‘’ ÇUVAL KOŞUSU GALİBİNE ÖDÜL VERİLSİN Mİ?’’ / ÇANAKKALE’DEKİ MUCİZE FİLİSTİN CEPHESİNDE NİÇİN GERÇEKLEŞMEDİ?
Yazıdan önce resimlerde gördüğünüz ‘’ Tosun Paşa ‘’ Filmindeki çuval yarışı sahnesinin bu yazıda ne işi olduğunu merak etmişsinizdir. Anlatacağım.
İngilizlerin 18 Eylülü 19 Eylül’e bağlayan gece saat 03.00’da Türk ordusuna saldırıp önce Cevat Paşa komutasındaki 8. Orduyu dağıtması, iki buçuk saat sonra saat 5.30’da Mustafa Kemal Paşanın komuta ettiği 7. Orduyu dağıtması İstanbul’a haber olarak nasıl ulaştıysa artık Padişah Vahdettin, kendisi tarafından 7. Ordunun başına ikinci kez atanan Mustafa Kemal’i ‘’ Fahrî Yaver-i Hazretî Şehriyârî ‘’ yani Padişahın Onursal Yaveri olarak ödüllendirdi.[ Kaynak: Andrew Mango- Atatürk- Sa 176-178]
Ancak ne saray ne de Osmanlı Genel Kurmayı cephedeki savaşın ne kadar ciddi ve vahim olduğunun farkındaydı.
İngilizler, Osmanlı’nın 7. Ve 8. Ordusunu kuşatmış ve gerek süvarileriyle gerek hava kuvvetleriyle tam bir imha harekatı yapmaya hazırlanırken 22 Eylül 1918’de Yıldırım Orduları Grup Komutanı Limon von Sanders’e bir telgraf gelir.
Peki sizce bu telgrafın konusu nedir?
Ordu baş komutanına gönderildiğine göre mutlaka cephedeki durum soruluyordur ya da ne bileyim işte devam etmekte olan savaşla ilgilidir’’ Diyorsunuzdur değil mi?
Hayır değil. Osmanlı Genel Kurmayı, Limon von Sanders Paşaya diyor ki: ‘’ Alman Askeri Heyeti, 8 Ekim 1918’de İstanbul’da tertiplenecek olan spor gösterilerinde, çuval koşusu galibine bir ödül vermek istiyor. Sizce de uygun mudur? ‘’ [ Kaynak: Şevket Süreyya Aydemir -Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, Limon von Sanders – Türkiye’de Beş Yıl]
Osmanlı Genel kurmayı 8 Ekimde yapılacak çuval koşusunun derdine düşmüşken cephede durum aynen şöyleydi:
22 Eylül 1918 günü sabahı, Cevat Paşanın 8.Ordusu imha olmuş, Mustafa Kemal Paşanın 7.Ordusu Şeria Nehri, Mersinli Cemal Paşanın 4.Ordusu Es Salt’tan İrbit-Dera istikametinde çekilirlerken, Mareşal Liman Von Sanders’in Yıldırım Ordular Grubu Karargahı Dera’da bulunmaktaydı.
Yer isimleri, komutan isimleri, cephe krokileriyle kafanızı allak bullak etmeden kısa bir şekilde devam edelim:
Türk ordusu İngilizler önünde pek çok kaynağa ve Limon von Sanders’in de General Allenby’nin de anılarına göre darmadağın ve perişan bir şekilde geri çekilmekteydi. Bazı kaynaklara göre ise diğer tüm komutanlar komutayı kaybetmişler, sadece Mustafa Kemal Paşa, emrindeki askeri en az zayiatla ( hatta hiç zayiat vermeden(!) geri çekmekteydi.
Ama bu bilgiler içinde en doğru olanı: Türkler geri çekilirken İngilizlerin Filistin’i, bugünkü Lübnan’ı, Suriye’yi ele geçirdiği ve yeni hedefinin Musul olduğu idi.
Bir diğer gerçek 27 Eylül 1918 Tarihi itibariyle çekile çekile Halep’in Kuzeyindeki Katma’ya kadar çekilmiş olan Türk ordusunun ‘’ Ulan bari Anadolu’ya girmesinler. Anadolu’ ya da girerlerse tamamen yok oluruz ‘’ düşüncesiyle bir ölüm kalım savaşına hazırlandığı idi ama görünen oydu ki ölüm kesin, kalım mucizelere bağlıydı.
Mustafa Kemal Paşa, 7. Ordu komutanı ve Fahr-i Yaver-i Hazretî Şehriyârî sıfatıyla padişaha hitaben yazdığı telgrafta çok acilen bir ateşkes yapılması gerektiğini bildirirken İngiliz ordusu 1 Ekim'de Şam’ı ele geçirdiler.
Osmanlı Devleti 8 Ekim 1918’de Ateşkes istedi. İngilizler ise ‘’ Ulan şimdi ateşkes filan olur da bir daha dokunamayız.’’ Telaşıyla 16 Ekim'de Humus’u ve 25 Ekim'de Halep’i ele geçirdiler,
Derken Efendim daha önce yazdığım için fazla uzatmayacağım, 30 Ekim 1918’de tüm İtilaf devletleri adına İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında Mondros Ateşkes antlaşması imzalandı..
Sadrazam İzzet Paşa bu haberi aynı gün şöyle duyurdu Osmanlı ordularına : ‘’ 31 Ekim 1918 günü öğleden sonra geçerli olmak üzere, İtilaf Devletleri’yle Mütareke imzaladık. Osmanlı Devleti’nin murahhasları, durumu Bulgaristan, Suriye ve Irak’ta bulunan Ordu Komutanlarına tebliğ etmişlerdir. Mütareke şartlarına kesinlikle uyulması ve tebliğin alındığının bildirilmesi lazımdır. Teferruat ayrıca bildirilecektir.”
Aynı gün bir telgraf da Yıldırım Orduları Grup Komutanı Limon von Sanders’e gönderdi:
“Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığının mıntıkasında bölgesinde bulunan bilumum Alman kıtaatıyla münferiden memur Alman subay ve erlerinin derhal İstanbul’a sevk ve iadelerini sizden rica ederim. Bundan maada sizin de grubun emri komutasını Mustafa Kemal Paşa’ya tevdi ederek, İstanbul’a dönmenizi rica ederim’’
Mustafa Kemal Paşa her şey bittikten, Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanı oldu.
Peki bu komutanlık süresi ne kadar sürdü?
Sadece bir hafta.. Evet Sadece bir hafta…
7 Kasım 1918’de kendisine Yıldırım Orduları Grup Komutanlığının lağv edildiği, İstanbul’a gelmesi gerektiği bildirildi, o da 13 Kasım 1918 Tarihi itibariyle İstanbul’a geldi.
Soruyor bazı arkadaşlar: ‘’ Biz Çanakkale’de de düşmanın karşısında hem sayıca hem de silah ve mühimmat bakımından çok gerilerdeydik ama yine de zafer kazandık. Aynı şeyi Filistin’de neden yapamadık?
Bu soruya Mustafa Kemal’in 7. Ordusunun 20. Kolordu Kumandanı olan Ali Fuat (Cebesoy ) Paşa cevap vermiş tabii ki anlayabilenler için. Buyurun.{ Bu anlatılanlar taa Balkan Savaşları öncesine aittir. )
‘’Mustafa Kemal Üçüncü Ordu karargâhında vazifeli idi, ben de hudutta Karaferye’de mıntıka kumandanı idim. Her hafta sonu Selanik’e gelirdim. O da zaman zaman bana gelirdi. Böyle bir akşamdı. Önceden hazırladığını dinlediğim haritayı beraberinde getirmişti: Bu, Hasta Adam Osmanlı’nın taksimini beklemeden, bizim, kan dökülmesine ve mukadder mağlubiyetleri beklemeden, şeklen sınırlarımız içinde olmasına rağmen asla ve hiçbir zaman bizim olmamış toprakları terk ettikten sonra temeli Türk olan bir devletin hudutlarını gösteriyordu. Yemen’i, Hicaz’ı, Filistin’i daha sonra 1911’de beraberce giderek müdafaa ettiğimiz Trablusgarp’ı asıl halkına bırakıyorduk. Bugünkü Suriye’de olan Halep, Irak’ta olan Musul bizimdi. Makedonya, On iki Ada, zaten o günlerde elimizde idi. Mısır gibi, hakimiyeti nazarileşmiş yerleri halkına bırakıyor, ama 1878’de İngilizlere emanet ettiğimiz Kıbrıs’ı alıyorduk. Mutafa Kemal’in ideallerindeki Misak-ı Milli buydu.’’ { Hemen belirtelim. Bu sadece Mustafa Kemal’in ideallerindeki milli sınırlarımız değil, aynı zamanda daha pek çok paşamızın ideallerindeki milli sınırlarımızdı. }
Sanırım Çanakkale’deki muciyeyi Filistin cephesinde neden sağlayamadık sorusunun cevabı da verilmiş oldu.
Evet, bu bölümü ve hatta bu dizi yazımızı bir soru ile noktalayayım.
Savaş, bir ateşkes antlaşmasıyla bittikten sonra baş komutanı olduğu ve o baş komutanlıkta sadece bir hafta kaldığı darmadağın bir ordunun başında Mustafa Kemal değil de siz olsaydınız neler yapabilirdiniz? Hele hele de savaştığınız toprakların pek çoğunu savunmanın lüzumsuz olduğuna inanıyorsanız… Hele de devletinizin yönetiminde olanlar bir çuval koşusunda birinci gelene ödül verilmeli mi verilmemeli mi konusunu sizin cephedeki savaşınızdan daha fazla önemsiyorsa…
Yazılabilecek daha pek çok şey vardı ama millet şu anda siyasi rakiplerine gol atma derdine düştüğü için bu tür yazılara fazla ilgi olmuyor. O sebeple
----------------------BİTTİ--------------
(
Armageddon Savaşı Ya Da Melheme-i Kübra Yahut Nablus Savaşı -6. Bölüm- başlıklı yazı
Sami Biber tarafından
24.08.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.