KÖPRÜLÜ
AİLESİ
Osmanlı tarihinde bazı
aileler devlet teşkilatında uzun süre etkili görevlerde etkili
bulunmuşlardır.(Çandarlı vezir ailesi, Timurtaşpaşazadeler) Osmanlı dönemininde
uzunca bir süre devletteki stratejik görevler aileler üzerinden yürütüldü.
Fatih Sultan Mehmed ve sonrasında devşirme vezirlerin etkinliği artınca Türk
kökenli bürokrat aileler geleneği sekteye uğradı.
Bürokrat aile
geleneğinin sekteye uğramasının tek sebebi elbette ki devşirme vezirlerin
etkinliği değildir. Osmanlı bir hanedan devletiydi ve çok uzun bir süre taht
mücadeleleri ve isyanlarla uğraştı. Bu meyanda Çandarlı ailesinin bürokrasiden
uzaklaştırılmalarının tek sebebi devşirme vezirler değildi. Ailenin son Vezir-i
Azam’ı Çandarlı Hali Paşa insiyatif kullanarak Fatih Sultan Mehmed’i tahtan
uzaklaştırdı, II. Murad’ı tahta çıkardı. Hem de iki kere. Hatta ilk Yeniçeri
isyanının da azmettiricisi olduğu da rivayet edilir.
Oysa devşirmelerin devlet
idaresinde Türk kökenli vezirler kadar iddiaları vardı. Çok küçük yaşlarda
devşirilerek Enderun’da yetiştirilmeleri dolayısıyla ırk ve aile bağlarının
olmayacağı ve kul statüsünde olmaları yüzünden Sultan’a sadakatlerinin daha
fazla olacağı mutlaka göz önüne alınmıştır.
Devlette etkin
görevlerde bulunan ikinci vezir ailesi olan Köprülü ailesinin fertleri yaklaşık
100 yıl boyunca devlet teşkilatında etkin görevlerde bulunmuşlardır. Mehmet
Paşa beş sene bir ay on beş gün, oğlu Fâzıl Ahmet Paşa on beş sene Sadrazamlık
yaparlarken, Mehmet Paşanın evlatlığı ve damadı Merzifonlu Kara Mustafa
Paşa’nın sadrazamlığı dahil edilirse Köprülü ailesi kesintisiz yirmi yedi yıl
üç ay sadrazamlık görevinini elinde bulundurmuştur. Kara Mustafa Paşa’nın
idamını müteakip kesindinin ardından Mehmet Pşanın diğer damadı Abaza Siyâvuş
Paşa 1687-1688 yıllarında beş ay dokuz gün sadrazamlık yaptı. Köprülüzade Fâzıl
Mustafa Paşa sadrazamlık görevini bir yıl dokuz ay on iki gün yürütürken Mehmet
Paşa’nın yeğeni Amcazâde Hüseyin Paşa, 1697-1702 yılları arası dört sene on bir
ay on bir gün sadrazamlık yapmıştır.
1710 yılında Sadrazam
olan Köprülüzade Numan Paşa’nın sadrazamlığı iki ay iki gün sürmüş ve aileden
başka sadrazam çıkmamış ancak Fâzıl Mustafa Paşa’nın oğulları Esad Paşa
(ö.1726), Abdullah Paşa (ö.1735); Abdullah Paşa’nın oğlu Abdurrahman Paşa
(ö.1734) ve Numan Paşa’nın oğlu el-Hâc Hâfız Ahmet Paşa vezir olarak önemli
görevlerde bulunmuşlardır.
XVII. yüzyılın
ortalarından XVIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar Köprülü ailesine mensup
olanların yaklaşık yüz yıl boyunca yönetimde etkin oldukları görülmektedir.
Osmanlı tarihindeki ikinci büyük vezir ailesi Köprülü ailesidir. Köprülü
ailesinin fertleri-kesintili olarak- 62 yıl vezir ve Sadrazam olarak devletin
en üst düzeyinde görev yapmıştır. Devlet görevinde oldukları zaman diliminde
Osmanlı Devleti çalkantılı zamanlarını yaşıyordu. Bilhassa mali konulardaki
sert uygulamaları yüzünden çok düşmanı olan bir aileydi. Köprülü ailesi de
selefi pek çok Vezir/Vezir-i Azamlar gibi arkalarında muhteşem diyebileceğimi
hayrat ve vakıflar bıraktı. Köprülü ailesinden olan ama her hangi bir devlet
görevi lmayan Amca Hasan Ağa’nın vakıflarını da konuya ekledim.
Köprülü
ailesinin isim babası/kurucusu Mehmet Paşa’nın,
Arnavut kökenli bir devşirme olduğunda tarihçiler ittifak ederler. 1660
tarihli vakfiyesinde “Arnavud Belğıradı kazâsına tâbi benim vatan-ı aslîm
olan Rodnik (Roznik) nâm karye” doğduğunu ifade etmektedir. (Şemseddin Sâmi
şu şekilde vermektedir: “Köprülü, Arnavutluk’un Berat sancağına bağlı
Timuriçe kazası köylerinden birinde dünyaya gelmiştir.”)
Oğlu Fâzıl Ahmet Paşa
ise 1678 tarihli vakfiyesinde memleket olarak
“vilâyet-i Anadolıda vatan-ı aslîleri olan Köpri dimekle maʻrûf
kasaba-i Kedeğra” ifâdesini
kullanır. Balkanlar’da “Köprü” ve “Köprülü” adıyla iki belde
bulunmaktadır: “Köprü” Niş ile Belgrad arasında Mehmet Paşa’nın hayrat köprü
yaptırdığı bir kasabadır. İkinci “Köprü”
ise, Hâfız Ahmet Paşa’nın eserlerinin bulunduğu, bugün “Veles” adıyla
Makedonya sınırları içerisinde bir kasabadır.
Mehmet Paşanın sarayda
yükselmesine Arnavut Kasım Ağa, sadrazam Boşnak Hüsrev Paşa, Arnavut Tabanı
Yassı Mehmet Paşa ve Arnavut Kara Mustafa Paşa’nın etkileri olmuştur. Ö
zamanlarda Arnavutlar Osmanlı devletinin güvendiği sadık bir toplumdu.
Kendisi
de Arnavut olan Koçi Bey, Pâdişâh’a sunduğu raporda, Arnavutlar hakkında
şunları dile getirmektedir: “Biri on beş ‘kılıc’a denk gelecek kadar
cesurdur; en kötüsüne bile Pâdişâh iltifat edip ‘dirlik’ verse, savaşlarda
arslan kesilir.”
Vakıf türlerini incelerken Zürri (Aile
vakıfları) vakıfları görmüştük. Zürri vakıflar istatistiki olarak sayısı az
olan vakıflardır. Vakıflarını incelediğimiz zaman Köprülü ailesi vakıfları yarı
zürri vakıflar sınıfına girer. Vakıf hayratlarının çoğunluğu kamu hizmeti veren
vakıf iken Mehmet Paşa evlatlarına ücretli vakıf görevleri vererek ölümünden
sonra aile fertlerini de düşünmüştür. Bunu yaparken bile paşa vakıflardan aile
üyelerinin aldıkları ücrete, günlük belli bir sınırlama getirmişti. Bu meblağ
günlük altı yüz elli akçeyi geçmeyecekti.
Mehmet Paşa, vakfından birinci
dereceden aile üyelerine bir tahsisat yapmakla kalmamış; onların soyları devam
ettiği sürece bu vakıflardan maaş alabileceklerini belirtmiştir.
Köprülü Mehmet Paşa Vakfiyeleri: Köprülü Mehmet Paşa’nın dört
farklı tarihte tanzim edilen vakfiyesi bulunmaktadır.
1..Ekim 1654 Tarihli Vakfiye: Bu
vakfiye Köprülü Mehmet Paşa’nın Köprü (Vezir
köprü)’deki vakıflarına ait olup
bilinen ilk vakfiyesidir.
2. 4 Şubat 1658 Tarihli Vakfiye
Köprülü’nün Bozcaada’daki vakıflarına aittir.
3. 30 Mart 1660 Tarihli Vakfiye:
Köprülü Mehmet Paşa’nın Varat, Hekimhan ve İstanbul
dışındaki tüm vakıflarının hükümlerini ihtivâ eder.
4. 28 Temmuz-6 Ağustos 1661 Tarihli
Vakfiye: Yukarıda sözü edilen Köprülü Mehmet Paşa’nın tüm vakfiyelerinin
hükümlerini içerir.
5. Fâzıl Ahmet Paşa Vakfiyesi: 18 Nisan 1678 tarihli olan bu
vakfiye; Fâzıl Mustafa Paşa, ağabeyi Fâzıl Ahmet Paşa’nın vefatından sonra,
eksik kalan vakıflarını tamamlamış ve bu vakfiyeyi düzenlemiştir.
6. Ayşe Hanım Vakfiyeleri: Ayşe Hanım’ın dört farklı tarihte
düzenlenmiş vakfiyesi bulunmaktadır.
Vakfiyelerin tümünün konusu onun Köprü’de yaptırdığı vakıflarla ilgilidir.
7. 10
Mayıs 1671 Tarihli Vakfiye.
8. Tarihsiz Vakfiye: Sûretin sûreti
olan bu vakfiye 1671 tarihli vakfiyenin bir zeyli gibidir. Zîrâ bu vakfiyede,
1082/1671’e kısa bir ilâve yapılmıştır.
9. Ğurre-i Recep 1102/31 Mart 1691
Tarihli Vakfiye.
10. Nisan 1696 Tarihli Vakfiye.
11. Numan Paşa Vakfiyesi: 16
Aralık 1716 tarihli vakfiye, Numan Paşa’nın, dedesi Köprülü Mehmet Paşa’nın
vakıflarının gelirlerinden karşılanmak
üzere Kıbrıs’ta kurduğu vakıfları konu edinir.
12. Abdullah Paşa Vakfiyesi: 24 Mart 1721 tarihli vakfiye yirmi
dört varaktır.
13. el-Hâc Hâfız Ahmet Paşa
Vakfiyeleri: Hâfız
Ahmet Paşa’nın altı farklı tarihte tanzim edilmiş vakfiyesi bulunmaktadır. 21 Mayıs 1737 Tarihli Vakfiye, Hâfız
Ahmet Paşa’nın Kuzguncuk Vakıflarıyla ilgilidir. Ocak-Şubat 1745 Tarihli Vakfiye, Hâfız Ahmet Paşa’nın
Kandiye’deki vakıfları hakkında bilgi vermektedir. Ekim 1754 Tarihli Vakfiye, Hâfız Ahmet Paşa’nın Belgrad’daki
vakıflarını konu edinir. Temmuz-Ağustos
1758 Tarihli Vakfiye, Hâfız Ahmet Paşa’nın Kandiye’deki vakıfları hakkında
bilgi verir. Ekim 1758 Tarihli Vakfiye,
Hâfız Ahmet Paşa’nın İstanbul’da Köprülü Kütüphânesi’ne bağışladığı kitapların
isimlerini ihtivâ etmektedir. 16 Mart
1767 Tarihli Vakfiye, Hâfız Ahmet Paşa’nın Köprülü/Veles’de tesis ettiği vakıflar
anlatılmaktadır.
14. Mehmet Âsım Bey Vakfiyesi, 19 Ramazan 1228/15 Eylül 1813
tarihli olup on sekiz varaktır.
Köprülü ailesinin
Türkiye’de-İstanbul, İzmir, Bilecik, Çanakkale, Karabük, Amasya, Samsun, Tokat,
Malatya ve Diyarbakır- şehirlerinde vakıfları bulunmaktadır. Ailenin Türkiye
dışında da- Romanya, Makedonya, Yunanistan, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna ve
Suriye- vakıfları bulunmaktadır. Bunların dışında Arnavutluk, Cisri suğur ve
İdlib te de hayratları vardır.
(KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA(ö.1661)
Köprülü
ailesi Osmanlı devletinin sıkıntılı zamanlarında sadaret görevinde bulundu. Köprülü’nün sadrazamlığında önce
1655 senesine kadar, Osmanlı ordusu zayıflamış; içte süren karışıklıklar,
devlete güç kaybettirmişti. Dönemindeki hâdiseleri yorumlayan Mehmet Halîfe,
mazlumların âhını işiten Allah’ın, Köprülü gibi merhametsiz birini ve onun
keskin kılıcını, bu zâlimlerin vücutlarını yeryüzünden kaldırması için
gönderdiğinden bahseder. Bu arada Köprülü’nün, I. Mustafa (1617-1623), Genç
Osman (1618–1622), IV. Murat (1623–1640), İbrahim (1640–1648) ve IV. Mehmet
(1648-1687) zamanlarında yaşanan felaketleri görerek oldukça tecrübe kazanmış
olduğuna dikkat çeker.
Mehmet Halîfe,
Köprülü’nün sert tedbirleri sayesinde, Osmanlı topraklarında eşkıyânın her
birinin“arslan iken kedi, yılan iken karınca” olduğunu belirtir. Öte
yandan Köprülü devlet otoritesini tesis ederken, uygulamaya koyduğu idamlara ve verdiği
cezalara gelen tepkileri hafifletmek adına, kararlarına dînî bir destek bulma gereği de
duyuyordu. Bunun içinde kendi
görüşlerine destek verecek kişileri şeyhülislâmlık makamına getiriyordu.
Bu
çerçevede Köprülü, Seydî Ahmet Paşa’yı idam ettirme gerekçesini Yeniçeriler
nezdinde büyük etkisi olan Hacı Bektaş postnişîni Kara Hasanzâde Koca Hüseyin
Ağa’ya açıklarken, Seydî Ahmet Paşa’yı vezir yapmak isteyenlerin dertlerinin
din ve devlet olmadığının kesin olduğunu ifâde ederek, kendi merâmını, Benim
maksadum dîn ü devlet hizmeti uğrunda bu âhir ömrümde bezl-i can itmektür” ifâdeleriyle
ortaya koyuyordu.
İsmail Hâmi Danişmend’e
göre, Köprülü, Kuyucu Murat Paşa’dan (1606- 1611) sonra, Anadolu Türklüğünü en
fazla ezen kişidir. Köprülü’nün İsmail Paşa gibi bir zâlimi, Anadolu insanının
başına belâ ederek, bir sene boyunca Türkleri kırdırması, millî tarihin hiçbir
zaman affedemeyeceği bir olaydır. Danişmend’e göre Köprülü, kendisine rakip
olabileceklerin ötesinde, oğlunun karşısına çıkabilecek, onun yerine
geçebilecek tüm devlet ve siyaset adamlarını da idam ettirmişti. Hele
düşmanlarının bile hayranlık duyduğu Girit serdârı Deli Hüseyin Paşa’yı idâm
ettirmesi, fecî bir hâdisedir. Diğer taraftan, mazlûmların mallarını müsâdere
etmek sûretiyle de sadâretinde büyük bir servet edinmiştir.
Danişmend, eserinde, “kelle
uçurmaktan ve ocak söndürmekten başka bir siyaset bilmeyen câhil Köprülü’nün
Bozcaada ve Yanova muzaffariyetinin şans eseri” olduğunu vurgularken, otuz
altı bin kişiyi katletmesi nedeniyle de onu “lekeli” ve “hûnhâr” olarak
vasıflandırmaktadır. Diğer taraftan, Enderûn’da yetişmiş ve en yüksek makama
kadar yükselmiş birinin okuma yazma bilmemesi mümkün değildir. Enderûn’da
yetenekli gençlere Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri verilmekteydi.
Özetle, Köprülü Mehmet
Paşa, beş sene bir ay on beş gün süren sadâreti süresince, ne kadar eşkıyâ varsa bunları, makamına ve gücüne bakmadan ortadan kaldırmış; Anadolu’yu Celâlîler’den temizlemiştir. Ne var ki, bunu yaparken
yukarı da söz edildiği üzere Gazi Hüseyin Paşa ve Seydî Ahmet Paşa gibi iki büyük komutanı
öldürtmesi, kendisini takdir edenlerin bile üzüntü duymalarına neden olmuştur.
Mehmed
Paşa aslında sadrazamlık husûsunda çok istekli değildi. Sadrazam olmasını sadece halk garipsememiş; yakınları da bu duruma
şaşırmışlardır. Köprülü’de makam hırsının olmadığını
gösteren bir başka olay da şöyledir:
(Silâhdâr Siyâvuş Mustafa
Paşa, Şam vâlisi iken Girit’e göndermesi gereken askerleri göndermemiş; bunun
üzerine görevden alınarak Maraş’a atanmış; yerine Murtaza Paşa gönderilmişti.
Ancak Mustafa Paşa atamayı kabul etmeyerek halkı örgütlemiş, Şam’da kalmak
istemiştir. Bu nedenle suçlu bulunan Mustafa Paşa’nın affedilmesi için, sarayda
girişimler başlayınca, Köprülü, Pâdişâh’a “Benim umûrumu gayriler ifsâd edince iş bitmez” deyip sadâretten istifa etmek
istemiştir.
Köprülü, devletin
çıkarları söz konusu olduğunda yabancı elçilere dahi şiddetle davranmaktan geri
durmamıştır. Köprülü Mehmet Paşa, aldığı
tedbir ve uyguladığı şiddet politikasıyla Osmanlı Devleti’ne yeni bir güç kazandırmayı
başarmış ve böylece gerilemeyi durdurmuştu denilebilir. Onun zamanında
sınırlarda âsâyiş sağlandığı gibi, ekonomi de düzelmişti. Tarhuncu Ahmet
Paşa’nın (1652-1653), mâliyeye çekidüzen verdiği dönemde, gelirler 14.503,
giderler 16.400, açık 1.900 keseden ibâretti. Buna karşın Köprülü zamanında,
gelirler 14.531, giderler 14.840, açık da 300 keseden biraz fazlaydı.
Köprülü, hazinedeki
sıkıntı nedeniyle, maaşların hepsini teftiş ettiriyor; hem vakıflardan hem de başka yerlerden ücret alanların maaşlarından birini
kestiriyor, bunun büyük bir kısmını hazineye gelir olarak kaydettikten sonra iki-üç akçelik
kısmını da bir başkasına tahsîs ediyordu. Özellikle Naîmâ onu devleti içinde
bulunduğu zor durumdan çıkaran, refah ve huzuru sağlayan büyük bir devlet adamı
olarak görür.
Köprülü
Mehmed Paşa hayır eserlerinin çokluğu ile dikkati çekmektedir. Bozcaada
Venedikliler’den kurtarıldıktan sonra tahribata uğramış olan Mıhçı Camii ve
Muallimhânesi Köprülü tarafından yeniden inşa edilmiştir. Ayrıca adada mescid
ve mektep de yaptıran Köprülü bunlar için hamam, dükkânlar, yel değirmenleri ve
han vakfetmiştir. Bunlardan başka Yanova’da, Rudnik’te, Turhal’da,
Vezirköprü’de, Lefke’de, Şam eyaletİ-Cisrişugūr’da, Gümüşhacıköy’de, Bolu
sancağı-Taraklı kasabasında, Erdel- Arad kasabasında hanlar, camiler, mescidler,
mektepler, çeşmeler gibi hayır eserleriyle, Macaristan’da Körös nehri üzerinde
değirmen yaptırmıştır. Bunlara gelir sağlamak üzere Limni, Yanova, Köprü,
Osmancık, Merzifon, Akhisar, Bilecik ve başka yerlerdeki mülk köylerinin bütün
resimleriyle hâsılatını vakfetmiştir. Vezirköprü’de su yolu, Hendek ile Sapanca
arasında uzun bir köprü ile Hakim Hanı ve Antalya’da vakıfları da
bulunmaktadır. Zevcesi Ayşe Hanım adına Vezirköprü’de bir de çeşme inşa
ettirmiştir. İstanbul’da inşasını başlattığı külliyenin bazı bölümleri daha
sonra oğlu Fazıl Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.(DİA)
Belgelerden
anlaşıldığına göre Köprülü tek eşlidir. Eşi Ayşe Hanım’dan üç oğlu ve üç kızı dünyaya gelmiştir. Bunlar Fâzıl Ahmet, Fâzıl Mustafa, Ali,
Fatıma, Hatice ve Saliha’dır. Ayrıca Köprülü’nün kendi vakfiyelerinde bahsetmediği; ancak yeğeni Amcazâde Hüseyin Paşa’nın vakfiyesinde ismi geçen Emine adlı bir kızı daha vardır.
Köprülü Mehmet Paşa,
kendisinin yetişmiş olduğu Enderûn’un bir parçası olan “Küçük Oda” ve “Büyük Oda”
zümresine, vefanın bir gereği olarak, İdlibü’s-Süğra Köyü’nde kendi vakfı
sabunhânelerden gelen mahsulden her sene Şaban ayında bin iki yüz vukiyye
(1.200) göndermektedir. Sabunların taşınma masrafları dahi Köprülü’nün vakıf
bütçesinden karşılanmıştır.
Su yolları
Köprülü Mehmet Paşa, elimizdeki
mevcut haritaya göre sur dışından başlayarak Edirnekapı’dan kendi medresesine kadar ulaşan suyolları
yaptırmıştır. İstanbul’un önemli su kaynaklarından biri olan bu yollar, vakfın bütçesinden ve sudan yararlanan kişilerin katkılarıyla gerektikçe tamîr edilmiştir. 2 Ocak
1860 tarihli belgeye göre, bu yolların tamîri için gerekliolan meblağ, sudan
faydalanan kişilere taksim edilmiştir. 29 Mayıs 1872 tarihli bir başka belgeye
göre, suyollarının kırk bin kuruş (40.000) masrafla tamîr edileceği anlaşılmış; bunun altı bini (6.000) sudan istifâde
eden konak ve hamam sahipleri tarafından karşılanmış; kalan otuz dört binlik (34.000)
kısmı evkâf hazinesince temin edilmiştir.
Vezirhan
Evliya
Çelebi, Tavuk Pazarı yakınında olan bu hanın (Vezirhan), altlı üstlü iki yüz yirmi odalı, yeni ve sağlam olduğundan bahsederken,601 XVII. yüzyıl İstanbul’u hakkında bilgi veren İncicyan, şehrin büyük hanları içinde
Vezirhan’ı da zikrederek burayı Köprülü Mehmet Paşa’nın yaptırdığını ve içinde büyük bir
sarnıç olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, hanın avlusuna sonradan bir mescid
yaptırılmıştır. Mehmet Paşa, hanın arsasını yukarıda zikredildiği üzere parasıyla satın
almıştır.
Handaki mahzen sayısı yüz sekizdir.
Vakfiyesinde bunu açıkça ifâde etmektedir. şartıyla yüz elli bin akçeye (150.000) Köprülü Mehmet Paşa’ya satmıştır. Arsayı keşif için giden kişi mimârbaşı Mustafa Ağa’dır; dolayısıyla hanın mimârının da kendisi olması muhtemeldir. Binanın inşâ tarihi, tamîr kitâbesinde 1659-1660 yılını göstermektedir ki bu doğru değildir. Zîrâ arsanın satışının
gerçekleştiği tarih, 2 Mart 1661’dir.
14 Ağustos 1850 tarihli gedik ve
mutasarrıf defterine baktığımızda handa yüz on altı oda, on üç dükkân görünmektedir. Han’ın giriş kapısındaki kitâbede şu ifâdeler
yer almaktadır: “1070 tarihindesadr-ı esbak merhûm Köprili Mehemmed Paşa
ihyâ-gerdesi olan bu binâ-yı cesîm 1312 senesinde zelzeleden harâbe olmış iken
1320 tarihinde odabaşı Mustafa Efendi maʻrifetiyle tecdîden taʻmîr idilmüşdür”.
Oktay
Aslanapa, Osmanlı Devri Mimârisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1986, A.
Vefa Çobanoğlu, “Vezir Hanı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.
VII, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfının Ortak Yayınları, İstanbul, 1994.
Dâru’l-Kurrâ
(Câmi)
Dâru’l-Kurrâ, Kur’ân öğretilen ve hâfız yetiştirilen medreselerin kırâat
talimi yapılan bölümlerinin genel adıdır. Bunların bazıları “Kur’ân Kursu”na
dönüşerek, varlıklarını devam ettirmişlerdir. Buralarda, Kur’ân
öğretiminin yanında “mescid” hüviyetiyle beş vakit namaz da kılınmaktaydı.
Nitekim Köprülü vakıflarının mütevellîsi Mehmet Âsım Bey’in XIX. yüzyıl başlarında buraya bir minber koymasıyla, Mescid (Dâru’l-Kurrâ) câmiye
çevrilmiştir.
Cemaatin
yoğunluğu nedeniyle, Dâru’l-Kurrâ’nın içine sonradan üç katlı ahşaptan bir
mahfil yapılmıştır. Mihrâp mermerdendir. Türkçe kitâbede binanın yapılış tarihi
1659 yılını göstermektedir ki bu yanlıştır. Zîrâ söz konusu eser, bu tarihte
tamamlanmış olsaydı, Köprülü’nün 1660 tarihli vakfiyesinde yer alırdı.
Dâru’l-Hadîs
Hadîs
tahsîli için kurulan medreselere “Dâru’l-Hadîs” denilmektedir. Osmanlı döneminde bu kurumlarda hadîs ilminin yanında, tefsir gibi diğer İslâmî ilimler
de okutulmuştur. Vakfiyesine göre on odalı inşâ edilmiştir. Yatılı eğitim yapılan
okulda öğrenciler, odalarda kalmaktadırlar. Daha sonra “medrese” olarak
isimlendirilen bu müessese, zamanla birçok defa tamîrât geçirerek günümüze
kadar gelebilmiştir. 1914 yılında hâlen öğretime devam edilen Medrese’nin üçü
hariçten yirmi dokuz talebesi vardı.
Çeşme ve Sebil
Dâru’l-Kurrâ’nın (Câmi) Peykhâne
Sokağı’na bakan yüzündeki çeşme, klâsik tarzda mermerden yapılmıştır. Sivri kemerinin üstünde 1661 tarihli kitâbesinde
“Sâhibü’l-hayrât sadr-ı esbak merhum Köprili Mehmed Paşa” ibâresi
yazılıdır. Mehmet Paşa Külliyesi’nin bir parçası olarak inşâ edilen Sebîl,
Çemberlitaş Hamamı’nın karşısında Türbe’nin önünde ve sokak ortasındaydı.
Türbe
Bugünkü
Türbe’yi Köprülü Mehmet Paşa yaptırmamıştır. Zîrâ 1661 tarihli vakfiyede, Türbe
için tayin edilen görevliler ve ihtiyaçlar için ayrılan tahsîsâttan, Türbe’nin
yapı biçimine bir parça da olsa ulaşabilmekteyiz. Köprülü’nün yaptırdığı türbe,
1755 İstanbul yangınında hasar görmüş bu sıralarda yenilenmiş olabilir. Ayvansarayî’nin yaptığı tespite
göre, Türbe’nin tarîhi mescid kapısında yazılıdır: 1631.
KÖPRÜLÜ FAZIL AHMED PAŞA (ö.1676)
1635-36 yılında Amasya’nın Köprü
(Vezirköprü) kasabasında doğdu. Köprülü Mehmed Paşa’nın oğludur. On altı
yaşından itibaren Ahmed Paşa, Kasım Paşa, Sahn-ı Semân ve Sultan Selim
medreselerinde “paşazade” unvanıyla müderrislik yaptı...Daha sonra Halep beylerbeyiliğine
tayin edilen Ahmed Paşa, henüz görevinin başına geçmeden merkeze çağrılarak
İstanbul kaymakamlığına getirildi. Ancak iki ay kadar sonra babasının
rahatsızlanması üzerine Edirne’ye gitti ve önce sadâret kaymakamı oldu,
babasının vefatı üzerine de vezîriâzamlığa tayin edildi. (1 Kasım 1661)
Babasından
iç meseleleri önemli ölçüde halledilmiş bir ülke devralan Ahmed Paşa, on beş
yıl süren sadrazamlığı döneminde daha ziyade dış meselelerle meşgul oldu. Bir
süre sonra İstanbul’a gelen Ahmed Paşa’nın sağlık durumu iyice ağırlaştı; hatta
divan toplantılarına başkanlık edemez hale geldi. İstanbul’dan Silivri’ye kadar
deniz yoluyla, oradan de kara yoluyla Edirne’ye giderken Çorlu-Karıştıran
arasındaki Karasinit köyü civarında bulunan Karabiber Çiftliği’nde 3 Kasım 1676
gecesi vefat etti.
Dönemin
şairleri tarafından zafer ve fetihleriyle ölümüne tarihler düşürülen Ahmed
Paşa’nın 1000 kese akçesi İç Hazine’ye alınmıştır.
Aralıksız
on beş yıldan fazla sadâret makamında kalan Köprülüzâde Ahmed Paşa bu sürenin
yaklaşık dokuz yılını cephelerde geçirmiş ve genellikle başarılı olmuştur.
Yerli ve yabancı tarihçiler tarafından itidalli, müsamahakâr, sabırlı, azimli,
ileri görüşlü; ilmin ve alimlerin, sanatın ve sanatçıların hamisi; babasının
aksine yumuşak kalpli, dindar, adil, rüşvet düşmanı, zeki, cömert, istişareye
önem veren ve en yaygın olarak da kendisine lakap olarak verilen “fâzıl” bir
kişi olarak anılır. Özellikle fıkıh ve felsefe alanında derin bilgisi olduğu da
belirtilir. İcâzetli bir hattat olduğundan da söz edilen Ahmed Paşa babasının
vasiyeti üzerine Anadolu’daki vakıflar, Rumeli’de yarım kalmış içtimaî ve dini
müesseselerle İstanbul Çemberlitaş’taki tesisleri tamamlamıştır. İpşir Mustafa
Paşa ve hanımı Ayşe Sultan’dan intikal eden Çemberlitaş’taki konağının yanında
yaptırdığı kütüphanesine değerli kitaplar vakfetmiştir. Uyvar’da, Kandiye’de ve
Kamaniçe’de camileri ve vakıfları, İzmir’de inşası sonradan tamamlanmış bir
hanı vardır. Kandiye’deki camisinde de bir kütüphane tesis eden Ahmed
Paşa’nın her seferi için müstakil eserler yazılmıştır. DİA)
MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA (ö.1683)
(Kara
Mustafa Paşa Köprülü ailesinin bir ferdi değildir. Ancak Köprülü Mehmed
Paşa’nın himayesinde yetiştiği ve aynı geleneği temsil ettiğini düşündüğüm için
buraya aldım.)
1634-35 yılında Merzifon’un Marınca
(bugünkü Karamustafapaşa) köyünde doğdu. Babası Oruç Bey adında bir timarlı
sipahidir. Babasının şehid düşmesi üzerine dört yaşında yetim kalınca o sırada
Amasya sancak beyi bulunan ve babasının dostlarından olan Köprülü Mehmed Bey’in
(Paşa) himayesinde onun oğullarıyla birlikte iyi bir medrese tahsili alarak
yetişti. Fâzıl Ahmed Paşa’nın hastalığı süresince ona vekalet etti. Ölümü
üzerine de 5 Kasım 1676’da sadrazam oldu.
Kara
Mustafa Paşa’nın sadrazamlığı döneminin asıl önemli hadisesi Osmanlı Devleti
tarihi için bir dönüm noktası olan Viyana Kuşatmasıdır. 25 Aralık 1683
tarihinde idam edilen Mustafa Paşa’nın vücudu Belgrad’da bulunan sarayın
karşısındaki caminin avlusuna, bir başka rivayete göre ise sur haricine
defnedilmiş ve başı yahut yüzülen kafa derisi Edirne’ye getirilmiş, bir süre
sonra da buradaki Saruca Paşa Camii haziresine gömülmüştür. Yerli ve yabancı
araştırmacı ve yazarların hakkında çok sayıda çalışma yaptığı, roman, piyes ve
operaya konu olan Mustafa Paşa çağdaş gözlemciler tarafından bedenen güçlü,
kaba görünümlü, soğuk kanlı ve mağrur görünüşlü biri olarak nitelenir. Batı’da
“Kara”, Türkiye’de “Merzifonlu”, öldürülmesinden sonra ise “Maktul”
sıfatlarıyla anılan Mustafa Paşa çeşitli kaynaklarda zeki, vakur, cesur,
yetenekli bir asker, iyi ahlâklı fakat çok mağrur, inatçı, ikbal ve şöhrete
düşkün biri olarak nakledilir. Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir ve Halep’te
vakıflar kuran Kara Mustafa Paşa hakkında himayesinde bulunan Abdülbâki Arif
Efendi tarafından yazılmış kasideler vardır.
İstanbul
Çarşıkapı’da Divanyolu caddesi üzerinde inşasın başlattığı medrese, mescid,
kütüphane, türbe ve sebilden oluşan külliyesi oğlu Ali Paşa tarafından
tamamlanmıştır. Ayrıca yine İstanbul Hocapaşa’da bir mescidi ve hanı, Galata’da
(Karaköy) camisi, Kazlıçeşme civarında mescidi ve çeşmesi, Süleymaniye’de
çeşmesi, Topkapı surları dışında köşkü ve bahçesi; Eyüp sahilinde yalısı ve
bahçesi, Boğaziçi Kuruçeşme’de sayfiyesi vardır. İstanbul dışında memleketi
Merzifon’da cami, kütüphane, sıbyan mektebi, han, hamam ve bedesten; Cidde’de
han, hamam, cami; Kayseri İncesu’da cami, medrese, kütüphane, hamam ve
kervansaray, Edirne’de saray ve çeşmeler yaptırmıştır.
Katlinden
sonra 2500 kese nakit parası ile 2000 keselik mücevheratı müsadere edilmiş,
ayrıca Belgrad’daki 491 kese tutan serveti asker maaşı ve sefer giderleri olmak
üzere yeni serdar Bekrî Mustafa Paşa’ya verilmiştir. (DİA)
KÖPRÜLÜ
FAZIL MUSTAFA PAŞA ö.1691)
1637 yılında Amasya’nın Köprü
(Vezirköprü) kazasında doğdu. Köprülü Mehmed Paşa’nın oğludur. Dört yaşında
iken babasıyla birlikte İstanbul’a gitti. Ağabeyi Fâzıl Ahmed Paşa gibi medrese
eğitimi gördü ve özel hocalardan ders aldı.
Merzifonlu
Kara Mustafa Paşa’nın katlinden sonra merkeze çağrılarak Kubbealtı’nda üçüncü
vezirliğe getirildi.(Mayıs 1683) Çok geçmeden de yeni vezîriâzam Kara İbrâhim
Paşa’nın Köprülü ailesine karşı kininin, padişahın da Köprülüler’e
kırgınlığının etkisiyle emekliye ayrıldı. Fakat emekliliği uzun sürmedi. 1685
yılı sonlarında Sakız, birkaç ay sonra Çanakkale Boğazı muhafızlığına tayin
edildi. Eylül 1687’de kapıkulu askerlerinin isyanı üzerine İstanbul’a
çağrılarak ikinci vezirlikle rikâb-ı hümâyun kaymakamlığına getirildi ve
isyanın bastırılmasıyla görevlendirildi. İsyanın büyümesi üzerine IV. Mehmed’in
tahttan indirilip yerine II. Süleyman’ın getirilmesinde önemli rol oynadı.
Ancak, Köprülüler’e karşı öfkeli olan yeniçeriler tarafından cülus bahşişine
karşı olduğu ve zorbaları cezalandıracağı gibi gerekçelerle tehdit edilince
Şubat 1688’de Seddülbahir muhafızlığına getirilip İstanbul’dan uzaklaştırıldı.
Bu görevinde kısa bir
müddet kalan Mustafa Paşa, merkezde ortalığın yatışmasının ardından Mart
1688’de Hanya muhafızlığına tayin edildi. Birkaç ay sonra Kandiye, aynı yılın
sonlarında ikinci defa Sakız muhafızı oldu. Bu sırada Avrupa cephesinde Osmanlı
kuvvetlerinin mağlubiyetleri, Avusturya ordusunun Balkanlar’a kadar inip
Üsküp’e ulaşması, Mora, Arnavutluk ve Sırbistan isyanlarıyla baş edilememesi
üzerine başlayan yeni bir sadrazam arayışı, Şeyhülislâm Debbağzâde Mehmed
Efendi’nin de tavsiyesiyle Köprülüzâde Mustafa Paşa’ya sadâret yolunu açtı. (25
Ekim 1689) 8 Kasım 1689’da Edirne’ye gelerek mührü alan Mustafa Paşa öncelikle
iç meseleleri ele aldı.
19 Ağustos 1691’de
ikindi vakti başlayan savaşta merkeze hücum eden Avusturya kuvvetlerine karşı
askeri cesaretlendirmek için öne çıkan Mustafa Paşa bir kurşun isabetiyle şehid
düştü, bütün aramalara rağmen Mustafa Paşa’nın naaşı bulunamadı.
Kaynaklara
göre az konuşan, açık sözlü, dürüst, samimi, basiretli, cesur ve dindar bir
kişi olan Mustafa Paşa devletin ihtiyaç duyduğu ıslahatın gerekliliğine
inanmış, bu alanda önemli girişimlerde bulunmuş bir devlet adamı özelliği
taşır.
İki yılı bile
doldurmayan (1 yıl 10 ay) veziriazamlığı dönemine oldukça önemli icraatları
sığdırmış, kubbe vezirlerinin sayısını sınırlandırmak gibi merkezî sistemdeki
reformları yanında taşrada il idaresinde de yeni uygulamalara girişerek
kadılarla nâiblerin hükümlerini ve muhakemelerini kontrol edip suistimale engel
olmak, âyan ve halk arasında ahenk kurmak düşüncesiyle her beldede merkezdeki
Dîvân-ı Hümâyun’a benzer âyan meclisleri oluşturmuştur.
Köprülüzâde Mustafa
Paşa’nın bir başka özelliği ilmî faaliyetlerde bulunması, alimleri himaye
etmesiydi. Hatta hadis ve lugat dallarında “imâmü’l-hadîs” unvanıyla, devrinin
ulemasına İstanbul’da Vefa’daki kütüphanesinde ders verecek kadar ihtisas
sahibi olduğu kaynaklarda belirtilir. Bu özellikleri sebebiyle ağabeyi gibi
“Fâzıl” sıfatıyla anılan Mustafa Paşa icraatlarında babasının sert politikasını
izlememiş, dış politikadaki gelişmeleri yakından takip etmiştir. İstanbul’da Akbıyık
Camii meydanında bir zâviye yaptırdığı, ağabeyinin kurduğu kütüphanenin
vakfiyesini tamamlattığı bilinmektedir.
KÖPRÜLÜZADE NUMAN PAŞA ö.1719)
1675
yılı civarında İstanbul’da doğdu. Fâzıl Mustafa Paşa’nın oğludur. İyi bir
medrese eğitimi gördü, 1691’de babasının ölümünden sonra Köprülü evkafının
mütevellisi oldu. Dönemin sadrazamı Çorlulu Ali Paşa tarafından en tehlikeli
rakip görüldüğünden bir an evvel başşehirden uzaklaştırılmak istenirken 16
Haziran 1710 tarihinde onun yerine sadrazamlığa tayin edildi. 6 Şubat 1719
tarihinde humma hastalığından Girit’te vefat etti; amcası Fâzıl Ahmed Paşa’nın
Kandiye’deki camisinin avlusuna gömüldü. Büyük oğlu Hâfız Ahmed Paşa (ö. 1769)
çeşitli yerlerde valilik yapmış ve atalarının kurduğu kütüphaneyi, vakfettiği
değerli kitaplarla zenginleştirmiştir.
Görevleri
dolayısıyla devletçe kendisine verilmiş olan has gelirlerini almaz,
bütün masraflarını babasından kalan mülklerin gelirinden karşılardı.(DİA)
KÖPRÜLÜZADE EL-HAC HAFIZ AHMET PAŞA
(ö.1769)
Köprülü el-Hac Ahmet
Paşa, Köprülü Numan Paşa’nın oğludur. Dönemin ünlü hocalarının yanında iyi eğitim görmüş ve hatta hüsnü
hat alanında icazetname almıştır. 1730’da kapıcılar
kethüdası, 1731’de kubbe veziri,
1733’de Vidin muhafızı ve 1738’de de Rumeli valiliği ile Sofya’ya gönderilmiştir. 1740’da
Selanik valisi, 1744’te Kandiye, 1746’da ek olarak Girit, Yanya, 1748’de
Eğriboz, 1751’de Belgrad, 1752’de Bosna ve 1764’te Halep valiliklerinde bulunduktan sonra 1768 tarihinde Mısır
valisi olmuş ve bu görevi yürüttüğü
sırada 1769’da Mısır’da vefat etmiştir.
Akıllı, fazıl, olgun ve
cesur bir kişiliğe sahip olan el-Hac Ahmet Paşa, özellikle sülüs ve nesih yazıda icazet sahibi, alimleri himaye
eden bir kişi olmasının yanında
Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından
İstanbul’da oluşturulan kütüphaneye de birçok kitap bağışlayarak bununla ilgili bir de vakfiye tanzim
ettirdiği bilinmektedir. Köprülü aile tarihini de Ahmet Paşa yazdırmıştır.
Köprülüzade El-Hac Hafız Ahmet Paşa, ailenin
büyük çapta imar faaliyetlerinde bulunan
son üyesidir. Köprülü
Yazma Eserler Kütüphanesi’nde Hafız Ahmet Paşa’ya ait
beş adet vakfiye bulunmaktadır.
1744 tarihli
vakfiye, Paşanın Girit-Kandiye’de babası Numan Paşa’nın
mezarı üzerine inşa ettirmiş olduğu türbeyi ve türbede bulunan görevlileri,
1758 tarihli
vakfiye Kandiye’de Paşa tarafından tesis ettirilen sebilhane, mektep ve mektepte
oluşturulan kütüphaneyi,
1754 tarihli
vakfiye Fazıl Ahmet Paşa tarafından Belgrad’da yaptırılan Darü’l-kurra’nın
onarımı ve sonrasında vakıfta görev alacak kişileri
ve ücretlerini,
1757 tarihli vakfiye Paşa’nın İstanbul’da büyük amcası
Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış olan kütüphaneye vakfettiği kitapları ve kütüphane görevlilerinin ücretlerini,
1766 tarihli vakfiye
ise Köprülüzade el-Hac Hafız Ahmet Paşa’nın Rumeli
valiliği esnasında Paşa Sancağı’nda Köprülü ve Pirlepe Kazalarının ahalilerinin rahat etmeleri için Devetaşı
isimli derbent’te yaptırmış olduğu han
ile Köprülü Kasabası’nda inşa ettirmiş olduğu mescit ve mektebi havidir.
En
son vakfiye ise 1800 tarihli olup kızı Aliye Hanım tarafından Üsküdar Nakkaş
Paşa yalısıyla ilgi vakfiyedir. 1800 tarihli vakfiyeyle ilgili doktora
çalışması yapan Murat Sayın’ın tespitlerine göre Vakfiye kaydını yaptıran Aliye
Hanım’ın ismi ilk vakfiye de geçmemektedir. Vakfiyenin kaydının kabulü ile
Aliye Hanım aynı zamanda muris olarak tevliyet hakkını elde etmiş olmaktadır.
Bütün vakfiyelerde tevliyet bölümü mutlaka bulunur. Mütevelli vakıf idarecisi
olup yaptığı iş karşılığı ücret almaktadır. Vakıf sahipleri tevliyet genellikle
sağlıklarında kendi üzerlerinde vefatlarından sonra ise erkek veya koz
evlatları ve nesillerine bırakırlar. Vakıfın nesli kesilirse tevliyet hakkı ya
bir akrabaya veya mahkemenin karar vereceği bir kişiye intikal eder.
Köprülüzade
el-Hac Hafız Ahmet Paşa 21 Mayıs 1737 tarihinde kurduğu vakfın her hangi bir
yerde kaydı olmadığı için kızı Aliye Hamın tarafından 21 Şubat 1800 tarihinde
Anadolu Muhabesebine kaydı yaptırılmıştır.
Vakfiyeye
göre Köprülüzade el-Hac Hafız Ahmet Paşa Üsküdar-Kuzguncuk’ta sahibi olduğu
Nakkaş Paşa Yalısı olarak tanınan emlakini ve yakınlardaki bahçesini
vakfetmişti.
Muhtemelen
7 Temmuz 1872 yılındaki büyük yangında yanmış ve ortadan kalkmış olan Nakkaş
Paşa Yalısı’nda 21 oda, (7’si normal oda,
4’ü fevkani oda, 2’si kahve odası, 2’si kebir
(büyük) oda, 2’si sağir (küçük) oda, 1’i külhan odası, 1’i
Çinili-fıskiyeli oda, 1’i mabeyn odası, 1’i hazine odası) birisi büyük 2 köşk, 3
Divanhane, 4 Su kuyusu, 3 Su havuzu,10 kenif,1 yalı, 4 bahçe, 1 abdesthane, 2
Asma kameriye, 2 kayıkhane, 1 baklava fırını, 1 suffe, 1 kayık limanı ve 1
avlusu bulunmaktaydı.
Vakfiyeye göre
Köprülüzade el-Hac Hafız Ahmet Paşa mevkuf (gelir getirici vakıf mülkü)tan elde
edilecek gelirin bir kısmını Medine fukaralarına ve Paşa ile I. Mahmut’un
annesi Saliha Sultan tarafından 1732 yılında yaptırılan çeşme görevlisine vakfetmişti.
Hafız Ahmet Paşa masraflardan artan paranın ise mütevelliye verilmesini şart
koşmuştu.
ZfWT Vol. 8 No. 3 (2016)
“Zeitschrift
für die Welt der Türken / Journal of World of Turks (Türklerin
Dünyası Dergisi) “Almanya’da yayımlanan Türklük bilimi / Türkoloji
dergisi. KÖPRÜLÜZADE EL-HAC HAFIZ AHMET PAŞA’NIN H. 1150 / M. 1737 TARİHLİ VAKFİYESİ Murat SAYIN Doktora Öğrencisi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Tarih Ana Bilim Dalı - Kahramanmaraş
AMCAZADE
HÜSEYİN PAŞA (ö.1702)
Köprülü Mehmed Paşa’nın
küçük kardeşi Hasan Ağa’nın oğludur.
1696 Eylülünde Belgrad muhafızlığına getirildi. Avusturya’ya karşı
yapılacak askeri harekat dolayısıyla Belgrad’da toplanan meşveret meclisinde
ileri sürdüğü fikirler kabul görmedi; ancak Osmanlı ordusunun Zenta’da
yenilmesi ve Sadrazam Elmas Mehmed Paşa’nın şehid edilmesi üzerine,
görüşlerinin haklı ve isabetli olduğu anlaşılarak 13 Eylül 1697’de sadrazamlığa
getirilmesine karar verildi.
7 Eylül’de mühr-i hümayunu
padişahtan teslim alan Amcazade, derhal icraata başlayarak öncelikle barışın
sağlanmasına çalıştı. Ancak bu icraatları sırasında II. Mustafa’nın hocası
Şeyhülislâm Feyzullah Efendi ile araları açıldı ve onun baskılarına
dayanamayarak hastalığını ileri sürüp birkaç defa sadrazamlıktan affını rica
etti. Bazı yakınlarının azli ve katli hadiseleri rahatsızlığını arttırınca,
nihayet 4 Eylül 1702’de sadâret mührünü padişaha göndererek istifa eden ve
Kumburgaz’daki çiftliğine çekilen Hüseyin Paşa, on beş gün kadar süren
hastalıktan sonra 22 Eylül 1702’de burada öldü. Cenazesi İstanbul’a getirilerek
Saraçhane karşısında inşa ettirdiği külliye içindeki türbesine defnedildi.
Memleketin içinde bulunduğu durumdan
haberdar, tedbirli, ileri görüşlü, zamanına göre ıslahatçı bir devlet adamı
olan Amcazade Hüseyin Paşa, Mevlevî tarikatına mensuptu. Hayratı arasında bilhassa
Saraçhane’deki medrese, mescid, mektep, kütüphane ve sebili bulunan külliyesi
anılmaya değer. Ayrıca İstanbul ve Edirne’de çeşmeler, Medine’de Bâbüssagīr
yakınında bir sebil yaptırmış, devrinin ilim adamlarını korumuştur.
Amcazade Hüseyin Paşa’nın sadareti zamanında (1697- 1702)
dershane-mescid, kütüphane, sıbyan mektebi, on altı medrese hücresi ve sebilden
ibaret olarak 2580 m2’lik bir alana
inşa edilmiş ve kırk yıl kadar sonra bunlara bir de çeşme eklenmiştir. 1700
tarihli vakfiyesinden, külliyenin daha çok kıraat ve tecvid öğretimi yapmak
amacıyla kurulduğu anlaşılmaktadır. Külliye
halen Vakıflar Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi olarak kullanılmakta,
kütüphanesindeki kitaplar da Amcazade Hüseyin Paşa Kütüphanesi adı altında
Süleymaniye Kütüphanesi’nde muhafaza edilmektedir.
AMCA HASAN AĞA VAKFI (KÖPRÜLÜ
AİLESİ)
Bünyesinde
Kozluca Camii, Kara Hüseyin Köyü camii, medrese, mektep ve çeşme, akar olarak
dükkanlar, han, hamam, Varna’daki Debbağhane, Rusçuk ve Devne’deki değirmenlerin
vakfiyesine kayıtlı bulunduğu, kardeşi Hasan ağa tarafından kurulan Amca Hasan
Ağa vakfının ilginç bir özelliği vakfiyesinin XVIII yüzyıldan itibaren kayıp
olmasıdır. Vakfiyesi kayıp olan Amca Hasan Ağa vakfıyla alakalı bir çalışması
olan Murat YILDIZ muhakkak ki uzun ve yorucu bir çalışmanın ardından vakıf
hakkında bilgiler vermektedir.
Kaynaklarda hakkında yeterli bilgi
bulunmayan Amca Hasan
Ağa, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa’nın küçük kardeşi ve Veziriazam Amcazade
Hüseyin Paşa’nın babasıdır. Dönemlerine damgasını vuran sadrazamlardan birinin
kardeşi, birinin babası, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ve Köprülü Fazıl Mustafa
Paşa’nın amcasıdır ve muhtemelen Osmanlı taşra bürokrasisinde görevli bir
memurdur. Amca Hasan Ağa’nın, kaynaklarda hacı, sofu gibi unvanlarla anılmış ve
birçok hayır kurumu vakfetmiş olması, onun dindar birisi olduğuna işaret eder.
Şer’î
vakıflar da denilen hayri vakıflar, hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın
doğrudan doğruya hayri eser ve amaçlara tahsis edilmiştir. Amca Hasan Ağa Vakfı
amaç bakımından hayri bir vakıftır.(medrese, cami, mescit, mektep, imaret,
zaviye, kütüphane, misafirhane, köprü, hastane, çeşme, sebil, makber gibi
kendisinden aynıyla faydalanılan vakıf kurumlarından meydana gelirdi)
Murat Yıldız’ın
tespitlerine göre vakfın ayakta kalan ve günümüzde işlevini yerine getirmeye
devam eden tek kurumu Kozluca’daki bu camidir. Gerek okul, gerekse lojmanlar
1960’lı yıllara kadar amacına uygun olarak kullanılmıştır. Caminin doğu
tarafında çeşme ve hazire bulunur. Vakıf bünyesinde ücret karşılığı çalışan
sayısı sabit olmamakla beraber 16 ile 32 kişi arasında değişmiştir.
Amca Hasan Ağa Vakfı,
hem menkul(nakit)hem de gayri menkul vakıfdır. Hasan Ağa vakfına pek çok gayri
menkul satın alıp bağışladığı gibi, vakfettiği 1700 kuruşluk nakit paranın
nemasını da bağışlayarak vakfın zaman içinde gelirsiz kalmasını önlemeye
çalışmış ve bunda da muvaffak olmuştur.