi emrediyor

heraklius  sonra
ebu süfyan'a şöyle dedi
nesebini sordum
içinizde yüksek nesep sahibi olduğunu beyan ettin 
peygamberler de zaten böyle kavimlerinin 
en soyluları içinden seçilip gönderilirler

ben babaları ve dedeleri içinde 
bir melik gelip gelmediğini sordum
sen hayır yok dedin
eğer babalarından, dedelerinden bir melik olsaydı
babalarının mülkünü geri isteyen bir kimsedir
diye hükmederdim

ben peygamberlik iddiasında
ondan önce içinizde bulunanın olup olmadığını sordum
hayır, yoktur diye cevap verdin
eğer, ondan önce bu sözü söyleyen biri olsaydı 
bu da belki kendisinden önce 
söylenmiş bulunan bir söze 
ittiba etmek istemiş bir kimsedir diye düşünürdüm

ben, ona kimlerin tabi olduklarını sordum
sen, ona tabi olanlar halkın zayıflarıdır dedin
peygamberlere tabi olanlar da 
hep zaten öyle olurlar

ben peygamberlik davasında bulunmadan evvel
onun bir yalan söylemiş olup olmadığını sordum
sen, hayır dedin
ben ise, kati olarak bilmekteyim ki
insanlara karşı yalan söylemeyi 
irtikap etmemiş bir kimse
Allah'a karşı da yalan söylemez

ben, onun dinine girdikten sonra
beğenmeyip dininden geri dönenler var mıdır
diye sordum
buna da hayır cevabını verdin
iman da böyledir 
imanın icabı olan iç ferahlık ve neşe 
kalbe karışıp kökleşince böyle olur

onlar artıyor mu, yoksa eksiliyor mu
soruma sen artıyorlar dedin 
iman keyfiyeti tamamlanıncaya kadar 
hep bu minval üzere gider

ben, onunla hiç savaştınız mı diye sordum
sen, savaştığınızı, savaş neticesinin 
nöbet nöbet değiştiğini 
bazen onun size, 
bazen sizin ona zarar verdiğinizi söyledin
zaten diğer peygamberler de hep böyledir
onlar belalara uğratılırlar
sonra da güzel ve makbul akıbet onların olur

ben, o zat ahdini bozar mı diye sordum 
sen, sözünü tutar dedin
peygamberlerin hali budur
hiç bir zaman verdikleri sözde durmamazlık etmezler

ben, o size neler emrediyor diye sordum
sen, onun Allahü tealaya ibadet etmeyi
O’na hiçbir şeyi 
eş ve ortak koşmamayı size emrettiğini söyledin 
bütün bu anlattıkların peygamberlerin vasıflarıdır

eğer o zat hakkında 
bu söylediklerinin hepsi doğru ise
şüphesiz o bir peygamberdir
bende, bir peygamberin çıkacağını biliyordum
sizden çıkacağını tahmin etmezdim

bu konuşmadan sonra  
heraklius açıkça şöyle dedi
eğer, onun yanına gidebileceğim mümkün olsaydı
kendisiyle buluşmak üzere her türlü zahmete katlanırdım 
yanında olsaydım, hizmet ederek, ayaklarını yıkardım
yemin ederek söylüyorum ki
onun mülkü, iktidarı 
şu ayaklarımın altında bulunan yerlere 
muhakkak gelip ulaşacaktır

bu sözlere muhatap olan ebu süfyan'ı 
bir korku ve telaş sardı
dışarı çıkıp arkadaşlarına
ibni ebi kebşe'nin işi 
gerçekten gittikçe büyüyo. 
şu muhakkak ki, 
benu asfar hükümdarı bile 
ondan korkmaktadır 

rum hükümdarı heraklius 
artık beklenen peygamberin
efendimiz hz. muhammed (a.s.m.) olduğu 
kesin kanatına varmıştı 
iman ettiği halde dünya saltanatı için 
imanını gizli tutma yolunu tercih ettiği söylenir

heraklius, 
hz. resulullahın elçisi dihye'ye (r.a.) 
hıristiyan alimlerinin biri uskuf aağatır'a
 gitmesini tavsiye etti
ayrıca ona vermek üzere bir de mektup yazdı
dihye (r.a.), mektubu alıp 
heraklius'un yanından ayrıldı 

hz. dıhye, 
heraklius'un efendimize (asm) yazdığı  mektup 
birçok hediyelerle medine'ye doğru hareket etti
medine'ye varan hz. dıhye 
resul-i ekrem (asm) huzuruna çıktı
olup bitenleri ,
başından geçenleri anlattıktan sonra 
heraklius'un mektubunu verdi

mektupta şunlar yazılı idi
isa'nın müjdelemiş olduğu Allah'ın 
resulü muhammed'e, 
rum hükümdarı kayser tarafındandır

elçin mektubunla bana geldi
şehadet ederim ki, sen Allah'ın resulüsün
biz, seni zaten yanımızdaki incil'de yazılı bulmuştuk 
isa bin meryem, seni müjdelemişti
rumları, sana imana davet ettimse de 
yanaşmadılar, kaçındılar

onlar, beni dinleselerdi
kendileri için şüphesiz hayırlı olurdu
ben, senin yanında bulunup, 
sana hizmet etmeyi, senin ayaklarını yıkamayı
ne kadar arzu ederdim

mektup okunup bitince 
resul-i kibriya efendimiz (asm) şöyle buyurdu
mektubum yanlarında bulundukça
onların saltanatı devam edecektir

resul-i ekremin elçisi ve davetini 
son derece güzel karşılayan heraklius
kendisine gelen İslâma dâvet mektubunu da 
atlas bir ipeğe sararak, 
derin saygısının bir tezahürü olarak, 
altın bir borunun içine koyup sakladı.

rum hükümdarları katında nesilden nesile 
intikal edegelen bu mübarek mektubu 
alfons bin ferdinand'ın tuleytula üzerine yürüyüp 
endülüs beldelerinden
birçok yerleri eline geçirdiği 
H. 464 tarihe kadar 
onun yanında bulundu
ondan da torunlarına intikal etti

redfer

( Loş Sokaklar başlıklı yazı redfer tarafından 2.03.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu