Sokoloviç Sokollu Ailesi
SOKOLOVİÇ
AİLESİ
Çalışmamızın bu bölümünde Sırp asıllı Bosnalı (İ. Ortaylı) olan Sokoloviç ailesi ki,
aile Bosna’nın
Vişegrad Şehri- Rudo Nahiyesi- Sokoloviç (Şahinoğlu) Köyü’nde yaşayan ‘kırsal küçük soylulardandı’. Asıl adı Bayo
veya Boyidar olan genç Sokoloviç devşirildiktan sonra Müslüman yapıldı ve
Mehmed adı verilerek Edirne Eski Saray’da eğitime alındı. Daha sonra
İstanbul’da Yeni Saray’da çalışmaya başladı. Kaderi ve şansı yaver giden
Mehmed’in iç hazine’de başlayan kariyeri başarıları sayesinde Kaptan-ı Deryalık
ve Vezir-i Azamlığa kadar gitti. Bahsettiğimiz kişi hayatına Bayo olarak
başlayan, Mehmed olarak devam eden Tavil (uzun) ve şehid olarak anılan anılan,
meşhur ismiyle Sokollu Mehmed Paşa’dır.
Devşirme deyince
aklımıza hemen aklımıza devletin başına bir sürü sıkıntı açan Yeniçeriler ve
bir kısım tarafından genellikle “Hain” olarak adlandırılan vezirler gelse de
Osmanlı tarihinin geneline baktığımızda her konuda olduğu gibi bu konuda da bir
genelleme yapmak sakıncalıdır. Devşirmelerin arasından İlber Ortaylı’nın
Hürriyet gazetesindeki (29 Eylül 2019) makalesinde belirtiği üzere Mimar Sinan,
Piyale Paşa, Uluç Ali Reis ve Köprülü Mehmed Paşa, Kıbrıs fatihi Lala Mustafa
Paşa ve Cezzar Ahmet Paşa gibi her yönüyle vakıf pek çok insan çıkmıştır. Bölüm
başlangıcında belirtiğimiz üzere ilk Türk denizcisi Çaka Bey Bizans tarafından
devşirilen birisiyken yine Selçuklu tarihinin meşhurlarından Celaleddin Karatay
da devşirmedir.
Çalışmamızın amacı
Osmanlı bürokratlarının siyasi faaliyetleri değildir. Üç anlamıyla vakıf
insanlardır. Bu bağlamda devşirme vezirlerin vakıf kurma sebeplerinin dini
hassasiyetleriyle değil bir takım dünyevi sebeplere bağlanması bana mantıksız
geliyor. Belirttiğim üzere genelleme yapılmasına karşıyım.
Fatih tarafından
Konya-Ereğli bölgesinin fethiyle görevlendirildiğinde çok büyük zulümlere imza
atan ve nihayetinde boynu vurulan Gedik Ahmet Paşa veya halefi Piri Mehmed
Paşa’yı öz oğluna zehirleten, en sonunda Kanuni’nin hürmet ettiği ve sevdiği
Defterdar İskender Paşa’yı idam ettirerek kendi idam fermanını imzalayan
Pargalı Makbul-maktul- İbrahim Paşa gibi vezirleri savunmak gibi bir amacım
elbette olamaz.
Kaldı ki Osmanlı
bürokrasisinde-Türk-Devşirme ayrımı olmaksızın- devletin kuruluşundan itibaren
bürokratlar arasında daimi bir çekişme her zaman vardı. Daha doğrusu Türk-İslam
devletlerinin tamamında bu tür çekişmeler vardı. Konuyu daha fazla uzatmadan
Sokoloviç ailesinden devşirilerek Osmanlı bürokrasisine katılan ve vakıf
eserleriyle tarihe mal olmuş kişileri incelemeye başlayalım isterseniz.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/muhtesem-sokullu- Osmanlı
Kroniklerinde Sokollu Mehmed Paşa ve Sokoloviç Ailesi Abdullah ZARARSIZ Mediterranean
Journal of Humanities mjh.akdeniz.edu.tr XI (2021) 321-354
DELİ
(DİVANE) HÜSREV PAŞA
1495 yılından önce
doğduğu tahmin edilen ve Sokoloviç ailesinden devşirilen ilk kişi olan Hüsrev Paşa, Enderun’da yetiştikten sonra
süvari bölüklerine geçmiş, işlediği bir suç yüzünden saraydan uzaklaştırılmıştır. Daha sonra bazı vezirlerin
aracılığı ile affedilerek saraya gelen Hüsrev Paşa çaşnigirbaşılık, kapıcılar
kethüdalığı, mirahurluk
görevlerinde bulunmuştur. I. Selim’in
emrinde Çaldıran seferine katılan Hüsrev Paşa, 1514 yılında Karaman beylerbeyi olmuş, 1516’da Harput’u ele geçirdikten
sonra Mısır seferine katılmıştır. 1521 yılında Anadolu beylerbeyliğine getirilen Hüsrev Paşa, aynı yılın sonlarında Diyarbekir beylerbeyliğine getirilmiştir.
1526 yılında
Diyarbakır beylerbeyi iken Bozok civarında çıkan Celalî ayaklanmalarının
bastırılmasında görev alan ve 1531
yılına kadar Diyarbekir’de kalan Hüsrev Paşa, bu görevi boyunca pek çok
suçlamayla karşı karşıya kalmış ve
Safevi Devleti’nin valisi iken Osmanlı Devleti’ne
sığınan Ulama Paşa ile arasının
açılmasının da etkisiyle azledilerek İstanbul’a dönmüştür. Bir süre sonra
Anadolu beylerbeyliğine getirilen
Hüsrev Paşa, 1532 yılında Sultan Süleyman’la birlikte Alman seferine katıldı, sefer dönüşünde Haleb ardından 1534’te
Şam beylerbeyliğine tayin
edildi ve Irakeyn seferine iştirak
etti. Bu seferin ardından
Mısır beylerbeyliğine getirilen ve iki yıla yakın burada kalan Hüsrev
Paşa, görevden azledildikten sonra İstanbul’a
döndü.
Peçevî, 1538 yılında Hüsrev Paşa’nın Anadolu
beylerbeyi olduğunu belirtmektedir.
Ancak Boğdan seferine çıkılmadan önce vezir Mustafa Paşa vefat edince divan silsilesinde değişiklik yapılmış ve Hüsrev
Paşa’ya Rumili beylerbeyliği tevcih edilmiştir. Aynı tevcihatta Rüstem Paşa da Anadolu beylerbeyi olmuştur.
Boğdan seferine katılan
ve Budin savunmasında görev alan Hüsrev Paşa
başarılarından dolayı 1541 yılında dördüncü vezirliğe tayin edildi. Divan’da
Vezir-i Azam Süleyman Paşa kavga edince her iki paşada vezirlikten azledildi.
Vezirlikten
azledilmesine oldukça içerleyen Hüsrev Paşa saygınlığını kaybetmenin ve
zehirleneceğinden şüphelenen Hüsrev Paşa on
yedi gün yemeden
içmeden kesilmiş ve vefat etmiş Fatih Yenibahçe’de yaptırdığı türbesine
defnedilmiştir.
Hüsrev Paşa Halep’te
Osmanlı döneminin ilk büyük külliyesini inşa ettirmiş ve büyük vakıf geliri
bağlamıştı. Halep’teki külliyesinden başka, Diyarbakır’da yaptırdığı cami,
medrese ve hanları, Kahire’de yaptırdığı geçit, çeşme, sarnıç ve mektebinin
yanı sıra İstanbul’da Mimar Sinan tarafından yapılan türbesinin civarında
mektebi, çeşmesi ve çarşısı da vardı.
16. Yüzyılda
Halep’te Bir Osmanlı Vakfı: Hüsreviye Külliyesi Vakıflar Dergisi 41 - Haziran 2014
Enver Çakar)
SOKOLLU
MEHMED PAŞA
Sokoloviç ailesinin an
meşhur ismi 1505 yılında Bosna’nın Vişegrad kazası-Rudo nahiyesi- Sokolovići
köyünde dünyaya gelen ve uzun boylu olmasından dolayı
Tavil (uzun) şehid edilmesinden dolayı Şehid olarak anılan Sokollu Mehmed
Paşa’nın çocukluğu hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Tarih-i Bosna ve Hersek müellifi Muvakkit Salih Sıdkı Efendi ve
Rumen tarihçi Jorga da Sokollu
Mehmed Paşa’nın Boşnak
asıllı olduğunu kabul ederler.
Devşirildikten sonra
Mehmed adını alan genç Sokoloviç, Edirne sarayında bir süre eğitim aldıktan
sonra İstanbul’a, Yeni Saray’a gönderildi. Yeni Saray’da başarılı olan Mehmed
önce iç hazine de grevlendirilmiş sora sırasıyla rikabdarlık (eyerin üzengisini tutarak padişahın ata binip inmesine yardımcı olan görevli),
çukadarlık (padişahın kaftan ve kürklerine bakmakla
yükümlü olan görevli)
ve silahdarlık (padişahın silahlarını taşımakla yükümlü
görevli), çaşnigirbaşılık (sultanın
yiyeceği yemeği, içinde zehir olup olmadığını anlamak
için ondan önce tatmakla yükümlü
görevli) ve kapıcılar
kethüdalığı (sarayın babüssaade dışındaki bütün kapılarında
bekleyen kapıcıların amiri durumundaki görevli) görevlerini başarıyla ifa etti.
Mehmed Ağa, silahdarlığı
sırasında babası ve ortanca kardeşi, küçük kardeşinin yerine geçen amcazadesini
İstanbul’a getirdi. Annesi ve küçük kardeşi Bosna’da kaldı.
Mehmed Ağa’nın küçük aile fertleri Galata Saray’a
eğitime gönderildi. Ortanca kardeşine Mustafa ismi konmuş, fakat kısa
bir süre sonra vefat edince bu sefer küçük kardeşi olarak gelen amcazadesine Mustafa ismi verildi. Mustafa da Mehmed Ağa gibi görevlerini
eksiksiz yapmış ve göze girmeyi başarmıştır.
Sokoloviç ailesinin devşirilen ilk ferdi yukarıda bahsedilen Hüsrev Paşa
olup Mustafa’nın (Lala Mustafa Paşa) ağabeyi’dir. Bundan sonra Mehmed Ağa’nın
amcazadeleri olan Ferhad, Ali, Derviş ve Mehmed Beyler de İstanbul’a gelerek devlet hizmetine
girdiler.
Mehmed Paşa defterdar
İskender Çelebi’nin maiyetinde 1533- 35
İran ve Bağdad seferlerine iştirak etti. Bu sefer sırasında İskender Çelebi
İbrahim Paşa tarafından idam ettirilince Mehmed Paşa ile Lala Mustafa Paşa’nın
da bulunduğu maiyeti
saraya gönderildi.
Bu tarihten sonra
Mehmed Ağa sarayda çeşitli hizmetlerde bulundu. Mehmed Ağa 1546 yılında ”
Taşra” çıktı. Barbaros Hayreddin
Paşa’nın 5 Temmuz 1546 yılında vefatı üzerine Kapıcılar Kethüdası Mehmed Ağa
Kapudan-ı Derya’lığa tayin edildi.
Kapudan-ı Deryalığı
uzun sürmeyen Mehmed Paşa 1549’da atandığı Rumeli Beylerbeyiliğinde, Baç,
Beçkerek, Çanad, Varat ve Lipova kalelerini ele geçirmiş, 1552’de Tımışvar’ın fethinde
önemli hizmetleri olmuş ve Eğri kuşatmasına da katılmıştır. İran seferindeki
başarılarından dolayı üçüncü vezir olmuştur.
Sokollu Mehmed Paşa’nın
kariyerinin dönüm noktası 1558 yılıdır. Mehmed Paşa bu tarihte Şehzade
Bayezid-Şehzade Selim arasındaki anlaşmazlık sırasında Şehzade Selim’e nasihat
için gönderildi. Daha Konya ovasında yapılan savaşta yenilen Şehzade Bayezid
firar emesi üzerine Şehzade Selim’li Halep’te kışlayan paşa İstanbul’a geri
döndü.
Sadrazam Rüstem
Paşa’nın 1561 yılında, yerine gelen Semiz Ali Paşa’nın da 1565 ‘te vefatı üzerine Mehmed Paşa sardrazam
oldu. 1562 yılında 3. Vezir iken Şehzade Selim’in kızı İsmihan Sultan’la
evlenen Mehmed Paşa’nın bu evlilikten çok sayıda çocuğu olmasna rağmen iki kız
bir erkek çocuğu yaşamıştır. Mehmed Paşa ilk evliliğinden olan Hasan ve Kurd
Kasım Bey’i yanında bulunurarak himaye etmiş, ölen erkek evlatları için de pek
çok hayırlar yapmıştır.
Sokollu Mehmed Paşa
devlet adına en mühim görevlerinden birini Kanuni’nin vefatını vezirler ve
askerlerden gizleyerek yapmış bu sayede oluşacak itaatsizliğin önüne
geçmiştir. II. Selim’in padişahlığı süresince
adeta imparatorluğu yöneten Sokollu bazılarının
kolayca kalem oynattıkları gibi II. Selim’in keyfine ve işrete düşkünlüğü,
tembelliği gibi mesnetsizliklerin değil, vezirin hükümdarı iyi bilgilendirmesi,
emirlere harfiyen uyması ve saltanat karşısında yalan ve kendi çıkarına sır
saklama merakında olmamasındandır. (İ. Ortaylı)
II. Selim döneminde
adalet duygusuyla hareket eden Sokollu’yu, düşmanları bile kendi akrabası ve
adamlarını önemli mevkilere getirmek dışında
bir şeyle suçlayamamıştır. Bununla birlikte aynı zamanda akrabası olan Peçevî’ye göre Paşa’nın ileri çıkardığı adamlar
zaten o görevlere
en layık olan kişilerdir.
II. Selim döneminde
Sokollu Mehmed Paşa’nın gerçekleştirmeyi düşündüğü en önemli projesi 1569
yılında aralarında az bir mesafe olan ve Karadeniz’e dökülen Ten ve Hazar
Denizi’ne akan İtil nehirlerinin birleştirilmesidir. İlber Ortaylı’ya göre
çağının ilerisinde olmasına rağmen o günün şartlarında başarısız olacak bir
projeydi. Peçevi’ye Kırım Han’ının tahrik ettiği söylentiler yüzünden aşırı
masraflı bu proje yarım kalmıştır.
Sokollu Mehmed Paşa’yı en çok zorlayan olaylar o tarihte (1571) Venedik
hakimiyetinde olan ve İstanbul-İskenderiye deniz yolunun güvenliğine tehdit
oluşturan Kıbrıs meselesidir. Ortaya
çıkan sorunlardan dolayı Sultan II. Selim, Sokollu’nun muhalefetine rağmen
vezirlerin ortak kararıyla Kıbrıs’ın fethine karar vermiş, yapılan harekat sonunda
Kıbrıs fethedilmiş, sessiz kalmasına ve muhalif olmasına rağmen makamını
korumuştur. Emecen’ e göre tecrübeli Vezir-i Azam savaş karşıtı gözükerek
yabancı elçileri oyalamış ve hazırlıkların gizlice yapılmasına zemin hazırlamış
olabilir. Osmanlı devlet geleneğinde bu tür durumlarda azil müessesesi
çalıştırılırdı. Mehmed Paşa’yı zorlayan
olay Kıbrıs’ın fethinin ardından İnebahtı deriz savaşında Osmanlı donanmasının
neredeyse tamamen yok edilmesidir.
Sokollu Mehmed Paşa ve
Kılıç(Uluç) Ali Paşa’nın üstün çabalarıyla donanma bir yılda eski gücüne
kavuşturulmuştur. Sokollu Mehmed Paşa’nın donanmanı yeniden uluşturulması
sırasında Kılıç Ali Paşa’ya söyledikleri hem devletin gücünün, hem özgüveninin
hem de kararlılığının veciz ifadesidir: “lâzım gelürse, her kadırganun resenlerini ibrişimden ve tente vü yelkenlerini atlas u dîbâdan iderün.” Âlî,
bu dönemde iki yüz parça kadırga
ve mavnanın
denize indirildiğini kaydetmiştir.
III. Murad’ın tahta geçmesiyle Sokollu’nun
yıldızı sönmeye başladı. Âlî, Sultan Murad’ın yakınlarının Mehmed Paşa’ya olan düşmanlıklarını su yüzüne çıkardıklarını
ve ellerine fırsat geçtikçe sadrazamın azli için, belki de katli için padişahı onun aleyhinde
kışkırttıklarını kaydederken Peçevi’ye göre III. Murad şehzadeliğinden itibaren
Üveys paşa başta olmak üzere yakınları tarafından Mehmed Paşa’ya karşı
doldurulmaktaydı.
Ayrıca sadrazam ile
arası açık olan Rumili kadıaskeri
Kadızade’nin de padişaha sürekli olarak Mehmed Paşa’nın rüşvet aldığı kişileri
ve yakınlarını kayırdığı şeklindeki sözleri,
III. Murad’ın Mehmed Paşa aleyhinde
düşünceler edinmesine neden olmuştur.
Bütün bunlara
rağmen III. Murad saltanatında da Sokollu’nun gücü devam etmiştir.
III. Murad döneminde
Sokollu’nun maruz kaldığı
davranışları Hasan Beyzade
tafsilatıyla anlatmıştır. Müellif,
III. Murad’ın Mehmed Paşa gibi iş bilir bir devlet adamının işleri yürütmesine imkân vermeyip, devlet işlerini bizzat
eline aldığını belirtmiştir.
Sokollu, yapılan
muamelelere karşın padişaha
sadakatinden asla geri adım atmamış
ve hizmetine devam
etmiştir. Uzun yıllar sadrazamlık makamında bulunan
ve kroniklerin deyimiyle “devleti istediği gibi idare eden” Sokollu
Mehmed Paşa’nın ölümü de gönlünden
geçtiği gibi olmuştur.
Peçevî İbrahim’in Mehmed
Paşa’nın hazinedarı Hasan Ağa’dan naklettiğine göre Mehmed Paşa her gece namaz kıldıktan sonra Hasan Ağa’ya
Osmanlı tarihi okuturmuş. O gece Hasan Ağa ne
okuyalım diye sorunca
paşa “Sultan Murad’ın
Kosova’da şehadetini oku” diye karşılık
vermiştir. Hasan Ağa ilgili bölümü okurken paşa, gözlerinden yaş
süzülerek “bana da böyle bir şehadet
nasib eyle ya Rab” diye dua etmiş, Peçevî’nin ifadesiyle “tir-i duası hedef-i
icabete isabet” etmiştir. Ertesi gün
ikindi divanında âdeti üzere paşadan harçlık almaya gelen divaneyi gören paşa, ona vermek üzere cebinden akçe
çıkarmıştır. Akçeyi divaneye vermek üzereyken
adam yeninden çıkardığı bir hançer ile yaşlı paşayı göğsünden yaralamış
ve darp etmiştir. Paşanın adamları
derhal adamı yakalamış
ve hapsetmişlerdir. Paşanın
hizmetkârı Üstad Ali isimli cerrah çağrılmış fakat yapılan
müdahaleye rağmen paşa kurtarılamamış ve vefat etmiştir. Selanikî ve Âlî ise
ölüm tarihini 12 Ekim 1579 olarak göstermektedir.
Bu ifadelere daha sonra
da devam eden İbrahim Efendi, Sokollu Mehmed Paşa’nın maiyetinden Kaytas
Kethüda ve hazinedarı Hadım Hasan Ağa’ya,
Mehmed Paşa’nın rüşvet almadığını söylemelerine rağmen bunca servetin
ne şekilde hasıl
olduğunu sormuştur. Paşa’nın
adamları cevap olarak Paşa’ya gelen hediyelerin, o devirde sadrazamların
aldıkları rüşvetten daha fazla olduğunu,
paşanın yaptırdığı imaretleri bu şekilde finanse ettiğini belirtmişlerdir.
Sokollu Mehmed Paşa
inanılmaz servetiyle çok fazla sayıda hayrat eser yaptırmıştır. Vakfiyesine
göre 7 cami (Azapkapı, Lüleburgaz, Beçkerek, Zigetvar, Kayapınarı, Bor ve Payas
camileri) 7 mescid (Büyükçekmece, Varna-Balçık Bedesten, Vişegrad-Sokoloviç,
Halep’te Ömeri, Gümrük Hanı, Antakya kapısı dışında 2 mescid) 2 Medrese (
Kadırga limanı ve Lüleburgaz) 3 tekke (Kadırgalimanı, Payas ve Zigetvar
tekkeleri) 1 Darül kurra (Eyüp) 8 Sıbyan Mektebi (Azapkapı, Lüleburgaz,
Kayapınarı, Sokoloviç, Beçkerek, Bor, Payas ve Medine Sıbyan mektebi, 3 imaret
(Lüleburgaz, Vişegrad, ve Payas imaretleri)
1 Darüşşifa (Medine) pek çok çeşme, suyolu ve şikaye (Eyüp’te altı
adet çeşme, Kadırgalimanı’nda bir çeşme, Azapkapı’da iki adet çeşme ve
iki adet sikaye, Lüleburgaz’da suyolu, Belgrad’da suyolu ve çeşitli yerlerinde
çeşmeler, Vişegrad’da suyolu ve çeşmeler, Sokoloviç’te çeşme ve suyolu,
Payas’ta suyolu, Halep’te üç adet çeşme ve suyolu ile Medine’de suyolu, çeşme
ve sikaye. (su deposu)Lülebugaz’da kaldırımlı yol, Edirne-Kızılağaç Yenicesinde
köprü, değirmen, Vişegrad Drina’da köprü yaptırmıştır. Bu hayratların hepsinin
inşa masraflarını Sokollu Mehmed Paşa ve eşi İsmihan Sultan birlikte,
vakıfların masrafları ise Mehmed Paşa’ya verilen hediyelerden karşılanmıştır.
Sokollu Mehmed Paşa
hayratlarının masrafları için çok sayıda akar vakfetmişti. Vakfiyelerine göre
İstanbul’daki vakıfları için; Kadırgalimanı, Tahtakale, Eyüp, Galata (Azapkapı),
Kasımpaşa, Büyükçekmece ve Üsküdar semtlerinde bulunan toplam 127 adet dükkân
ve 5 adet dükkân binası (işhanı) 15 adet mahzen, 2 adet han üzerine dükkan
yapılmak şartıyla 4 adet arazi ve 58 adet kayık yeri, 21 adet oda ve 1 adet ev,
1 adet çifte hamam, 1 ahır ve mezbaha, 1 hangah, 1 ekmek fırını ve 1 değirmen
ve tüm bu emlakin gelirleri vakfedilmişti.
Sokollu Mehmed Paşa’nın
Kırklareli’nde (Lüleburgaz (Burgos)ve Pınarhisar’da yer alan vakıfları için:
Toplam 53 dükkân, 1 Çifte hamam, 1 Şirruganhane (susam yağı imalathanesi), 1
serhane, 1 Bezirhane (tohumhane), 1 Şemihane (mumhane), 1 sabunhane ve 3
debbağhane (tabakhane) 4 adet menzil (medrese ve külliye çalışanları için
lojman) 6 adet ev, Saruhanlı, Ayvalı, Örenli Ali Şeyh adıyla meşhur Tatark
köyleri, Küçük ……… adlı mezraa ve Demircili köyü yakınında bir mandıra, Ali
Fakih mezraası, Menteşe mezraası denilen üç bölüm mezraa, Zemin İbrahim
mezraası, Murad Hoca mezraası, Sendilyeri mezrasının yarısı, Kırklareli)
kazasında 5000 baş koyun, Tunca Nehri üzerinde beş göz değirmen, yine Tunca
nehri üzerinde beş göz değirmen, Rus kasrı kazasında; Akyazılı Köy, Umurcalı
Köy, Yeniköy ve Bayramşolu Köyü, Piri Ağa ismiyle meşhur alan ve içinde 1
değirmeni, 3 balık ağı, mülk çayırı, sazlığı, korusu, kışlağı ve bir mandıra, Varna Kasabasında, 26 dükkânı ve 15 mahzeni
olan bir bedesten, bu bedesten yakınında bina olunan bir han, bu han önünde
yaptırılan 6 dükkân, bu kasaba yakınında Sülüklü Gölü denilen nehir üzerinde
iki göz değirmen, değirmenin yanında bir menzil, Varna’ya Batva nehri üzerinde
1 değirmen, değirmen yanında çayır ve bostanlık, Balçık kazasında bezzazistan
üslubunda yaptırılan ve 48 dükkân, 24 oda, 10 mahzen ve tuvaleti olan bir çarşı
binası, Tekfurköyü kazası-Mangalya köyünde 12 dükkân, bir mahzen ve ekmekçi
fırını, Üsküp Livası-Vardar Nehri üzerinde 10 göz değirmen, bu değirmen
yakınındaki çeltiklik, Navesal karyesinde 2 ev, 1 menzil, bu kazadaki Keveçan
köyü, İstap kazası-Dereğaniçe adlı nehir
üzerinde, 8 göz değirmen, Selanik Livası Langara nahiyesinde Üçgazili adlı köy,
köy yakınında Halil Paşa Sarayı köyü ve köydeki 1 mandıra, Sedrekapsi kazası
Kayapınarı mevkiinde Pazar-ı Cedid denilen köy, bu köyde 1 kervansaray,
kervansaray civarında beş dükkân, üç esirci odası, bir hamam, zahire ambarı,
çardak, bir ahır, sofalar vakfetmişti.
Arşiv belgelerine göre
Sokollu Mehmed Paşa’nın üç vakfiyesi bulunmaktadır. Vakfiyelere göre Mehmed
Paşa Bursa vakıfları için: 48 adet oda, Arap Mehmet Mahallesinde 2 adet fırın
ve 1 adet şerbetçi dükkanını vakfetmişti.
LALA
(KARA) MUSTAFA PAŞA
Sokoloviç ailesinden
Hüsrev Paşa’nın kardeşi olan Mustafa Paşa, aynı zamanda Mısır sultanı Gavrizade’nin de damadıdır. Muhtemelen 16. yüzyılın
ilk yıllarında doğmuş
olmalıdır. Hakkındaki kayıtlara göre Sultan Süleyman’a altı yıl boyunca berberbaşılık
yapmış, haremden sipahi oğlanları bölüğüne çıkmış, sırasıyla çaşnigir ve mirahur-ı sani olmuştur. Rüstem Paşa’nın sadrazamlığı
sırasında tekrar çaşnigirliğe getirilmiş, bir süre sonra saraydan uzaklaştırılmak için Safed sancakbeyliğine tayin edilmiştir. Mustafa
Paşa’nın kariyeri 1557 yılında
Şehzade Selim’e lala olmasıyla şekillenmiştir.
1558 yılında
Şehzade Selim- Bayezid
arasındaki iktidar mücadelesindeki faaliyetleri sebebiyle
1560 yılında Pojega sancakbeyliğine
tayin edilmiş, ancak Şehzade Selim’in tavassutuyla bir ay sonra Tımışvar’a nakledildi. Görev yerine
gitmeyen Mustafa Paşa Şehzade Selim’in yanında
kaldı. Birkaç gün sonra görev yeri Van beylerbeyliği olarak değiştirilmiş,
1562’de Erzurum, ertesi
yıl ise Haleb ve Şam beylerbeyi olmuştur.
Uzun süre Şam beylerbeyi olarak görevde kalan Lala Mustafa
Paşa, İstanbul’dan uzak tutulmak
ve Yemen’de öldürülen Murad Paşa’nın intikamını alması için Yemen’e
serdar tayin edildi. Başarılı olmaması için bazı önlemler alınan Mustafa Paşa, Şam beylerbeyliği hasları da kendisine tevcih edilerek 1568 yılında
vezaretle Yemen’e serdar oldu.
Mustafa Paşa’nın Yemen
seferinde başarısız olması için atılan adımlar yüzünden sefere gitmemek için
Şam’da oyalanan Mustafa Paşa üst üste gelen emirler sonrası
buradan hareket ederek Mısır’a gitmiştir.
Mısır’daki idarecilerin
katledilme emri için uğraşmalarına rağmen Sultan Selim, lalası olması münasebetiyle katlini
engellediyse de görevinden azledilen Mustafa Paşa bir süre sonra İstanbul’a döndü, İstanbul’da
Hoca Ataullah Efendi ve Musahib Celal Bey gibi devlet adamlarının yardımıyla affedilip
altıncı vezir olarak divana girdi.
II. Selim döneminin en
önemli olayı Kıbrıs Adası’nın fethedilmesi ve Mustafa Paşa’nın serdar
olmasıdır. Kıbrıs Adası, Mustafa
Paşa’nın serdarlığında tamamen
fethedilmiş ve beylerbeylik olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Lala Mustafa Paşa’nın
son büyük seferi ise İran’a yönelik düzenlenen sefer olmuş, 1578 yılında Mustafa Paşa’ya havale edilmiş,
İran serdarlığı sırasında Şirvan, Babülebvab,
Tiflis ve Kars kaleleri fethedilmiştir. Sefer
devam ederken Sokollu
Mehmed Paşa’nın şehit olması ve ardından sadrazam olan Ahmed Paşa’nın pasifliğinin
yanı sıra üçüncü vezir Sinan Paşa’nın aleyhindeki faaliyetleri neticesinde Mustafa Paşa serdarlıktan azledilerek
yerine Sinan Paşa atanınca Mustafa Paşa İstanbul’a döndü.
1580 yılı ortalarında
Ahmed Paşa’nın ölümü üzerine Sadrazamlık bekleyen yaşlı vezir Mustafa Paşa bu
duruma üzüldü. Âlî’ye göre Mustafa Paşa’nın sadrazamlığa getirilmemesinin temel sebebi, Şehzade Selim ve Bayezid
arasına fitne sokması ve Sultan Süleyman’ın şerefine gölge düşürmesidir. Mustafa Paşa, 7 Ağustos 1580 tarihinde
öldüğünde yetmiş yaşını geçmişti.
Mustafa Paşa’nın
görev yaptığı hemen her yerde hayır faaliyetlerinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
O, Erzurum’da bir cami ve vakıf, Karaman’ın Ilgın kasabasında bir cami ve imaret, Şam’da üç yüz altmış odalı bir
kervansaray, Kudüs yakınlarında bir cami ve imaret ile Mekke ve Medine’de bazı hayır eserleri vücuda getirmiştir.
Sultan
II. Selim’ in emriyle başlayan Kıbrıs’ın fethi, Lala Mustafa Paşa’nın
serdarlığında 9 Eylül 1570’te Lefkoşe’nin fethiyle başladı ve 1 Ağustos 1571 tarihinde Magosa’nın iltihakıyla tamamlandı.
Adanın fethi, bir yıl
sonra Magosa’nın fethi ile tamamlanmış olmasına rağmen, imar faaliyetleri hemen başlatıldı. Fethin bir sembolü olarak,
ilk önce Ayasofya Katedrali, Sultan II. Selim
adına tescil edilerek, camiye çevrildi. Burasının giderleri için bir vakıf
kuruldu. İlk cuma namazı da 15 Eylül 1570 tarihinde burada kılındı. Mustafa
Paşa, camiye bir Kur’an-ı Kerim ile bir kılıç vakfetti.
II. Selim’in Mustafa
Paşa’ya gönderdiği 13 Mayıs 1571 tarihli “Kıbrıs’ta feth olunan Baf ve Girne’ye de birer câmi ve hamamın, Baf’a
ayrıca kale ve burçların inşa edilmesi emrini” içeren fermanı
ve Anadolu’dan göç etmek isteyenlere verilen 3 yıllık vergi muafiyeti
şenlendirme işinin ne kadar planlı bir şekilde
uygulandığının göstergesidir.
Kıbrıs’ın Osmanlı
hâkimiyetine geçişinden itibaren Kıbrıs’ta kurulan ilk vakıf Lefkoşa’nın fethinden
bir gün sonra “fethinin bir sembolü” olarak Ayasofya Katedrali’nin Sultan II.
Selim adına tescil edilerek camiye
çevrilmesi, Selimiye Câmiinin giderleri için “dükkânlar, değirmenler, araziler, çiftlikler ve su kaynakları”nın tahsisi ile Mustafa
Paşa’nın bu camiye bir Kur’an-ı
Kerim ile bir kılıç
vakfetmesi kabul edilebilir.
Kıbrıs’ta vakıflaşma
Sultan II. Selim’den sonra Kıbrıs fâtihi Serdar Lala Mustafa Paşa büyük bir vakıf kurması ile sürmüştür. Arşiv
kaynaklarına göre takip eden yarım asır içinde
burada Kıbrıs beylerbeyi Cafer Paşa [bin Abdülmennan], Baf Sancakbeyi Mehmed
Bey [bin Ebubekir], Hümâ bint-i Ali,
Refail veled-i Lazari, Hacı Keyvan bin Abdülmennan ve Yusuf Ağa bin Perviz, Ali Beşe ibn-i Abdullah ve
Üsküdar’da Çinili Valide Sultan külliye için Sultan I. Ahmed’in hasekisi Kösem Mahpeyker Sultan, vakıflar
kurmuşlardır. Kayıtlar, Kıbrıs’ta bu geleneğin
Osmanlı hâkimiyetinden sonra
da sürdüğünü göstermektedir.
Lala Mustafa Paşa, Kıbrıs’ın fethinden sonra yapılan ilk imar
faaliyetleri sürecinde 11 Mayıs 1579 tarihinde Kıbrıs’ta; Lefkoşa, Omorfa, Girinye (Dimetoka),
Piskopi, Girinye- Kazabifan, Lefke, Magosa, Lefkoşa-Kitriya, Tuzla ve
Pendaya’ya yayılan çok büyük bir vakıf kurmuştu. Paşa, sadece
Kıbrıs’ta değil farklı zamanlarda görev
yaptığı Antep, Erzurum ve Ilgın’da birer külliye, Şam’da iki külliye,
Kars, Kudüs, Mekke- Medine,
Tiflis ve Zile’de de hayrat ve vakıflar kurmuştur.
Mustafa
Paşa’nın Kıbrıs vakfı 11 Mayıs 1579) tarihinde Lefkoşa’da kurularak tescil
edilmiş 25 Haziran
1822 tarihinde ise, payitaht (merkez) defterine
kaydedilmiştir.
Mustafa Paşa’nın
vakıflarının kaynağı, Kıbrıs’ın
fethinde, Osmanlı serdarı
olması münasebetiyle serdarlık hakkı olarak kendisine
verilen 98 çiftlik
ile kaydedilmiş menkul ve gayrimenkul mal- mülklerden oluşmaktadır. Kayıtlara göre gerek
serdarlık hakkı olarak gerekse şahsi servetiyle satın alarak mülkiyetine geçen
17.277-20.000+ veya 28.592,5 dönüm arazi, 9.602 ağaç, 437 büyükbaş hayvan, 227
dükkan, 49 mahzen, 3 fırın, 6 hamam, 81 değirmen ve 195 evi vakfına akar
(mevkuf) olarak kaydettirmişti.
Yukarıda listelediğimiz
akaratla (mevkuf) Lala Mustafa Paşa Vakfı tarafından giderleri karşılanan dört
(4) câmi (veya mescid), bir (1) Darü’l-Hadis, iki (2) sıbyan
mektebi, iki (2) kütüphane, bir dizi (sıra)
su kuyusu ve üç (3) çeşme, iki (2) hamam, iki (2) köprü ve bir (1) han
bulunuyordu.
Bu hayrât arasında
Lefkoşa’daki Ömeriye (Ömerge) Camii
orta ölçekli bir külliye olarak tanzim edilmiştir. (Ömeriye camisi (Ömerge) külliyesi
kiliseden çevrilmiş cami, 1 sıbyan mektebi
(Ömeriye Mektebi), bir kütüphane, bahçesine bir çeşme (şadırvan) ve yanına
bir hamamdan (Ömeriye Hamamı) müteşekkildi. Lala Mustafa Paşa vakfına bağlı ikinci câmi, Lefkoşa- İplik Pazarı Câmiidir.
İplik Pazarı Camii’nin yakınında
vakfa ait Hamam-ı Kebir (Büyük
Hamam) eklenmişti. Vakfa ait üçüncü mescid Lefkoşa kalesi içinde yer
alıyordu. Mustafa Paşa Vakfı’na
kayıtlı dördüncü mescid Magosa kalesinde bulunan Akkule mescidiydi. Mustafa Paşa vakfiyesinde kayıtlı
olan 8 kiliseden üçü mescide
(câmiye) çevrilmiş, beşi ise
vakfedilmişti. Vakfiyeye göre Lala Mustafa Paşa vakfına ait 24 hayrat
bulunuyordu. Lala Mustafa Paşa vakfında yıllık 62.724 akçe ücretle 49 kişi
çalışıyordu. Âlî, uzun yıllar yanında
kaldığı Mustafa Paşa’yı cesur, cömert, arslan yaratılışlı bir savaşçı, hiddetli
ve “ateşli” bir kişilik olarak
tanımlamıştır.
Lala Mustafa
Paşa’nın Kıbrıs Vakıfları: Kıbrıs’ta Vakıf, İmar ve İskân Doç. Dr. Mustafa
ALKAN Gazi Üniversitesi / Ankara İstanbul 2017 Osmanlılar Döneminde
Kıbrıs
LALA MUSTAFA
PAŞAZADE MEHMED PAŞA
Sokoloviç ailesinin
ikinci nesil ferdi olan Mehmed Paşa, Mustafa Paşa’nın Memluk sultanı Kansu
Gavri’nin kızından olan oğludur. Cesaretiyle ün salan Mehmed Paşa birkaç sancak yönettikten sonra önce Zulkadriye,
ardından 1573 yılında Haleb beylerbeyi olmuş ve otuz yaşındayken Haleb’de
vefat etmiştir. Âlî’ye göre gözü tok ve merhametli
olan Mehmed Paşa, babasının zoruyla kabul ettiği beylerbeyliğin zor bir görev olduğunu zikretmiş ve kabul etmesinden
dolayı pişman olduğunu belirtmiştir.
MUSTAFA PAŞA
Sokollu Mehmed Paşa’nın küçük kardeşi yerine geçerek İstanbul’a gelen amcazadesidir. Şehzade Mehmed’in vefat ettiği 1543
yılında saraydaki küçük odalardan hazine odasına geçmiş ve bir süre berberbaşılık yaptıktan
sonra Elkas Mirza üzerine yapılan
sefere padişahın maiyetinde katılmış ve yedi sene sultanın
hizmetinde bulunmuştur. Bu seferden sonra Sokollu Mehmed Paşa Rumili beylerbeyliğine tayin edilince Mustafa Ağa da
otuz üç akçe ulufeyle saraydan taşra
çıkarak sipahi, ardından Bosna’da cizye memurluğu, Mehmed Süreyya’ya göre Paşa Enderun’dan çıktıktan sonra küçük mirahur ve daha sonra çakırcıbaşı
en son olarak ta beylerbeyi olmuştur.
Bir süre cizyedar
olarak hizmet veren Mustafa Ağa, Sultan Süleyman’ın 1553 yılında düzenlediği İran seferi sırasında çaşnigir olmuş ve
iki yıla yakın bu görevde kalmıştır. Nisan 1555’te altmış bin akçe gelir ile Tımışvar
defterdarlığına getirilen Mustafa, beş yıla yakın bir süre sürdürdüğü bu görevin ardından
Mart 1560’ta Fülek sancakbeyi olmuştur.
Mustafa Paşa’nın Fülek’ten sonraki görevi Klis sancakbeyliğidir.
Sultan Süleyman’ın
Sigetvar seferi sırasında Arslan Paşa’nın yerine
Budin beylerbeyi olarak atanmıştır. Mustafa Paşa, Sultan Selim devrinde
vezirliğe yükselmiştir. On üç yıl kadar kaldığı
Budin’de sayısız hizmeti geçmiştir. Peçevî’nin cömert, eli açık ve
iyiliksever olarak tanımladığı Mustafa Paşa, Budin’de cami, medrese, han ve imaretler
yaptırmıştır. Budin’de dış sur, baruthane ve kaleye bazı kuleler ekletmiş,
Sigetvar ve İstolni Belgrad kalelerine de büyük burçlar yaptırmıştır. Yetimlere ve bekârlara durumlarına göre
çeyiz vererek evlendirmiş ve geçimleri için dirlik tahsis etmiştir.
İstanbul’daki iktidar
çekişmelerinin sonucu olarak 1579 yılında Budin
saray ve barut mahzenlerine yıldırım düşmesi bahane edilerek suçlu bulunmuş ve
gizlice gönderilen mirahur-ı kebir
Ferhad Ağa tarafından katledilmiştir. Hasan
Beyzade, Mustafa Paşa’nın serhadlerde sevildiğini ve halk arasında hayır sahibi
olarak yâd edildiğini belirtmiştir.
FERHAD PAŞA
Sokollu Mehmed Paşa’nın
amcasının oğlu ve tarihçi Peçevî İbrahim Efendi’nin dayısı olan Ferhad Paşa’nın
ulufecibaşılık’la başlayan kariyeri 1566 yılında Klis sancakbeyi olarak devam etti. Sancak beyliğinde iken
Kıbrıs’ın fethinin ardından harekete geçen Ferhad Paşa Dalmaçya taraflarında Venedik’e tabi birçok
kaleyi fethederek sancağın sınırlarını genişletti.
1573 yılında Bosna
sancak beyliğine atanan Ferhad Paşa burada da
pek çok fütuhatta bulundu,
Senjli Uskoklara yönelik
saldırılarından birinde Hırvat generalini oğluyla
birlikte ele geçirerek
Sultan III. Murad’a
gönderdi. Sultan, esirleri
otuz bin altın karşılığında serbest
bıraktı, bu altınlar ile Banyaluka’da
Ferhad Paşa adına cami yapıldı.
1580 yılında eyalete dönüştürülen
Bosna’nın, Paşa ünvanıyla ilk beylerbeyi oldu. Kısa süreli Kefe sancakbeyliği
haricinde 1588 yılına kadar Bosna Beylerbeyi olan Ferhad Paşa Haziran ayında
azledildiyse de birkaç ay sonra Budin beylerbeyliğine tayin edildi.
Ferhad Paşa, 1590 yılının Eylül ayında Budin beylerbeyi olarak görev yaptığı
sırada isyancı askerler tarafından şehid edildi.
Peçevî’ye göre Ferhad
Paşa’nın edep, terbiye, ağırbaşlılık
ve alçak gönüllülüğü din adamlarından dahi yüksektir.
Bosnalılar’ın “Gazi Hüsrev Bey Saraybosna için ne ise
Ferhad Bey de Banaluka için odur” dedikleri Ferhad Paşa, Slovakya
Bratislava Üniversitesinde bulunan 21-30 Ocak 1587 tarihli vakfiyesine göre
(Vakfiyenin bir sureti Saraybosna Gazi Hüsrev Bey kütüphanesindir) Kendi adına
yaptırdığı cami,(yakınında 200 dükkan) mektep, hamam, çeşme, saat kulesi,
türbe, kervansaray, mahzen, 200 dükkân olan çarşı, Çırkvena suyu üzerindeki
köprü, Vırbas suyu üzerindeki ahşap köprü, suyolu, su havuzu, su kemeri ve
Çırkvena’dan Tophane’ye kadar uzanan beş arşın genişliğindeki kaldırımlı bir
yol yaptırarak vakfetmişti. (Caminin kitabesinde Ferhad Bey’in hayratını gazâ
malıyla yaptırdığı yazılıdır. )
Yine aynı kasabada
halkın temizliği için bir hamam ve cami önünde bir kervansaray bulunuyordu.
Kostaniçe kasabasında başka bir hamam, Virbas nehri üzerinde üç değirmen ve Tin
çiftliğinde bir değirmen Ferhad Paşa vakfına dahildi. Değirmenlerin,
kervansarayın ve hamamların gelirleri vakıf çalışanlarına ve levazıma
vakfedilmişti.
Journal of International Eastern European
Studies/Uluslararası Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Vol./Yıl. 4, No/Sayı. 2
Sokollu Ferhad Paşa Evkâfı Musa Sezer
Dr. Öğr. Üyesi, Erzurum Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih
Bölümü 27/10/2022
DERVİŞ PAŞA
Tarihçi Peçevî’nin
dayısıdır. Sokollu Mehmed Paşa’nın amcazadesi ve Budin’de şehit düşen Ferhad Paşa’nın biraderidir. Son derece
cesur ve binicilikte ustaydı. Peçevî’nin ifadesine göre, zamanın Şam ve Halep binicileri Derviş Paşa’dan ders almış
olmakla övünürlerdi. Oldukça cömert
bir insan olan Paşa için “el arkası yerde” denmekteydi. Sokollu ailesinde
cömertlik Budin beylerbeyi Mustafa Paşa ve Derviş Paşa’da
son raddeye erişmiştir. Peçevî, bütün kullarına yıllık ödenekleri birkaç kez
verdiğini belirtmektedir. Nusretname’ye
göre 1579’daki şark seferinde Diyarbekir beylerbeyi olarak bulunmuştur.
SOKOLLU MEHMED
PAŞAZADE HASAN PAŞA
Sokollu Mehmed Paşa’nın
ilk eşinden olan oğlu Hasan Paşa’nın adı kroniklerde ilk kez Sultan Süleyman’ın Sigetvar seferinde
geçmektedir. Arşiv kayıtlarına göre Hasan Paşa’nın tespit edilebilen ilk görevi 1571 yılında tayin edildiği Bosna
sancakbeyliğidir. Bosna’da bir yıl kalan Hasan Paşa 1572 yılında Haleb, 1573 yılında
ise Diyarbekir beylerbeyliğine tayin edilmiştir
(Gökbilgin’e göre 1561 yılında Bosna’ya tayin edildiyse de bu bilginin
doğruluğu tartışmalıdır.
SOKOLLU MEHMED
PAŞAZADE KURD BEY
Kurd Bey hakkında
kroniklerde detaylı bilgi bulunmamaktadır. Sigetvar seferine babası ve kardeşi Hasan Bey’le (daha sonra Paşa)
birlikte katılmıştır. Kurd Bey hakkında kroniklerdeki bilgiler bununla sınırlı olmakla
birlikte ölümünden sonra babasının oğlu adına kurduğu
vakfın vakfiyesinde ismi Kasım olarak geçmektedir. Kurd Bey’in ölümüne
dair kroniklerde bilgi yoktur. Mühimme kayıtlarına göre 1571 yılında
hayatta bulunan Kurd Bey, Nisan 1574 tarihli
vakfiyede merhum olarak anılmıştır.
Sokollu Mehmed Paşa Havsa’da ki menzil külliyesini oğlu Kurd Kasım
Bey’in ruhu için yaptırmıştır.
SOKOLLU MEHMED
PAŞAZADE İBRAHİM HAN
Sokollu Mehmed Paşa’nın
İsmihan Sultan’dan olan ve 1565 yılında doğduğu tahmin edilen İbrahim Han, bir süre gizlendikten sonra
II. Selim saltanatında ortaya çıkarılmış ve dedesi Sultan Selim tarafından kendisine “Han” unvanını
kullanma izni verilmiştir. Bu nedenle İbrahim
Han’ın soyundan gelenler
İbrahim Hanzadeler olarak anılmıştır. İbrahim
Han’ın soyundan gelenler, 1703’te Sultan II. Mustafa’nın
tahttan indirilmesinin ardından Osmanlı hanedanına bir alternatif olarak gündeme
gelmiştir.
LALA MEHMED PAŞA
Sokollu Mehmed Paşa’nın
amcazadesidir. Bir kaynağa göre Budin beylerbeyi Mustafa Paşa’nın kardeşidir. Lala unvanına, sarayda görev
yaparken şehzadelerin eğitiminde
görev aldığı için sahip olduğu tahmin edilmektedir. Peçevî, Mehmed Paşa’nın
hasta olduktan sonra tedavisiyle ilgilenen Portekizli hekim tarafından zehirlendiğini belirtmektedir.
Peçevî’ye göre Mehmed
Paşa mütevazı, kibirden arınmış,
yalandan ve böbürlenmeden uzak, iyi huylu bir kimsedir. Askeri vasıfları
ise düşman karşısında sabırlı ve yiğit olmasıdır. Peçevî,
Paşa’nın en göze batan özelliğinin cimrilik olarak söylendiğini,
ancak Estergon’un fethinin ardından timar ve zeametler dışında Paşa’nın askerlere cebinden de para verdiği belirterek,
bu konuda Mehmed Paşa’ya haksızlık
yapıldığını kaydetmiştir.
KARA ALİ BEY
Lala Mehmed Paşa’nın
akrabası olan ve hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Kara Ali Bey’in, Sokollu
Ferhad Paşa’nın kardeşi olduğunu kaydetmiştir. İstolni Belgrad ve Estergon’da
on beş yıla yakın valilik yapmıştır. Peçevi’nin aktardığına göre oldukça cesur bir asker olan Ali Bey, Peçuy
kalesini savunmakla görevli mirliva
rütbesinde bir askerken serdar Mehmed Paşa’dan
izin alarak evine ailesini ziyaret etmeye
gitmiştir. Bu sırada Avusturyalıların Budin’i kuşatması üzerine derhal hareket
etmiş ve buradan da Estergon’u kuşatmış
olan düşman üzerine
varmıştır. Burada pek çok düşman askerini
öldüren Ali Bey, kaleye girmeye muvaffak olmuştur. Peçevî de Kara Ali Bey’in
yanındayken Estergon’da kuşatılmışlar, Ali Bey bu esnada bir tüfek mermisi
ile vurularak şehit olmuştur.
Lala Mustafa
Paşa’nın Kıbrıs Vakıfları: Kıbrıs’ta Vakıf, İmar ve İskân Doç. Dr. Mustafa
ALKAN Gazi Üniversitesi / Ankara İstanbul 2017 Osmanlılar Döneminde
Kıbrıs
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.