Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Mezhep İmamları İtikadi Mezhepler

MEZHEP İMAMLARI

           

İlkokul çağlarında mahalle camisindeki kursa giderken ilk öğrendiğimiz şey; amelde Hanefi itikatta Maturidi mezhebinden olduğumuzdu. Pek çoğunun kötü niyetli olduğunu düşündüğüm bir takım insanların Ehl-i Sünnet mezheplere saldırdıkları herkesin malumudur. Bu kişilerin iddialarına göre mezhepler ümmeti bölmüştür ve mezhep taassubunu ortaya çıkarmıştır. Bu tür iddiaların doğruluğu, yanlışlığından dolayı tartışmaya açıktır. Evet mezheplerin ümmeti böldüğü iddiası tamamen yanlış ve akıl dışı bir iddiadır.

Ortada tarihi bir realite vardır. İslam coğrafyasında mezhep bir mecburiyettir. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında fıkhi veya itikadi mezhepler elbette ki yoktu. Efendimiz (sav) in ümmetin başında olduğu bir zamanda farklı ictihadlarda bulunmak İslam dini ve peygamber efendimizin nübüvvetinin tartışmaya açılması anlamına gelirdi.

Yine de Efendimiz(sav) zamanında Emr-i Nebevi ile ictihad yapan sahabeler bulunmaktaydı. Allâme Cessas“el-Fusûl”ünde Efendimiz’in (sav) huzurunda ictihad yapılabilmesi için iki şart öne sürmektedir. Bunlardan birincisi Peygamber Aleyhisselam’a gelen “Onlarla istişare et!” emrinin muktezasınca Peygamberin istişaresi durumunda görüş belirtilmesidir. Çünkü bu durumda içtihadı bizzat serbest yapan Efendimiz(sav) olmaktadır. Buna misal olarak Amr İbn As’ın rivayet ettiği Efendimiz  iki kişi hakkında hüküm verirken bana dedi ki “Şu ikisi arasında hüküm ver!” Ben de “Ya Resulellah! Sen varken aralarında ben mi hüküm vereyim?” dedim. O da “Evet, şayet ictihad eder ve isabet edersen senin için on ecir vardır. Hata edersen bir ecir alırsın.” şeklindeki hadistir. İkinci durum ise sahabenin onun huzurunda ictihad etmesi ve görüşlerini Efendimize arz etmesidir. Şayet kabul ederse sahih, reddederse batıldır. Muaz İbn Cebel’in mesbuk durumda iken kaçan rekâtları tamamlaması şeklindeki içtihadına efendimizin rıza göstermesi bu kabildendir.

Bu sebeptendir ki mezhep imamları sahabe ictihadlarını her zaman delil kabul etmişler ve fetvalarına esas almışlardır. Ancak gerek geçmişte gerek se bugün bazı mezhep mensupları kendi mezheplerinin hak olduğunu iddia etmiş ve diğer mezhepleri batıl olarak görmüştür. Hâlbuk tüm ehl-i sünnet mezhepler haktır. Bir mezhep mensubunun diğer mezhep mensubunu küfürle ithan etmesi yanlıştır. Tarihin bazı dönemlerinde de mezhep mensupları arasında şiddetli tartışmalar ve hatta çatışmalar olmuştur. Tüm bu olumsuzluklar Ehl-i Sünnet mezheplerin ümmete kattıklarını göz ardı etmemizi ve gerekliliklerini hiçe saymamızı gerektirmez. Bilakis Fıkhi mezhepler (Ehl-i Sünnet mezhepler) ümmet içinde bir çeşitliliğe sebep olmuş ve ümmet-i muhammedin farklı coğrafyalarda ibadetlerini rahat yapmalarını sağlamıştır. Kaynakları incelediğimiz zaman şunu görüyoruz ki; hiçbir mezhep imamı, benim verdiğim fetvadan başkası batıldır gibi bir fikir beyan etmemiştir.

Değişik coğrafyalar da yaşayan insanların farklı ihtiyaçları vardır. İslam dini hayatlarının hiçbir anında sağlıklarını tehlikeye atmalarını istemez.   Allah-ü Teala (cc) bizlere emrettiği dini fıtratımıza uygun olarak göndermiştir. Ayetlerde bu husus açıkça belirtilir. (O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.”Hac 78), “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” Bakara185)

Peygamber (s.a.s.) “Muhakkak ki din kolaylıktır. Hiç kimse dini zorlaştırmaya kalkmasın, mağlup olur…” (Nesai, İman, 28.) buyurmuş ve (Hz. Aişe validemizin bildirdiğine göre) iki seçenek arasında tercih yapma durumunda kaldığında eğer günah değilse en kolay olanını tercih etmiştir. (Buhari, Edeb, 80.) Hatta bu kolaylığı namaz kılarken bile uygulamış ve namazın uzun tutulmamasını emretmiştir. https://www.diyanethaber.com.tr/islam-kolaylik-dinidir.

Bu konuda birkaç örnek vermemiz gerekirse; Kan, Namazı çorapla veya çıplak ayakla kılmak, rüku’dan kalkarken tekbir almak, abdest ve oruçta niyet gibi bazı konularda mezhepler arasında farklı uygulamalar vardır.

Fakihler sayesinde ümmetin tarih içinde farklı konularda kafa karışıklığı yaşaması engellenmiştir. Küçük bir örnek vermek gerekirse para vakıflarına cevaz veren ilk fetva İmam- Züfer’e  (ö. 775) aittir. Yüz yıllar sonra Osmanlı dönemindeki ilk para vakıfları muhtemelen bu fetva ile faaliyete geçmiştir. Şeyhülislam Ebussuud Efendinin para vakıflarının caizliğine dair fetvasında bu fetvayı incelediği ve dikkate aldığında şüphe yoktur.   

Konumuz vakıf olduğu için kısa bir bilgilendirme yapmak isterim: İmam-ı Azam ve İmam Züfer’e göre vakfın bağlayıcı hâle gelebilmesi için ya hâkimin hükmüyle tescil edilmesi veya vasiyet yoluyla kurulması veyahut da mescit gibi fizikî varlığı ile faydalanılan mülklerde içerisinde namaz kılınmaya başlanması gerekir. Eğer bu şartlar gerçekleşmezse vâkıf, istediği takdirde vakfından dönebilir. İmam Ebu Yusuf’a göre vakıf, vakfeden kişinin irade beyanıyla kurulur ve bağlayıcılık ifade eder. İmam Muhammed’e göre ise vakfedilen malın mütevelliye teslimi ile vakıf bağlayıcı hâle gelir. Hâkim olan kişi, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in görüşlerini tercih ederek vakıfla ilgili karar verir ve bundan sonra vakfın değiştirilmesinin                                            mümkün olmayacağı belirtilir.

Anlatmaya çalıştığım şudur: Mezheb imamları ve müctehid fetvaları bırakın ümmeti bölmeyi bilakis ümmete kolaylık sağlamış ve akaid hariç pek çok konuda ümmete kolaylık sağlamıştır. Bu kolaylıktan hem ümmet-i muhammed hem de tüm insanlık faydalanmıştır.

Fıkıh mezheplerinin temellerini atan İmam-ı azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik ve İmam Hanbeli islam coğrafyasının değişik bölgeleri için ve farklı toplumsal sınıflar için verdikleri fetvalarla ümmetin dini yaşamasını kolaylaştırmışlardır. Ümmet-i Muhammed mezhep imamları ve takipçisi fakihlerin fetvalarıyla geniş bir dini yaşam alanına sahip olmuştur.

Başka bir örnek vermemiz gerekirse: Maide suresi 96. Ayetiyle (“Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helal kılındı.“) deniz ürünleri helal kılınmıştır. Peygamber Efendimiz(sav) de bir hadisi şeriflerinde  “Denizin suyu temizdir ve temizleyicidir, ölüsü de helaldir.” (Neylu’l-Evtar, 8/149) buyurmuştur. İlgili ayet ve hadisler esas alınarak Hanefi fukahası balık ve türevlerinin helal olduğuna hem karada hem de denizde yaşayan bazı kabuklu deniz canlılarının-temiz olmak peşin şartıyla- haramlığına hükmederken, Şafii fukahası bu hususta daha geniş davranmıştır. Ümmetin her ferdi mensubu olduğu mezhebe göre yaşamakta serbesttir ve tekfir edilemez. Ama keyfi olarak ta başka bir mezhep taklit edilemez.

Fıkhi mezhepler arasındaki ameli farklar akaide zarar vermez bu yüzden ümmet için büyük kolaylıklar sağlamıştır. Burada bilmemiz gereken en önemli husus; Mezhep imamlarının hiç birisi “ Bir mezhep kurayım” diye ortaya çıkmadı. Kendilerine başvuran insanlara dini yaşamak için yol gösteren fetvalar verdi. Peygamber Efendimiz “Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.”  veyaMuhammed’in (a.s.v.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”) mealindeki hadisi şerifi mezhepler konusundaki en temel referanstır. İlerleyen zamanda bu hadis ümmetimin ihtilafında rahmet vardır şekline dönüşmüşse de hadis-i şerif’te geçen “ ihtilaf” fitneye sebep olan ihtilafla karıştırılmamalıdır. Ehl-i sünnet tasavvufunun zirve ismi İmam-ı Rabbani Mektubat kitabında Müctehidlerin sözü ise, mezhebinde bulunan herkes için seneddir demektedir. (31. Mektub-H.H.Işık Tercümesi) 


MEKTÛBÂT TERCEMESİ ÜÇÜNCÜ BASKI Terceme HÜSEYN HİLMİ IŞIK Hakîkat Kitâbevi İSTANBUL ŞUBAT-2007 T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ   TARİH ANABİLİM DALI YAKIN ÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI DOKTORA TEZİ KOSOVA VİLAYETİNDEKİ VAKIFLAR Fahri AVDİJA İstanbul 2021 

https://www.omerfarukkorkmaz.com.tr/2019/12/31/ictihad-i-nebi-ve-asr-i-saadette-ictihad/ Hâkim, el-Müstedrek, 4/99 No: 7009, Ebu Bekir er-Razi el-Cessas, el-Fusul fi’l-Usûl, 4/289-290 Vizaretu’l Evkaf ve’ş Şuuni’lİslâmiyye, 1994,B.3 https://sorularlaislamiyet.com/%E2%80%9Cdenizin-suyu-temiz-icindekiler-helaldir%E2%80%9D-hadisini-nasil-anlamaliyiz-helale-haram-demek-kufur-iken-0 el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212) Beyhaki Medhal

İTİKADİ MEZHEPLER

Asr-ı saadet’te sahabeler arasında dini konuların hiç birisinde ve hiçbir konuda ihtilaf yoktu. Olması da mümkün değildi. Peygamber Efendimiz (sav) dini her konuda söz sahibiydi. Ashab-ı Kiram da Efendimiz (sav) den duydukları her kelimeye itirazsız iman ve itaat ettiler.

Peygamber Efendimiz (sav) dar-ı bekaya irtihalinin ardından İslam devleti hızlı bir büyüme gerçekleştirdi. İslam devletinin büyümesi Emeviler döneminde hız kesmeden artarak devam etti. İslam coğrafyası genişlediği gibi ihtida (başka din mensuplarının İslam dinine girmeleri) hızla arttı. İhtida edenlerin sayısının artışı beraberinde Kelam tartışmalarının ortaya çıkmasına sebep oldu. Bilhassa İslam dinini kabul eden Hristiyan ve Museviler-bunların içinde kötü niyetli olanlar fazlaydı.- eski dinlerindeki akaid konularını tartışmaya başladılar. Kelam ilmi, bazı dış (müslümanların yabancı dinlerle karşılaşması, fetihler sonucunda ihtida edenlerin kendi inançlarındaki akaid tartışmalarını İslam toplumunda iyi/kötü niyetlerle dillendirmeleri) ve iç (İslâm’ın kendi yapısından, ayrıca müslümanların dinî, siyasî ve içtimaî problemlerinden kaynaklanan iç sebepler) sebepler sonucunda sonucunda ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Kelam ilminin bazı tarifleri şu şekildedir: Fârâbî: “Kelâm sanatı, din kurucusunun açıkça belirttiği belli düşünce ve davranışları teyit edip bunlara aykırı olan her şeyin yanlışlığını sözle gösterme gücü kazandıran bir tartışma yeteneğidir” Adudüddin el-Îcî: “Kelâm, kesin deliller getirmek ve ileri sürülecek karşı fikirleri çürütmek suretiyle dinî inançları kanıtlama gücü kazandıran bir ilimdir” Gazzâlî:  Ehl-i sünnet inancını koruyan ve Ehl-i bid‘at’ın eleştirileri karşısında onu savunan bir ilim olarak tarif etmiş ve dinin temel esaslarıyla aklın ilkelerini uzlaştırmayı Ehl-i sünnet’in başardığını söylemiştir. İbn Haldûn: “İnanç esaslarını aklî delillerle tartışarak üstün kılmaya ve akaid alanında Selef ile Ehl-i sünnet yolundan yüz çeviren bid‘atçıları reddetmeye dair bilgileri içeren ilim”.

Günümüz şartlarında Kelam ilmini “İslâm dininin inanca ve davranışlara dair ilkelerini naslardan hareketle belirleyen ve aklî yöntemlerle temellendirip destekleyen bir ilim” diye tarif edebiliriz.

Bu tarifler dışında Kelam ilmine karşı düşünceler de her zaman olmuştur. Çoğunluğunu hadisçilerin teşkil ettiği Selefiyye mensupları Kelamı yöntem hem deliller açısından eleştirmiştir. Selefiyye’ye göre kelâm, genellikle muhaliflerin temel kabullerini dikkate alarak gerçeğe aykırı bulduğu fikirleri reddeden bir tartışma yöntemine dayandığı için varlığa ilişkin problemlere çözüm getirememiş, ayrıca düşünce alanında üretici olamamış, hatta derinleşmeyi engellemiştir. Mâlik b. Enes, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel gibi müctehid âlimler de kelâmı müslümanlar arasında fikir ayrılıklarını ve taassubu körükleyip dinî-ahlâkî hayatı zayıflatan, müslümanların birbirini tekfir etmesine yol açan, zihinlerde şüpheler uyandıran ve dolayısıyla insanı arzularına tâbi kılıp zındıklığa sevkeden bir ilim olarak kabul etmişlerdir.

Her ne şekilde olursa olsun Kelam ilmi bazı mecburiyetler sonucunda II. Asırdan itibaren İslam toplumumun gündemine girmiştir. İlerleyen süreçte kelam ve felsefe konuları birbirine karıştı. Felsefe Arapçaya aktarılıp, Müslümanlar ona dalınca; mütekellimler şeriata ters düşen konularda filozofları reddetmeye daldılar. Sonuç itibariyle amaçlarını kavramak ve onları geçersiz kılmak için felsefeden pek çok şeyi kelama karıştırdılar (halt). Öyle ki bu durum mütekellimlerin tabiiyat ve ilahiyat bahislerinin pek çoğunu kelamın içinde sokmalarına (idrâc), riyaziyat bahislerine dalmalarına kadar devam etti. Bütün bunlar sonuçta semiyat bahisleri hariç tutulduğunda kelamı felsefeden ayırt edilemeyecek (temeyyüz) bir konuma getirdi. İşte bu, müteahhirinin kelamıdır.”(Müteahhirin Asr-ı Saadetten itibaren ilk üç asır (Sahabe, Tabiin, Etbaut tabiin) dan sonra gelen alimleri bu ad verilir)  Müteahhirin kelamcılarında kelam ve felsefenin yöntemleri iç içe girdi (ihtilat) ve sonuç olarak kelamın meseleleriyle felsefenin meseleleri birbirine karıştı (iltibas). Öyle ki, sonuçta bu iki disiplin (fen) birbirinden ayırt edilemez (temeyyüz) hale geldi.

Yukarıdaki ifadelerden de anlayacağımız üzere Kelam ilmi, çoğunlukla kasıtlı olarak çıkartılan tartışmalarının ardından ortaya çıktı. Ehl-i Sünnet uleması bu zararlı tartışmaların zararlarını önlemek için çaba gösterdiler. İslam tarihindeki ilk kelamcılar Mute’zile kelamcıları olarak bilinir. Zaman ilerledikçe Ehl-i Sünnet itikadi mezhepler ortaya çıktı ve İslam coğrafyasında yaygınlaştı. ( Eş’ari ve Maturidi) Peygamber Efendimizin (sav) vefatının ardından hariciler gibi pek çok batıl mezhep ortaya çıkmıştı. Ancak prensip olarak Ehl-i Sünnet dışı mezhepler hakkında bilgi vermek bu çalışmanın konusu değildir.

Kaynakları incelediğimiz zaman mezhep imamlarının hem ameli hem de itikadi konularda eserler verdiklerini ve Ehl-i Sünnet inancını savunduklarını görüyoruz. Günümüzde Ehl-i Sünnet dediğimiz zaman amelde dört, itikad’da ise iki mezhep mensupları anlaşılır.   

Fıkhi Mezhepler ümmetin ihtiyaçları itikadi mezhepler ise mecburiyet- batıl düşüncelere karşı İslam inancını savunmaktan ortaya çıktı. 

Abdurrahman b. Haldun, Mukaddime, el-Matbaatü’l-Behiyyetü’l-Mısriyye, Mısır Tsz, s. 327. Sadüddin et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid Tercemesi, çev. Sırrî Girîdî, Âsitâne Yay., Rusçuk 1292 (h), I, 8. Doç. Dr. Fatih İbiş Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi YUSUF ŞEVKİ YAVUZ DİA http://www.hasanonat.net/index.php/98-mezhep-kavram-ve-mezheplerin-dogus-sebepleri

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Mezhep İmamları İtikadi Mezhepler

Mustafa ESER Mustafa ESER