ÇANDARLI AİLESİ 

 

Hz. Peygamber’in (sas) vefatından Abbasîler devrine kadar olan süreçte istişare geleneği olmakla birlikte vezir unvanlı görevliler devlet teşkilat yapısında bulunmamaktadır. Bir konuda karar almadan önce Hz. Peygamber’in (sas) Hz. Ebû Bekir’e, Ebû Bekir’in Ömer’e, Ömer’in ise Osman ve Ali’ye danışıp fikirlerine itibar ettikleri ve kendilerine onları vezir edindikleri kabul edilmektedir.

            Abbasiler dönmeminde devlet teşkilatına giren Vezirlik kurumu zamanla sahip olduğu yetkilerle ve görevleri gereği devletlerin en stratejik kurumu haline geldi. Çünkü vezirler hükümdarlardan aldıkları yetkiyle hazine başta olmak üzere, hükümdarla adına tüm devleti yönetmeye başladılar. Yusuf Has Hâcib ünlü eseri Kutadgu Bilig’de hükümdarın eli olarak tanımladığı vezirin akıllı, zeki, dürüst, gözü tok, dindar, alçak gönüllü, vefalı, edepli, güvenilir, becerikli, bilgili ve hesap bilir, adaletli, asaletli ve heybetli olması gerektiğini belirtmiştir. Tuğrul Bey kâtiplikten vezirliğe yükselttiği Kündürî’ye halka zulüm yapmamak, başkalarının mülkünü gasp etmemek şartıyla idarî, malî, siyasî ve askerî konularda geniş yetkilerle donatmış, bu şartları taşımadığı zaman azledeceğini kurultayda ilan etmişti.

 Vezirlikte temel şart genel olarak her dönem liyâkat ve sadâkat esas alınmıştır. Liyakattan kastettiğimizin eğitim, kültür ve gelenekle doğrudan ilişkili olduğunu da unutmamak gerekiyor. Nizâmülmülk’ün Hanbelîlerle Eşarîler arasındaki münakaşa ve düşmanlığı bitirmeye yönelik olarak yazdığı mektupta devletin olaylara bakışını şöyle özetlemektedir: “Sultanın siyaseti ve adalet anlayışı, bizim bir mezhebe öbüründen daha yakın olmamamızı gerektirir. Bize yakışan, sünneti, fitne çıkarmaktan daha üstün tutmamızdır. Biz bu medreseyi (Nizamiye) inşa ederken, sadece âlimleri ve nizâm-ı âlemi korumak düşüncesiyle yola çıktık, anlaşmazlık ve kavga çıksın diye değil. Her ne zaman işler bizim amacımız dışına çıkarsa bu kapıyı kapatmaktan başka çaremiz kalmaz. Bağdat’ın ve çevresinin kendisine mahsus örf ve âdetleri vardır. Bizim onların âdetlerini zorla değiştirecek gücümüz yok. Çünkü buradaki halkın çoğunluğu İmam Ahmed b. Hanbel’in mezhebine bağlıdır. Onun imamlar arasındaki yeri ve sünnetteki değeri bilinmektedir.”

Sultan Alparslan ve Melikşah dönemlerinde görev yapan ve Selçuklu tarihinde en yetkili vezir olan Nizâmülmülk Siyâsetnâme adlı eserinde vezirin vasıflarını sayarken, devlet yönetimindeki önemini ve sultanların başarılarının mimarı olduklarını çeşitli devirlerde vezirlik yapanlardan örnek vererek vurgular. İyi, ahlâklı ve bilgili bir vezirin idaresinde ülkenin mamur hale geleceğini, halkın rahat ve huzurlu, hükümdarın ise gönlünün ferah olacağını belirtir. Vezir karaktersiz ve beceriksiz olduğunda ülkenin işlerinin bozulacağını ve telafisi mümkün olmayan kargaşalıkların çıkacağını ifade eder. Dolayısıyla vezir devletlerarası ilişkileri, hazinenin gelir ve giderini düzenlemek ve israfa engel olmak, vergi miktarlarını belirlemek, sarayın ve ordunun harcamalarını kontrol etmek, görevlilerin maaşını tespit etmekle görevlidir. Bunlara ilaveten imar faaliyetlerinde bulunmak, kazanılan zaferleri fetihnâmelerle halîfe ve komşu hükümdarlara bildirmek ve bazen elçilik yapmak da vezirin görevleri arasındadır.

Osmanlı Devleti’nde de vezirlik makamı eski etkinliği ile devam etti. Vezirler Osmanlı devletinde devletin her zaman en etkin kişileri oldular. Fatih Sultan Mehmed’den sonra bu etkinlik daha da arttı. Fatih’e kadar Osmanlı sultanları divana bizzat başkanlık ederler, zaman zaman ayak divanı yaparak kontrolü ellerinde bulundururlardı. II. Mehmed sultanların divana başkanlık etmeleri uygulamasını kaldırdı.

            Önceki devletlerde olduğu gibi Osmanlısultanlarına en çok şikayet edilen kişiler her zaman vezir-i azamlar oldu ve bürokratlar arasındaki çekişme asla bitmedi.

Bölüm başlığımızdan anlaşılacağı üzere konumuz vakıf aile gelenekleriyle akademik çalışmalara konu olmuş yönetici yani vezir aileleri.

            Bu ailelerden en meşhuru ilk Osmanlı vezir ailesi Çandarlı ailesidir. Çandarlı ailesi Osmanlı devletinin daha doğrusu Kayı beyliğinin devletleşme aşamasında tarih sahnesine çıktı. Kaynaklara göre Kayı boyu beyliğinin devletleşme çabaları Orhan Bey zamanında başladı. Bildiğimiz kadarıyla Osman Bey’in yalnızca Dursun Fakih isminde bir kadısı vardı. Osman Bey’in bağımsızlık ilanını, Dursun Fakih Karacahisar kalesinde okuduğu ilk hutbeyle ilan etti.

XIII. yüzyılın ikinci yarısında babası Orhan Bey zamanında başlayan Rumeli fütuhatını devam ettiren, beyliği bağımsız bir devlet haline getiren I. Murad Hüdavendigar zamanında Rumeli Kazaskeri 1385 yılında da vezir olan Osmanlı devletinin manevi kurucusu Şeyh Edebali’nin bacanağı, İznik’te kurulan ilk medresenin ilk müderrisi Taceddin-i Kürdi’nin öğrencisi ve damadı olan Kara Halil Bilecik-Bursa kadılığında ilk yaya askeri teşkilatının kurulmasının da fikir babasıydı. (İsmail Hakkı Uzunçarşılı) Halil Hayreddin Paşa ile ilgili olarak “Halil, ilim adamı idi, Osman zamanında (ö.1324) Kuzeybatı Anadolu’da Bilecik’in kadısı idi. Orhan zamanında (1326-1362) İznik’in ilk kadısı (1329-30) ve sonra Bursa kadısı (1348) olarak atandı.”)

Osmanlı Beyliği’nde askerî ve malî teşkilâtın kuruluşunda önemli rolü olan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, sevk ve idare ettiği kuvvetlerle geniş ve başarılı fetihler yapmıştır. Halil Paşa I. Murad zamanında Rumeli Beylerbeyi ve Vezirlik görevlerini bir süre birlikte yürüttü. Bu süre zarfında Avret hisarı, Ohri ve Manastır’ı Osmanlı topraklarına kattı. 

Halil Hayreddin Paşa’nın gerek kazaskerlik ve gerek vezirliği dönemindeki devlet teşkilâtına ait hizmetlerinden birisi de maliyenin oluşturulmasıdır. O tarihe kadar bir devlet hazinesine sahip olmayan Osmanlı Beyliği, aşiretten devlete geçiş sürecinde yaptığı fetihler sebebiyle paraya ihtiyacı olduğu gibi yeni kurulan Yeniçeri Ocağı’na da düzenli maaş verilmesi gerekmekteydi. Bunun üzerine Kara Halil Efendi Molla Rüstem ile birlikte devlet maliyesini kurdular. Kara Halil ile Molla Rüstem, oluşturdukları yeni teşkilâtlarla devletin geleceğini koruma altına almışlar, Osmanlı Devleti’ni aşiret yönetiminden kurtarıp kurumları ve kanunları olan bir devlet haline getirmişlerdir.

Yaşlandığı (+-90 Uzunçarşılı) için Sultan Murad Hüdâvendigâr’ın 1386 yılındaki Karaman seferine katılamayan, Vezir ve Beylerbeyi Paşa Yenice-i Vardar’da hastalanmış ve nakledildiği Serez’de 1387 yılından önce vefat etmiş, (İ. H. Uzunçarşılı) oğlu Ali Paşa tarafından yaptırılan İznik’te türbeye defnedilmiştir.

Osmanlılar, kendilerinden önce Romalılardan başka hiçbir devlette olmayan, çağdaşı devlelerde ise asırlar sonra kurulan daimî orduyu kuran bir devlettir. Daimi ordunun temeli Kara Halil Hayreddin Paşa’nın Bilecik Kadılığı sırasında atıldı. (“Orhan Gazi diledi ki askeri ziyade olup ama ol asker dahi kendü vilayetinden ola. Bu işi karındaşına danıştı: karındaşı itti an anı kadı ile danışmak gerek ol zamanda Çenderlu Hayreddin Paşa Bilecik kadısı idi; hem Edebalı’nın hısımiydi ana danıştılar. Ol itti sultanım meğer ilden yaya yazup çıkaruruç dedi; reaya bu haberi işidicek padişah hizmetinde olalım deyu yaya yazılmaya bir mertebe rağbet gösterdiler ki dimelu değil.”Neşri)

Çandarlı Halil Hayreddin Paşa Kazaskerliği sırasında. Molla Rüstem’le birlikte Yeniçeri ocağını kuruluşuna esas teşkil eden Pençik Kununu çıkararak uygulamıştır. Bu kanunla küçük yaştaki savaş esiri çocuklar gerekli eğitimin ardından ordu emrine alınarak Yeniçeri ocağına alınmış ve o dönemin ilk düzenli ordusu kurulmuştur. 

Çandarlı Halil Hayreddin Paşa başarılarla geçen askere ve idari görevlerini dışında inşa ettirdiği eserlerle vakıf insan olarak ta tarihe geçmiştir. Onun en önemli eserlerinden biri İznik Yeşil Camii ile Dârulhadis ve İmâreti’dir. Evliya Çelebi, İznik’te Hayreddin Paşa’nın Eski ve Yeni İmaret isimli iki imaret olduğunu, bu imaretlerde zengin veya fakir olduğuna bakılmaksızın herkese her gün iki öğün olmak üzere büyük kâselerle bol miktarda çorba verildiğini ifade etmektedir. Evliya Çelebi’nin kaydına göre İznik’te Halil Hayreddin Paşa’nın türbesinin karşısında eski ve yeni imaret adındaki imaretinde -birisi oğlu İbrahim Paşa’ya aittir- her gün iki kere insanlara çorba verilmiştir. İnşasına 1378-79 yılında başlanan Yeşil Camii, onun ölümünden sonra oğlu Ali Paşa tarafından 1391-92 yılında tamamlanmıştır. Hayreddin Paşa’nın İznik’teki bu müesseselerine daha sonra oğulları tarafından da vakıflar tahsis edildiği tahrir defterlerinden anlaşılmaktadır.

Halil Hayreddin Paşa’nın diğer bir eseri ise Serez-Aşağı Çarşı mahallesinde bulunan ve 1385 yılında yaptırılan Kurşunlu Camii ile Eski Hamam’dır. Halil Hayreddin Paşa’nın yaptırdığı bu kurumların giderlerinin karşılanması için on dokuz köy vakfetmişti. XVI. yüzyıl ortalarında vakıfların yıllık geliri 197.676 akçeye ulaşmıştı.

Halil Hayreddin Paşa’nın yaptırdığı kurumlardan biri de Gelibolu’daki Eski Camii veya Sultan Camii’dir. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’ya atfen Gazi Süleyman Paşa Camii olarak anılan caminin 1385 tarihli kitabesine göre cami Halil Hayreddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cemâleddin Aksarâyî, Zemahşerî’nin el-Keşşâf adlı tefsiri üzerine yazdığı hâşiyesini Kara Halil Hayreddin Paşa’ya ithaf etmiştir.

 

 

 

ÇANDARLI ALİ PAŞA

 

Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın büyük oğlu olan Ali Paşa, babası kazaskerlikten sadarazamlığa tayin edildiği sırada onun yerine kazasker olarak atanmış, Sultan I. Murad’ın Karamanoğlu Alâeddin Bey üzerine sefere hazırlandığı sırada vezirliğe yükseltilmiş 1387 senesinde babasının ölümü üzerine vezîriâzamlık makamına tayin edilmiştir. Ayrıca I. Murad, Yıldırım Bayezid ve Süleyman Çelebi dönemlerinde vezirlik ve vezîriâzamlık görevlerinde bulunmuştur. Doğduğu yer ve doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Ali Paşa, aynı zamanda iyi bir medrese eğitimi alarak ilmiye sınıfında yetişmiş bir ilim adamıdır. İlmiye sınıfından kazaskerliğe, ardından vezirliğe ve 1387 senesinde babasının vefatından itibaren vezîriâzamlığa atanan Ali Paşa, 1387 tarihinden 1406 yılına kadar kesintisiz on dokuz yıl vezîriâzamlık yapmıştır. Ali Paşa, babası Halil Hayreddin Paşa gibi teşkilâtçı ve iyi bir idareci olarak tarihte yerini almıştır.

Ali Paşa, bürokrasi üzerinde güçlü bir nüfuza sahip olması sebebiyle devlet işlerinde sözü dinlenen, aldığı politik kararları desteklenen güçlü bir kişiliğe sahiptir.

Sultan Murad, devlet işlerinde vezirlerle ve ulemâ ile istişare yapmayı esas aldığı için bir istişare meclisi kurmuş ve meclistekilerin fikrini sormuştur. Toplantı esnasında herkes düşüncesini söyledikten sonra Ali Paşa, Sultan’ın düşüncelerine tercüman olan konuşmasında: “Bir sözünden dönme ki, gazilerin Padişahı ile and içmiş, yemin vermiş iken, defalarca başkaldırmakta, özüne gösterilen lütfu, iyiliği ve nimet hakkını unutmakta ise, artık ona merhametin yeri yoktur. Onun affı düşünülemez. Halkın hukukunun, âciz ve zavallı Müslümanların böyle bir zalimin elinden kurtarılması yolunda geciken, ihmalkârlık eden ve kötü işler yapanı cezalandırmada ağır davranan vebal altına düşer ve bu tutum karışıklıklara sebep olur.” diyerek muharebe yapılmasının gereğini gerekçeleri ile birlikte beyan edince Sultan Murad, Ali Paşa’nın teklifini kabul etmiş ve 1387 yılında Karamanoğlu üzerine yürümüştür.

            Ali Paşa I.Murad’ın emriyle 1388 yılında Doğu Bulgaristan’a girmiş ve Bulgar Kralını barışa zorlamış bu sayede Bulgar Ordusu’nun Kosova Meydan savaşına katılmasını önlemiş ve I. Kosova savaşının (15Haziran 1389) kazanılmasında önemli rol oynamıştır.

            Ali Paşa’nın siyaset bilgisi iki dönemde belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Birincisi karşılığında muhasarasının sonlandırıldığı Bizans’la yapılan anlaşmadır. Bu anlaşmayla İstanbul’da bir Türk mahallesi ve mescid kurulmuş, Türklerin ihtiyaçları için Kadı görevlendirilmiş, Bizans imparatoru 10.000 flori haraç ödemeyi kabul etmiştir.

            Ankara savaşından sonra devletin içine düştüğü istikrarsızlık (Fetret) döneminde veziri olduğu Emir Süleyman için yaptıklarıdır. Emir Süleyman Çelebi kardeşleriyle tutuştuğu taht mücadelesinde Ali Paşa sayesinde başarılı olmuştur. Fetret Devrinde kardeşler arasındaki mücadelelerde iktidarı kaybetmemek için her türlü çareye başvuran Ali Paşa, devlet idaresi yönüyle siyasî bir dehâ olarak değerlendirilmektedir. (Uzunçarşılı-Çandarlı Vezir Ailesi ) 1406 yılında Ali Paşa’nın ölümüyle Emir Süleyman’ın yıldızı sönmüş ve nihayetinde hem canından hem de tahtından olmuştur.      

            Kaynaklarda Ali Paşa’nın akıllı, zekî, bilgili fakat sefahate düşkün olduğu, Osmanlı devlet teşkilâtında, özellikle sadrazamlarda görülen ihtişam ve debdebenin onun zamanında başladığı ifade edilmekteyse de zannımca bu bilgi de teyide muhtaçtır.

Fetret devrinin önemli simalarından biri olan Çandarlı Ali Paşa, ilmî yönden kendisini iyi yetiştirmiş bir âlim, teşkilâtçı, tedbirli ve güçlü bir vezir, iyi bir kumandan, kudretli bir devlet adamı, mahir bir diplomat, iyi bir siyasetçi ve cömert bir kişi olarak bilinmektedir. Âlî, Çandarlı Ali Paşa’nın hırs ve tamahtan uzak, dürüst, faziletli ve devlet sırlarını saklayıp kimseyle paylaşmayan büyük bir devlet adamı olduğunu beyan etmektedir.

Rumeli’de Şumnu, Pravadi, Niğbolu, Tırnova ve Silistre kalelerini fetheden Ali Paşa, Emir Süleyman’ı Karamanoğlu ile anlaşarak ittifak kuran Çelebi Mehmed’e karşı Ankara civarında çarpışma konusunda ikna etmiş, ancak Süleyman Çelebi’nin kuvvetleriyle birlikte gelip Ankara Kalesi önünde savaş hazırlıkları yaptığı sırada 18 Aralık 1406 tarihinde vefat etmiştir. Ali Paşa’nın cenazesi kardeşi İbrahim Paşa tarafından İznik’e getirilmiş ve babası Kara Halil Hayreddin Paşa’nın türbesine defnedilmiştir.

            Ali Paşa İç oğlanı teşkilatını kurmuştur. İç Oğlanı, Acemi Ocağı’nda Türk-İslâm adet ve geleneğine göre yetiştirilen ve Osmanlı devlet terbiyesi alan esirlerden saray hizmetlerinde görev yapmak üzere saraya gönderilen kişilere verilen bir isimdir. İç Oğlanı teşkilâtı Yıldırım Bayezid döneminde Çandarlı Ali Paşa tarafından ihdas edilmiştir. Ali Paşa’nın vefatından sonra da sarayın iç hizmetlerinde veya devlet ricali yanında hizmet eden ve yetiştirilen birçok iç oğlanından devletin değişik makamlarında hizmet edecek şekilde devlet adamı çıkmıştır.

Nakkaş Hasan Paşa, Hattat Hasan Paşa, Kavukçu Mustafa Paşa, Kemankeş Kara Mustafa Paşa gibi XVI. ve XVII. yüzyıllarda yetişmiş şair, edip, tarihçi, hattat, mûsikişinas olan sanatkârlar ile beylerbeyi ve sancakbeyi gibi tanınmış kişiler dışında Tırnakçı Hasan Paşa, Sarıkçı Mustafa Paşa ve Baltacı Mehmed Paşa gibi bazı vezirler de Enderun’da iç oğlanları arasından yetişmiş ve hizmetlerine göre şöhret bulmuşlardır.

Ali Paşa, devlet yönetimindeki etkin gücü kadar toplum yararına inşa ettirdiği eserleri ile de tanınmaktadır. Eserleri bu gün Bursa İl merkezinde kendi adını taşıyan mahallede toplanmıştır. Bursa’da bulunan Ali Paşa Camii (inş. 796/1394 veya öncesi) onun en önemli eserlerindendir. Caminin haziresinin girişinde bir başucu taşı ile belirlenmiş mezarın Ali Paşa’ya ait olduğu rivayet edilse de Ali Paşa’nın İznik’te medfun olduğu bilindiğinden Bursa Ali Paşa Camii haziresinde yer alan kabrin bir makam mezarı olduğu düşünülmektedir.

Bursa’da bir cami ve hamam, Serez’de bir Mevlevî Tekkesi yaptırmış olan Ali Paşa, adı geçen eserleri için birçok yer vakfetmiştir.

Ali Paşa’nın Bursa’da Pınarbaşı civarında kendi adını taşıyan bir mahallesi ile bir cami ve zaviyesi bulunmaktadır. Çandarlı Ali Paşa da babası gibi ihtiyaç sahibi olan insanlara yardımcı olmak üzere vakıflar kurmuştur. Ebû İshak Kâzerûnî Zaviyesi’nde kalan fakirlere, yetimlere, sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa yemek çıkarılıyordu. Buralarda Bursa’ya gelen âlim, fakir ve misafirlerin konaklaması sağlanıyordu. Misafirlerin kendileri doyurulduğu, giyeceği elbiselerine, yatak ve yorganlarına bakıldığı gibi, hayvanlarına da arpa ve saman veriliyordu.

Çandarlı Ali Paşa 17-26 Ekim 1394 tarihinde onaylanan vakfı için Bursa’da Hristiyanlardan satın aldığı bir köy, Bursa dışında bir bağ, Yenişehir’de bir köy, Araplar Mahallesi’ndeki Ali Paşa Hamamı, Ali Paşa Hamamı’nın yanında altı dükkân, Bursa’da Buğday Pazarı’nda on beş dükkân, Lekdere Nahiyesi’nde bağ, bahçe ve bahçede iki değirmen, Gökdere üzerinde iki değirmen, Yenişehir’de “Dolap” diye bilinen değirmen, Debbağlar Mahallesi’nde bir değirmen ve Tuz Pazarı’nda kasap dükkânını Bursa’da Kâzerûnî dervişlerinin ikamet ettikleri zaviyeye, Bursa’ya gelen âlim, fakir ve misafirlerin konaklamasına, Ebû İshak Kâzerûnî Zaviyesi’ne mensup fakirlere, yetimlere, misafirlerin hayvanlarına saman ve arpa verilmesine ve ayrıca zaviyenin tamirine 3 dirhem, misafirlerin elbise, yatak ve yorganlarına 2 dirhem harcanması, sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa yemek çıkarılması ve kiralık yerlerin aynı kişiye üç yıldan fazla kiraya verilmemesi şartıyla vakfetmişti.

Çandarlı Ali Paşa Ekim 1394 tarihli vakfiyesine ek Ocak 1406 tarihli zeyl, ikinci vakfiyesiyle Yenişehir’e bağlı ve halk arasında Kral Yolu diye bilinen yerdeki Ayas Köyü ile Dere Köyü’nü mukim köleler, eşleri ve çocukları ile birlikte, Bursa’daki Ali Paşa Zaviyesi için zâviyeye gelen âlimler, hâfızlar ve fakirlerin en fazla üç gün üç gece ücretsiz olarak misafir edilmesi, zâviyede kalan misafirlerin hayvanlarına yem de verilmesi şartıyla vakfetmişti.

 

 

İLYAS PAŞA

 

Kara Halil Hayreddin Paşa’nın ortanca oğlu olan Çandarlı İlyas Paşa, II. Murad zamanında Rumeli, Bolu ve Balıkesir Beylerbeyliği’nde bulunmuştur. Osmanlı devlet teşkilâtında görev alanlar ilmiye ve askeriye sınıfından yetişmekteydiler. İlyas Paşa askerî hizmette yetişmiş olup ilmiye sınıfında yetişmemiş olmasına rağmen Sancak Beyi ve Beylerbeyliği’ne kadar yükselmiştir. Kosova Muharebesi’ne katılmış olan İlyas Paşa Aralık 1390 tarihinde üstün hizmetleri sebebiyle Gazi Evrenos Bey’e verilen beratta şahitler arasında yer almıştır. Yıldırım Bayezid zamanında Serez’de vefat eden İlyas Paşa orada defnolunmuştur.

İlyas Paşa’nın oğlu Davud Çelebi, İznik’te Süleyman Paşa Camii yanında bir çeşme yaptırmış ve bu çeşme için Debbağlar Kapısı dışındaki bir bahçeyi vakfetmiştir.

 

 

 

İBRAHİM PAŞA

 

Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın küçük oğlu olan İbrahim Paşa’nın (ö.1429) doğum yeri, tarihi bilinmediği gibi iyi bir eğitim almış olmasına rağmen kendisinin kimlerden ders gördüğü ve nerelerde görev yaptığı da bilinmemektedir. Yıldırım Bayezid’in Timur’la yaptığı Ankara Savaşı’na karşı çıkarak savaşın niçin yapılmaması gerektiği üzerinde geniş açıklamalar getirmesine rağmen savaşa engel olamamıştır. Bursa Kadısı olduğu döneme rastlayan bu savaşa katılan Çandarlı İbrahim Paşa Ankara Savaşı’ndan sonraki Fetret Devri’nde, bir süre Edirne’de Şehzâde Mûsâ Çelebi’nin yanında Edirne Kadısı olarak görev yapmıştır.

Mûsâ Çelebi kardeşi Süleyman Çelebi’ye galip gelip padişah olunca Mûsâ Çelebi’nin hizmetinde bulunmuş, aynı şekilde Mûsâ Çelebi tarafından Bizans İmparatoru’ndan vergi tahsili yapmak ve müzakerelerde bulunmak üzere görevlendirildiği sırada gücün el değiştirdiğini fark etmiş ve İstanbul’da bulunduğu sırada Çelebi Mehmed ile anlaşarak Bursa’ya onun yanına gitmiştir.

1412 yılında Çelebi Sultan Mehmed’in ikinci veziri olan İbrahim Paşa, daha sonra kazasker olarak görev yapmış, 1420 yılından önce II. Vezir, İbrahim Paşa, 30 Ağustos 1421 tarihinde Yıldırım Bayezid’in oğlu Mustafa Çelebi’ye karşı Sazlıdere Muharebesi’nde mağlub olan Amasyalı Bayezid Paşa’nın savaş meydanında öldürülmesinden sonra onun yerine II. Murad tarafından vezîriâzam olarak atanmış ve vefatına kadar yedi sene sadrazamlık görevini yürütmüştür. 25 Ağustos 1429 tarihinde Edirne’de vefat eden İbrahim Paşa’nın cenazesi İznik’e getirilmiş ve kendi adına yapılan türbeye defnedilmiştir.

Başarılı bir siyaset hayatı geçiren İbrahim Paşa, sosyal ve kültürel hayatta da toplum yararına olmak üzere bazı eserler yaptırmıştır. Bu bağlamda Bursa’da bir cami ve hamam, İznik’te bir imaret (Bursa- Orhangazi ilçesi-Ferraşbâli (Fâtıma) ve Akköy (Çeltikçi) adlı köyleri bu imaretin vakfı olarak vakfedilmiştir) ve saray yaptırmıştır. Bu eserlerden bir kısmı günümüze kadar gelmiş ise de bir kısmı ulaşamamıştır. İbrahim Paşa yaptırdığı cami için Erenler Dağı civarında üç parça mezra, bu mahallede iki ev, Kazancılar Çarşısında bir dükkân vakf eylemişti.

İbrahim Paşa inşa ettirdiği cami, hamam, saray ve imaretinin giderlerini karşılamak üzere kurduğu vakıflara Bursa-Mahkeme Mahallesi’nde bir hamam, Akhisar ve Geyve kazalarında bulunan Akçaşar, Dana, Yuvalar, Altıntaş ve Mürselli Köyleri, İznik Kazası’nın Görmezli (Gürmüzlü) Köyü, Görele Pazarköy (Orhangazi) Kazası’na bağlı Akköy (Çeltikçi) ve Nazırlı (Mirasyalı) Köylerinin bütün her şeyleri ve gelirleriyle birlikte vakfetmişti.

 

 

 

İBRAHİM PAŞA’NIN OĞULLARI

İbrahim Paşa, Kudüs’te bir medresesi bulunan Dedebâli kızı Isfahan Şah Hatun (veya Hanım Hatun) ile evlenmiş ve bu hanımından Mahmud ve Mehmed adında iki oğlu ile Fatma ve Hatice adında iki kızı olmuştur. Diğer eşinden olan büyük oğlu Çandarlı Halil Paşa kendisinin vefatından sonra vezîriâzam olmuştur. İbrahim Paşa’nın oğullarından Mehmed’in çocuğu olmadığı için nesilleri Halil Paşa ve Mahmud Bey kollarından devam etmiştir. Halil Paşa kazaskerlikten vezîriâzamlığa kadar yükselmiş, Mahmud Çelebi ise Bolu Sancak Beyi olmuştur.

 

Mahmud Çelebi

 

Çandarlı Mahmud Çelebi, Çandarlı Halil Hayreddin Paşa’nın oğlu ve Sultan II. Murad’ın vezîriâzamı olan Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu ve vezîriâzam Halil Paşa’nın küçük kardeşidir. Annesi Isfahan Şah Hatun veya Hanım Hatun, Dede Bali’nin kızıdır. Osmanlı Devleti yöneticilerinden ve sancakbeylerinden olan Mahmud Çelebi, Sultan II. Murad’ın kız kardeşlerinden Hafsa Hatun ile evlenmiştir.

            Mahmud Bey, Bolu Sancakbeyliği’nde bulunduğu sırada (1444 yılı), Macar Kralı Hunyadi Yanoş’un pususuna düşerek esir düştü. Sırp despotuna teslim edilen, harb müzakeresi için Macar heyetiyle Edirne’ye gönderilen ve 70.000 altın karşılığı serbet bırakılan Mahmud Bey’in sonraki hizmetleri bilinmiyor.

Vefat tarihi ve yeri bilinmeyen Mahmud Çelebi İznik’te yaptırmış olduğu caminin mihrabı önüne defnedildi. XYine iznikte bir hayrat imaret yaptırmış ve müştemilatıyla vakfetmişti. Mahmud Çelebi’nin vakfiyesi Şubat 1447 tarihlidir.  Vakfiyeye göre imanet misafirler, fakirler ve miskinlere vakfedilmişti. Mahmut Çelebi vakfına Göl nahiyesinde bulunan Şeyhli adlı Mezra, Kuzköy, Dımışk ve Bozüyük adlı köyler, Sultanönü Nahiyesinde bulunan Ürküd, Kızılköy ve Gömec köyleri, Hamid’de Doğanbey adlı Mezra ile Kışla ve Askeriye adlı köyler, Lazkiye vilayetinde Tavuklu, Sükne, İsrailli, büyük atalarından miras kalan Köbec ve Karaahmedli köyleri, Menteşe vilayetinde Talme Köyü, Simav Kazasına bağlı Eynal ve Nureddinli köyleri, Bursa’da babasından miras kalan Kocahasan adlı köy, Bursa şehrinde Tahıl Pazarı bölgesindeki dükkânları ve Kurşunlu Mahallesindeki arsasının kirası, Rum vilayetinde kendisine miras kalan Cender adlı köyü herşeyleri ile birlikte akarat olarak yazdırmıştı. 

 

HALİL PAŞA

 

Çandarlı Halil Paşa, Vezîriâzam İbrahim Paşa’nın büyük oğludur. Hayatı hakkında bilgi bulunmayan Halil Paşa dedesi, amcaları ve babası gibi medrese eğitimi almış ve kendisini iyi yetiştirmiş bir ilim ve devlet adamıdır. Çelebi Mehmed döneminde, babasının vezîriâzamlığı sırasında ilmiye sınıfından alınıp kazaskerliğe, babasının 1429 yılında vefatının ardından Sultan II. Murad tarafından vezîriâzamlığa getirildiği kaydedilmektedir. Bu tarihten itibaren idam edildiği 1453 yılına kadar kesintisiz veziriazamlık yaptığı kabu edilse de İ. H. Danişmend’e göre Amasyalı Hızır-Dânişmend oğlu Hoca Nizâmüddîn Mehmet Paşa’nın 1438-1439 yılına kadar veziriazamlık yaptığını yazmaktadır. Halil Paşa, özellikle Sultan II. Murad devrinde kendisine verilen sınırsız yetki ile Osmanlı Devleti’nin en güçlü yöneticisi olmuştur.

Çandarlı Halil Paşa’da baba ve amcası gibi barış yanlısıydı. Bu yüzden genç şehzade Mehmed’le anlaşmazlık yaşadı. Şahsi kanaatim Halil Paşa’nın idam sebebi olan ihanetinin gerçek olmadığı yönünde. Halil Paşa yetk ve nüfuzuyla şehzade Mehmed’i iki kere tahttan indirip II. Murad'ı ’tahta oturttu. Ayrıca 1446 yılında Buçuktepe vakası adıyla anılan ilk Yeniçeri isyanının ardından taht yeniden el değiştirdi. İsyan sırasında yeniçerilerin Fatih’in mutemet adamlarından Hadım Şehabeddin Paşa’nın sarayını yağmalamaları isyanın azmettiricisinin Halil Paşa olduğunu düşündürür. Genç Şehzade Mehmed bu olaylardan dolayı Halil Paşa’ya husumet bağladı.

Halil Paşa İstanbul Muhasarasına da muhalifti. Bu hainliğinden değil muhtemelen yeni bir haçlı ittifakının oluşmasından duyduğu tedirginlikti. İstanbul’un fethiyle otoritesini ve nüfuzunu pekiştiren Fatih’in ilk icraatı fethin ertesi günü Halil Paşa ve evlatlarının hapsettirdi. Evlatları daha sonra serbest bırakılan Halil Paşa 40 gün sonra idam edildi ve malları müsadere edildi. Müsadere edilen 150.000 flori altını II. Bayesid samanında iade edildiye de Halil Paşa’nın idamıyla Çandarlı ailesinin ikbali söndü.

Vezîriâzam Çandarlı Halil Paşa, II. Murad’ın kendisine verdiği tam yetki ile devleti uzun yıllar yönetmiş, devlet idaresinde tedbirli, ihtiyatı elden bırakmayan tecrübeli bir vezir olduğu gibi çok zengin ve cömert bir kişi idi.

            Dönemindeki şairlere oldukça cömert ihsanlarda bulunan Halil paşa’ ithaf edilen eserler arasında İznikli şâir Hümâmî, İran’lı Hümâmî’den manzûm olarak Türkçe’ye çevirdiği Sî-nâme adlı eseri ve Ebü’l-Hayr Ahmed Efendi de tercüme ettiği tıpla ilgili Saydele-i Ebû Reyhân adındaki eseri zikredilebilir.

            Çandarlı Halil Paşa da İznik’te bir zâviye, Cuma mescidi ve imaret (bir mescid, iki oda, bir mutfak, bir mahzen (depo), bir fırın, bir odunluk, bir yemekhane ve etrafını çevreleyen bir avludan müteşekkil)  yaptırmak suretiyle halka hizmet edenler arasına katılmıştır.

Halil Paşa yaptırdığı imaret için Beypazarı’ndaki Yukarı Ulucan Köyü, Yukarı ve Aşağı Bük’de üç müd çeltik tohumu ekili yeri, Beypazarında birbirine bitişik biri kadınlara, biri de erkeklere ait iki hamamı, bu hamamların yanında bir oda arsası, hamamın yanında mezbahanın tamamı, Beypazarına bağlı Kûşi Köyü’nün yarısı, Kütahya Saznoz Nahiyesi’ne bağlı Armudcuk Köyü, Yenice Köyü, Şeyhler Köyü, Timurtaş Viran Mezrası, Yaylak Tepe Fındık Mevkii, Yaylak Gücük ezrası ve Değirmeni, Lazkiye (Denizli)’ye bağlı Hoyvan, Kirilu, Seydiler, Acısu, Debbağlar, Şeyhler, İkizler, Haysarlar, Balıncıklar köylerinin tamamı, Gürle Nahiyesi’nde bulunan Çeltikçi (Demirci) Köyü’nün tamamı, Yalakova (Yalova)’ya bağlı Çukur ve Bayar Köyleri’nin tamamı, İznik’e bağlı Otaz (Çamdibi) ve Küpnü köy ve mezraların bütün haklarını, yollarını, gelirlerini, pirinç vesaire ekilen yerlerin kuyularını, nehirlerini, tepelerini, dağlarını, engin ve yüksek yerlerini, girintili ve çıkıntılı mahallerini, hayvan meralarını, ev yerlerini, bağlarını, ağaçlarını ve dükkânlarını, Otaz Köyünün dışında yer alan 1 (bir) müd tohum ekilebilir tarla, İznik’e bağlı Çavuşlar Köyü, İznik’e bağlı Akköy Mezrası, Hasbeyli, Akalan köyleri’ni, İznik’e bağlı Akelek ve Mengimere Köyleri, Akhisar’a bağlı Tesine Köyünde Kat Yolu Mezrası, Akhisara’a bağlı İsabey Mezrası (Örenler Köyü), Akhisar’ın Evrancık Köyü, Akhisar’ın Pediklik Köyü’ne bağlı Gök Göz, Arağize, Şah Melik, İn Kilisa, Kurt Beleni Köyleri’nin tamamı, Bursa Şehreküstü Mahallesinde bir bahçe, Bursa Çırapazarı yakınında kasap dükkânı, Bursa Bakırcılar Çarşısında iki dükkân, Bursa Hüsrev Çarşısında dükkân, Bursa Kayabaşı mevkiinde harap değirmenin yeri. İznik Tahıl Pazarında nalbant dükkânı, İznik Tahıl Pazarında bezzâz dükkânı, İznik Tahıl Pazarında çıkrıkçı dükkânı, İznik Hacı Hamza Çarşısında birbirine bitişik üçü Bezzâz ve biri Macuncu toplam dört dükkân. İznik Hacı Hamza Çarşısında pabuççu dükkânı, İznik Çanakçılar Çarşısında bakkal dükkânı, İznik Çanakçılar Çarşısında bir dükkân, İznik Çanakçılar Çarşısında bir çanakçı dükkânı, İznik Ahi Mahmud Çarşısında işyeri olarak kullanılan ev, İznik dışında Sultan Bağı yanında Şaraphane diye bilinen ev, İznik’e bağlı Kuş Çalı Köyü yakınında Karasu üzerinde iki değirmen, Gelibolu’da Halil Paşa Hamamı, Babaeski’de Halil Paşa Hamamı, Edirne’de Köprübaşı’nda Halil Paşa Kervansarayı, Adı geçen hamamlar, bütün suyolları, gelirleri, su kuyuları, odunluklar, gölgelikleri içinde ve dışında olan bütün yerlerini akarat olarak vakfetmişti.

Âşıkpaşazâde, Halil Paşa’nın İstanbul’da bir Cuma mescidi ile bir medrese yaptırdığını ifade etse de, Halil Paşa fethin ertesi günü hapsedilerek 40 gün sonra idam edildiğine göre bu mümkün değildir. 

Halil Paşa’nın oğlu Mehmed Bey’den torunu Selçuk Hatun Haziran 1509 tarihli vakfiyesiyle babasının yaptırmış olduğu mescid için bazı mülklerini vakfetmişti.  

Halil Paşa’nın en büyük oğlu olan Süleyman Çelebi, kazaskerlik yaparken babasının idamından sonra azledildi.   

Halil Paşa’nın idamıyla Çandarlı sülâlesi devlet idaresinden uzaklaştırılmış olsa da, bunun bazı istisnaları bulunmaktadır. Nitekim Halil Paşa’nın en küçük oğlu olan İbrahim Paşa, II. Bayezid zamanında kazasker ve iki yıl da vezîriâzam olarak görev yaptı.

Çandarlı Halil Paşa’nın kızı Esleme Hatun Bursa ve Mudanya’da bulunan mülklerini Serez’deki dedesi Halil Hayreddin Paşa Camii için vakfetmiştir.

Çandarlı Halil Paşa’nın diğer kızı İlaldı Hatun Bali Bey’le evli olup, 1500 tarihli vakfiyesiyle Bursa Zeynîler semtindeki Şeyh Abdüllatîf zaviyesinin bulunduğu mahallede bulunan hanesini çocukların ve yetimlerin okumaları için dâr-ı tâlim (mektep) olarak vakfetmişti. Bundan başka eşi Bâli Bey’in ruhu için Hacı Ramazan Camii’nde tesbih çekilip cüz okunması için vakıf yapmıştır.

 

 

                                   II. İBRAHİM PAŞA

 

1429-1430 yıllarında Çandarlı Halil Paşanın küçük oğlu olarak Edirnede doğan İbrahim Paşa aile geleniğine uygun olarak medrese eğitimi aldı. Babası Halil Paşanın azli ve ardından idam edilmesiyle görev yaptığı Edirne kadılığından azledilerek hakkında müsadere uygulanan Paşa, ulufe tayin edilmemesi ve danişmendliğe kabul edilmemsi sebebeyle büyük maddi sıkıntılar çekti. Bir müddet sonra Sultan II. Mehmed tarafından tekrar Edirne Kadılığı görevine atanınca mâdurumu nisbeten düzeldi.

Kaynaklara göre içine düştüğü bu sıkıntılı dönemde uzlete çekilip herkesten Hacı uzaklaşarak,  Kastamonulu Hacı Halifeye intisap ederek tasavvuf yoluna girince hakkında mecnun olduğu, delirdiği, tedavi gördüğü şeklinde karalayıcı iddialar II. Mehmede ulaştırılmıştır.

                    Müridliği sırasında bir ara İstanbul’a gelip çarşıda gezerken Padişah II. Mehmed ile karşılaşan İbrahim Paşa sultanın daveti üzerine ertesi gün divana katılmış, sultanın sorusu üzerine daha önce şeyhinin sözlerini hatırmayarak Amasya kadılığını talep etti. (Şeyhi paşaya Amasya sanvcak beyi Şehzade Bayezid’in hizmetine girmesini tavsiye etmişti.)  Paşa divandaki ısrarı üzerine Amasya kadılığına tayin edildi.  Bu tayine en çok Şehzade Bayezid’in sevindiği Ali bildirmektedir.

                    II. Murad ve II. Mehmed dönemlerinde kesintili olarak 16 yıl Edirne kadılığı yapan İbrahim Paşa 1468 yılında kazasker ardından Şeyzade Bayezid’in lalası olarak görevlendirildi ve şehzade Bayezid’in maiyetinde Uzun Hasan’a (1473) krşı yapılan sefere katıldı. 1483 yılında Anadolu Kazaskeri olan Paşa aynı yıl içinde Kili ve Akkirman seferlerine katıldı. İbrahim Paşa 1485-1486 yıllarınd aRumeli Kazaskerliği, 1486 yılında ikinci vezir, 1498 yılında veziri azam oldu. II. Bayezid’in maiyetinde katıldığı Lepanto (İnebahtı) kuşatması sırasında 67-68 yaşında vefat etti. 

İbrahim Paşa hakkında bilgi veren kaynaklar onun tedbirli, iyi görüşlü, becerikli, iyiliksever, cömert, kapısı herkese açık, makam sahibi olduğu sırada daha önce kendisine fenalık edenlere bile ikram ve iltifatıyla onları mahcup eden mütevâzî bir devlet adamı olduğunu kaydederler. Vefat edinceye kadar İstanbul fakirlerinden altı yüz kişiye her gün erzak dağıttığı belirtilen İbrahim Paşa’nın sekiz bin akçe miras bıraktığı ifade edilmektedir. 

Âlimleri seven ve onları himaye eden İbrahim Paşa, cami, medrese ve tekkelere bazı kitaplar alıp vakfetmiştir. İbrahim Paşa’nın vakfettiği kitaplar arasında Taberî, Zemahşerî, Kadı Beyzavî, İbn Kesîr tefsirleri, Buharî’nin Sahih’i ile bazı hadis ve fıkıh kitapları yanında tasavvufla ilgili olarak Mevlana’nın Mesnevî’si ile Necmüddin Dâye’nin Mirsâdu’l-İbâd’ı ve Cevherî’nin Sıhah adlı sözlüğü de bulunmaktadır.

İbrahim Paşa ayrıca hamili tamam üzere bir Mushaf-ı şerif vakfedip, İbrahim Paşa Camii’ne koydurmuştur. Hanımı Hızır Beğ kızı Hundi Hatun da bir Mushaf-ı şerif vakfetmiştir.

İstanbul Saraçhanede cami ve medrese, medrese, bir mektep, bir çeşme ve hayratlarını masrafları için bir hamam, Kastamonuda medrese ile hamam zikredilebilir. Ayrıca Edirnede bugün hiçbir izi kalmayan bir zaviye-imaret, Kalecikte bir hamam, bir kervansaray ve Rodosçukta (Tekirdağ) bir mahzen yaptırıp bunlar için vakıflar kurduğu belirtilmektedir. İbrahim Paşanın ilk eserlerinden bir kısmı ve vakıflarından bazıları ise Edirnede bulunmaktadır. Edirne kadılığı sırasında Edirnede yaptırdığı cami, medrese, imaret ve muallimhanesi için 1454-1455, 1457-1458, 1461-1462, 1464-1465 ve 1465 tarihlerinde vakfiyeler tertip ettirdiği ifade edilmektedir.

Çandarlı II. İbrahim Paşa vakıfları için aşağıdaki mevkufu vakfetmişti: İstanbul’da Yeni Cami kıblesinde altta beş oda, üstte on bir oda ve yanında selâmlık denen bina ile çift merdiven üzerinde iki odalı ev ve güzel bir makam, anılan mektebin doğu yanına bitişik, vâkıfın ismi ile şöhret bulan üzerindeki yedi oda ile birlikte ekmek fırını, umumî yola bakan hayvan bağlanacak ahır, üstte on bir oda, altta beş odalı, Ebû Eyyûb el-Ensârî Türbesi civarında on dokuz dükkân ve bir ekmek fırını, Filibe şehrinde Karaca köyünün dört hissesi (beşte dördü), Filibe’ye bağlı Ali Fakih köyünde Ali Fakih oğlundan satın alınan su üzerinde yapılan iki gözlü un değirmeni, Edirne’ye bağlı Sarı Danişmend adlı köy,

Edirne’de Bayezid Han’ın yaptırdığı taşçılar çarşısında yedi dükkân, Edirne’de Pabuççular çarşısında Halil Paşa Hanının yakınında üç dükkân,

Aydın vilayetinin Çine kazasında Aklanlı ve Küderenli denen yerlerle birlikte Talha adlı köyün dörtte bir hissesi, Balat kazasında Kızılhöyük adlı köyün dörtte bir hissesi, Kastamonu’da Ilısu köyünde, yakınındaki dükkânlarla birlikte hamam, Çankırı’nın Kalecik kasabasında hamam, Serez şehrinde etrafındaki dükkânlarla birlikte Bezzâzistan, Karasu üzerinde bir bina içinde altı adet değirmen, Karasu ile iki ev içindeki dönen değirmen, Karasudan ayrılmış su bendinin üçte biri, Serez’de ahşap ve kamıştan yapılmış üç oda, taştan kiremitten yapılmış bir oda, Hisarardı suyu üzerinde üçü bir çatı altında ikisi bir çatı altında beş değirmen ve iki değirmen arasında harap değirmen yeri bulunan beş değirmen,

İstanbul’da Yeni Camii batısında üstte bir oda, altta bir oda, bir sofa, üst odanın altında bir bodrum ve helâsı bulunan müderris evi, Yeni Camii yanında kuzey tarafta mahzen üzerinde altta oda, avlu, fırın, helâ vs. olan imam evi, Yeni Cami Mahallesi’nde altta bir oda, gölgelik ve helâsı olan kayyıma tahsis ev,  Yeni Camii yanında altında ahırı vs. bulunan üstte bir oda, helâsı olan müezzine tahsisli ev, Çelebioğlu Mahallesi’nde Yeni Camii yakınında anılan mektebin arkasında üstte bir oda, sofa, altta bir oda, fırın ve helâsı olan Yeni Camii müezzinine tahsisli ev, Yeni Camii Mahallesinde altta bir oda ve helâsı olan,  Yeni Camii kayyımına tahsisli ev.

İbrahim Paşa’nın Hundi isimli iki eşi vardı. Eşlerinden birisi, Belgrad muhasarasında şehit olan Dayı Karaca Paşa’nın kızıdır. Diğer eşi de Hızır Bey’in kızı olan Hundi Hatundur. Dayı Karaca Paşa kızı Hundi Hatun, hayırsever bir kadındır. Bursa’da Ulu Camii yanında yaptırdığı muallimhâneye bazı vakıflar tahsis ederek eğitime katkı sağlamıştı. Vakfettiği muallimhâne için 17 Ağustos 1494 tarihinde vakfiyesiyle Edirne’de kocası Çandarlı II. İbrahim Paşa adına yapılan hamamı, Mihaliç’te (Karacabey) Haremağılı Köyünü ve Bursa Dereköy’de bulunan iki göz değirmeni vakfetmişti. Hundi Hatun 1502 tarihli ikinci bir vakfiye ile de Bursa ve Edirne’de dükkânlar, oda ve bahçeler ile elli bin akçeyi ilave olarak bu muallimhâne için vakfetmişti.

Çandarlı II. İbrahim Paşa’nın diğer eşi olan Hızır Bey’in kızı Hundi Hatun da hayırsever bir kadındır. Edirne’de yaptırdığı mescidi için vakıf tahsis etmiş ve mescid yakınında senelik 800 akçe geliri olan bir hamamı, Yıldırım Bayezid Han İmareti yakınında bir dükkânı ve bir ekmek fırınını vakfiyesie akar olarak yazdırmıştı. İbrahim Paşa’nın Hundi Hatun’dan doğan kızı Şah Hûban ve Hatice Hatun için de Edirne’de Yıldırım İmareti tarafında bir mescid yaptırarak vakıflar koyduğu belirtilmektedir.

İbrahim Paşa’nın oğlu İsa Paşa’nın Tıp ilmi dahil pek çok ilimde otorite olduğu belirtilmektedir.                                         BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İSLAM TARİHİ VE SANATLARI ANABİLİM DALI İSLAM TARİHİ BİLİM DALI OSMANLI KLASİK DÖNEMİNDE ÇANDARLI AİLESİ DOKTORA TEZİ VELİ VEHBİ BARDAKÇI BURSA 2019

( Çandarlı Ailesi başlıklı yazı Mustafa ESER tarafından 1.09.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu