Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Sokoloviç Sokollu Ailesi

SOKOLOVİÇ AİLESİ

 

Çalışmamızın bu bölümünde Sırp asıllı Bosnalı (İ. Ortaylı) olan Sokoloviç ailesi ki, aile Bosna’nın Vişegrad Şehri- Rudo Nahiyesi- Sokoloviç (Şahinoğlu) Köyü’nde yaşayan ‘kırsal küçük soylulardandı’. Asıl adı Bayo veya Boyidar olan genç Sokoloviç devşirildiktan sonra Müslüman yapıldı ve Mehmed adı verilerek Edirne Eski Saray’da eğitime alındı. Daha sonra İstanbul’da Yeni Saray’da çalışmaya başladı. Kaderi ve şansı yaver giden Mehmed’in iç hazine’de başlayan kariyeri başarıları sayesinde Kaptan-ı Deryalık ve Vezir-i Azamlığa kadar gitti. Bahsettiğimiz kişi hayatına Bayo olarak başlayan, Mehmed olarak devam eden Tavil (uzun) ve şehid olarak anılan anılan, meşhur ismiyle Sokollu Mehmed Paşa’dır. 

Devşirme deyince aklımıza hemen aklımıza devletin başına bir sürü sıkıntı açan Yeniçeriler ve bir kısım tarafından genellikle “Hain” olarak adlandırılan vezirler gelse de Osmanlı tarihinin geneline baktığımızda her konuda olduğu gibi bu konuda da bir genelleme yapmak sakıncalıdır. Devşirmelerin arasından İlber Ortaylı’nın Hürriyet gazetesindeki (29 Eylül 2019) makalesinde belirtiği üzere Mimar Sinan, Piyale Paşa, Uluç Ali Reis ve Köprülü Mehmed Paşa, Kıbrıs fatihi Lala Mustafa Paşa ve Cezzar Ahmet Paşa gibi her yönüyle vakıf pek çok insan çıkmıştır. Bölüm başlangıcında belirtiğimiz üzere ilk Türk denizcisi Çaka Bey Bizans tarafından devşirilen birisiyken yine Selçuklu tarihinin meşhurlarından Celaleddin Karatay da devşirmedir.

Çalışmamızın amacı Osmanlı bürokratlarının siyasi faaliyetleri değildir. Üç anlamıyla vakıf insanlardır. Bu bağlamda devşirme vezirlerin vakıf kurma sebeplerinin dini hassasiyetleriyle değil bir takım dünyevi sebeplere bağlanması bana mantıksız geliyor. Belirttiğim üzere genelleme yapılmasına karşıyım.

Fatih tarafından Konya-Ereğli bölgesinin fethiyle görevlendirildiğinde çok büyük zulümlere imza atan ve nihayetinde boynu vurulan Gedik Ahmet Paşa veya halefi Piri Mehmed Paşa’yı öz oğluna zehirleten, en sonunda Kanuni’nin hürmet ettiği ve sevdiği Defterdar İskender Paşa’yı idam ettirerek kendi idam fermanını imzalayan Pargalı Makbul-maktul- İbrahim Paşa gibi vezirleri savunmak gibi bir amacım elbette olamaz.

Kaldı ki Osmanlı bürokrasisinde-Türk-Devşirme ayrımı olmaksızın- devletin kuruluşundan itibaren bürokratlar arasında daimi bir çekişme her zaman vardı. Daha doğrusu Türk-İslam devletlerinin tamamında bu tür çekişmeler vardı. Konuyu daha fazla uzatmadan Sokoloviç ailesinden devşirilerek Osmanlı bürokrasisine katılan ve vakıf eserleriyle tarihe mal olmuş kişileri incelemeye başlayalım isterseniz.    

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/muhtesem-sokullu- Osmanlı Kroniklerinde Sokollu Mehmed Paşa ve Sokoloviç Ailesi Abdullah ZARARSIZ Mediterranean Journal of Humanities mjh.akdeniz.edu.tr XI (2021) 321-354

 

DELİ (DİVANE) HÜSREV PAŞA

 

1495 yılından önce doğduğu tahmin edilen ve Sokoloviç ailesinden devşirilen ilk kişi olan Hüsrev Paşa, Enderun’da yetiştikten sonra süvari bölüklerine geçmiş, işlediği bir suç yüzünden saraydan uzaklaştırılmıştır. Daha sonra bazı vezirlerin aracılığı ile affedilerek saraya gelen Hüsrev Paşa çaşnigirbaşılık, kapıcılar kethüdalığı, mirahurluk görevlerinde bulunmuştur. I. Selim’in emrinde Çaldıran seferine katılan Hüsrev Paşa, 1514 yılında Karaman beylerbeyi olmuş, 1516’da Harput’u ele geçirdikten sonra Mısır seferine katılmıştır. 1521 yılında Anadolu beylerbeyliğine getirilen Hüsrev Paşa, aynı yılın sonlarında Diyarbekir beylerbeyliğine getirilmiştir.

1526 yılında Diyarbakır beylerbeyi iken Bozok civarında çıkan Celalî ayaklanmalarının bastırılmasında görev alan ve 1531 yılına kadar Diyarbekir’de kalan Hüsrev Paşa, bu görevi boyunca pek çok suçlamayla karşı karşıya kalmış ve Safevi Devleti’nin valisi iken Osmanlı Devleti’ne sığınan Ulama Paşa ile arasının açılmasının da etkisiyle azledilerek İstanbul’a dönmüştür. Bir süre sonra Anadolu beylerbeyliğine getirilen Hüsrev Paşa, 1532 yılında Sultan Süleyman’la birlikte Alman seferine katıldı, sefer dönüşünde Haleb ardından 1534’te Şam beylerbeyliğine tayin edildi ve Irakeyn seferine iştirak etti. Bu seferin ardından Mısır beylerbeyliğine getirilen ve iki yıla yakın burada kalan Hüsrev Paşa, görevden azledildikten sonra İstanbul’a döndü.

Peçevî, 1538 yılında Hüsrev Paşa’nın Anadolu beylerbeyi olduğunu belirtmektedir. Ancak Boğdan seferine çıkılmadan önce vezir Mustafa Paşa vefat edince divan silsilesinde değişiklik yapılmış ve Hüsrev Paşa’ya Rumili beylerbeyliği tevcih edilmiştir. Aynı tevcihatta Rüstem Paşa da Anadolu beylerbeyi olmuştur.

Boğdan seferine katılan ve Budin savunmasında görev alan Hüsrev Paşa başarılarından dolayı 1541 yılında dördüncü vezirliğe tayin edildi. Divan’da Vezir-i Azam Süleyman Paşa kavga edince her iki paşada vezirlikten azledildi.

            Vezirlikten azledilmesine oldukça içerleyen Hüsrev Paşa saygınlığını kaybetmenin ve zehirleneceğinden şüphelenen Hüsrev Paşa on yedi gün yemeden içmeden kesilmiş ve vefat etmiş Fatih Yenibahçe’de yaptırdığı türbesine defnedilmiştir.

Hüsrev Paşa Halep’te Osmanlı döneminin ilk büyük külliyesini inşa ettirmiş ve büyük vakıf geliri bağlamıştı. Halep’teki külliyesinden başka, Diyarbakır’da yaptırdığı cami, medrese ve hanları, Kahire’de yaptırdığı geçit, çeşme, sarnıç ve mektebinin yanı sıra İstanbul’da Mimar Sinan tarafından yapılan türbesinin civarında mektebi, çeşmesi ve çarşısı da vardı.

16. Yüzyılda Halep’te Bir Osmanlı Vakfı: Hüsreviye Külliyesi Vakıflar Dergisi 41 - Haziran 2014 Enver Çakar)

SOKOLLU MEHMED PAŞA

 

Sokoloviç ailesinin an meşhur ismi 1505 yılında Bosna’nın Vişegrad kazası-Rudo nahiyesi- Sokolovići köyünde dünyaya gelen ve uzun boylu olmasından dolayı Tavil (uzun) şehid edilmesinden dolayı Şehid olarak anılan Sokollu Mehmed Paşa’nın çocukluğu hakkında bilgi bulunmamaktadır.

Tarih-i Bosna ve Hersek müellifi Muvakkit Salih Sıdkı Efendi ve Rumen tarihçi Jorga da Sokollu Mehmed Paşa’nın Boşnak asıllı olduğunu kabul ederler.

Devşirildikten sonra Mehmed adını alan genç Sokoloviç, Edirne sarayında bir süre eğitim aldıktan sonra İstanbul’a, Yeni Saray’a gönderildi. Yeni Saray’da başarılı olan Mehmed önce iç hazine de grevlendirilmiş sora sırasıyla rikabdarlık (eyerin üzengisini tutarak padişahın ata binip inmesine yardımcı olan görevli), çukadarlık (padişahın kaftan ve kürklerine bakmakla yükümlü olan görevli) ve silahdarlık (padişahın silahlarını taşımakla yükümlü görevli), çaşnigirbaşılık (sultanın yiyeceği yemeği, içinde zehir olup olmadığını anlamak için ondan önce tatmakla yükümlü görevli) ve kapıcılar kethüdalığı (sarayın babüssaade dışındaki bütün kapılarında bekleyen kapıcıların amiri durumundaki görevli) görevlerini başarıyla ifa etti.

Mehmed Ağa, silahdarlığı sırasında babası ve ortanca kardeşi, küçük kardeşinin yerine geçen amcazadesini İstanbul’a getirdi. Annesi ve küçük kardeşi Bosna’da kaldı.

Mehmed Ağa’nın küçük aile fertleri Galata Saray’a eğitime gönderildi.  Ortanca kardeşine Mustafa ismi konmuş, fakat kısa bir süre sonra vefat edince bu sefer küçük kardeşi olarak gelen amcazadesine Mustafa ismi verildi. Mustafa da Mehmed Ağa gibi görevlerini eksiksiz yapmış ve göze girmeyi başarmıştır.   Sokoloviç ailesinin devşirilen ilk ferdi yukarıda bahsedilen Hüsrev Paşa olup Mustafa’nın (Lala Mustafa Paşa) ağabeyi’dir. Bundan sonra Mehmed Ağa’nın amcazadeleri olan Ferhad, Ali, Derviş ve Mehmed Beyler de İstanbul’a gelerek devlet hizmetine girdiler.

Mehmed Paşa defterdar İskender Çelebi’nin maiyetinde 1533- 35 İran ve Bağdad seferlerine iştirak etti. Bu sefer sırasında İskender Çelebi İbrahim Paşa tarafından idam ettirilince Mehmed Paşa ile Lala Mustafa Paşa’nın da bulunduğu maiyeti saraya   gönderildi.

Bu tarihten sonra Mehmed Ağa sarayda çeşitli hizmetlerde bulundu. Mehmed Ağa 1546 yılında ” Taşra”  çıktı. Barbaros Hayreddin Paşa’nın 5 Temmuz 1546 yılında vefatı üzerine Kapıcılar Kethüdası Mehmed Ağa Kapudan-ı Derya’lığa tayin edildi.

Kapudan-ı Deryalığı uzun sürmeyen Mehmed Paşa 1549’da atandığı Rumeli Beylerbeyiliğinde, Baç, Beçkerek, Çanad, Varat ve Lipova kalelerini ele geçirmiş, 1552’de Tımışvar’ın fethinde önemli hizmetleri olmuş ve Eğri kuşatmasına da katılmıştır. İran seferindeki başarılarından dolayı üçüncü vezir olmuştur.

Sokollu Mehmed Paşa’nın kariyerinin dönüm noktası 1558 yılıdır. Mehmed Paşa bu tarihte Şehzade Bayezid-Şehzade Selim arasındaki anlaşmazlık sırasında Şehzade Selim’e nasihat için gönderildi. Daha Konya ovasında yapılan savaşta yenilen Şehzade Bayezid firar emesi üzerine Şehzade Selim’li Halep’te kışlayan paşa İstanbul’a geri döndü.

Sadrazam Rüstem Paşa’nın 1561 yılında, yerine gelen Semiz Ali Paşa’nın da 1565 ‘te vefatı üzerine Mehmed Paşa sardrazam oldu. 1562 yılında 3. Vezir iken Şehzade Selim’in kızı İsmihan Sultan’la evlenen Mehmed Paşa’nın bu evlilikten çok sayıda çocuğu olmasna rağmen iki kız bir erkek çocuğu yaşamıştır. Mehmed Paşa ilk evliliğinden olan Hasan ve Kurd Kasım Bey’i yanında bulunurarak himaye etmiş, ölen erkek evlatları için de pek çok hayırlar yapmıştır.

Sokollu Mehmed Paşa devlet adına en mühim görevlerinden birini Kanuni’nin vefatını vezirler ve askerlerden gizleyerek yapmış bu sayede oluşacak itaatsizliğin önüne geçmiştir.     II. Selim’in padişahlığı süresince adeta imparatorluğu yöneten Sokollu bazılarının kolayca kalem oynattıkları gibi II. Selim’in keyfine ve işrete düşkünlüğü, tembelliği gibi mesnetsizliklerin değil, vezirin hükümdarı iyi bilgilendirmesi, emirlere harfiyen uyması ve saltanat karşısında yalan ve kendi çıkarına sır saklama merakında olmamasındandır. (İ. Ortaylı)  

II. Selim döneminde adalet duygusuyla hareket eden Sokollu’yu, düşmanları bile kendi akrabası ve adamlarını önemli mevkilere getirmek dışında bir şeyle suçlayamamıştır. Bununla birlikte aynı zamanda akrabası olan Peçevî’ye göre Paşa’nın ileri çıkardığı adamlar zaten o görevlere en layık olan kişilerdir.

II. Selim döneminde Sokollu Mehmed Paşa’nın gerçekleştirmeyi düşündüğü en önemli projesi 1569 yılında aralarında az bir mesafe olan ve Karadeniz’e dökülen Ten ve Hazar Denizi’ne akan İtil nehirlerinin birleştirilmesidir. İlber Ortaylı’ya göre çağının ilerisinde olmasına rağmen o günün şartlarında başarısız olacak bir projeydi. Peçevi’ye Kırım Han’ının tahrik ettiği söylentiler yüzünden aşırı masraflı bu proje yarım kalmıştır.

Sokollu Mehmed Paşa’yı en çok zorlayan olaylar o tarihte (1571) Venedik hakimiyetinde olan ve İstanbul-İskenderiye deniz yolunun güvenliğine tehdit oluşturan Kıbrıs meselesidir.  Ortaya çıkan sorunlardan dolayı Sultan II. Selim, Sokollu’nun muhalefetine rağmen vezirlerin ortak kararıyla Kıbrıs’ın fethine karar vermiş, yapılan harekat sonunda Kıbrıs fethedilmiş, sessiz kalmasına ve muhalif olmasına rağmen makamını korumuştur. Emecen’ e göre tecrübeli Vezir-i Azam savaş karşıtı gözükerek yabancı elçileri oyalamış ve hazırlıkların gizlice yapılmasına zemin hazırlamış olabilir. Osmanlı devlet geleneğinde bu tür durumlarda azil müessesesi çalıştırılırdı.   Mehmed Paşa’yı zorlayan olay Kıbrıs’ın fethinin ardından İnebahtı deriz savaşında Osmanlı donanmasının neredeyse tamamen yok edilmesidir.

Sokollu Mehmed Paşa ve Kılıç(Uluç) Ali Paşa’nın üstün çabalarıyla donanma bir yılda eski gücüne kavuşturulmuştur. Sokollu Mehmed Paşa’nın donanmanı yeniden uluşturulması sırasında Kılıç Ali Paşa’ya söyledikleri hem devletin gücünün, hem özgüveninin hem de kararlılığının veciz ifadesidir: m gelürse, her kadırganun resenlerini ibrişimden ve tente yelkenlerini atlas u dîbâdan iderün.”  Âlî, bu dönemde iki yüz parça karga ve mavnan denize indirildiğini kaydetmtir.

 III. Murad’ın tahta geçmesiyle Sokollu’nun yıldızı sönmeye başladı. Âlî, Sultan Murad’ın yakınlarının Mehmed Paşa’ya olan düşmanlıklarını su yüzüne çıkardıklarını ve ellerine fırsat geçtikçe sadrazamın azli için, belki de katli için padişahı onun aleyhinde kışkırttıklarını kaydederken Peçevi’ye göre III. Murad şehzadeliğinden itibaren Üveys paşa başta olmak üzere yakınları tarafından Mehmed Paşa’ya karşı doldurulmaktaydı.

Ayrıca sadrazam ile arası açık olan Rumili kadıaskeri Kadızade’nin de padişaha sürekli olarak Mehmed Paşa’nın rüşvet aldığı kişileri ve yakınlarını kayırdığı şeklindeki sözleri, III. Murad’ın Mehmed Paşa aleyhinde düşünceler edinmesine neden olmuştur.

Bütün bunlara rağmen III. Murad saltanatında da Sokollu’nun gücü devam etmiştir. III. Murad döneminde Sokollu’nun maruz kaldığı davranışları Hasan Beyzade tafsilatıyla anlatmıştır. Müellif, III. Murad’ın Mehmed Paşa gibi bilir bir devlet adamının işleri yürütmesine imkân vermeyip, devlet işlerini bizzat eline aldığını belirtmiştir.

            Sokollu, yapılan muamelelere karşın padişaha sadakatinden asla geri adım atmamış ve hizmetine devam etmiştir. Uzun yıllar sadrazamlık makamında bulunan ve kroniklerin deyimiyle “devleti istediği gibi idare eden” Sokollu Mehmed Paşa’nın ölümü de gönlünden geçtiği gibi olmuştur. Peçevî İbrahim’in Mehmed Paşa’nın hazinedarı Hasan Ağa’dan naklettiğine göre Mehmed Paşa her gece namaz kıldıktan sonra Hasan Ağa’ya Osmanlı tarihi okuturmuş. O gece Hasan Ağa ne okuyalım diye sorunca paşa “Sultan Murad’ın Kosova’da şehadetini oku” diye karşılık vermiştir. Hasan Ağa ilgili bölümü okurken paşa, gözlerinden yaş süzülerek “bana da böyle bir şehadet nasib eyle ya Rab” diye dua etmiş, Peçevî’nin ifadesiyle “tir-i duası hedef-i icabete isabet” etmiştir. Ertesi gün ikindi divanında âdeti üzere paşadan harçlık almaya gelen divaneyi gören paşa, ona vermek üzere cebinden akçe çıkarmıştır. Akçeyi divaneye vermek üzereyken adam yeninden çıkardığı bir hançer ile yaşlı paşayı göğsünden yaralamış ve darp etmiştir. Paşanın adamları derhal adamı yakalamış ve hapsetmişlerdir. Paşanın hizmetkârı Üstad Ali isimli cerrah çağrılmış fakat yapılan müdahaleye rağmen paşa kurtarılamamış ve vefat etmiştir. Selanikî ve Âlî ise ölüm tarihini 12 Ekim 1579 olarak göstermektedir.

Bu ifadelere daha sonra da devam eden İbrahim Efendi, Sokollu Mehmed Paşa’nın maiyetinden Kaytas Kethüda ve hazinedarı Hadım Hasan Ağa’ya, Mehmed Paşa’nın rüşvet almadığını söylemelerine rağmen bunca servetin ne şekilde hasıl olduğunu sormuştur. Paşa’nın adamları cevap olarak Paşa’ya gelen hediyelerin, o devirde sadrazamların aldıkları rüşvetten daha fazla olduğunu, paşanın yaptırdığı imaretleri bu şekilde finanse ettiğini belirtmişlerdir.

            Sokollu Mehmed Paşa inanılmaz servetiyle çok fazla sayıda hayrat eser yaptırmıştır. Vakfiyesine göre 7 cami (Azapkapı, Lüleburgaz, Beçkerek, Zigetvar, Kayapınarı, Bor ve Payas camileri) 7 mescid (Büyükçekmece, Varna-Balçık Bedesten, Vişegrad-Sokoloviç, Halep’te Ömeri, Gümrük Hanı, Antakya kapısı dışında 2 mescid) 2 Medrese ( Kadırga limanı ve Lüleburgaz) 3 tekke (Kadırgalimanı, Payas ve Zigetvar tekkeleri) 1 Darül kurra (Eyüp) 8 Sıbyan Mektebi (Azapkapı, Lüleburgaz, Kayapınarı, Sokoloviç, Beçkerek, Bor, Payas ve Medine Sıbyan mektebi, 3 imaret (Lüleburgaz, Vişegrad, ve Payas imaretleri)  1 Darüşşifa (Medine) pek çok çeşme, suyolu ve şikaye (Eyüp’te altı adet çeşme, Kadırgalimanı’nda bir çeşme, Azapkapı’da iki adet çeşme ve iki adet sikaye, Lüleburgaz’da suyolu, Belgrad’da suyolu ve çeşitli yerlerinde çeşmeler, Vişegrad’da suyolu ve çeşmeler, Sokoloviç’te çeşme ve suyolu, Payas’ta suyolu, Halep’te üç adet çeşme ve suyolu ile Medine’de suyolu, çeşme ve sikaye. (su deposu)Lülebugaz’da kaldırımlı yol, Edirne-Kızılağaç Yenicesinde köprü, değirmen, Vişegrad Drina’da köprü yaptırmıştır. Bu hayratların hepsinin inşa masraflarını Sokollu Mehmed Paşa ve eşi İsmihan Sultan birlikte, vakıfların masrafları ise Mehmed Paşa’ya verilen hediyelerden karşılanmıştır.

Sokollu Mehmed Paşa hayratlarının masrafları için çok sayıda akar vakfetmişti. Vakfiyelerine göre İstanbul’daki vakıfları için; Kadırgalimanı, Tahtakale, Eyüp, Galata (Azapkapı), Kasımpaşa, Büyükçekmece ve Üsküdar semtlerinde bulunan toplam 127 adet dükkân ve 5 adet dükkân binası (işhanı) 15 adet mahzen, 2 adet han üzerine dükkan yapılmak şartıyla 4 adet arazi ve 58 adet kayık yeri, 21 adet oda ve 1 adet ev, 1 adet çifte hamam, 1 ahır ve mezbaha, 1 hangah, 1 ekmek fırını ve 1 değirmen ve tüm bu emlakin gelirleri vakfedilmişti.

Sokollu Mehmed Paşa’nın Kırklareli’nde (Lüleburgaz (Burgos)ve Pınarhisar’da yer alan vakıfları için: Toplam 53 dükkân, 1 Çifte hamam, 1 Şirruganhane (susam yağı imalathanesi), 1 serhane, 1 Bezirhane (tohumhane), 1 Şemihane (mumhane), 1 sabunhane ve 3 debbağhane (tabakhane) 4 adet menzil (medrese ve külliye çalışanları için lojman) 6 adet ev, Saruhanlı, Ayvalı, Örenli Ali Şeyh adıyla meşhur Tatark köyleri, Küçük ……… adlı mezraa ve Demircili köyü yakınında bir mandıra, Ali Fakih mezraası, Menteşe mezraası denilen üç bölüm mezraa, Zemin İbrahim mezraası, Murad Hoca mezraası, Sendilyeri mezrasının yarısı, Kırklareli) kazasında 5000 baş koyun, Tunca Nehri üzerinde beş göz değirmen, yine Tunca nehri üzerinde beş göz değirmen, Rus kasrı kazasında; Akyazılı Köy, Umurcalı Köy, Yeniköy ve Bayramşolu Köyü, Piri Ağa ismiyle meşhur alan ve içinde 1 değirmeni, 3 balık ağı, mülk çayırı, sazlığı, korusu, kışlağı ve bir mandıra,  Varna Kasabasında, 26 dükkânı ve 15 mahzeni olan bir bedesten, bu bedesten yakınında bina olunan bir han, bu han önünde yaptırılan 6 dükkân, bu kasaba yakınında Sülüklü Gölü denilen nehir üzerinde iki göz değirmen, değirmenin yanında bir menzil, Varna’ya Batva nehri üzerinde 1 değirmen, değirmen yanında çayır ve bostanlık, Balçık kazasında bezzazistan üslubunda yaptırılan ve 48 dükkân, 24 oda, 10 mahzen ve tuvaleti olan bir çarşı binası, Tekfurköyü kazası-Mangalya köyünde 12 dükkân, bir mahzen ve ekmekçi fırını, Üsküp Livası-Vardar Nehri üzerinde 10 göz değirmen, bu değirmen yakınındaki çeltiklik, Navesal karyesinde 2 ev, 1 menzil, bu kazadaki Keveçan köyü,  İstap kazası-Dereğaniçe adlı nehir üzerinde, 8 göz değirmen, Selanik Livası Langara nahiyesinde Üçgazili adlı köy, köy yakınında Halil Paşa Sarayı köyü ve köydeki 1 mandıra, Sedrekapsi kazası Kayapınarı mevkiinde Pazar-ı Cedid denilen köy, bu köyde 1 kervansaray, kervansaray civarında beş dükkân, üç esirci odası, bir hamam, zahire ambarı, çardak, bir ahır, sofalar vakfetmişti.

Arşiv belgelerine göre Sokollu Mehmed Paşa’nın üç vakfiyesi bulunmaktadır. Vakfiyelere göre Mehmed Paşa Bursa vakıfları için: 48 adet oda, Arap Mehmet Mahallesinde 2 adet fırın ve 1 adet şerbetçi dükkanını vakfetmişti.

 

 

 

LALA (KARA) MUSTAFA PAŞA

 

Sokoloviç ailesinden Hüsrev Paşa’nın kardeşi olan Mustafa Paşa, aynı zamanda Mısır sultanı Gavrizade’nin de damadıdır. Muhtemelen 16. yüzyılın ilk yıllarında doğmuş olmalıdır. Hakkındaki kayıtlara göre Sultan Süleyman’a altı yıl boyunca berberbaşılık yapmış, haremden sipahi oğlanları bölüğüne çıkmış, sırasıyla çaşnigir ve mirahur-ı sani olmuştur. Rüstem Paşa’nın sadrazamlığı sırasında tekrar çaşnigirliğe getirilmiş, bir süre sonra saraydan uzaklaştırılmak için Safed sancakbeyliğine tayin edilmiştir. Mustafa Paşa’nın kariyeri 1557 yılında Şehzade Selim’e lala olmasıyla şekillenmiştir.

1558 yılında Şehzade Selim- Bayezid arasındaki iktidar mücadelesindeki faaliyetleri sebebiyle 1560 yılında Pojega sancakbeyliğine tayin edilmiş, ancak Şehzade Selim’in tavassutuyla bir ay sonra Tımışvar’a nakledildi. Görev yerine gitmeyen Mustafa Paşa Şehzade Selim’in yanında kaldı. Birkaç gün sonra görev yeri Van beylerbeyliği olarak değiştirilmiş, 1562’de Erzurum, ertesi yıl ise Haleb ve Şam beylerbeyi olmuştur.

            Uzun süre Şam beylerbeyi olarak görevde kalan Lala Mustafa Paşa, İstanbul’dan uzak tutulmak ve Yemen’de öldürülen Murad Paşa’nın intikamını alması için Yemen’e serdar tayin edildi. Başarılı olmaması için bazı önlemler alınan Mustafa Paşa, Şam beylerbeyliği hasları da kendisine tevcih edilerek 1568 yılında vezaretle Yemen’e serdar oldu.

Mustafa Paşa’nın Yemen seferinde başarısız olması için atılan adımlar yüzünden sefere gitmemek için Şam’da oyalanan Mustafa Paşa üst üste gelen emirler sonrası buradan hareket ederek Mısır’a gitmiştir.

Mısır’daki idarecilerin katledilme emri için uğraşmalarına rağmen Sultan Selim, lalası olması münasebetiyle katlini engellediyse de görevinden azledilen Mustafa Paşa bir süre sonra İstanbul’a döndü, İstanbul’da Hoca Ataullah Efendi ve Musahib Celal Bey gibi devlet adamlarının yardımıyla affedilip altıncı vezir olarak divana girdi.

II. Selim döneminin en önemli olayı Kıbrıs Adası’nın fethedilmesi ve Mustafa Paşa’nın serdar olmasıdır. Kıbrıs Adası, Mustafa Paşa’nın serdarlığında tamamen fethedilmiş ve beylerbeylik olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Lala Mustafa Paşa’nın son büyük seferi ise İran’a yönelik düzenlenen sefer olmuş,  1578 yılında Mustafa Paşa’ya havale edilmiş, İran serdarlığı sırasında Şirvan, Babülebvab, Tiflis ve Kars kaleleri fethedilmiştir. Sefer devam ederken Sokollu Mehmed Paşa’nın şehit olması ve ardından sadrazam olan Ahmed Paşa’nın pasifliğinin yanı sıra üçüncü vezir Sinan Paşa’nın aleyhindeki faaliyetleri neticesinde Mustafa Paşa serdarlıktan azledilerek yerine Sinan Paşa atanınca Mustafa Paşa İstanbul’a döndü.

1580 yılı ortalarında Ahmed Paşa’nın ölümü üzerine Sadrazamlık bekleyen yaşlı vezir Mustafa Paşa bu duruma üzüldü. Âlî’ye göre Mustafa Paşa’nın sadrazamlığa getirilmemesinin temel sebebi, Şehzade Selim ve Bayezid arasına fitne sokması ve Sultan Süleyman’ın şerefine gölge düşürmesidir. Mustafa Paşa, 7 Ağustos 1580 tarihinde öldüğünde yetmiş yaşını geçmişti.

Mustafa Paşa’nın görev yaptığı hemen her yerde hayır faaliyetlerinde bulunduğu anlaşılmaktadır. O, Erzurum’da bir cami ve vakıf, Karaman’ın Ilgın kasabasında bir cami ve imaret, Şam’da üç yüz altmış odalı bir kervansaray, Kudüs yakınlarında bir cami ve imaret ile Mekke ve Medine’de bazı hayır eserleri vücuda getirmiştir.                            

Sultan II. Selim’ in emriyle başlayan Kıbrıs’ın fethi, Lala Mustafa Paşa’nın serdarlığında 9 Eylül 1570’te Lefkoşe’nin fethiyle başladı ve 1 Ağustos 1571 tarihinde Magosa’nın iltihakıyla tamamlandı. Adanın fethi, bir yıl sonra Magosa’nın fethi ile tamamlanmış olmasına rağmen, imar faaliyetleri hemen başlatıldı. Fethin bir sembolü olarak, ilk önce Ayasofya Katedrali, Sultan II. Selim adına tescil edilerek, camiye çevrildi. Burasının giderleri için bir vakıf kuruldu. İlk cuma namazı da 15 Eylül 1570 tarihinde burada kılındı. Mustafa Paşa, camiye bir Kur’an-ı Kerim ile bir kılıç vakfetti.

II. Selim’in Mustafa Paşa’ya gönderdiği 13 Mayıs 1571 tarihli “Kıbrıs’ta feth olunan Baf ve Girne’ye de birer câmi ve hamamın, Baf’a ayrıca kale ve burçların inşa edilmesi emrini içeren fermanı ve Anadolu’dan göç etmek isteyenlere verilen 3 yıllık vergi muafiyeti şenlendirme işinin ne kadar planlı bir şekilde uygulandığının göstergesidir.

Kıbrıs’ın Osmanlı hâkimiyetine geçişinden itibaren Kıbrıs’ta kurulan ilk vakıf Lefkoşa’nın fethinden bir gün sonra “fethinin bir sembolü” olarak Ayasofya Katedrali’nin Sultan II. Selim adına tescil edilerek camiye çevrilmesi, Selimiye Câmiinin giderleri için “dükkânlar, değirmenler, araziler, çiftlikler ve su kaynakları”nın tahsisi ile Mustafa Paşa’nın bu camiye bir Kur’an-ı Kerim ile bir kılıç vakfetmesi kabul edilebilir.

Kıbrıs’ta vakıflaşma Sultan II. Selim’den sonra Kıbrıs fâtihi Serdar Lala Mustafa Paşa büyük bir vakıf kurması ile sürmüştür. Arşiv kaynaklarına göre takip eden yarım asır içinde burada Kıbrıs beylerbeyi Cafer Paşa [bin Abdülmennan], Baf Sancakbeyi Mehmed Bey [bin Ebubekir], Hümâ bint-i Ali, Refail veled-i Lazari, Hacı Keyvan bin Abdülmennan ve Yusuf Ağa bin Perviz, Ali Beşe ibn-i Abdullah ve Üsküdar’da Çinili Valide Sultan külliye için Sultan I. Ahmed’in hasekisi Kösem Mahpeyker Sultan, vakıflar kurmuşlardır. Kayıtlar, Kıbrıs’ta bu geleneğin Osmanlı hâkimiyetinden sonra da sürdüğünü göstermektedir.

Lala Mustafa Paşa, Kıbrıs’ın fethinden sonra yapılan ilk imar faaliyetleri sürecinde 11 Mayıs 1579 tarihinde Kıbrıs’ta; Lefkoşa, Omorfa, Girinye (Dimetoka), Piskopi, Girinye- Kazabifan, Lefke, Magosa, Lefkoşa-Kitriya, Tuzla ve Pendaya’ya yayılan çok büyük bir vakıf kurmuştu. Paşa, sadece Kıbrıs’ta değil farklı zamanlarda görev yaptığı Antep, Erzurum ve Ilgın’da birer külliye, Şam’da iki külliye, Kars, Kudüs, Mekke- Medine, Tiflis ve Zile’de de hayrat ve vakıflar kurmuştur.

Mustafa Paşa’nın Kıbrıs vakfı 11 Mayıs 1579) tarihinde Lefkoşa’da kurularak tescil edilmiş 25 Haziran 1822 tarihinde ise, payitaht (merkez) defterine kaydedilmiştir.

Mustafa Paşa’nın vakıflarının kaynağı, Kıbrıs’ın fethinde, Osmanlı serdarı olması münasebetiyle serdarlık hakkı olarak kendisine verilen 98 çiftlik ile kaydedilmiş menkul ve gayrimenkul mal- mülklerden oluşmaktadır. Kayıtlara göre gerek serdarlık hakkı olarak gerekse şahsi servetiyle satın alarak mülkiyetine geçen 17.277-20.000+ veya 28.592,5 dönüm arazi, 9.602 ağaç, 437 büyükbaş hayvan, 227 dükkan, 49 mahzen, 3 fırın, 6 hamam, 81 değirmen ve 195 evi vakfına akar (mevkuf) olarak kaydettirmişti.

Yukarıda listelediğimiz akaratla (mevkuf) Lala Mustafa Paşa Vakfı tarafından giderleri karşılanan dört (4) câmi (veya mescid), bir (1) Darü’l-Hadis, iki (2) sıbyan mektebi, iki (2) kütüphane, bir dizi (sıra) su kuyusu ve üç (3) çeşme, iki (2) hamam, iki (2) köprü ve bir (1) han bulunuyordu.

Bu hayrât arasında Lefkoşa’daki Ömeriye (Ömerge) Camii orta ölçekli bir külliye olarak tanzim edilmiştir. (Ömeriye camisi (Ömerge) külliyesi kiliseden çevrilmiş cami, 1 sıbyan mektebi (Ömeriye Mektebi), bir kütüphane, bahçesine bir çeşme (şadırvan) ve yanına bir hamamdan (Ömeriye Hamamı) müteşekkildi. Lala Mustafa Paşa vakfına bağlı ikinci câmi, Lefkoşa- İplik Pazarı Câmiidir. İplik Pazarı Camii’nin yakınında vakfa ait Hamam-ı Kebir (Büyük Hamam) eklenmişti. Vakfa ait üçüncü mescid Lefkoşa kalesi içinde yer alıyordu. Mustafa Paşa Vakfı’na kayıtlı dördüncü mescid Magosa kalesinde bulunan Akkule mescidiydi. Mustafa Paşa vakfiyesinde kayıtlı olan 8 kiliseden üçü mescide (câmiye) çevrilmiş, beşi ise vakfedilmişti. Vakfiyeye göre Lala Mustafa Paşa vakfına ait 24 hayrat bulunuyordu. Lala Mustafa Paşa vakfında yıllık 62.724 akçe ücretle 49 kişi çalışıyordu.  Âlî, uzun yıllar yanında kaldığı Mustafa Paşa’yı cesur, cömert, arslan yaratılışlı bir savaşçı, hiddetli ve “ateşli” bir kişilik olarak tanımlamıştır.

Lala Mustafa Paşa’nın Kıbrıs Vakıfları: Kıbrıs’ta Vakıf, İmar ve İskân Doç. Dr. Mustafa ALKAN Gazi Üniversitesi / Ankara İstanbul 2017 Osmanlılar Döneminde Kıbrıs   

 

 

 

LALA MUSTAFA PAŞAZADE MEHMED PAŞA

 

Sokoloviç ailesinin ikinci nesil ferdi olan Mehmed Paşa, Mustafa Paşa’nın Memluk sultanı Kansu Gavri’nin kızından olan oğludur. Cesaretiyle ün salan Mehmed Paşa birkaç sancak yönettikten sonra önce Zulkadriye, ardından 1573 yılında Haleb beylerbeyi olmuş ve otuz yaşındayken Haleb’de vefat etmiştir. Âlî’ye göre gözü tok ve merhametli olan Mehmed Paşa, babasının zoruyla kabul ettiği beylerbeyliğin zor bir görev olduğunu zikretmiş ve kabul etmesinden dolayı pişman olduğunu belirtmiştir.

 

 

 

MUSTAFA PAŞA

 

Sokollu Mehmed Paşa’nın küçük kardeşi yerine geçerek İstanbul’a gelen amcazadesidir. Şehzade Mehmed’in vefat ettiği 1543 yılında saraydaki küçük odalardan hazine odasına geçmiş ve bir süre berberbaşılık yaptıktan sonra Elkas Mirza üzerine yapılan sefere padişahın maiyetinde katılmış ve yedi sene sultanın hizmetinde bulunmuştur. Bu seferden sonra Sokollu Mehmed Paşa Rumili beylerbeyliğine tayin edilince Mustafa Ağa da otuz üç akçe ulufeyle saraydan taşra çıkarak sipahi, ardından Bosna’da cizye memurluğu, Mehmed Süreyya’ya göre Paşa Enderun’dan çıktıktan sonra küçük mirahur ve daha sonra çakırcıbaşı en son olarak ta beylerbeyi olmuştur.

Bir süre cizyedar olarak hizmet veren Mustafa Ağa, Sultan Süleyman’ın 1553 yılında düzenlediği İran seferi sırasında çaşnigir olmuş ve iki yıla yakın bu görevde kalmıştır. Nisan 1555’te altmış bin akçe gelir ile Tımışvar defterdarlığına getirilen Mustafa, beş yıla yakın bir süre sürdürdüğü bu görevin ardından Mart 1560’ta Fülek sancakbeyi olmuştur. Mustafa Paşa’nın Fülek’ten sonraki görevi Klis sancakbeyliğidir.

Sultan Süleyman’ın Sigetvar seferi sırasında Arslan Paşa’nın yerine Budin beylerbeyi olarak atanmıştır. Mustafa Paşa, Sultan Selim devrinde vezirliğe yükselmiştir. On üç yıl kadar kaldığı Budin’de sayısız hizmeti geçmiştir. Peçevî’nin cömert, eli açık ve iyiliksever olarak tanımladığı Mustafa Paşa, Budin’de cami, medrese, han ve imaretler yaptırmıştır. Budin’de dış sur, baruthane ve kaleye bazı kuleler ekletmiş, Sigetvar ve İstolni Belgrad kalelerine de büyük burçlar yaptırmıştır. Yetimlere ve bekârlara durumlarına göre çeyiz vererek evlendirmiş ve geçimleri için dirlik tahsis etmiştir.

İstanbul’daki iktidar çekişmelerinin sonucu olarak 1579 yılında Budin saray ve barut mahzenlerine yıldırım düşmesi bahane edilerek suçlu bulunmuş ve gizlice gönderilen mirahur-ı kebir Ferhad Ağa tarafından katledilmiştir. Hasan Beyzade, Mustafa Paşa’nın serhadlerde sevildiğini ve halk arasında hayır sahibi olarak yâd edildiğini belirtmiştir.

 

 

 

FERHAD PAŞA

 

Sokollu Mehmed Paşa’nın amcasının oğlu ve tarihçi Peçevî İbrahim Efendi’nin dayısı olan Ferhad Paşa’nın ulufecibaşılık’la başlayan kariyeri 1566 yılında Klis sancakbeyi olarak devam etti. Sancak beyliğinde iken Kıbrıs’ın fethinin ardından harekete geçen Ferhad Paşa Dalmaçya taraflarında Venedik’e tabi birçok kaleyi fethederek sancağın sınırlarını genişletti.

1573 yılında Bosna sancak beyliğine atanan Ferhad Paşa burada da pek çok fütuhatta bulundu, Senjli Uskoklara yönelik saldırılarından birinde Hırvat generalini oğluyla birlikte ele geçirerek Sultan III. Murad’a gönderdi. Sultan, esirleri otuz bin altın karşılığında serbest bıraktı, bu altınlar ile Banyaluka’da Ferhad Paşa adına cami yapıldı.

1580 yılında eyalete dönüştürülen Bosna’nın, Paşa ünvanıyla ilk beylerbeyi oldu. Kısa süreli Kefe sancakbeyliği haricinde 1588 yılına kadar Bosna Beylerbeyi olan Ferhad Paşa Haziran ayında azledildiyse de birkaç ay sonra Budin beylerbeyliğine tayin edildi. Ferhad Paşa, 1590 yılının Eylül ayında Budin beylerbeyi olarak görev yaptığı sırada isyancı askerler tarafından şehid edildi.

Peçevî’ye göre Ferhad Paşa’nın edep, terbiye, ağırbaşlılık ve alçak gönüllülüğü din adamlarından dahi yüksektir.  

Bosnalılar’ın  “Gazi Hüsrev Bey Saraybosna için ne ise Ferhad Bey de Banaluka için odur” dedikleri Ferhad Paşa,  Slovakya Bratislava Üniversitesinde bulunan 21-30 Ocak 1587 tarihli vakfiyesine göre (Vakfiyenin bir sureti Saraybosna Gazi Hüsrev Bey kütüphanesindir) Kendi adına yaptırdığı cami,(yakınında 200 dükkan) mektep, hamam, çeşme, saat kulesi, türbe, kervansaray, mahzen, 200 dükkân olan çarşı, Çırkvena suyu üzerindeki köprü, Vırbas suyu üzerindeki ahşap köprü, suyolu, su havuzu, su kemeri ve Çırkvena’dan Tophane’ye kadar uzanan beş arşın genişliğindeki kaldırımlı bir yol yaptırarak vakfetmişti. (Caminin kitabesinde Ferhad Bey’in hayratını gazâ malıyla yaptırdığı yazılıdır. )

Yine aynı kasabada halkın temizliği için bir hamam ve cami önünde bir kervansaray bulunuyordu. Kostaniçe kasabasında başka bir hamam, Virbas nehri üzerinde üç değirmen ve Tin çiftliğinde bir değirmen Ferhad Paşa vakfına dahildi. Değirmenlerin, kervansarayın ve hamamların gelirleri vakıf çalışanlarına ve levazıma vakfedilmişti.

Journal of International Eastern European Studies/Uluslararası Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Vol./Yıl. 4, No/Sayı. 2 Sokollu Ferhad Paşa Evkâfı Musa Sezer Dr. Öğr. Üyesi, Erzurum Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü  27/10/2022

 

 

 

DERVİŞ PAŞA

 

Tarihçi Peçevî’nin dayısıdır. Sokollu Mehmed Paşa’nın amcazadesi ve Budin’de şehit düşen Ferhad Paşa’nın biraderidir. Son derece cesur ve binicilikte ustaydı. Peçevî’nin ifadesine göre, zamanın Şam ve Halep binicileri Derviş Paşa’dan ders almış olmakla övünürlerdi. Oldukça cömert bir insan olan Paşa için “el arkası yerde” denmekteydi. Sokollu ailesinde cömertlik Budin beylerbeyi Mustafa Paşa ve Derviş Paşa’da son raddeye erişmiştir. Peçevî, bütün kullarına yıllık ödenekleri birkaç kez verdiğini belirtmektedir. Nusretname’ye göre 1579’daki şark seferinde Diyarbekir beylerbeyi olarak bulunmuştur.

 

 

 

SOKOLLU MEHMED PAŞAZADE HASAN PAŞA

 

Sokollu Mehmed Paşa’nın ilk eşinden olan oğlu Hasan Paşa’nın adı kroniklerde ilk kez Sultan Süleyman’ın Sigetvar seferinde geçmektedir. Arşiv kayıtlarına göre Hasan Paşa’nın tespit edilebilen ilk görevi 1571 yılında tayin edildiği Bosna sancakbeyliğidir. Bosna’da bir yıl kalan Hasan Paşa 1572 yılında Haleb, 1573 yılında ise Diyarbekir beylerbeyliğine tayin edilmiştir (Gökbilgin’e göre 1561 yılında Bosna’ya tayin edildiyse de bu bilginin doğruluğu tartışmalıdır.

 

 

 

SOKOLLU MEHMED PAŞAZADE KURD BEY

 

Kurd Bey hakkında kroniklerde detaylı bilgi bulunmamaktadır. Sigetvar seferine babası ve kardeşi Hasan Bey’le (daha sonra Paşa) birlikte katılmıştır. Kurd Bey hakkında kroniklerdeki bilgiler bununla sınırlı olmakla birlikte ölümünden sonra babasının oğlu adına kurduğu vakfın vakfiyesinde ismi Kasım olarak geçmektedir. Kurd Bey’in ölümüne dair kroniklerde bilgi yoktur. Mühimme kayıtlarına göre 1571 yılında hayatta bulunan Kurd Bey, Nisan 1574 tarihli vakfiyede merhum olarak anılmıştır.  Sokollu Mehmed Paşa Havsa’da ki menzil külliyesini oğlu Kurd Kasım Bey’in ruhu için yaptırmıştır.

 

 

 

SOKOLLU MEHMED PAŞAZADE İBRAHİM HAN

 

Sokollu Mehmed Paşa’nın İsmihan Sultan’dan olan ve 1565 yılında doğduğu tahmin edilen İbrahim Han, bir süre gizlendikten sonra II. Selim saltanatında ortaya çıkarılmış ve dedesi Sultan Selim tarafından kendisine “Han” unvanını kullanma izni verilmiştir. Bu nedenle İbrahim Han’ın soyundan gelenler İbrahim Hanzadeler olarak anılmıştır. İbrahim Han’ın soyundan gelenler, 1703’te Sultan II. Mustafa’nın tahttan indirilmesinin ardından Osmanlı hanedanına bir alternatif olarak gündeme gelmiştir.

 

 

 

LALA MEHMED PAŞA

 

Sokollu Mehmed Paşa’nın amcazadesidir. Bir kaynağa göre Budin beylerbeyi Mustafa Paşa’nın kardeşidir. Lala unvanına, sarayda görev yaparken şehzadelerin eğitiminde görev aldığı için sahip olduğu tahmin edilmektedir. Peçevî, Mehmed Paşa’nın hasta olduktan sonra tedavisiyle ilgilenen Portekizli hekim tarafından zehirlendiğini belirtmektedir.

Peçevî’ye göre Mehmed Paşa mütevazı, kibirden arınmış, yalandan ve böbürlenmeden uzak, iyi huylu bir kimsedir. Askeri vasıfları ise düşman karşısında sabırlı ve yiğit olmasıdır. Peçevî, Paşa’nın en göze batan özelliğinin cimrilik olarak söylendiğini, ancak Estergon’un fethinin ardından timar ve zeametler dışında Paşa’nın askerlere cebinden de para verdiği belirterek, bu konuda Mehmed Paşa’ya haksızlık yapıldığını kaydetmiştir.

 

 

 

KARA ALİ BEY

 

Lala Mehmed Paşa’nın akrabası olan ve hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Kara Ali Bey’in, Sokollu Ferhad Paşa’nın kardeşi olduğunu kaydetmiştir. İstolni Belgrad ve Estergon’da on beş yıla yakın valilik yapmıştır. Peçevi’nin aktardığına göre oldukça cesur bir asker olan Ali Bey, Peçuy kalesini savunmakla görevli mirliva rütbesinde bir askerken serdar Mehmed Paşa’dan izin alarak evine ailesini ziyaret etmeye gitmiştir. Bu sırada Avusturyalıların Budin’i kuşatması üzerine derhal hareket etmiş ve buradan da Estergon’u kuşatmış olan düşman üzerine varmıştır. Burada pek çok düşman askerini öldüren Ali Bey, kaleye girmeye muvaffak olmuştur. Peçevî de Kara Ali Bey’in yanındayken Estergon’da kuşatılmışlar, Ali Bey bu esnada bir tüfek mermisi ile vurularak şehit olmuştur.

 Journal of International Eastern European Studies/Uluslararası Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, Vol./Yıl. 4, No/Sayı. 2 Sokollu Ferhad Paşa Evkâfı Musa Sezer Dr. Öğr. Üyesi, Erzurum Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü  27/10/2022

Lala Mustafa Paşa’nın Kıbrıs Vakıfları: Kıbrıs’ta Vakıf, İmar ve İskân Doç. Dr. Mustafa ALKAN Gazi Üniversitesi / Ankara İstanbul 2017 Osmanlılar Döneminde Kıbrıs   

 

 

  Mediterranean Journal of Humanities mjh.akdeniz.edu.tr XI (2021) 321-354 Osmanlı Kroniklerinde Sokollu Mehmed Paşa ve Sokoloviç Ailesi Abdullah ZARARSIZ Arş. Gör., Akdeniz Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Antalya, Bu çalışma, 14-15 Ekim 2016’da Saraybosna/Bosna-Hersek’te düzenlenen “Mehmed-paša Sokolović (Sokollu Mehmed Pasha) and the Sokolović Family Throughout History” Uluslararası Sempozyumunda “Osmanlı Kroniklerinde Sokollu Mehmed Paşa ve Ailesi” başlığı ile sunulan sözlü bildirinin genişletilmiş şeklidir.  

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sokoloviç Sokollu Ailesi

Mustafa ESER Mustafa ESER