ÇANDARLI AİLESİ
Hz. Peygamber’in (sas) vefatından Abbasîler devrine
kadar olan süreçte istişare geleneği olmakla birlikte vezir unvanlı görevliler
devlet teşkilat yapısında bulunmamaktadır. Bir konuda karar almadan önce Hz.
Peygamber’in (sas) Hz. Ebû Bekir’e, Ebû Bekir’in Ömer’e, Ömer’in ise Osman ve
Ali’ye danışıp fikirlerine itibar ettikleri ve kendilerine onları vezir
edindikleri kabul edilmektedir.
Abbasiler dönmeminde devlet
teşkilatına giren Vezirlik kurumu zamanla sahip olduğu yetkilerle ve görevleri
gereği devletlerin en stratejik kurumu haline geldi. Çünkü vezirler
hükümdarlardan aldıkları yetkiyle hazine başta olmak üzere, hükümdarla adına
tüm devleti yönetmeye başladılar. Yusuf Has Hâcib ünlü eseri Kutadgu Bilig’de hükümdarın eli
olarak tanımladığı vezirin akıllı, zeki, dürüst, gözü tok, dindar, alçak
gönüllü, vefalı, edepli, güvenilir, becerikli, bilgili ve hesap bilir,
adaletli, asaletli ve heybetli olması gerektiğini belirtmiştir. Tuğrul Bey
kâtiplikten vezirliğe yükselttiği Kündürî’ye halka zulüm yapmamak, başkalarının
mülkünü gasp etmemek şartıyla idarî, malî, siyasî ve askerî konularda geniş
yetkilerle donatmış, bu şartları taşımadığı zaman azledeceğini kurultayda ilan
etmişti.
Vezirlikte
temel şart genel olarak her dönem liyâkat ve sadâkat esas alınmıştır.
Liyakattan kastettiğimizin eğitim, kültür ve gelenekle doğrudan ilişkili
olduğunu da unutmamak gerekiyor. Nizâmülmülk’ün Hanbelîlerle Eşarîler
arasındaki münakaşa ve düşmanlığı bitirmeye yönelik olarak yazdığı mektupta
devletin olaylara bakışını şöyle özetlemektedir: “Sultanın siyaseti ve adalet
anlayışı, bizim bir mezhebe öbüründen daha yakın olmamamızı gerektirir. Bize
yakışan, sünneti, fitne çıkarmaktan daha üstün tutmamızdır. Biz bu medreseyi
(Nizamiye) inşa ederken, sadece âlimleri ve nizâm-ı âlemi korumak düşüncesiyle
yola çıktık, anlaşmazlık ve kavga çıksın diye değil. Her ne zaman işler bizim amacımız
dışına çıkarsa bu kapıyı kapatmaktan başka çaremiz kalmaz. Bağdat’ın ve
çevresinin kendisine mahsus örf ve âdetleri vardır. Bizim onların âdetlerini
zorla değiştirecek gücümüz yok. Çünkü buradaki halkın çoğunluğu İmam Ahmed b.
Hanbel’in mezhebine bağlıdır. Onun imamlar arasındaki yeri ve sünnetteki değeri
bilinmektedir.”
Sultan Alparslan ve Melikşah dönemlerinde görev yapan
ve Selçuklu tarihinde en yetkili vezir olan Nizâmülmülk Siyâsetnâme adlı eserinde vezirin vasıflarını sayarken, devlet
yönetimindeki önemini ve sultanların başarılarının mimarı olduklarını çeşitli
devirlerde vezirlik yapanlardan örnek vererek vurgular. İyi, ahlâklı ve bilgili
bir vezirin idaresinde ülkenin mamur hale geleceğini, halkın rahat ve huzurlu,
hükümdarın ise gönlünün ferah olacağını belirtir. Vezir karaktersiz ve
beceriksiz olduğunda ülkenin işlerinin bozulacağını ve telafisi mümkün olmayan
kargaşalıkların çıkacağını ifade eder. Dolayısıyla vezir devletlerarası
ilişkileri, hazinenin gelir ve giderini düzenlemek ve israfa engel olmak, vergi
miktarlarını belirlemek, sarayın ve ordunun harcamalarını kontrol etmek,
görevlilerin maaşını tespit etmekle görevlidir. Bunlara ilaveten imar
faaliyetlerinde bulunmak, kazanılan zaferleri fetihnâmelerle halîfe ve komşu
hükümdarlara bildirmek ve bazen elçilik yapmak da vezirin görevleri
arasındadır.
Osmanlı Devleti’nde de vezirlik makamı eski etkinliği
ile devam etti. Vezirler Osmanlı devletinde devletin her zaman en etkin
kişileri oldular. Fatih Sultan Mehmed’den sonra bu etkinlik daha da arttı.
Fatih’e kadar Osmanlı sultanları divana bizzat başkanlık ederler, zaman zaman
ayak divanı yaparak kontrolü ellerinde bulundururlardı. II. Mehmed sultanların
divana başkanlık etmeleri uygulamasını kaldırdı.
Önceki devletlerde olduğu gibi
Osmanlısultanlarına en çok şikayet edilen kişiler her zaman vezir-i azamlar
oldu ve bürokratlar arasındaki çekişme asla bitmedi.
Bölüm başlığımızdan anlaşılacağı üzere konumuz vakıf
aile gelenekleriyle akademik çalışmalara konu olmuş yönetici yani vezir
aileleri.
Bu ailelerden en meşhuru ilk Osmanlı
vezir ailesi Çandarlı ailesidir. Çandarlı ailesi Osmanlı devletinin daha
doğrusu Kayı beyliğinin devletleşme aşamasında tarih sahnesine çıktı.
Kaynaklara göre Kayı boyu beyliğinin devletleşme çabaları Orhan Bey zamanında
başladı. Bildiğimiz kadarıyla Osman Bey’in yalnızca Dursun Fakih isminde bir
kadısı vardı. Osman Bey’in bağımsızlık ilanını, Dursun Fakih Karacahisar
kalesinde okuduğu ilk hutbeyle ilan etti.
XIII. yüzyılın ikinci yarısında babası Orhan Bey
zamanında başlayan Rumeli fütuhatını devam ettiren, beyliği bağımsız bir devlet
haline getiren I. Murad Hüdavendigar zamanında Rumeli Kazaskeri 1385 yılında da
vezir olan Osmanlı devletinin manevi kurucusu Şeyh Edebali’nin bacanağı,
İznik’te kurulan ilk medresenin ilk müderrisi Taceddin-i Kürdi’nin öğrencisi ve
damadı olan Kara Halil Bilecik-Bursa kadılığında ilk yaya askeri teşkilatının
kurulmasının da fikir babasıydı. (İsmail Hakkı Uzunçarşılı) Halil Hayreddin Paşa ile ilgili
olarak “Halil, ilim adamı idi, Osman zamanında (ö.1324) Kuzeybatı Anadolu’da
Bilecik’in kadısı idi. Orhan zamanında (1326-1362) İznik’in ilk kadısı
(1329-30) ve sonra Bursa kadısı (1348) olarak atandı.”)
Osmanlı Beyliği’nde askerî ve malî teşkilâtın
kuruluşunda önemli rolü olan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, sevk ve idare
ettiği kuvvetlerle geniş ve başarılı fetihler yapmıştır. Halil Paşa I. Murad
zamanında Rumeli Beylerbeyi ve Vezirlik görevlerini bir süre birlikte yürüttü.
Bu süre zarfında Avret hisarı, Ohri ve Manastır’ı Osmanlı topraklarına
kattı.
Halil Hayreddin Paşa’nın gerek kazaskerlik ve gerek
vezirliği dönemindeki devlet teşkilâtına ait hizmetlerinden birisi de maliyenin
oluşturulmasıdır. O tarihe kadar bir devlet hazinesine sahip olmayan Osmanlı
Beyliği, aşiretten devlete geçiş sürecinde yaptığı fetihler sebebiyle paraya
ihtiyacı olduğu gibi yeni kurulan Yeniçeri Ocağı’na da düzenli maaş verilmesi
gerekmekteydi. Bunun üzerine Kara Halil Efendi Molla Rüstem ile birlikte devlet
maliyesini kurdular. Kara Halil ile Molla Rüstem, oluşturdukları yeni
teşkilâtlarla devletin geleceğini koruma altına almışlar, Osmanlı Devleti’ni
aşiret yönetiminden kurtarıp kurumları ve kanunları olan bir devlet haline
getirmişlerdir.
Yaşlandığı (+-90 Uzunçarşılı) için Sultan Murad
Hüdâvendigâr’ın 1386 yılındaki Karaman seferine katılamayan, Vezir ve
Beylerbeyi Paşa Yenice-i Vardar’da hastalanmış ve nakledildiği Serez’de 1387
yılından önce vefat etmiş, (İ. H. Uzunçarşılı) oğlu Ali Paşa tarafından
yaptırılan İznik’te türbeye defnedilmiştir.
Osmanlılar, kendilerinden önce Romalılardan başka
hiçbir devlette olmayan, çağdaşı devlelerde ise asırlar sonra kurulan daimî
orduyu kuran bir devlettir. Daimi ordunun temeli Kara Halil Hayreddin Paşa’nın
Bilecik Kadılığı sırasında atıldı. (“Orhan
Gazi diledi ki askeri ziyade olup ama ol asker dahi kendü vilayetinden ola. Bu
işi karındaşına danıştı: karındaşı itti an anı kadı ile danışmak gerek ol
zamanda Çenderlu Hayreddin Paşa Bilecik kadısı idi; hem Edebalı’nın hısımiydi
ana danıştılar. Ol itti sultanım meğer ilden yaya yazup çıkaruruç dedi; reaya
bu haberi işidicek padişah hizmetinde olalım deyu yaya yazılmaya bir mertebe
rağbet gösterdiler ki dimelu değil.”Neşri)
Çandarlı Halil Hayreddin Paşa Kazaskerliği sırasında.
Molla Rüstem’le birlikte Yeniçeri ocağını kuruluşuna esas teşkil eden Pençik
Kununu çıkararak uygulamıştır. Bu kanunla küçük yaştaki savaş esiri çocuklar
gerekli eğitimin ardından ordu emrine alınarak Yeniçeri ocağına alınmış ve o
dönemin ilk düzenli ordusu kurulmuştur.
Çandarlı Halil Hayreddin Paşa başarılarla geçen askere
ve idari görevlerini dışında inşa ettirdiği eserlerle vakıf insan olarak ta
tarihe geçmiştir. Onun en önemli eserlerinden biri İznik Yeşil Camii ile
Dârulhadis ve İmâreti’dir. Evliya Çelebi, İznik’te Hayreddin Paşa’nın Eski ve
Yeni İmaret isimli iki imaret olduğunu, bu imaretlerde zengin veya fakir
olduğuna bakılmaksızın herkese her gün iki öğün olmak üzere büyük kâselerle bol
miktarda çorba verildiğini ifade etmektedir. Evliya Çelebi’nin kaydına göre
İznik’te Halil Hayreddin Paşa’nın türbesinin karşısında eski ve yeni imaret
adındaki imaretinde -birisi oğlu İbrahim Paşa’ya aittir- her gün iki kere
insanlara çorba verilmiştir. İnşasına 1378-79 yılında başlanan Yeşil Camii,
onun ölümünden sonra oğlu Ali Paşa tarafından 1391-92 yılında tamamlanmıştır.
Hayreddin Paşa’nın İznik’teki bu müesseselerine daha sonra oğulları tarafından
da vakıflar tahsis edildiği tahrir defterlerinden anlaşılmaktadır.
Halil Hayreddin Paşa’nın diğer bir eseri ise
Serez-Aşağı Çarşı mahallesinde bulunan ve 1385 yılında yaptırılan Kurşunlu
Camii ile Eski Hamam’dır. Halil Hayreddin Paşa’nın yaptırdığı bu kurumların
giderlerinin karşılanması için on dokuz köy vakfetmişti. XVI. yüzyıl
ortalarında vakıfların yıllık geliri 197.676 akçeye ulaşmıştı.
Halil Hayreddin Paşa’nın yaptırdığı kurumlardan biri
de Gelibolu’daki Eski Camii veya Sultan Camii’dir. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman
Paşa’ya atfen Gazi Süleyman Paşa Camii olarak anılan caminin 1385 tarihli
kitabesine göre cami Halil Hayreddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cemâleddin
Aksarâyî, Zemahşerî’nin el-Keşşâf adlı tefsiri üzerine yazdığı hâşiyesini Kara
Halil Hayreddin Paşa’ya ithaf etmiştir.
ÇANDARLI ALİ PAŞA
Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın büyük oğlu olan
Ali Paşa, babası kazaskerlikten sadarazamlığa tayin edildiği sırada onun yerine
kazasker olarak atanmış, Sultan I. Murad’ın Karamanoğlu Alâeddin Bey üzerine
sefere hazırlandığı sırada vezirliğe yükseltilmiş 1387 senesinde babasının
ölümü üzerine vezîriâzamlık makamına tayin edilmiştir. Ayrıca I. Murad,
Yıldırım Bayezid ve Süleyman Çelebi dönemlerinde vezirlik ve vezîriâzamlık
görevlerinde bulunmuştur. Doğduğu yer ve doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Ali
Paşa, aynı zamanda iyi bir medrese eğitimi alarak ilmiye sınıfında yetişmiş bir
ilim adamıdır. İlmiye sınıfından kazaskerliğe, ardından vezirliğe ve 1387
senesinde babasının vefatından itibaren vezîriâzamlığa atanan Ali Paşa, 1387
tarihinden 1406 yılına kadar kesintisiz on dokuz yıl vezîriâzamlık yapmıştır.
Ali Paşa, babası Halil Hayreddin Paşa gibi teşkilâtçı ve iyi bir idareci olarak
tarihte yerini almıştır.
Ali Paşa, bürokrasi üzerinde güçlü bir nüfuza sahip
olması sebebiyle devlet işlerinde sözü dinlenen, aldığı politik kararları
desteklenen güçlü bir kişiliğe sahiptir.
Sultan Murad, devlet işlerinde vezirlerle ve ulemâ ile
istişare yapmayı esas aldığı için bir istişare meclisi kurmuş ve
meclistekilerin fikrini sormuştur. Toplantı esnasında herkes düşüncesini
söyledikten sonra Ali Paşa, Sultan’ın düşüncelerine tercüman olan konuşmasında:
“Bir sözünden dönme ki, gazilerin
Padişahı ile and içmiş, yemin vermiş iken, defalarca başkaldırmakta, özüne
gösterilen lütfu, iyiliği ve nimet hakkını unutmakta ise, artık ona merhametin
yeri yoktur. Onun affı düşünülemez. Halkın hukukunun, âciz ve zavallı
Müslümanların böyle bir zalimin elinden kurtarılması yolunda geciken,
ihmalkârlık eden ve kötü işler yapanı cezalandırmada ağır davranan vebal altına
düşer ve bu tutum karışıklıklara sebep olur.” diyerek muharebe
yapılmasının gereğini gerekçeleri ile birlikte beyan edince Sultan Murad, Ali
Paşa’nın teklifini kabul etmiş ve 1387 yılında Karamanoğlu üzerine yürümüştür.
Ali Paşa I.Murad’ın emriyle 1388
yılında Doğu Bulgaristan’a girmiş ve Bulgar Kralını barışa zorlamış bu sayede
Bulgar Ordusu’nun Kosova Meydan savaşına katılmasını önlemiş ve I. Kosova
savaşının (15Haziran 1389) kazanılmasında önemli rol oynamıştır.
Ali Paşa’nın siyaset bilgisi iki
dönemde belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Birincisi karşılığında
muhasarasının sonlandırıldığı Bizans’la yapılan anlaşmadır. Bu anlaşmayla
İstanbul’da bir Türk mahallesi ve mescid kurulmuş, Türklerin ihtiyaçları için
Kadı görevlendirilmiş, Bizans imparatoru 10.000 flori haraç ödemeyi kabul
etmiştir.
Ankara
savaşından sonra devletin içine düştüğü istikrarsızlık (Fetret) döneminde
veziri olduğu Emir Süleyman için yaptıklarıdır. Emir Süleyman Çelebi
kardeşleriyle tutuştuğu taht mücadelesinde Ali Paşa sayesinde başarılı olmuştur.
Fetret Devrinde kardeşler arasındaki mücadelelerde iktidarı kaybetmemek için
her türlü çareye başvuran Ali Paşa, devlet idaresi yönüyle siyasî bir dehâ
olarak değerlendirilmektedir. (Uzunçarşılı-Çandarlı Vezir Ailesi )
1406 yılında Ali Paşa’nın ölümüyle Emir Süleyman’ın yıldızı sönmüş ve
nihayetinde hem canından hem de tahtından olmuştur.
Kaynaklarda Ali Paşa’nın akıllı, zekî, bilgili fakat sefahate düşkün olduğu, Osmanlı devlet teşkilâtında, özellikle sadrazamlarda görülen ihtişam ve debdebenin onun zamanında başladığı ifade edilmekteyse de zannımca bu bilgi de teyide muhtaçtır.
Fetret devrinin önemli simalarından biri olan Çandarlı
Ali Paşa, ilmî yönden kendisini iyi yetiştirmiş bir âlim, teşkilâtçı, tedbirli
ve güçlü bir vezir, iyi bir kumandan, kudretli bir devlet adamı, mahir bir
diplomat, iyi bir siyasetçi ve cömert bir kişi olarak bilinmektedir. Âlî,
Çandarlı Ali Paşa’nın hırs ve tamahtan uzak, dürüst, faziletli ve devlet
sırlarını saklayıp kimseyle paylaşmayan büyük bir devlet adamı olduğunu beyan
etmektedir.
Rumeli’de Şumnu, Pravadi, Niğbolu, Tırnova ve Silistre
kalelerini fetheden Ali Paşa, Emir Süleyman’ı Karamanoğlu ile anlaşarak ittifak
kuran Çelebi Mehmed’e karşı Ankara civarında çarpışma konusunda ikna etmiş,
ancak Süleyman Çelebi’nin kuvvetleriyle birlikte gelip Ankara Kalesi önünde
savaş hazırlıkları yaptığı sırada 18 Aralık 1406 tarihinde vefat etmiştir. Ali
Paşa’nın cenazesi kardeşi İbrahim Paşa tarafından İznik’e getirilmiş ve babası
Kara Halil Hayreddin Paşa’nın türbesine defnedilmiştir.
Ali Paşa İç oğlanı teşkilatını
kurmuştur. İç
Oğlanı, Acemi Ocağı’nda Türk-İslâm adet ve geleneğine göre yetiştirilen ve
Osmanlı devlet terbiyesi alan esirlerden saray hizmetlerinde görev yapmak üzere
saraya gönderilen kişilere verilen bir isimdir. İç Oğlanı teşkilâtı Yıldırım
Bayezid döneminde Çandarlı Ali Paşa tarafından ihdas edilmiştir. Ali Paşa’nın
vefatından sonra da sarayın iç hizmetlerinde veya devlet ricali yanında hizmet
eden ve yetiştirilen birçok iç oğlanından devletin değişik makamlarında hizmet
edecek şekilde devlet adamı çıkmıştır.
Nakkaş Hasan Paşa, Hattat Hasan Paşa, Kavukçu Mustafa
Paşa, Kemankeş Kara Mustafa Paşa gibi XVI. ve XVII. yüzyıllarda yetişmiş şair,
edip, tarihçi, hattat, mûsikişinas olan sanatkârlar ile beylerbeyi ve sancakbeyi
gibi tanınmış kişiler dışında Tırnakçı Hasan Paşa, Sarıkçı Mustafa Paşa ve
Baltacı Mehmed Paşa gibi bazı vezirler de Enderun’da iç oğlanları arasından
yetişmiş ve hizmetlerine göre şöhret bulmuşlardır.
Ali Paşa, devlet yönetimindeki etkin gücü kadar toplum
yararına inşa ettirdiği eserleri ile de tanınmaktadır. Eserleri bu gün Bursa İl
merkezinde kendi adını taşıyan mahallede toplanmıştır. Bursa’da bulunan Ali
Paşa Camii (inş. 796/1394 veya öncesi) onun en önemli eserlerindendir. Caminin
haziresinin girişinde bir başucu taşı ile belirlenmiş mezarın Ali Paşa’ya ait
olduğu rivayet edilse de Ali Paşa’nın İznik’te medfun olduğu bilindiğinden
Bursa Ali Paşa Camii haziresinde yer alan kabrin bir makam mezarı olduğu
düşünülmektedir.
Bursa’da bir cami ve hamam, Serez’de bir Mevlevî
Tekkesi yaptırmış olan Ali Paşa, adı geçen eserleri için birçok yer
vakfetmiştir.
Ali Paşa’nın Bursa’da Pınarbaşı civarında kendi adını taşıyan bir mahallesi ile bir cami ve zaviyesi bulunmaktadır. Çandarlı Ali Paşa da babası gibi ihtiyaç sahibi olan insanlara yardımcı olmak üzere vakıflar kurmuştur. Ebû İshak Kâzerûnî Zaviyesi’nde kalan fakirlere, yetimlere, sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa yemek çıkarılıyordu. Buralarda Bursa’ya gelen âlim, fakir ve misafirlerin konaklaması sağlanıyordu. Misafirlerin kendileri doyurulduğu, giyeceği elbiselerine, yatak ve yorganlarına bakıldığı gibi, hayvanlarına da arpa ve saman veriliyordu.
Çandarlı Ali Paşa 17-26 Ekim 1394 tarihinde onaylanan
vakfı için Bursa’da Hristiyanlardan satın aldığı bir köy, Bursa dışında bir
bağ, Yenişehir’de bir köy, Araplar Mahallesi’ndeki Ali Paşa Hamamı, Ali Paşa
Hamamı’nın yanında altı dükkân, Bursa’da Buğday Pazarı’nda on beş dükkân,
Lekdere Nahiyesi’nde bağ, bahçe ve bahçede iki değirmen, Gökdere üzerinde iki
değirmen, Yenişehir’de “Dolap” diye bilinen değirmen, Debbağlar Mahallesi’nde
bir değirmen ve Tuz Pazarı’nda kasap dükkânını Bursa’da Kâzerûnî dervişlerinin
ikamet ettikleri zaviyeye, Bursa’ya gelen âlim, fakir ve misafirlerin
konaklamasına, Ebû İshak Kâzerûnî Zaviyesi’ne mensup fakirlere, yetimlere,
misafirlerin hayvanlarına saman ve arpa verilmesine ve ayrıca zaviyenin
tamirine 3 dirhem, misafirlerin elbise, yatak ve yorganlarına 2 dirhem
harcanması, sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa yemek çıkarılması ve
kiralık yerlerin aynı kişiye üç yıldan fazla kiraya verilmemesi şartıyla
vakfetmişti.
Çandarlı Ali Paşa Ekim 1394 tarihli vakfiyesine ek
Ocak 1406 tarihli zeyl, ikinci vakfiyesiyle Yenişehir’e bağlı ve halk arasında
Kral Yolu diye bilinen yerdeki Ayas Köyü ile Dere Köyü’nü mukim köleler, eşleri
ve çocukları ile birlikte, Bursa’daki Ali Paşa Zaviyesi için zâviyeye gelen
âlimler, hâfızlar ve fakirlerin en fazla üç gün üç gece ücretsiz olarak misafir
edilmesi, zâviyede kalan misafirlerin hayvanlarına yem de verilmesi şartıyla
vakfetmişti.
İLYAS PAŞA
Kara Halil Hayreddin Paşa’nın ortanca oğlu olan
Çandarlı İlyas Paşa, II. Murad zamanında Rumeli, Bolu ve Balıkesir
Beylerbeyliği’nde bulunmuştur. Osmanlı devlet teşkilâtında görev alanlar ilmiye
ve askeriye sınıfından yetişmekteydiler. İlyas Paşa askerî hizmette yetişmiş
olup ilmiye sınıfında yetişmemiş olmasına rağmen Sancak Beyi ve
Beylerbeyliği’ne kadar yükselmiştir. Kosova Muharebesi’ne katılmış olan İlyas
Paşa Aralık 1390 tarihinde üstün hizmetleri sebebiyle Gazi Evrenos Bey’e
verilen beratta şahitler arasında yer almıştır. Yıldırım Bayezid zamanında
Serez’de vefat eden İlyas Paşa orada defnolunmuştur.
İlyas Paşa’nın oğlu Davud Çelebi, İznik’te Süleyman
Paşa Camii yanında bir çeşme yaptırmış ve bu çeşme için Debbağlar Kapısı
dışındaki bir bahçeyi vakfetmiştir.
İBRAHİM
PAŞA
Çandarlı Kara Halil
Hayreddin Paşa’nın küçük oğlu olan İbrahim Paşa’nın (ö.1429) doğum yeri, tarihi
bilinmediği gibi iyi bir eğitim almış olmasına rağmen kendisinin kimlerden ders
gördüğü ve nerelerde görev yaptığı da bilinmemektedir. Yıldırım Bayezid’in
Timur’la yaptığı Ankara Savaşı’na karşı çıkarak savaşın niçin yapılmaması
gerektiği üzerinde geniş açıklamalar getirmesine rağmen savaşa engel
olamamıştır. Bursa Kadısı olduğu döneme rastlayan bu savaşa katılan Çandarlı
İbrahim Paşa Ankara Savaşı’ndan sonraki Fetret Devri’nde, bir süre Edirne’de
Şehzâde Mûsâ Çelebi’nin yanında Edirne Kadısı olarak görev yapmıştır.
Mûsâ Çelebi kardeşi
Süleyman Çelebi’ye galip gelip padişah olunca Mûsâ Çelebi’nin hizmetinde
bulunmuş, aynı şekilde Mûsâ Çelebi tarafından Bizans İmparatoru’ndan vergi
tahsili yapmak ve müzakerelerde bulunmak üzere görevlendirildiği sırada gücün
el değiştirdiğini fark etmiş ve İstanbul’da bulunduğu sırada Çelebi Mehmed ile
anlaşarak Bursa’ya onun yanına gitmiştir.
1412 yılında Çelebi Sultan
Mehmed’in ikinci veziri olan İbrahim Paşa, daha sonra kazasker olarak görev
yapmış, 1420 yılından önce II. Vezir, İbrahim Paşa, 30 Ağustos 1421 tarihinde
Yıldırım Bayezid’in oğlu Mustafa Çelebi’ye karşı Sazlıdere Muharebesi’nde
mağlub olan Amasyalı Bayezid Paşa’nın savaş meydanında öldürülmesinden sonra
onun yerine II. Murad tarafından vezîriâzam olarak atanmış ve vefatına kadar
yedi sene sadrazamlık görevini yürütmüştür. 25 Ağustos 1429 tarihinde Edirne’de
vefat eden İbrahim Paşa’nın cenazesi İznik’e getirilmiş ve kendi adına yapılan
türbeye defnedilmiştir.
Başarılı bir siyaset hayatı
geçiren İbrahim Paşa, sosyal ve kültürel hayatta da toplum yararına olmak üzere
bazı eserler yaptırmıştır. Bu bağlamda Bursa’da bir cami ve hamam, İznik’te bir
imaret (Bursa- Orhangazi ilçesi-Ferraşbâli (Fâtıma) ve Akköy (Çeltikçi) adlı
köyleri bu imaretin vakfı olarak vakfedilmiştir) ve saray yaptırmıştır. Bu
eserlerden bir kısmı günümüze kadar gelmiş ise de bir kısmı ulaşamamıştır.
İbrahim Paşa yaptırdığı cami için Erenler Dağı civarında üç parça mezra, bu
mahallede iki ev, Kazancılar Çarşısında bir dükkân vakf eylemişti.
İbrahim Paşa inşa ettirdiği
cami, hamam, saray ve imaretinin giderlerini karşılamak üzere kurduğu vakıflara
Bursa-Mahkeme Mahallesi’nde bir hamam, Akhisar ve Geyve kazalarında bulunan
Akçaşar, Dana, Yuvalar, Altıntaş ve Mürselli Köyleri, İznik Kazası’nın Görmezli
(Gürmüzlü) Köyü, Görele Pazarköy (Orhangazi) Kazası’na bağlı Akköy (Çeltikçi)
ve Nazırlı (Mirasyalı) Köylerinin bütün her şeyleri ve gelirleriyle birlikte
vakfetmişti.
İBRAHİM
PAŞA’NIN OĞULLARI
İbrahim Paşa, Kudüs’te bir
medresesi bulunan Dedebâli kızı Isfahan Şah Hatun (veya Hanım Hatun) ile
evlenmiş ve bu hanımından Mahmud ve Mehmed adında iki oğlu ile Fatma ve Hatice
adında iki kızı olmuştur. Diğer eşinden olan büyük oğlu Çandarlı Halil Paşa
kendisinin vefatından sonra vezîriâzam olmuştur. İbrahim Paşa’nın oğullarından
Mehmed’in çocuğu olmadığı için nesilleri Halil Paşa ve Mahmud Bey kollarından
devam etmiştir. Halil Paşa kazaskerlikten vezîriâzamlığa kadar yükselmiş,
Mahmud Çelebi ise Bolu Sancak Beyi olmuştur.
Mahmud
Çelebi
Çandarlı Mahmud Çelebi,
Çandarlı Halil Hayreddin Paşa’nın oğlu ve Sultan II. Murad’ın vezîriâzamı olan
Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu ve vezîriâzam Halil Paşa’nın küçük kardeşidir.
Annesi Isfahan Şah Hatun veya Hanım Hatun, Dede Bali’nin kızıdır. Osmanlı
Devleti yöneticilerinden ve sancakbeylerinden olan Mahmud Çelebi, Sultan II.
Murad’ın kız kardeşlerinden Hafsa Hatun ile evlenmiştir.
Mahmud Bey, Bolu Sancakbeyliği’nde
bulunduğu sırada (1444 yılı), Macar Kralı Hunyadi Yanoş’un pususuna düşerek
esir düştü. Sırp despotuna teslim edilen, harb müzakeresi için Macar heyetiyle
Edirne’ye gönderilen ve 70.000 altın karşılığı serbet bırakılan Mahmud Bey’in
sonraki hizmetleri bilinmiyor.
Vefat tarihi ve yeri
bilinmeyen Mahmud Çelebi İznik’te yaptırmış olduğu caminin mihrabı önüne
defnedildi. XYine iznikte bir hayrat imaret yaptırmış ve müştemilatıyla
vakfetmişti. Mahmud Çelebi’nin vakfiyesi Şubat 1447 tarihlidir. Vakfiyeye göre imanet misafirler, fakirler ve
miskinlere vakfedilmişti. Mahmut Çelebi vakfına Göl nahiyesinde bulunan Şeyhli
adlı Mezra, Kuzköy, Dımışk ve Bozüyük adlı köyler, Sultanönü Nahiyesinde
bulunan Ürküd, Kızılköy ve Gömec köyleri, Hamid’de Doğanbey adlı Mezra ile
Kışla ve Askeriye adlı köyler, Lazkiye vilayetinde Tavuklu, Sükne, İsrailli,
büyük atalarından miras kalan Köbec ve Karaahmedli köyleri, Menteşe vilayetinde
Talme Köyü, Simav Kazasına bağlı Eynal ve Nureddinli köyleri, Bursa’da
babasından miras kalan Kocahasan adlı köy, Bursa şehrinde Tahıl Pazarı
bölgesindeki dükkânları ve Kurşunlu Mahallesindeki arsasının kirası, Rum
vilayetinde kendisine miras kalan Cender adlı köyü herşeyleri ile birlikte
akarat olarak yazdırmıştı.
HALİL PAŞA
Çandarlı Halil Paşa,
Vezîriâzam İbrahim Paşa’nın büyük oğludur. Hayatı hakkında bilgi bulunmayan
Halil Paşa dedesi, amcaları ve babası gibi medrese eğitimi almış ve kendisini
iyi yetiştirmiş bir ilim ve devlet adamıdır. Çelebi Mehmed döneminde, babasının
vezîriâzamlığı sırasında ilmiye sınıfından alınıp kazaskerliğe, babasının 1429
yılında vefatının ardından Sultan II. Murad tarafından vezîriâzamlığa
getirildiği kaydedilmektedir. Bu tarihten itibaren idam edildiği 1453 yılına
kadar kesintisiz veziriazamlık yaptığı kabu edilse de İ. H. Danişmend’e göre Amasyalı Hızır-Dânişmend oğlu Hoca
Nizâmüddîn Mehmet Paşa’nın 1438-1439 yılına kadar veziriazamlık yaptığını
yazmaktadır. Halil Paşa, özellikle
Sultan II. Murad devrinde kendisine verilen sınırsız yetki ile Osmanlı
Devleti’nin en güçlü yöneticisi olmuştur.
Çandarlı Halil Paşa’da baba
ve amcası gibi barış yanlısıydı. Bu yüzden genç şehzade Mehmed’le anlaşmazlık
yaşadı. Şahsi kanaatim Halil Paşa’nın idam sebebi olan ihanetinin gerçek
olmadığı yönünde. Halil Paşa yetk ve nüfuzuyla şehzade Mehmed’i iki kere
tahttan indirip II. Murad'ı ’tahta oturttu. Ayrıca 1446 yılında Buçuktepe
vakası adıyla anılan ilk Yeniçeri isyanının ardından taht yeniden el
değiştirdi. İsyan sırasında yeniçerilerin Fatih’in mutemet adamlarından Hadım
Şehabeddin Paşa’nın sarayını yağmalamaları isyanın azmettiricisinin Halil Paşa
olduğunu düşündürür. Genç Şehzade Mehmed bu olaylardan dolayı Halil Paşa’ya husumet
bağladı.
Halil Paşa İstanbul
Muhasarasına da muhalifti. Bu hainliğinden değil muhtemelen yeni bir haçlı
ittifakının oluşmasından duyduğu tedirginlikti. İstanbul’un fethiyle
otoritesini ve nüfuzunu pekiştiren Fatih’in ilk icraatı fethin ertesi günü Halil
Paşa ve evlatlarının hapsettirdi. Evlatları daha sonra serbest bırakılan Halil
Paşa 40 gün sonra idam edildi ve malları müsadere edildi. Müsadere edilen
150.000 flori altını II. Bayesid samanında iade edildiye de Halil Paşa’nın
idamıyla Çandarlı ailesinin ikbali söndü.
Vezîriâzam Çandarlı Halil
Paşa, II. Murad’ın kendisine verdiği tam yetki ile devleti uzun yıllar
yönetmiş, devlet idaresinde tedbirli, ihtiyatı elden bırakmayan tecrübeli bir
vezir olduğu gibi çok zengin ve cömert bir kişi idi.
Dönemindeki
şairlere oldukça cömert ihsanlarda bulunan Halil paşa’ ithaf edilen eserler
arasında İznikli şâir Hümâmî, İran’lı Hümâmî’den manzûm olarak Türkçe’ye
çevirdiği Sî-nâme adlı eseri ve Ebü’l-Hayr Ahmed Efendi de tercüme ettiği tıpla
ilgili Saydele-i Ebû Reyhân adındaki eseri zikredilebilir.
Çandarlı
Halil Paşa da İznik’te bir zâviye, Cuma mescidi ve imaret (bir mescid, iki oda,
bir mutfak, bir mahzen (depo), bir fırın, bir odunluk, bir yemekhane ve
etrafını çevreleyen bir avludan müteşekkil)
yaptırmak suretiyle halka hizmet edenler arasına katılmıştır.
Halil Paşa yaptırdığı
imaret için Beypazarı’ndaki Yukarı Ulucan Köyü, Yukarı ve Aşağı Bük’de üç müd
çeltik tohumu ekili yeri, Beypazarında birbirine bitişik biri kadınlara, biri
de erkeklere ait iki hamamı, bu hamamların yanında bir oda arsası, hamamın
yanında mezbahanın tamamı, Beypazarına bağlı Kûşi Köyü’nün yarısı, Kütahya
Saznoz Nahiyesi’ne bağlı Armudcuk Köyü, Yenice Köyü, Şeyhler Köyü, Timurtaş
Viran Mezrası, Yaylak Tepe Fındık Mevkii, Yaylak Gücük ezrası ve Değirmeni,
Lazkiye (Denizli)’ye bağlı Hoyvan, Kirilu, Seydiler, Acısu, Debbağlar, Şeyhler,
İkizler, Haysarlar, Balıncıklar köylerinin tamamı, Gürle Nahiyesi’nde bulunan
Çeltikçi (Demirci) Köyü’nün tamamı, Yalakova (Yalova)’ya bağlı Çukur ve Bayar
Köyleri’nin tamamı, İznik’e bağlı Otaz (Çamdibi) ve Küpnü köy ve mezraların bütün haklarını, yollarını, gelirlerini, pirinç
vesaire ekilen yerlerin kuyularını, nehirlerini, tepelerini, dağlarını, engin
ve yüksek yerlerini, girintili ve çıkıntılı mahallerini, hayvan meralarını, ev
yerlerini, bağlarını, ağaçlarını ve dükkânlarını, Otaz Köyünün dışında yer alan
1 (bir) müd tohum ekilebilir tarla, İznik’e bağlı Çavuşlar Köyü, İznik’e bağlı
Akköy Mezrası, Hasbeyli, Akalan köyleri’ni, İznik’e bağlı Akelek ve Mengimere
Köyleri, Akhisar’a bağlı Tesine Köyünde Kat Yolu Mezrası, Akhisara’a bağlı
İsabey Mezrası (Örenler Köyü), Akhisar’ın Evrancık Köyü, Akhisar’ın Pediklik
Köyü’ne bağlı Gök Göz, Arağize, Şah Melik, İn Kilisa, Kurt Beleni Köyleri’nin
tamamı, Bursa Şehreküstü Mahallesinde bir bahçe, Bursa Çırapazarı yakınında
kasap dükkânı, Bursa Bakırcılar Çarşısında iki dükkân, Bursa Hüsrev Çarşısında
dükkân, Bursa Kayabaşı mevkiinde harap değirmenin yeri. İznik Tahıl Pazarında
nalbant dükkânı, İznik Tahıl Pazarında bezzâz dükkânı, İznik Tahıl Pazarında
çıkrıkçı dükkânı, İznik Hacı Hamza Çarşısında birbirine bitişik üçü Bezzâz ve
biri Macuncu toplam dört dükkân. İznik Hacı Hamza Çarşısında pabuççu dükkânı,
İznik Çanakçılar Çarşısında bakkal dükkânı, İznik Çanakçılar Çarşısında bir
dükkân, İznik Çanakçılar Çarşısında bir çanakçı dükkânı, İznik Ahi Mahmud
Çarşısında işyeri olarak kullanılan ev, İznik dışında Sultan Bağı yanında
Şaraphane diye bilinen ev, İznik’e bağlı Kuş Çalı Köyü yakınında Karasu
üzerinde iki değirmen, Gelibolu’da Halil Paşa Hamamı, Babaeski’de Halil Paşa
Hamamı, Edirne’de Köprübaşı’nda Halil Paşa Kervansarayı, Adı geçen hamamlar,
bütün suyolları, gelirleri, su kuyuları, odunluklar, gölgelikleri içinde ve
dışında olan bütün yerlerini akarat olarak vakfetmişti.
Âşıkpaşazâde, Halil
Paşa’nın İstanbul’da bir Cuma mescidi ile bir medrese yaptırdığını ifade etse
de, Halil Paşa fethin ertesi günü hapsedilerek 40 gün sonra idam edildiğine
göre bu mümkün değildir.
Halil Paşa’nın oğlu Mehmed
Bey’den torunu Selçuk Hatun Haziran 1509 tarihli vakfiyesiyle babasının
yaptırmış olduğu mescid için bazı mülklerini vakfetmişti.
Halil Paşa’nın en büyük
oğlu olan Süleyman Çelebi, kazaskerlik yaparken babasının idamından sonra
azledildi.
Halil Paşa’nın idamıyla
Çandarlı sülâlesi devlet idaresinden uzaklaştırılmış olsa da, bunun bazı
istisnaları bulunmaktadır. Nitekim Halil Paşa’nın en küçük oğlu olan İbrahim Paşa,
II. Bayezid zamanında kazasker ve iki yıl da vezîriâzam olarak görev yaptı.
Çandarlı Halil Paşa’nın
kızı Esleme Hatun Bursa ve Mudanya’da bulunan mülklerini Serez’deki dedesi
Halil Hayreddin Paşa Camii için vakfetmiştir.
Çandarlı Halil Paşa’nın
diğer kızı İlaldı Hatun Bali Bey’le evli olup, 1500 tarihli vakfiyesiyle Bursa
Zeynîler semtindeki Şeyh Abdüllatîf zaviyesinin bulunduğu mahallede bulunan
hanesini çocukların ve yetimlerin okumaları için dâr-ı tâlim (mektep) olarak
vakfetmişti. Bundan başka eşi Bâli Bey’in ruhu için Hacı Ramazan Camii’nde
tesbih çekilip cüz okunması için vakıf yapmıştır.
II. İBRAHİM PAŞA
1429-1430 yıllarında Çandarlı Halil Paşa’nın küçük oğlu olarak
Edirne’de doğan İbrahim Paşa aile geleniğine uygun olarak medrese eğitimi aldı. Babası Halil Paşa’nın azli ve
ardından idam edilmesiyle görev yaptığı Edirne kadılığından azledilerek hakkında müsadere
uygulanan Paşa, ulufe tayin edilmemesi ve danişmendliğe kabul
edilmemsi sebebeyle büyük maddi sıkıntılar çekti. Bir müddet sonra Sultan II. Mehmed tarafından tekrar
Edirne Kadılığı görevine atanınca mâlî durumu nisbeten düzeldi.
Kaynaklara göre içine düştüğü bu sıkıntılı dönemde uzlete
çekilip herkesten Hacı uzaklaşarak,
Kastamonulu Hacı Halife’ye intisap ederek tasavvuf yoluna girince hakkında mecnun
olduğu, delirdiği, tedavi gördüğü şeklinde karalayıcı iddialar
II. Mehmed’e ulaştırılmıştır.
Müridliği
sırasında bir ara İstanbul’a gelip çarşıda gezerken Padişah II. Mehmed ile karşılaşan
İbrahim Paşa sultanın daveti üzerine ertesi gün divana katılmış, sultanın
sorusu üzerine daha önce şeyhinin sözlerini hatırmayarak Amasya kadılığını
talep etti. (Şeyhi paşaya Amasya sanvcak beyi Şehzade Bayezid’in hizmetine
girmesini tavsiye etmişti.) Paşa
divandaki ısrarı üzerine Amasya kadılığına tayin edildi. Bu tayine en çok Şehzade Bayezid’in sevindiği
Ali bildirmektedir.
II.
Murad ve II. Mehmed dönemlerinde kesintili olarak 16 yıl Edirne kadılığı yapan
İbrahim Paşa 1468 yılında kazasker ardından Şeyzade Bayezid’in lalası olarak
görevlendirildi ve şehzade Bayezid’in maiyetinde Uzun Hasan’a (1473) krşı
yapılan sefere katıldı. 1483 yılında Anadolu Kazaskeri olan Paşa aynı yıl
içinde Kili ve Akkirman seferlerine katıldı. İbrahim Paşa 1485-1486 yıllarınd
aRumeli Kazaskerliği, 1486 yılında ikinci vezir, 1498 yılında veziri azam oldu.
II. Bayezid’in maiyetinde katıldığı Lepanto (İnebahtı) kuşatması sırasında 67-68
yaşında vefat etti.
İbrahim Paşa hakkında bilgi
veren kaynaklar onun tedbirli, iyi görüşlü, becerikli, iyiliksever, cömert,
kapısı herkese açık, makam sahibi olduğu sırada daha önce kendisine fenalık
edenlere bile ikram ve iltifatıyla onları mahcup eden mütevâzî bir devlet adamı
olduğunu kaydederler. Vefat edinceye kadar İstanbul fakirlerinden altı yüz
kişiye her gün erzak dağıttığı belirtilen İbrahim Paşa’nın sekiz bin akçe miras
bıraktığı ifade edilmektedir.
Âlimleri seven ve onları
himaye eden İbrahim Paşa, cami, medrese ve tekkelere bazı kitaplar alıp
vakfetmiştir. İbrahim Paşa’nın vakfettiği kitaplar arasında Taberî, Zemahşerî,
Kadı Beyzavî, İbn Kesîr tefsirleri, Buharî’nin Sahih’i ile bazı hadis ve fıkıh kitapları yanında tasavvufla
ilgili olarak Mevlana’nın Mesnevî’si ile Necmüddin Dâye’nin Mirsâdu’l-İbâd’ı ve
Cevherî’nin Sıhah adlı sözlüğü de bulunmaktadır.
İbrahim Paşa ayrıca hamili
tamam üzere bir Mushaf-ı şerif vakfedip, İbrahim Paşa Camii’ne koydurmuştur.
Hanımı Hızır Beğ kızı Hundi Hatun da bir Mushaf-ı şerif vakfetmiştir.
İstanbul Saraçhane’de cami ve
medrese, medrese, bir mektep, bir çeşme ve hayratlarını masrafları için bir
hamam, Kastamonu’da medrese ile hamam zikredilebilir. Ayrıca Edirne’de bugün hiçbir izi
kalmayan bir zaviye-imaret, Kalecik’te bir
hamam, bir kervansaray ve Rodosçuk’ta (Tekirdağ) bir mahzen yaptırıp bunlar için vakıflar kurduğu
belirtilmektedir. İbrahim Paşa’nın ilk
eserlerinden bir kısmı ve vakıflarından bazıları ise Edirne’de bulunmaktadır. Edirne kadılığı sırasında Edirne’de yaptırdığı cami, medrese, imaret ve muallimhanesi
için 1454-1455, 1457-1458, 1461-1462, 1464-1465 ve 1465 tarihlerinde vakfiyeler
tertip ettirdiği ifade edilmektedir.
Çandarlı II. İbrahim Paşa
vakıfları için aşağıdaki mevkufu vakfetmişti: İstanbul’da Yeni Cami kıblesinde
altta beş oda, üstte on bir oda ve yanında selâmlık denen bina ile çift
merdiven üzerinde iki odalı ev ve güzel bir makam, anılan mektebin doğu yanına
bitişik, vâkıfın ismi ile şöhret bulan üzerindeki yedi oda ile birlikte ekmek
fırını, umumî yola bakan hayvan bağlanacak ahır, üstte on bir oda, altta beş
odalı, Ebû Eyyûb el-Ensârî Türbesi civarında on dokuz dükkân ve bir ekmek
fırını, Filibe şehrinde Karaca köyünün dört hissesi (beşte dördü), Filibe’ye
bağlı Ali Fakih köyünde Ali Fakih oğlundan satın alınan su üzerinde yapılan iki
gözlü un değirmeni, Edirne’ye bağlı Sarı Danişmend adlı köy,
Edirne’de Bayezid Han’ın
yaptırdığı taşçılar çarşısında yedi dükkân, Edirne’de Pabuççular çarşısında
Halil Paşa Hanının yakınında üç dükkân,
Aydın vilayetinin Çine
kazasında Aklanlı ve Küderenli denen yerlerle birlikte Talha adlı köyün dörtte
bir hissesi, Balat kazasında Kızılhöyük adlı köyün dörtte bir hissesi,
Kastamonu’da Ilısu köyünde, yakınındaki dükkânlarla birlikte hamam, Çankırı’nın
Kalecik kasabasında hamam, Serez şehrinde etrafındaki dükkânlarla birlikte
Bezzâzistan, Karasu üzerinde bir bina içinde altı adet değirmen, Karasu ile iki
ev içindeki dönen değirmen, Karasudan ayrılmış su bendinin üçte biri, Serez’de
ahşap ve kamıştan yapılmış üç oda, taştan kiremitten yapılmış bir oda,
Hisarardı suyu üzerinde üçü bir çatı altında ikisi bir çatı altında beş
değirmen ve iki değirmen arasında harap değirmen yeri bulunan beş değirmen,
İstanbul’da Yeni Camii
batısında üstte bir oda, altta bir oda, bir sofa, üst odanın altında bir bodrum
ve helâsı bulunan müderris evi, Yeni Camii yanında kuzey tarafta mahzen üzerinde
altta oda, avlu, fırın, helâ vs. olan imam evi, Yeni Cami Mahallesi’nde altta
bir oda, gölgelik ve helâsı olan kayyıma tahsis ev, Yeni Camii yanında altında ahırı vs. bulunan
üstte bir oda, helâsı olan müezzine tahsisli ev, Çelebioğlu Mahallesi’nde Yeni
Camii yakınında anılan mektebin arkasında üstte bir oda, sofa, altta bir oda,
fırın ve helâsı olan Yeni Camii müezzinine tahsisli ev, Yeni Camii Mahallesi’nde
altta bir oda ve helâsı olan, Yeni
Camii kayyımına tahsisli ev.
İbrahim Paşa’nın Hundi isimli
iki eşi vardı. Eşlerinden birisi, Belgrad muhasarasında şehit olan Dayı Karaca
Paşa’nın kızıdır. Diğer eşi de Hızır Bey’in kızı olan Hundi Hatundur. Dayı
Karaca Paşa kızı Hundi Hatun, hayırsever bir kadındır. Bursa’da Ulu Camii
yanında yaptırdığı muallimhâneye bazı vakıflar tahsis ederek eğitime katkı
sağlamıştı. Vakfettiği muallimhâne için 17 Ağustos 1494 tarihinde vakfiyesiyle
Edirne’de kocası Çandarlı II. İbrahim Paşa adına yapılan hamamı, Mihaliç’te
(Karacabey) Haremağılı Köyünü ve Bursa Dereköy’de bulunan iki göz değirmeni
vakfetmişti. Hundi Hatun 1502 tarihli ikinci bir vakfiye ile de Bursa ve
Edirne’de dükkânlar, oda ve bahçeler ile elli bin akçeyi ilave olarak bu
muallimhâne için vakfetmişti.
Çandarlı II. İbrahim
Paşa’nın diğer eşi olan Hızır Bey’in kızı Hundi Hatun da hayırsever bir
kadındır. Edirne’de yaptırdığı mescidi için vakıf tahsis etmiş ve mescid
yakınında senelik 800 akçe geliri olan bir hamamı, Yıldırım Bayezid Han İmareti
yakınında bir dükkânı ve bir ekmek fırınını vakfiyesie akar olarak yazdırmıştı.
İbrahim Paşa’nın Hundi Hatun’dan doğan kızı Şah Hûban ve Hatice Hatun için
de Edirne’de Yıldırım İmareti tarafında bir mescid yaptırarak vakıflar koyduğu
belirtilmektedir.
İbrahim Paşa’nın oğlu İsa Paşa’nın Tıp ilmi dahil pek çok ilimde otorite olduğu belirtilmektedir. BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İSLAM TARİHİ VE SANATLARI ANABİLİM DALI İSLAM TARİHİ BİLİM DALI OSMANLI KLASİK DÖNEMİNDE ÇANDARLI AİLESİ DOKTORA TEZİ VELİ VEHBİ BARDAKÇI BURSA 2019